Seiteninhalt
POLİTİKA GÜNLÜĞÜ
HİKMET ÇETİNKAYA
‘EVET’çilere Küçük Bir Uyarı
Kimi edebiyatçı, kimi şair, kimi şarkıcı, kimi oyuncu, kimi aydın, kimi dönek solcu...
Gazetelerde, televizyon ekranlarında durmadan konuşuyorlar:
“12 Eylül’de benim oyun EVET olacak!”
“Şairim” diye geçinenler, aydın kimliğiyle ortalıkta dolaşanlar, AKP yalakalığı yapıp 2010’da İstanbul’un Avrupa Kültür Başkenti olması nedeniyle proje hazırlayıp yüz binlerce lirayı cebe indirenler, koro halinde bağırıp çağırıyorlar:
“Demokrasi için, 12 Eylül faşizminin, Kenan Evren’in yargılanması için EVET oyu vereceğim...”
Acaba bu kişiler oturup anayasa değişikliği maddelerini okudular mı? O değişiklik getiren 25 maddede ne yazdığını biliyorlar mı?
Hele şu mangalda kül bırakmayan, kendilerini “en hızlı devrimci ve sosyalist” olarak gören dalavereciler, “şairim” diye ortalıkta dolaşanlar, yurtsever Fazıl Say’ı ekrana çıkarıp sıkıştırmaya çalışanlar “askeri vesayete” karşı çıkarlarken neden “sivil vesayete” karşı çıkmıyorlar, hiç düşündünüz mü?
Peki TÜSİAD’a, TOBB’ye ne demeli?
TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner’i NTV’de izlerken, AKP iktidarından ne denli korktuğuna tanık olunca hiç şaşırmadım!
Sanayiciler ve işadamları niçin susuyor? Başta TÜSİAD olmak üzere öteki demokratik kitle örgütleri iktidardan niçin korkuyor?
Kendi kişisel çıkarlarını düşünen, ülkenin geleceğini “Bana ne” diyerek elinin tersiyle iten bir kesim, niçin AKP iktidarının borazanlığını yapıyor?
***
Hülya Avşar ve Sezen Aksu’nun, Fazıl Say gibi kendisini ülkesine ve müziğe adamış bir sanatçıyı haklı eleştirilerinden dolayı yerden yere vurma hakkı var mı?
Dünyaca ünlü bir piyanisti aşağılayarak Emine Hanım’ın masasında oturup sağa sola hava atmak, ardından da “Ben Cumhuriyet kadınıyım” diyerek sağa sola göz kırpmak...
Hangi bilgiye, donanıma sahiptir Hülya Avşar ve Sezen Aksu?
Yukarıda mesleklerini, kimliklerini belirttiğim kişiler bizim Orhan Erinç’in son bir aydır yazdıklarını okusalardı, AKP iktidarının oynadığı oyunu kavrayabilirlerdi.
Onların sermaye-emek çelişkisiyle, 12 Eylül yönetiminin yaptığı işçi düşmanlığıyla uzaktan yakından ilgisi yok...
Orhan Erinç bir yazısında soruyordu:
“12 Eylül yaklaşımıyla her zaman suç işlemesi olası sayılan sendikacıların durumu, demokratik(!) bir yönetime geçildiğinde değişti mi?
Ne gezer!”
Sendika genel kurullarındaki seçimlerin ardından, yönetim, denetim ve disiplin organlarına seçilenlerin, kamu makamlarına kimlik bilgilerini, iş ve ev adreslerini vermelerinin yanı sıra, bunların bir gazetede yayımlanması da zorunludur.
Böyle bir demokrasi hangi Avrupa ülkesinde var?
Eğer biraz paraya kıyıp bir siyasi parti kurarsanız, seçmen listelerine ulaşabilir, yurttaşların kimlik numaralarını ve adreslerini öğrenip yasadışı yollardan onları dinler ve izlersiniz.
Ayrıca TBMM’de Adalet Alt Komisyonu’nda bekletilen, “Kişisel Verilerin Korunması Hakkında Yasa Tasarısı” bulunuyor.
Şimdi 12 Eylül’de halkoylamasında “Evet” diyeceklere soruyorum:
Anayasının 20. maddesinde öngörülen değişiklikle yukarıda saydığım hukuka aykırılıklar anayasaya aykırılıktan kurtarılmış olacak. Siyasal iktidarların benzer yeni yasalar çıkarabilmesinin de önü açılacak.
Bu mudur demokrasi ve özgürlükler?
Sorum “Evet”çilere!
***
Utanmadan sıkılmadan yalan söylüyorlar, Türkiye’de “askeri vesayete” karşı çıkıp “sivil vesayeti” alkışlayanlar.
