KARAÖZÜ

BURUNÖREN

KALEKÖY

YERLIKUYU

IGDELI

KARPINAR

KIZILPINAR

 

MEZAR TAŞLARI - Ali AKSÜT

Tunceli Batman Köyü - Fotoğraf: Ali AKSÜT 2012
Elbistan Çevresi - Fotoğraf: Ali AKSÜT 2012

Ali AKSÜT

İnsan bastığı toprağı hor görmemeli

Kim bilir hangi güzeldir, hangi sevgili

Duvara koyduğum kerpiç yok mu kerpiç

Ya bir şah kafasıdır ya bir vezir eli!

                                              (Hayyam)

 

         Anadolu, üç kıtanın birleştiği bir yerde, dünyanın en büyük medeniyetler köprüsü, kapısı, yurdu… Adına ne derseniz deyin, Anadolu sayısız uygarlığın beşiği, eşiği. Coğrafya böylesine önemli bir konumda olur da, o topraklarda birbirinden farklı ırk, dil, din, kültür yeşerip boy vermez mi? Vermiş de…

Evliya Çelebi’nin gezgin ruhu sağ olsun deve, at ya da katır sırtında ulaşabildiği yerlere gidip, dünümüzün zenginliklerini bizler için kaleme almış. Onun kaleme aldıklarının birçoğu aşınarak değişerek de olsa günümüze ulaşmış. Onları gördükçe içinde kendi dünümüzü buluyor, manevi haz alıyoruz. Bir de yitirdiklerimiz var ki, onların değerlerini bilenlerin içi kanıyor. Gözlerimizin önünde yok olup gidiyorlar.

Saraylar, hanlar, hamamlar, köprüler, kaleler, daha neler neler, yok olmuyor ki dünyada… Her şey ömrünü tamamlayıp yerini bir başka olguya bırakıyor. İnsanlar da öyle… Yirmi birinci yüzyılda insan ömrü biraz daha uzadı. Ama Deliktaşlı Ruhsati’inin deyimi ile,

’ Çok yaşayan yüze kadar yaşıyor

   Gel de bu hesabı ver deli gönül ’’

 

 Bir bilge ‘’ Tanrılar ölümsüz insanlardır, insanlar ise ölümlü tanrılardır ’‘ diyerek hem insanın ölümlülüğünü hem de Hakk’a yakınlığını vurgular. Anadolu insanı  ’herkesin kantarı kendi elinde’’ diyor.

 İnsan olarak her canlı gibi devrimizi tamamlayıp, yakasız gömleği giyip bedenimizi  ‘’ Fani dünyadan’’ savacağız. Sonra ruhumuz göklere çıkacak kimine göre, kimine göre ise yaşarken yaptıklarına bağlı olarak bir başka canlıda o ruh yeniden şekil bulacak. Kantarımız yaptıklarımızı tartacak elbet.  Bir musalla taşında, kısa bir saltanatın ardından bir mezarlıkta artık ruhumuz soluk alacak.

 

Anadolu kadar hiçbir toprağa sayısız medeniyete beşiklik etmek nasip olmamıştır. İnsanoğlu her ne kadar ölüme inansa da, ölümden sonraki süreçte mutlak bir yok oluşa bir türlü inanamamış olacak ki, mezar yapma geleneği kendine büyük bir yer bulmuş.  Hatta; günümüzde çok büyük bir sektör.

 

Bu toprak dünyanın dört bir yanından göçler almış. Birbirine düşman kavimler binlerce yıllık süreç içerisinde önce karışmış, sonra yakınlaşmışlar daha sonra da başka bir ad altında yeni bir toplum olmuşlar. Çağa yanıt veremeyen inançlar, kültürler, folklorik değerler de öyle.  

 

Geçmiş değerlerine saygılı insanlar gelecek değerlere saygılı bir kuşak yetiştirir. Atasını tanımayan insanın evladına bırakacağı kültür mirası noksan olacaktır. Oysa, ne kadar manevi miras bırakır isek, gelecek kuşaklar o kadar mutlu olacaktır. Bu kadar sözden sonra öze dönelim. Anadolu’da yaşayan değişik boylardan, değişik inanç ve kültürden insanlar bu toprağının da mayası ile bizlere hep güzel miraslar bıraktılar. Bu  maddi ve manevi kültürel mirasın içerisinde  mezarlıklar da var. Ama o son nefesten sonraki duraktaki mezarları ya hiç gözlemlememişizdir, ya da üstünkörü bakıp geçmişizdir. Hani pek de sevimli gelmez insanoğluna ama onlar bir gerçektir.

 

Anadolu’da yaşayan inanç ve kültürlerin izleri mezar taşlarında nakış nakış duruyor. Evliya Çelebi kadar olanağım olmasa da gitme, görme, öğrenme tutkusu ile bu değerlerimizin önemli bir kesitini gördüm. Sevgili okuyucularım da tanısın istedim. İşte onlardan örnekler, kim bilir bize nasıl bir sin kısmet olacak.

Komşu ilimiz sayılan Afyonkarahisar ilinin Bayat ilçesi adını Bayat topluluğundan almıştır. Bayatlar;

 ‘’ Mezarlığın gideni var, geleni yok, çarşısı var, pazarı yok ’’ diyorlar. Bana kalırsa onu anlatmanın imkanı yok. Ama onunla birlikteliği mutlaka yaşayacağız.

