BURUNÖREN

IGDELI

KALEKÖY

KARAÖZÜ

KIZILPINAR

SIVRIALAN

YERLIKUYU

 

ALİ AKSÜT

Ali Aksüt Muazzez İlmiye Çığ ile bir söyleşi sonrası

Malatya / Hekimhan / Hasançelebi beldesinde 1948 yılında doğdu. Malatya Turan Emeksiz Lisesi’ni bitirdi. İki kamu kuruluşunda değişik görevlerde bulundu. Yazmaya 17 yaşında Malatya’da Sebat Gazetesi’nde başladı. Yazma feyzini 14 yaşında Halil Öztoprak’tan aldı. Daha sonra Kırkmerdiven, Akdeniz Sanat, Cem, Tay, Folklor ve Edebiyat, Mavi Umut, Cem-i Can, Hon, Düşlük, Yol, Alevilerin Sesi, Müdafaa-i Hukuk vb. dergi ve gazetelerde ürünlerini yayınladı.

Birkaç dönem Antalya Hacı Bektaş Veli Derneği Başkanlığı yaptı. Birkaç dönem de Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı yönetim kurulunda değişik görevlerde bulundu. 10’u aşkın sivil demokratik kuruluş içinde yer aldı. Bazı radyo ve TV’lerde halk kültürü ağırlıklı programlar yaptı. Derleme çalışmaları için Anadolu’yu baştan başa dolaştı.

Yurt içinde ve yurt dışında çok sayıda söyleşi, seminer, panel, konferans ve sempozyum konuğu oldu. “Gözümde Kaldı” adlı şiir kitabı iki baskı yaptı, tükendi. Abdallarla ilgili geniş bir makalesi yayınlandı. Emekli olduktan sonra “Önce Türkmen Sonra Tahtacı” adlı kitabı da yayınlanan ve Alevilikle ilgili çalışmaları süren Ali Aksüt’ün mekanı Anadolu köyleridir.

BATINİ YOLAĞIN HURREMİ’SİNDEN GÜNÜMÜZE

Ali AKSÜT

Ali AKSÜT

Ceyhun Atıf Kansu Pir Sultan Abdal adını verdiği şiirini

 

“Tanrı bir güldür açar insanda
Tanrı bir dildir söyler insanda
Bir eldir uzanır seher vaktinde
Bir el bir ele, bir el bütün ellere
Dünyayı insanın bahçesi yapmaya
İnsanı dünyanın türküsü yapmaya
Tanrı bir eldir uzanır kuşluk vakti
Birleşmeye ….
Ellerimizde insan ellerimizde…”

 

Diyerek sürdürür. Şiir, süzerek okuyan her insanı çok uzaklara, tarihin derinliklerine, insanlığın gerçek beklentilerine götürüyor.  Elbette insan için mutluluk her şeydir. Her şey insan içindir. Tanrı ile insan aynı aynada görüntü, aynı sudaki izdir, bilene...

 

            Tüm inançların sembolleri, mitolojileri, sırları vardır. İnançlar da zamanla ad değiştirir. Bazı sembollerle sanki yeniden doğmuş gibi karşımıza çıkar. Dünya kaostan, düzensizlikten, karanlıktan bu güne kadar yol alırken paganizmden günümüzün dinlerine çok ama çok şey taşıdı. Zamanın günümüz insanına taşıdığı değerleri bilmek için tarihimizin içinde kısa bir yolculuk yapacağız.

 

            İnsanlık ne bir noktada doğdu ne de bir coğrafya insanlığın tek başına belediği beşik oldu. Böyle düşünmek bizi şöven, ilkel ve kaba geçmişe götürür. İnsanlığı bir coğrafyadan çoğalmış bir genin ürünü görenler insanı daha güzel bir yere taşıyamazlar. Bunlar kendi salıncaklarında sallanır dururlar. Tarihsel süreç içerisinde insanlığın hemen hemen büyük çoğunluğu egemenler elinde hayli kılık değiştirmiş, varoluş nedenlerinin uzağında büyümüş ya da yok olup gitmişlerdir. Bağımsızlığı karakter etmeyen, sözde aydın, küresel sermayenin gizli kollukçusu olurlar bir zaman. Ancak bunlara insan vicdanının verdiği yer unutmak, sürü kimlikli çöplüğe atmaktır.