Medyayı denetim altında tutmak için işadamları, sanayiciler, gazete patronları, siyasiler, bilim insanları, sanatçılar eğer muhalifse dinlenip izleniyor.
Hanefi Avcı bunları kitabında yazdı...
Ergenekon iddianameleri ortada...
Gizli kulak, İlhan Selçuk’un dışında hem şoförünü hem de devletin verdiği koruma polisini dinleyip izliyor.
EVET’çiler avukat Fikret İlkiz’in “Bizim Gazete”de yayımlanan yazılarını okusun. NTV Fikret İlkiz’i bir akşam yayına alsın, dincileri ve liboşları çıkaracağına. İlkiz, 20. maddede yapılan değişiklikle kişisel verilerin nasıl elde edileceğini açıklasın.
Kişisel veriler elden ele dolaşacak, insanların özel yaşamları saptanacak...
Demokratik bir hukuk devletinde böyle şeyler olmaz!
Acaba Hülya ve Sezen hanımlar bunları biliyor mu?
Ne gezer!
Orhan Pamuk biliyor mu?
Hayır!
***
Yargı bağımsızlığı aldatmacasıyla sivil dikta rejimine doğru hızla gidilirken medya susuyor...
Bakın Fikret İlkiz ne diyor:
“Anayasanın 20. maddesinde yapılmak istenen değişiklik, Kişisel Verileri Koruma Kurulu’nu anayasaya aykırılıktan kurtarır mı bilinmez, hukuka aykırılıktan korumayacağı ortada.”
Özel yaşamınız ortadan kalkacak, ev adresleriniz bilinecek...
Salt gazeteciler, sendikacılar için değil, tüm insanlarımız için geçerlidir bu.
Bence “EVET”çiler bir kez daha düşünüp öyle karar versinler!
hikmet.cetinkaya@cumhuriyet.com.tr Faks numaramız: 0212 343 72 69
<input name="GONDER" value="-- eHaberci --" class="formbuton" type="submit" /> |
|
-o-
EDREMİT ÇAMCI HACIASLANLAR ARASI HİZMET ADAYI BİR MEKAN
Ali AKSÜT
Anadolu gövdesinde bin bir güzelliği saklayan mayası eski bir toprak. Görülecek güzellikleri gördüğünü sanar iken bilinmeyen bin bir güzellik kapılarını açıyor, kendisine ulaşmayı dileyenlere...
Anadolu insanı bu güzellikler içerisinde kendisine yeni bir kimlik yakıştırıyor.
Bunlardan bir kesiti Tahtacılar. Konar - göçer yörük yaşantılı ormanların bekçisi, korucusu, emekçisi Tahtacılar.
Doğa ile iç içe yaşama alışkanlığından olsa gerek, yaşanabilecek en uygun yerleşim yerleri, yaylaklar ve yurt yerleri Tahtacılara ait.
İslahiye- Çanakkale çizgisi içerisinde yüzlere varan Tahtacı yerleşim yerinde bu doğal seçiciliği gözlemlemek mümkün.
Yoldaşım Secatipek Demir ile Edremit'te yapılacak bir panelde konuşmak üzere yola çıktık.
Bizi Ege denizine bakıp gülen pencereleri ile Edremit karşıladı.
Edremit ve çevresinde yerleşik Manav, Yörük- Türkmen- Tahtacı ve mübadele göçmenlerinin sayısız köyleri var.
İda, yeni adı Kaz dağlarına doğru Yenice yoluna girip 3 kilometre hafif bir yokuş çıkınca doğanın doğal kokusuna uyumlu Çamcı köyü ile karşılaşıyorsunuz. Çamcı köyü muhtarı İsmail Öztürmen ile uyumlu Çamcı köylüleri çağdaş, uygun, paylaşımcı doğasever bir duruş sergiliyorlar,çevre köylere örnek olmak istercesine.
Her köşesi bir veciz söz ile donatılmış Çamcı köyünden 4 kilometre daha kuzeyde yolun kenarında bir çeşme yüzlerce yıldır akıp duruyor. Çeşmenin adı "Cıngıllıpınar"
Yöre Tahtacıları özellikle çocukları nazardan korusun diye giysilerine t
akılan nazar boncuğuna Cıngıl dendiğini söylediler.Cıngıl, değişik kap kacağa eklenen kulplara da ad olmuş yörede.
Çamcı köyünden Hacıaslanlar köyüne doğru gidilince yol ikiye ayrılıyor. Sağa giden yol Yenice'ye gidiyor. Sola giden yol ise bir kilometre sonra Hacıaslanlar köyüne ulaşıyor.