 

 

Bir konferans bitiminde yaşlı arif bir dede ile kol kola geziyorduk. Hemen her söyleşimde söz alıp soru soran, mürekkebi sadece boyalı bir sıvı sanan birisi beni yakaladı. ‘’Ali bey sizi dinledim, çok aşama geçirmişsiniz’’, dedi. Yanımdaki yaşlı dede ona dönerek,  ‘’Yavrum, Ali beyin yazdıklarından neleri okudunuz’’, diye sorunca,   ‘’amca Ali beyin nasıl bir aşama geçirdiğini bilmek için onun yazdıklarını okumak şart mı? ‘’diye diklendi., Dede yürüdü, üç beş adım sonra,   ‘’ Al ,işte dikine bir mezar’’ dedi.’’ O  yatay mezar oluncaya kadar öyle kalacak…’’

 Kalabalığa baktım, ‘’dede mezarlıktan çıkalım’’ dedim.

 

Gelelim maddi kültür değerlerimizden olan mezar taşlarına. Sanatı yaratan sanatçıyı içinden çıktığı inanç ya da kültür yapısı yaratır. O da kendini şekillendiren birikimi devinimi sanata dönüştürür. Anadolu, Sümer, Asur, Hitit, Hurri, Urartu, Mitanni, Kassi, Mannai, Med, Pers, Bizans, Selçuklu Osmanlı ve Türk kültür değerlerinden izler taşır. Yaratılan her sanatta sanatçının dolayısı ile sanatçının kültürünün inancının izleri vardır.

En eski Anadolu mezarlıklarında sık görülen mezar taşları sırasıyla koç,  koyun, teke, dağkeçisi veya at başlıdır. Bu tür mezar taşlarına Japon Denizinden Sibirya boylarına, Orta Asya steplerinden yukarı Fırat havzasına oradan da Balkanlara kadar rastlanmaktadır. Kırgızlar tahtadan koyun heykelleri,  Altay Çamak bölgesinde VII veVIII. Yüzyıllardan kalma bir tarafı koç başlı bir tarafı yılan resimli mezar taşları bulunmuştur. Kore yarımadasında da koç/koyun mezar taşları vardır. Ancak Korelilerde koyun geleneği yoktur. Anadolu halkları ile en çok bağı olan Azerbeycan’da  koç başlı mezar heykelleri yanında  Tobuz ilçesi Ağdam köyü yakınlarındaki Al Dede Piri mevkiinde at heykeli  mezar taşlarına motif olmuştur. Al Dede ad vurma geleneği  de benzeri mezar örnekleri de Elbistan çevresinde yaşatılmaktadır.

 

Acem coğrafyasında çoğu kutsal mekanların giriş yerleri mezarlıktır. Bir erenin bir din ulusunun türbesine girerken, yüzlerce mezarı çiğner o türbeye öyle ulaşırsınız. Mezartaşları yerine bol bol değişik isim çiğner geçersiniz.

 

 Anadolu’daki mezar taşlarının üzerlerinde değişik motiflere rastlanmaktadır. Bunlardan silah, kılıç kalkan, kargı, at o kişinin kahramanlığını, sini ve ıbrık eli açıklığını, teşbih, ıbrık, kandil, terazi, inanmışlığı, kadınlara ait mezarlarda ise ağırlıklı olarak iğne, sap, gerdanlık, küskü şekilleri yaygındır.  Baba İlyas’ın mezarı Çorum Mecitözü Elvançelebi köyündedir. Buradaki Elvan Çelebi türbesinin çörtenleri koç başlıdır. Ayakta duran koç başlı mezar taşları konusunda Tunceli bir hazinedir. Ancak son gezimde özellikle Tunceli Batman köyünde yerlerde yatan kırık koç başlı eski mezar taşlarını görünce çok üzüldüm.  Hiçbir kurum ilgi göstermiyor ise yöre halkının kendi değerlerini koruma gayreti olması gerekir. Geçmişini anıtlaştırmayan toplulukların gelecekleri karanlık olacaktır.

Elbistan çevresinde yaşayan Alhaslı ve Atmalı aşiretlerinin mezarlıklarında insan başı şeklinde yapılmış çok sayıda mezar taşları mevcuttur. Bu tür mezarlar bir nesil öncesine kadar yapılmıştır. Afşin Berçenek ve Elbistan Evcihüyük köylerinde, Zara, İmranlı çevresindeki mezar taşlarının bir kısmının üzeri küçük havuz şeklinde olup kuşların su içmesine elverişlidir. Buralarda su oluğu şeklinde dikine mezar taşları da vardır. Hatay Harbiye çevresi ağırlıklı olarak Arap Alevilerinin yaşadığı bölgedir. Burada özgün ak badanalı Hızır makamlarının yanında üzeri Arap harfleriyle yazılmış şiirlerle bezeli mezarlar ile doludur. Tunceli Erzincan yolu –zerindeki bir mezarlıkta üç gelinlik rüzgarda sallanıp durmaktadır. Eğer korunur ise Varsak, Yörük, Tahtacı, Bektaşi, Macar mezarlıkları Antalya için büyük zenginlik. Antalya’yı bir başka yazıda değerlendireceğim.

 Din, İman, İdeoloji, ilke, para, mevki şu bu hiçbiri orada para etmiyor. Üç günlük ömrün ardından orası kaçınılmaz son durak. Gelip de gitmeyen mi var? Diyorlar. Doğru. Gidip de gelen mi var? Gitmeden, yazalım dedik…