BURUNÖREN

IGDELI

KALEKÖY

KARAÖZÜ

KIZILPINAR

SIVRIALAN

YERLIKUYU

 

28/03 2007

İnsan Yetiştirme Kültürümüz...

ERDAL ATABEK

"İnsan yetiştirme" bir kültürdür ve toplumun bütün geçmiş birikiminin izdüşümüdür.

Ona verdiğiniz eğitim de bu kültürün bir parçasıdır.

 

Bizim "insan yetiştirme kültürümüz" şu temellerde gelişmiştir:

 

"Çocuğumuzu aşırı koruma", "onu sıkıntılarla karşılaştırmama, üzülmesini önleme",

"başarılı olmasını sağlama, onu hep başarılı görme, onun başarısına destek olma",

"çocuğumuzla gurur duyma", "onun başarısını kendi başarımız sayma".

 

Bu temeller üzerinde gelişen "insan yetiştirme kültürümüz" şu sonuçları vermektedir:

Anne-babalarda yüksek beklenti ve görmek istediğini görme.

Çocuklarda da sorumluluk alamama, her şeyi başkalarından bekleme.

Bu modelde yetişen çocuklar yaşamda karşılaştıkları güçlükler karşısında bocalamakta ve her zaman destek beklemektedir. Anne-babalar da her koşulda çocuklarını haklı görerek onun dışındaki her şeyi eleştirmektedirler.

Sonuç, aslında yaşadıklarımızdır.

Ama siz, hiç yaşadıklarından kendini sorumlu tutan bir birey görüyor musunuz?

Görememenizin nedeni, aslında birey olamamaktan kaynaklanmaktadır.

Dört yaşındaki bir çocuğa "hazzı geciktirme eğitimi" yapmayı bilmek gerekiyor.

"Hazzı geciktirme eğitimi" şudur:

Dört yaşındaki çocuk, önündeki çikolata paketini bitirmek ister. Çünkü çikolata haz verir, çocuk da aldığı hazzı artırmak ister. Beynin sağ (sıcak ve duygusal) yarımküresi, çocuğa bütün çikolatayı bitirmesini söyler. Şimdi anne-babası (ya da eğiticisi) çocuğa çikolatanın bir parçasını şimdi yemesi, bir parçasını da sonra yemesi gerektiğini söyler ve mızıldamasına aldırmadan kararlılıkla bunu sürdürürse, çocuk sol beynin (soğuk ve mantıksal) yarımküresinin devreye girdiğini görür ve beklemesini öğrenir.

İşte bu "hazzı geciktirme eğitimi" dört yaş dolaylarında verilmelidir.

Eğer bu eğitim başarılırsa, çocuğumuz sonraki yaşamında da plan yapabilmeyi, program uygulamayı başarabilecektir. Televizyon izleme saatini, internet karşısındaki süreyi kontrol edebilecektir. Başarısını ve başarısızlığını neden-sonuç ilişkisini kurarak anlayabilecektir.

Sorumluluk eğitimi, karar verebilme eğitimi böyle yapılacaktır.

Yetkin bir erişkinin üç önemli özelliği vardır:

1. Sonuçlarını ölçerek doğru karar verebilme,

2. Verdiği kararın sorumluluğunu alabilme,

3. Sonuçta kendi payını nesnel (objektif) görebilme.

Bu üç özellik de özdenetim, özeleştiri, özerk olma demektir.

 

Eğer bugün içinde yaşadığımız toplumda yetişkinlerimizin tutum ve davranışlarını beğenmiyorsak, yaptıklarını yanlış buluyor ve neden düzeltemediklerini anlayamıyorsak, buraya nasıl geldiğimize bakmamız gerekiyor.

Çocuklarımızı 0-6 yaş döneminde nasıl yetiştiriyoruz?

İlköğretim çağı çocuklarımızı (7-15) nasıl yönlendiriyoruz?

Lise öğrencilerinden ne bekliyoruz?

Üniversite eğitimini neden istiyoruz?

Bu dönemlerin hepsine de baktığımız zaman orada "insan yetiştirme kültürümüzü" göreceğiz.

Yetişirken sorumluluk vermeme, sorunlarla karşılaştırmama, aşırı koruyarak yaşama yeterince hazırlayamama. Sonra da her şeyden yanıp yakılma.

Toplum olarak da her şeyi eleştirme ama parmağını kımıldatmama.

Bütün kurtuluşu hep başkalarından bekleme.

Ağlama, ağlaşma, ama iş yapmaya gelince yan çizme, kendinden başkalarını suçlama.

Bu durumdan memnun değilsek çevremize bakmalıyız.

Eğitimden politikaya kadar her şeyin sorumlusu kendimiziz.

Aynaya bir kez de bunu görmek için bakabilsek!..