Yol ayrımından hemen 100 metre sonra yaşlı çınarların dibinde bir konaklama yeri tüm doğallığıyla buraya ulaşabilenleri karşılıyor. Buraya Hakk'a gönül telimizi Haydar Haydar diye inleten gür sesimiz Ali Ekber Çiçek' de ulaşıp, Kazdağı'nın yeli, çam kokusunun gücü ile bir süre yaşama tutunmuş. Selman Tuzlu'ya ait bu doğal dinlenme durağında bir hayma Ali Ekber Çiçek'e ait.
Anadolu, Edremit, Kazdağı, Çamcı, Hacıaslanlar ve göz alabildiğine her şey güzel buralarda.
Yazımı rüzgarın uğultusu ile burnumu yakan çam kokusunun yarattığı bir coşku ortamında yazıyorum.
Selman önce Medine'ye sonra da yöreye gelip kendine ulaşanlara Selmanlık (rehberlik) ediyor.Doğal estetik kalıpları ile ağaç kökleri, ilginç taşlar, yöresel folklorik değerli az sayıda malzeme el aracı burayı ilerde bir etnoğrafik kuruluşa dönüştüreceğe benziyor.Tabii içtenlikle el veren omuz veren olur ise...
Çamcı köyü ile Hacıaslanlar köyü arasındaki çamlığın Cıngıllıpınarın sırtlarına amatörce bu özlem şekil veriyor. Medine ile Selman doğanın sunduğu taş ve ağaçlar ile üretilmiş eski zenginlikleri bir çatı altında müzeleştirmeye çalışmışlar. Gayet amatörce olan bu çalışma su götürmez bir doğallığı bizlere sunuyor. Ellerine, üretken beyinlerine, emeklerine sağlık. Hizmetleri Hakk için olsun. Doğanın dokusu bozulmadan buraya yapılacak bir tesis kimbilir ne çok insanı mutlu eder.
Cıngıllıpınar'ı, içimli doğal soğuk suyu, mevsimine göre eksik olmayan rüzgarı, çam kokusu, sarhoş edici oksijen ile buluşunca gerçek mutluluk başlıyor.
Medine ile Selman'ın yapacak daha çok işi var. Onlara el veren gönül veren, işbirliği yapmak isteyen olur ise hanlar çevresindeki Gülsüm Bacı'nın yeri örneğinde olduğu gibi bir güzellik doğacak. O güzellik, o zenginlik zaten var. Bir tepsi ile sunulmak istiyor sadece.
Kaz Dağlarının eteklerinde diğer evcil hayvanların yanında Medine bacının peşine düşüp ötüşen kazlar sizleri Sarıkız'ın dünyasına götürüyor.
Doğal ürünlerini, bal gibi meyvelerini doyumsuz kahvaltı sofralarını sergileyen Çamcı köyünün emektar kadını kolastarı unutmamak için duvarlarına asmış.
Benim belleğimde asılı kalan Cıngıllıpınar çevresindeki herşey aslında.
Özel aracı olmayanlar buraya Edremit otogarından kalkan Yenice Birlik arabaları ile ulaşabilir, doğanın sunduğu endemik ürünler ile diğer dünya nimetlerinden kısmet alabilirler. Daha fazlasını mekan sahibi Salman Tuzlu'ya sorun: 05365446260
Benimki geçer iken gördüklerimi şöyle bir duyurmak işte, hepsi o kadar....
Eingabe-Formular / Z. DEFTERi KAYIT FORMU
Süleyman Zaman
DÜNYA BARIŞ GÜNÜ
Bugün dünya barış günü!.
Hitler Nazilerinin 1 Eylül 1939 yılında, dünya egemenliğini ele geçirebilmek için Polonya’yı işgal ettikleri günün anlamına ve önemine dikkat çekmek amacıyla bugün dünyada “barış günü” ilan edilmiştir.
Peki, nedir barış; insanların ve toplumların, birlik ve bütünlük içinde güvenli bir şekilde yaşamalarıdır. Barış, herşeyden önce “güven”i içerir. Güven kardeşlik, dostluk, sohbet ve muhhabbet içinde yaşamak ve sevgiyi yaşatmakla söz konusu olabilir. Sevgi ise paylaşmayı, eksik olanı gidermeyi, üretmeyi, üretileni hakça bölüşmeyi kapsar.
Görüldüğü gibi, barış her şeyden önce üretmeye, üretilenden her insanın pay almasını gerektirir. Nesnel olarak eğer bir insanın karnı doymuyorsa o insan kendisini güven içinde göremez. Kendisini güven içinde göremeyen bir insan, zorunlu olarak başkalarına koşkuyla bakar. Karnını doyuramayan birisi, karnını doyurmak için savaşım içine girecektir. Bir de bu oluşum içine sömürü girdiğinde, ister istemez bireysel kavgalar yerini toplumsal çatışmalara ve gittilçe devletlerarasında savaşlara yol açar.
Böyle bir yapı içinde “barış” ortamını sürdürmek olanaksızdır.
