BURUNÖREN

IGDELI

KALEKÖY

KARAÖZÜ

KIZILPINAR

SIVRIALAN

YERLIKUYU

 

Tahtacılar...

Musa SEYİRCİ Ne zaman yeşil bir otlak görsem, baharın çayıra saldığımız atlarımızın ot yiyişleri gözümün önüne gelir. Sonra Fethiye'ye tepeden bakan Mendos Dağı'nda yetişen dallarıyla sağa sola kanat geren ardıçları, kokulu geyik elmalarını, altında yağmurdan korunduğumuz köknarları, kara ardıçları, dallarından ellik, kaşık yaptığımız sandalları, alnımızı yapraklarıyla süslediğimiz defneleri, yeşilinde dinlendiğimiz dişbudak ağaçlarını anımsarım. Yok oluşların, keçiye kurban gidişlerinin acsını yaşarım. "Bu ağaçlar yok olurken sen hangi cehennemdeydin?" diye kendimi sorgular, yapanlara, devletin maaşlı mem ...
Fotoğraf: Keziban Souris
ÇED KÖŞESİ
 
OKTAY EKİNCİ

Cumhuriyet, 19.08.2007

Tahtacılar...

 

"Kentlerde otursam da yüreğim, gönlüm dağlardadır. İstedim ki, bu yazdıklarımla yetiştiğim topraklara, kendi insanıma, atalarıma, öğretmenlerime karşı borcumu biraz olsun ödemiş olayım..."

 

Anadolu sevdalısı, dostumuz Musa Seyirci söylemiş bunları. "Yirminci Yüzyılda Fethiye Kırsalında Yaşam" ı anlattığı kitabı için...

Sivas 'ta irticanın yaktığı Nesimi Çimen 'in "o güzel insanlar, o güzel atlara bindiler ve gittiler"

sözünden esinlendiği kitabında diyor ki;

 

"1960'lı yıllarda, Yörük yaşamının simgesi olan kara çadır henüz bozulmamışken, evlerdeki develer de katarıyla gitti. Oysa sarı develerimiz obaların süsüydü; çocukluğumuzda onlar 'ıhınca' (oturunca), başımızı dizlerine koyar uyurduk. Biz uyanmadan kalkmazlardı..."

 

 

Yörük Kültürü

 

Kültür Bakanlığı'nın "özverili emektar" larından olan Musa Seyirci, Antalya'da ve İzmir'de adeta "nefes nefese" görev yaptığı kültür müdürlüklerinden sonra 2003'te, Türkmenistan Kültür Müşaviri oldu.

Kendi deyimiyle, "meslekte 30. yıl armağanı" gibi gelen bu görevinde, yaşadıklarını ve öğrendiklerini yazma fırsatı da bulabildi..

Belli ki "yurt hasreti" yle kaleme aldığı kitabında, "yörük kültürü" nün ne denli "içten bir insancıllık" la bezendiğini, kendi çocukluğundan, gençliğinden tanıklıklarıyla ve "Türkmen yaşamı" nın hemen tüm ayrıntılarıyla anlattı...

Bu nedenle "O güzel İnsanlar, O Güzel Atlar" ı okuyan herkes, sadece Musa'nın anılarını değil, Anadolu'daki gözden ırak bir dünyanın "doğaya sevdalı" geleneklerini de "öğrenme" şansını elde ediyor.

 

 Kitabı da "Kon"uverdi

 

İşte bu şansın -sanki- devamını oluşturan "Batı Akdeniz Bölgesi Tahtacıları" da adeta dağlardan süzülüp başucumuza "kon" masın mı?

Hem de her biri yaşanmışlıkların tartışmasız belgesellerini oluşturan "Tahtacı fotoğrafları" yla birlikte... "Kolastarı" ile ağaç biçen; "sac" da ekmek pişiren; üç telli (saz) ile çalıp söyleyen; çatısı "yarma tahta" dan damlarını (ev) kuran; "ormancı" yla poz veren Tahtacılarımız...

Musa Seyirci, Yörüklerin yanı sıra, bir anlamda onların "orman emektarları" denebilecek Tahtacılara ait "giz" lerin, neden peşine düştüğünü özetle şöyle açıklıyor;

"Arkeologlar toprağın altını nasıl iğneyle kuyu kazarak araştırıyorlarsa, toprağın üstündeki sözlü kültürü de belgelemeliyiz. Çünkü toprak ana üstünü örttüğü kültürü uzun süre koruyabilir, oysa günümüz yaşamı sözlü kültürümüzü hızla yok ediyor..."

Nitekim 1930'larda Manavgat'ın dağlarında doğan "Tahtacı Türkmen" lerden bilge insan Hasan Şimşek , tüm yaşadıklarını, büyüklerinden dinlediklerini ve kuşaktan kuşağa bildiği her şeyi Musa Seyirci'ye anlatmaya başlayınca, bu ele avuca sığmaz insanların asırlardır süregelen serüvenleri de kitaplaşıverdi.

 

Ozan Hasan Akburak aynı serüvenin kahramanları için;

 

 

"Tahtacı diye bizi hakir görmeyin,

Arifiz, kâmiliz, erenlerdeniz;

Bizi tanımadan karar vermeyin

Erenler yolunu sürenlerdeniz..."

 

deyince de tarihin bu en uzun soluklu doğa işçilerinin ne denli aydın ve görmüş geçirmiş insanlar oldukları, şiirleşiverdi...

 

Türkmenler Anadolu'da Toroslar'a yayıldıkça, hayvancılıkla yaşayan Yörüklerden kimileri de "ağaç işleri" nde uzmanlaşırlar.

Tahtacılar, Fatih 'e bile İstanbul'u kuşatırken gemileri taşıttığı kalasları Kaz Dağı'ndan sağlayarak, Osmanlı'nın "hünerli emektarları" arasında yer alırlar.

Peki, günümüzde acaba nasıl bir dünya görüşüyle geleneklerini sürdürüyorlar?..

 

Yanıtı yine Akburak'ın aynı şiirinde;

 

 

"Yobaza, softaya karşı koyarız,

Bilgine, aydına saygı duyarız;

Uygarlık yolunda çağa uyarız,

Mustafa Kemal'i sevenlerdeniz..."

 

(Derin Yayınları-0212/527 01 65 )

 

ekinci@cumhuriyet.com.tr