 

ERDAL ATABEK, Cumhuriyet 26 Mart 2007

- 0 -

 

 

İnsan Yetiştirme Sanatı...

ERDAL ATABEK

Neden birbirimize -ve aslında kendimize- düşman oluyoruz?

 

İnsan yetiştirmek gerçek bir sanattır.

Bugün en çok sıkıntısını çektiğimiz konuların temelinde yatan sorun budur: İnsan yetiştirememek.

'İnsan yetiştirmek' derken anlatmak istediğimiz de 'kendisinin, çevresinde olup bitenlerin farkında olan, kendisinde bu yaşananların sorumluluğunu duyan, yaşama kendi gücünü katabilen insan' dır.

İnsanın yetiştiği en önemli kurumlar, aile ve okullardır.

 

Çocuk doğduğu andan başlayarak, -hatta artık doğmadan önceden başlayarak- anne babası tarafından eğitilir. Küçük çocukluk döneminde yaşanan iz bırakan olayları, kazanılan alışkanlıkları da dikkate alırsak ailede alınan bu eğitimin çok önemli olduğunu kabul etmemiz gerekir.

Çocuk yetiştiren ikinci kurum okuldur.

Okul da kimi bilimsel yöntemleri kullansa da toplumun genel sosyal değerlerini aktarır, genel beklentileri çocuğun gelişimine yansıtır.

 

Giderek artan oranda insan yetiştirmeye etkin biçimde katılan yeni bir etken de kitle iletişim araçlarıdır. Başta televizyon olmak üzere, bilgisayar ve internet çeşitli yollarla çocukların ve gençlerin yetişmelerinde rol oynamaktadır.

Böylece 'yetişmiş insan' hedefinde iki sonuç belirmektedir:

Kendini yöneten ve yönlendiren insan..

Yönetilen ve yönlendirilen insan...

 

'İnsan yetiştirme sanatı' kendini yöneten ve yönlendiren insanı yetiştirme becerisidir.

 

Başta 'pedagoji - eğitbilim' olmak üzere 'psikoloji - davranışbilimi' ve 'sosyoloji - toplumbilimi' alanları bu hedefe yönelik yöntemler geliştirmişlerdir.

Amaç da kendisinin bilincinde olan, çevresinde olup biteni fark eden, yaşananların sorumluluğunu duyan, kendi gücünü yaşananlara katarak kendini yöneten ve yönlendiren insan'ı yetiştirebilmektir.

 

Atatürk 'ün " Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür insanlar yetiştiriniz" sözünün amacı budur. Köy Enstitülerinin temel eğitim felsefesi budur. Bugün, nitelikli insan yetiştirme amacına yönelik seçkin okulların temel hedefi budur. Bu amacı kendisine rehber edinmiş birçok öğretmenin yapmak istediği budur.

 

Ancak, bütün çabalara karşın 'yönetilen ve yönlendirilen insan' sayısının giderek artmasının nedenleri neler olabilir?

 

Neden giderek daha çok sayıda insan kendisini kader saydığı koşullara teslim ediyor?

 

Neden giderek daha çok oranda toplumlarda şiddet yükseliyor?

Neden birbirimize daha az güvenmeye başladık?

Neden artık birbirimizi sevmiyoruz?

Neden birbirimize saygı duymuyoruz?

Neden toplumlar giderek birbirinden kopuk topluluklar durumuna geliyor?

Neden birbirimizi anlamakta zorlanıyoruz?

Neden birbirimize -ve aslında kendimize- düşman oluyoruz?

 
Ülkemizde de dünyada da birbirine paralel birçok olumsuzluk yaşanıyor ve bunlar giderek artıyor.

İnsanlar başkaları tarafından 'yönetiliyor ve yönlendiriliyor' .

Kim bu 'başkaları' ?

Neden insanların bütün bilgi kaynağı yarım yamalak anlaşılan günlük olaylarla sınırlandırılıyor?

Neden insanların bütün sanat alanları eğlence adı altındaki zevzekliklerle dolduruluyor?

İnsanlar neden 'bilinçsiz robotlar' durumuna sokuluyor?

'Gizli merkezler' mi planlıyor bütün bunları ya da uzaylılar uzaktan kumanda ile mi bunları beceriyor?

Ya da insan türünün zayıflıklarını keşfeden çıkar odakları, insanları 'yönlendirip yöneterek' istedikleri her amaca ulaşacaklarını mı anladılar?

 

Dogmalar, önyargılar, özgür düşünmeyi felç eden her türden bilinç köreltici devreye sokulup insanlar başkaları tarafından yönetilmeye mi başlandı?

Düşünelim ve düşünmeyi sürdürelim... 

 

ERDAL ATABEK, Cumhuriyet 19.03.2007

========================================================