Yaşadığımız dünyanın gerçeği de tam budur. Yani dünyada toplumsal ve ekonomik yapı “küçük bir azınlığın, büyük insanlığı sömürmesi üzerine” kurulmuştur. Ve tüm açıklığa yaşanılna gerçek şudur: “Sömürünün olduğu her yerde yoksulluk ve yoksunluk egemendir.” İşte tüm savaşların ve toplumsal uyuşmazlıkların ve kavgaların özü budur.
İnsalığın 1000 yıllık tarihi incelediğinda şu gerçeği görürüz: İnsalık bin yıllık süreç içinde yanlızca 100 (Yüz Yıl) savaşmamamıştır. 900 (dokuzyüzyıl) hep savaş halinde olmuştur. O halde “barışa ne kadar gereksinimiz olduğunu” her yerde haykırmalıyız…….
Son yüzyılda iki büyük savaş yaşanmıştır. Birinci ve ikinci dünya savaşları….. Bu savaşlarda 100 milyona yakın insan ölmüştür. Milyonlarca insan sakatlanmış, milyonlarca çocuk yetim kalmış ve nice insanlar korku içinde yaşamlarını sürdürmüşlerdir.
Son 25-30 yıldır dünyada bölgesel savaşlar hızla sürdürülmektedir. Birçok ülkede terör olayları yüzünden nice masum insanlar ölmüştür. Bugün dünyanın her yanında karğaşa, huzursuzluk, açlık ve yoksulluk en derin bir konumda sürmektedir.
1990’lı yıllardan iribaren Sovyetler dağılmış, bu dağılış sonucunda 14 ülke ortaya çıkmış; Yugoslavya paramparça edilmiş burada 3-4 yapı ortaya çıkmış; Çekoslovakya parçalanmıştır. Gürcistan’da iç savaş yaşanmış; Azerbaycan-Ermenistan; İran-Irak savaşı olmuş; Afganistan karğaşanın egemen olduğu bir ülkeye dönüşmüş; Pakistan ve Türkmenistan karışmış; Irak 3-4 parçaya ayrılmıştır ve bu ülkede milyonlarca insan ölmüştür. Yine ülkemizin Güneydoğu’sunda 30 yıldır devam eden ve PKK’nın saldırıları sonucunda yaşanan olaylar sonucunda binlerce insanımız yaşamını yitirmiştir. Yıllardır süren İsrail-Filistin savaşı sonucunda yine binlerce insan ölmüş ve orada çoluk-çocuk ve kadınlar demeden tün insanlar çok zor koşullar altında neredeyse susuz ve gıdasız bir ortamda yaşamak zorunda bırakılmışlardır.
Bugün dünya çok büyük bir ekonomik krizin içine hızla girmiştir. Bu kriz sonucnda milyonlarca insan işssiz kalmış ve bir çok işyeri de kapanmıştır. Bu durumunda dünyaya getirdiği tek şey: YOKSULLUK; ACI, KEDER ve tabiiki GÜVENSİZLİK…..
Büt[..] bu olgular sonucunda insanın kendisini “güven” içinde görmesi çok ta kolay değildir.
Tüm bu olumsuzluk sonucunda özlenen BARIŞ…….
Peki, tüm bu olayların ve olguların nedeni nedir? Bu sornun kocaman ve tek bir yanıtı bulunmaktadır. DOYMAK BİLMEYEN ÖZEL MÜLKİYETÇİLER ve OBLARIN GÜNÜMÜZDE Kİ TEMSİLCİLERİ yani KAPİTALİZM VEYA EMPERYALİZMDİR.
O halde, “barış”ı savunurken, bu gerçekliği bilmemiz ve Emperyalizme karşı bir duruş sergilememiz gerekmektedir.
Bugün kutlanılan Dünya Barış Günü insanlık adına çokta anlamlıdır. İnsanın insanlaşması ancak “insani değerlerin” yaşatılmasıyla söz konusudur.
1 Eylül Dünya Barış Günü; İkinci Dünya Savaşı sonrasında yaşama geçirilmiş ve insanlığın ortak belleğine bu savaşın acısını ve tüm olumsuzluklarını nakş etmek için yaşama geçirilmiştir. 1 Eylül 1939 tarihinde başlayan ve 3 Eylül 1945 tarihinde biten ve 6 yıl süren bu savaş dünyanın yaşamış olduğu en büyük savaşlardan birisi olmuştur. Bu savaşta insanlığın onuru da ayaklar altına alınmış ve toptanm ölümlere yol açan ve atıldığı bölgede tüm canlıları yok eden “Nükleer Bomba”ların da kullanıldığı bir savaş olmuştur. ABD’nin kullandığı “Nükleer Bomba” insanlık adına utanılacak en büyük “savaş silahı” olmuştur.
