BURUNÖREN

IGDELI

KALEKÖY

KARAÖZÜ

KIZILPINAR

SIVRIALAN

YERLIKUYU

 

U t a n ı y o r u m . . .

Bu toplumun bu hale gelmesinde hiçbir katkım yok.

Ama bu toplumun bu hale gelmesini engelleyemeyenlerden biri olarak,

sorumluluk hissediyor ve utanıyorum.

. . .

Utanması gerekenler mi?

Sahi hiç utanırlar mı onlar?

 ALİ SİRMEN

asirmen@cumhuriyet.com.tr

 

 

 

U t a n ı y o r u m . . .

Bu toplumun bu hale gelmesinde hiçbir katkım yok.

Ama bu toplumun bu hale gelmesini engelleyemeyenlerden biri olarak,

sorumluluk hissediyor ve utanıyorum.

 

Çarşamba akşamı, Sky Türk'te haberleri izliyoruz, birazdan yayına girmeye hazırlanıyoruz. AKP MKYK toplantısı bitmiş, açıklama yapıyorlar. Bitince, Malatya cinayeti konusunda görüşlerini söylemek üzere, İçişleri Bakanı Aksu çıkıyor ekranların önüne...

 

Utanıyorum...

Santoro cinayeti işlendiğinde bu adam İçişleri Bakanı idi. O cinayet yeterince kovuşturulsa, bağlantılar bulunsa, belki Hrant Dink cinayeti işlenmeyecekti.

Hamburgerci saldırısı kovuşturulsa sonraki bir sürü olay olmayacaktı.

O sırada Abdülkadir Aksu İçişleri Bakanlığı koltuğunda oturuyordu...

Hrant Dink'in öldürüleceği kaç kez bildirilmiş, onun öldürüleceğini sokaktaki adam bile biliyordu. Kendisi koruma istemişti. Ne önlem aldılar, ne koruma verdiler...

O sırada Aksu, İçişleri Bakanlığı koltuğunda oturuyordu ve bütün bu olaylardan sonra hiçbir şey olmadı.

Dink cinayeti bir faili meçhule dönüşmekte, herkes yerli yerinde, Abdülkadir Aksu yine orada...

Utanıyorum...

 

Sayın Bakan çıkıyor ve açıklamasında "Tesis edilen huzur, istikrar, güven ve hoşgörü havası bozulmuştur bu cinayetle" diyor.

 

Hangi huzur, hangi istikrar, hangi güven, ne hoşgörüsü?

Bir kez daha utanıyorum...

 

***

Bakan güleç yüzle yapıyor açıklamalarını, konuşmasının sonuna doğru düpedüz gülüyor...

Genç gazeteci arkadaşlar da kıkırdaşıyorlar. Onların tavrı, imamın aksırması üzerine nezle olan cemaatin davranışına benziyor.

Utanıyorum...

 

Türkiye'nin itibarı beş paralık olmuş, imajına çamur bulanmış, bütün olaylar sırasında koltuğunu fütursuzca korumuş olan kendisinden hiç hesap sunulmayan İçişleri Bakanı hiçbir şeyin farkında görünmüyor, gülüyor.

Ben utanıyorum...

Son cinayet, kuşatılmış Türkiye'ye dört bir yandan gelen saldırıları daha da artıracak.

Santoro cinayetinden beri, her şeyi seyreden, hiçbir şeye aldırmayan iktidarın büyük sorumluluğunu kimse söz konusu etmek istemiyor.

 

TV'deki programında

"Eğer din odaklı siyaset yaparsanız sonuç bu olur"

diyen Emre Kongar 'ın dışında kimse AKP'nin son misyoner cinayetindeki büyük sorumluluğundan söz etmiyor.

Hepimiz seyredip katilleri lanetlemekle yetiniyoruz.

Utanıyorum...

 

Türkiye artık, kendi dininden olmayanları, kızdıklarını hunharca katleden, sonra da yetkililerin hiçbir şey olmamışçasına yaşadıkları bir ülkedir bütün dünyanın gözünde...

Utanıyorum...

 

***

Mehmet Ali Ağca yıllar önce Papa'yı vurduğunda sivri akıllılardan biri çıkıp "Bunu yapan Türk olamaz" demişti.

Oysa onu yapan yalnız Türk olmakla kalmıyor, cinayet bizim toplumumuzun patentini taşıyordu.

Caniyi adım adım biz yetiştirdik, askeri hapishaneden elini kolunu sallayarak kaçması, pasaport alıp yurtdışına kaçması hep bu devletin sorumluluğunu çağrıştırıyordu.

Malatya katillerini biz yetiştirdik.

Onlar kültürleriyle, bağnazlıklarıyla, din ya da ırk yüzünden yabancı düşmanlığının hıncını içlerinde taşıyan yüzde yüzde saf Made in Turkey ürünlerdir.

Bu yüzden utanıyorum.

 

İçişleri Bakanı'nın halinde bir utanç belirtisi sezmiyorum, gülmesini izlerken ben utanıyorum.

Bu toplumun bu hale gelmesinde hiçbir katkım yok. Ama bu toplumun bu hale gelmesini engelleyemeyenlerden biri olarak, sorumluluk hissediyor ve utanıyorum.

 

Utanması gerekenler mi?

Sahi hiç utanırlar mı onlar?

 ALİ SİRMEN

asirmen@cumhuriyet.com.tr