İkinci Dünya savaşının başladığı gün olan bu tarih insanlık tarihinin en karanlık en kan dökücü tarihi olmuştur. Bu savaş sonucunda 50-60 milyona yakın insan ölmüş ve milyonlarca insan sakat kalmış; birçok yerler virane dönmüş, insanlık büyük perişanlık ve zulüm yaşamıştır.
İşte dünya insanlığı gelecekte de bir daha böyle savaşları ve insanlık dışı görüntüleri yaşamaması için bu günü (1 Eylül’ü) Dünya Barış Günü olarak kutlamaya başlamıştır.
Peki, dünyamızda bugün barış var mı? Bu sorunun yanıtı kocaman bir hayırdır. İnsanlar geçmişten daha çok bugün birbirini boğazlamayı sürdürüyor. Bugün dünyada ekonomik sıkıntılar hat safhada. Açlık, sefalet, sağlıksızlık, eğitimsizlik, başı boşluk, terörizm, savaşlar ....bg. gibi şeyler bugünde olabildiğince fazlasıyla yaşanmaktadır.
Daha yakın geçmişte Irak’ta binlerce insan toplu olarak öldü. Ortadoğu’da, Balkanlar’da, Orta Asya’da bölgesel savaşlar sürüyor. Amerikan Emperyalizmi dünyaya egemen olmak için sağa- sola saldırıyor. Terör toplu kıyımlarla hedef gözetmeksizin binlerce insanı öldürüyor. Afrika’da ve dünyanın birçok bölgesinde insanlık açlıkla boğuşuyor. Dünyanın %20’lik zengin tabakası var olan kaynakların % 70-80’inin tüketirken; geriye kalan dünya nüfusu (yaklaşık % 80’i de); kaynakların % 20’siyle yetinmek zorunda bırakılıyor. İşte savaşların, olumsuzlukların, haksızlıkların tüm nedenleri bu bozuk gelir dağılımı ve kapitalizmin eşitsiz gelişim yasalarıdır.
Yenidünya düzeni denilen şey; emperyalist tekellerin önünde engel teşkil eden “Ulusal Pazarların” bu tekellerin hizmetine açılmasından başka bir şey değildir. Yeni dünya düzeninin dünya insanlığına getirdiği ise büyük bir kaos olmuştur.
Yeni dünya düzeni ile birlikte dünyada açlık, yoksulluk artmış, çalışanlar işlerini yitirmiş; bir çok işyerleri kapanmış; sanayii durma noktasına getirilmiş; halkın yararına çalışan bir çok kamu kuruluşları; büyük dev tekellerin hizmetine sunulmuş... vs. tüm bunlar insanlığa acı, ölüm, zulüm ve savaş getirmiştir.
Bugün dünyamızın dünden iyi bir konumda olduğunu söylemek çok zordur.
Dünyanın kurtuluşu üretimin arttırılması; herkesin çalışacağı istihdam alanlarının yaratılması; üretilen katma değerin adil paylaşılması, eğitimin, öğretimin, sağlığın... bg. ücretsiz sağlanmasından geçmektedir. Buna Kapitalizm izin vermiyor. Sorun Kapitalizmden kaynaklanmaktadır.
Barış, dünya insanlığının gündemine hemen gelmelidir.
Dünyada var olan kaynaklar tüm insalığa aittir. O halde bu kaynaklar insanlığın yararına kullanılmalı; akılcı, verimli ve doğru bir üretimle ve gerçekçi ve adik bir paylaşımla bu kaynaklar insalığa sunulmalıdır. Bunun ötesinde “barış”ı getirecek başkaca bir olgu bulunmamaktadır.
Sorun kaynakları verimli bir şekilde üretmek ve yaratılan katma değeri herkese hak ettiği bir konumda dağıtılmalıdır.
Karnı doyan ve geleceğe güven duyan insan barışı savunur ve barış ancak bu koşullarda yaşanır ve yaşatılır.
Bunun dışında başka da bir ilacı yoktur.
Tüm bu gerçeklere karşın, sanal da olsa tüm insanlığın “Dünya barış günü” kutlu olsun.
01.09.2010
Eren Eren
Merhaba Vedat bey,
Kisaca sormak istiyorum Cumhuriyet Turkiyenin neresinde cok merak ediyorum varda yoksa bizmi gormuyoruz,kalmayan bir Cumhuriyeti nasil kutlasin bu insanlar,yoksa yanlis bir yeremi bakiyoruz,Cumhuriyetin kalesi zannettikleri Kaleleride simdi daha net gordulerki o kalalerde Cumhuriyeti temsil etmiyorlarmis O Cumhuriyet zaten var olmadan yok olmaya yuz tutmustu.Ataturkun olumu ile goreve tabi olanlar gozune kulu coktan serpmislerdi,saygilarla.yoksa yaniliyormuyuz.
Ali avar
CANLI YAYIN
Canli Yayinda Sizleride Aramizda Görmekden Mutluluk Duyariz : 03.09.2010 Apocan Demir sizlerle Türkiye saat: 20:00 herkezi bekleriz www.karpinarfm.de
altan doğan
sivas/altınyayla yassıpınar köyü hangi türkmen boyuna mensup ve hangi ocağa bağlı
Vedat TATAR
GEÇEN SENE DE YAZMIŞTIM.
YİNE ÜZÜLDÜM, UYARMAK VE YAZMAK ZORUNDA KALDIM
Vedat TATAR
30 Ağustos 2009 tarihinde saat 11:00 de turkmensitesi.com adresini ziyaret ettiğimde hayal kırıklığına uğradım. Sevgili Secati “30 Ağustos Zafer Bayramını” kutlayan bir yazıyı sitenin ana sayfasına koymuş.
Gururlandım ve ana sayfada tüm yöremizin internet sitelerinin isimlerinin bulunduğu çizelgedeki köy ve kasabalarımızın üzerine gelerek tıkladım. Keşke yapmasaydım. Sadece www.turkmensitesi.com, www.teneli.com ve birde Keziban hanımın sitesinde milli kurtuluşumuzun imzasının atıldığı bu büyük zaferle ilgili kutlama mesajı görmüştüm. Kendilerini de kutlamıştım. Yöremize yakışanı yapmaları da ayrıca beni mutlandırmıştı. 30 Ağustos 2010 saat 11:00 da yine turkmensitesi.com adresini ziyaret ettim ne yazık ki bu kez Secati dostum geçen seneki güzel dizaynını yapmamış. www.karaozununsesi.com, www.igdeli.com. www.igdelininsesi.com. ve www.yediavsarlar.com sitelerimizin yöneticileri kurtuluşumuzun 88. yıldönümünü unutmamışlar.
Yöneticilerinin aydın ve çağdaş insanlar olması nedeniyle bazı sitelerimizin bu önemli güne kayıtsız kalmasını içime sindiremedim. Ama sanki bizim yöremiz etnisite ile anılırmışcasına iktidarın ve dış güçlerinde desteklediği alt kimlik-üst kimlik söylemleri ile çağdaş cumhuriyetin bir kenarından da ALEVİ kökenlileri ayartarak yıkım sağlamak istedikleri oyunlara kaynak teşkil ettirilmek istendiği izlenimine alet olduğumuzu düşündüm.
Ancak o arkadaşlarımızın bu düşünce de olmadıklarını da biliyor “Ulusal günlerine sahip çıkmayanların dini günlerini de kutlayamayacağını” benden iyi bildiklerini de düşünerek;
CUMHURİYET OLMAZSA OLMAZIMIZDIR,
ATATÜRK YOLU DIŞINDA ÇAĞDAŞLIK ve EŞİTLİK BİZE TANINMADI-TANINMAZ
düşüncesiyle BÜYÜK ZAFERİMİZİ KUTLAYACAĞIMIZ NİCE BAYRAMLAR DİLİYORUM.
30 Ağustos 2010
Vedat TATAR
Süleyman Görgülü
REFARANDUM‘da EVET OYU ÇIKARSA NE OLUR?
Süleyman Görgülü
Referandum’da EVET oyu çıkarsa ne olur ? Hiç bir şey olmaz siz merak etmeyin öyle muhaliflerin söyledigi gibi Türkiye’ın sonu gelmez.
EVET çıkarsa Referandum‘dan Başbakanımızın ağzı kulaklarına gelir sevinçden, yapdıgı işlerin dogru olduguna inanır.
Cumhur Başkanı Gülün Gülleri açar Referandum‘dan EVET oyu çıkarsa.
EVET oyu çıkarsa Referandum‘dan Ergenekon davasın’dan102 Kişi için kaldılan tutuklama karar, yeniden gündeme gelir ve tutuklama kararı çıkar.
Referandum‘dan EVET oyu çıkarsa, Devlet güvenlik Mahkemelerin’de gizli tanık sayısı artar .
EVET oyu çıkarsa Referandum‘dan Islak imzalar hiç kurumaz
Yürütme Yasanın önüne geçer Referandum‘dan EVET oyu çırarsa.
EVET oyu çıkarsa Referandum’dan Cumhurbaşkanı‘nın yapacagı atamaları Başbakan yapar.
Melih Gökçe Televizyon Televizyon dolaşır CHP genel başkanı Kemal Kiliçdaroglunu Duelloya davet eder, EVET oyu çıkarsa Refereandum’dan.
Melih Gökce Haytının en büyük hatasını yapar, Kemal Kılıçdarogluyla ikinci kez Televizyon porogramında tartışmaya girerse, çünkü Melih Gökce ilk Tv Porogram tartışmasında Kemal Kılıçdaroglu CHP başkanı oldu, ikinci ratışmasın’da ise Kemal Kılıcdaroglu Başbakan olur.
Kemal Kılıçdaroglu bir konuşmasında, Melih Gökçe için ben onu adam yerine koymuyorum demişdi ve şimdi o sözünden vazgçer Mekih Gökce’yı adam yerine kor EVET oyu çıkarsa Referandum’dan.
EVET oyu çıkarsa Referandum’dan Tunceli‘ye yardım dagıtmaz AKP Hükümeti örnegin Buzdolabı, Çamasır makinesi Üçlü koltuk Vs Gerçi Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan Tunceli’ye Dersim diyor ama olsun bu kadar hatayı, daha önceki Başbakanımız’da yapmadımı? Örnegin, Ak Denize Karadeniz ve Kara Denize‘de Akdeniz demiyormuydu Prof. Dr. Tansu Ciller.
EVET oyu çıkarsa Referendum‘dan AKP hükümeti Yazın Buzdolabı Kışın Kömür dagıtır, daha önceki yapmış oldugu hatyı yapmaz Kışın Buzdolabı Yazın Kömür dagıtmaz, çünkü önümüzdeki seneye genel Seçim var.
EVET oyu çıkarsa Referandum’dan Başbakanımz her eve Üç çocuk yerine bu seferde Altı çocuk ister bizlerden. Türkiye‘de Nufus patlamsı olur
Referandum‘dan EVET oyu çıkarsa, Başbakanımız tekrar meydanlara çıkıp, biz halkdan destek aldık, her ne pahasına olursa olsun KÜRT açılımına sonuna kadar devam diyecek der
EVET oyu çıkarsa daha önceden meydanlarda CHP Dersimı Bombaladı sözüne, Dersim İsmet İnönü‘nün emriyle Bombalandı diyecek Başbakanımız.
Referandum‘da EVET oyu çıkarsa, bu yaz sıcagın‘da meydanlarda halkı serinletmek için su sıkan bu AKP Hükümeti, Kışın Biber gazı sıkar. Grev yapan Tekel işcilere yapdıgı gibi.
Referandum’da EVET oyu çıkarsa ne olur ? Hiç bir şey olmaz Dünyanın’ın sonu gelmez.
Yazar Süleyman Görgülü
23.08 2010
goerguelue@yahoo.de
YUSUF METİN KIRIM
YOLUNUZ YOLUMUZ BİZ BU YOLDA ÖLÜRÜZ.
BAN ALEVİ KÜLTÜR DERNEKLERİ KONAK / İZMİR ÜYELERİNDEN
Orhan CEYLAN
Merhaba canlar
14 Ağustos yol tv'de konuşmamı bütün canlarla paylaşmak istedim.
Kendi menfaatini ön plana alan din tüccarlarının nemalanmasına fırsat vermeyeceğiz. Bu cümlemin üzerine basa basa söylüyorum.........
Bizler kendi menfaatimizi değil her zaman halkın menfaatini ön planda gözetmek için yola çıktık, Pir Sultanın güzel bir sözünü hatırlatmak isterim. Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan.
İnandığımız davanın peşini kirli ellere bırakmayacağımızı bir daha belirtmek isterim, Hacı Bektaşi Velinin söylediği sözünü hatırlatmak istiyorum, gelin canlar bir olalım iri olalım diri olalım
At gözlüğü takarak birilerin peşinde körü körüne gitmeniz İnsanlık onuruna yakışmayacak bir davranış, birilerinin çıkarlarına çanak tutarak, bir bardak suda fırtına koparmak çağdaş insana yakışmaz, bizler kültürümüzü yaşatmak için Hacı Bektaşi Velinin, Pir Sultanın ve Yunus Emrelerin yolunu kendimize düstur edelim.
Nizipleşmek hiçbir kimseye yarar sağlamaz, ancak birlik beraberliğimizi bozar, bencil insanlara meze olmayalım, aklın yolu birdir.
Bu sorun hepimizin ortak sorunu yurt içi ve yurt dışında yaşayan alevi iş adamlarını ve vatandaşlarımızı duyarlı olmaya çağırıyor, katkılarını bekliyoruz.
Ayrıca 20 ağustosta yapılan genel kurul toplantısında beni tekrar başkan olarak seçen üyelerimize bir daha teşekkür ederim, İğdeli halkının güvenine layık olmaya çalışacağım, 30 senelik askerlik hayatımda ince hesaplar peşinde olmadım, bundan sonrada olmayacağımı bütün canların bilmesini isterim, sadece dava insanı olduğumu bilmelerini isterim, benim bu cümleleri sarf etmem yanlış olur ama yinede yazmayı gerek duydum, para benim için her zaman araç olmuştur amaç olmamıştır. Bunuda zaman geçtikçe ortaya çıkacaktır, bunları söylemek henüz erken sözlerime son verirken bütün canlara saygılarımı sunarım.............
İğd[..] Köyü Dernek Başkanı
Orhan CEYLAN
Vedat TATAR
NEDEN HAYIR DİYORUZ
-2002’de bitirdiğimiz PKK terörünü yeniden hortlatan AKP ye HAYIR diyoruz.
-Askerimizin başına çuval geçirilmesine HAYIR diyoruz.
-Ananı da al-git üslubuna HAYIR diyoruz.
-Milletimize açlık oğluna gemicik getiren siyasete HAYIR diyoruz.
-Etnik köken açılımları ile 1000 yıllık kardeşliğimizi bozan AKP siyasetine HAYIR diyoruz.
-Taksime’e cami yapmak için gelip Van’da klise acana ve Ruhban okuluna evet diyenlere HAYIR diyoruz.
-BDP eş başkanı olup da Musul ve Kerkük’ü Barzani’ye satanlara HAYIR diyoruz..
-Mavi Marmara gemisinde şehit edilen evlatlarımızı unutan AKP’ye oportünist anlayışına HAYIR diyoruz.
-Şehitlerimiz ve Şehit Ailelerimiz için, geleceğimiz için AKP ye HAYIR diyoruz.
-AKP’ nin tek parti darbesine HAYIR diyoruz.
-AKP’ nin 8 yıllık yalan-talan düzenine HAYIR diyoruz.
-AKP’nin aldatma kandırma düzenine HAYIR diyoruz.
-12 Eylül’ de 12 Eylül anayasasına HAYIR diyoruz.
-Recep’ in diktesine de 12 Eylül diktasına da HAYIR diyoruz.
-Yargıyı siyasallaştırmaya HAYIR diyoruz.
-Değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen maddelerin değiştirilmesine HAYIR diyoruz.
Anıl KORKMAZ
Benim adım Anıl KORKMAZ. Bazılarınız beni tanır ama ben yinede kendimi tanıtayım.. .Ben; Burunören köyünden Yusuf ve Selver KORKMAZ´in oğlu Kemal KORKMAZ´in ogluyum.Neden hep siyaset konuşuluyor belli degil ama ben yinede sizlere birşeyle söylemek istiyorum.Hep siyaset değilde Türkiye`nin şu sorunları konuşulsa: Ekonomik kirizi, diger doğu illerin sorunlarının çözülmeleri hakkinda konuşsak ,Türkiye`de ki sorunları konuşsak ne güzel olur !... Ama haberlerde görüyorsunuz meydan kavgaları yapıyorlar olumsuz şeyler ortaya çıkıyor.Belki sizler için iyi olabilir ama birde bizleri gelecegin genclerini düşünün...Son birşey demek istiyorum ben; 12 yaşımdayım,düşünceksiniz bu sözler alıntımı! Hayir birden aklıma geldi.
Son söz olarakta;
HAYATTA HERKESiN BİR KUŞU VARDIR. O KUŞ UÇARSA ARTIK KUSUNUZ YOK DEMEKTİR !
Saygilarimla...
Anil KORKMAZ /ANTALYA
Yorum:
KiMiN TORUNU ?
Sevgili Anil gözlerinden öperek tamda Yusuba dedenin torunu oldugunu kanitlamis oldun.:)))Hemende Türkiye`nin ekonomisi demissin.Galiba babanin ekonomisini düsünüyorsun?:)))
Sana kizacaktim ama bilgisayarla fazla ilgilenmiyordur diye anlayisla karsiladim.isi hemen saglama bagladin.Yusuf dedenin torunu oldugunu kanitladin.Bu laflari doldurmami diyede sormuyoruz.Gayet simdiki genclerimizden bekledigimiz söz ve düsüncelerdir.Seni candan kutluyorum.Ama bir daha ki sefere kizarim.Neden dersen?
Türkce`yi güzel kullan bu bir,
ikinciside 12 yasindasin imla kurallarina uymalisin.Yarin insallah okurda her hangi bir amir-memur olursun imla kurallarini bilmeden yazilasma yaparsan önemsemezler bile!
Bu güzel düsünceni bizlerle paylastigin icin tesekür ediyor ve simdilik ben düzeltiyorum yazilarinin devamini bekliyorum...
Sevgilerimle selamlar.
Muzaffer ARICA amcan.
» TYPO3-Ruhr |
|
» Machm-it-Blog |
»Uni W |
» Medien-Kultur-IT |
»Uni-bibliothek |
» IT-Community |
»Stadtbibliothek |
» MO SCH ::: Z |



