 

            Anadolu Aleviliği insanı her değerin önüne koyar. Bunu da tanrı ile insanı “aynı vardan var oluş” olarak görür. Tanrı ile insan bir bütündür. Asya coğrafyasının Pagan tanrısı ile onun altında kalan Ülgen bile günümüzde;

“Ülger yıldızı ayırdı bizi”

Dizesinde olduğu gibi Çamşıhı türkülerinin içerisinde yalnız Alevilerin değil tüm Anadolu insanının dilinde, belleğinde yaşamaktadır. Ülger yıldızının tanrılaştığı coğrafyada  Anadolu’nun tam doğusunda günümüzde Nahçıvan diye anılan coğrafyada  yüzyıllarca yıl önce bir inanç doğdu. Bu inancı birçok tarihçi, din bilimci “İhtilalci Tarikatlar” sınıfından saydı.

 

            Öyleydi de... İran coğrafyasında doğan Mazdekizm Abbasiler zamanında Cürcan bölgesinde yayılmaya başladı.  Bunlar Kırmızı giysilerinden dolayı Mahmere ünvanı ile anıldılar. Mazdek Mani inançlı bu topluluk kendi dışındakiler tarafından Zinadik yani Zındık ilan edildiler.

 

            Çünkü onlar tüm eski kalıpları yıkan dokuzuncu yüzyılın paylaşmayı erdem sayan devrimcileri idiler. Bunlara göre Tanrı’nın yarattığı her şeyde Tanrının yarattığı her kulun hakkı vardı. Onlara göre Mal, mülk her şey herkese aitti.

 

            Azerbeycan, İran, Anadolu coğrafyasının bitiştiği koridorda yaşam bulan Mazdek Mani etkisindeki bu inancın başına 830 yılında Erdebil şehri yakınında Hurrem kasabasında doğan Babek adlı birisi geçti. Abbasiler Babek etrafında toplanan bu kitleye “Hurremiyye” adını verdiler. Onlar kendilerini “Dinül-Frec” diye adlandırıyorlardı. Tüm taraftarları yoksul, topraksız ve sermayesiz halk idi.

 

            Bu kitle Babek önderliğinde örgütlenip Buzür kalesini ele geçirdi. Kırmızı giysili Babek yanlısı Hurremiler ile Abbasi Halifesi Memun yıllarca savaş etti. Halife Mutaassım komutanlarından Afşin’i çok büyük bir güç ile Hurremilerin üzerine gönderdi. Babek yiğitçe direndi. İki yüz elli bine yakın cana mal oldu. Abbasi Hurremi kavgası.  Babek yakalanıp büyük işkencelerin peşinden öldürüldü.

 

             Oysa öldürülen Babek’in gövdesi idi. Daha sonra bu izden aynı coğrafyada Karamita adlı bir inanç filiz verdi. Irak coğrafyası Harun Reşit zamanında çok zenginleşti. Okyanuslara gemiler göndermeye başladılar. Bu günlerde yörede çalışanların çoğunluğu zenci kölelerdi. Zor ve çok kötü şartlarda çalışıyorlardı. Bu aç yoksul ve çaresiz insanların başına 867 yılında İran’ın Rey şehrinde doğan Ali Bin Mehmet geçti. Çok kanlı bir kavga oldu. Her esir bir Spartaküs oldu. Karmati inancı içerisinde Harun Reşit egemenliğini korumak için bunlara karşı çok acımasız davrandı. Bir süre Basra çevresine köleler hakim oldular. Liderleri Ali Bin Mehmet adına para bile bastırdı. Zenci kölelerin kavgası on beş yıl sürdü. Babek’in paylaşımcı düşüncesinin etrafında bir zaman özgürce yaşayabildiler.

 

            Bir süre sonra egemenler Ali Bin Mehmed’in etrafındaki bu ihtilalci tarikat üyelerinin sosyal düzenine son verdiler. Ne oldu? Devran döndü, don değişti. Bu inançta olanlar Habisiler adı ile meydana çıktılar. Daha sonrası mı? Sevgilinin al yanağından gayrı dünya malının tümünü paylaşmayı erdem bilen Bedretdinler, Torlaklar, Börklüceliler, Kalender Çelebiler hep bu sürekten bu izden gittiler.

 

Bilgi erdem ile buluşmadan aydın kavramı hiçbir asırda ve hiçbir öğretide yerine oturmamıştır.

            Yetmiş iki millete bir göz ile bakmayı daha o günlerde slogan edecek kadar bilinçli ve erdemli idiler.  Günümüzün Yüksek lisanslı yobazlarını, kendine demokrat süsü vermiş kafatasçılarını düşündükçe, paylaşmaktan ve sevgiye semah dönmekten başka bir şey öğretmeyen tekkelerde yetişenlere daha çok saygı duyuyor insan.

   

           Unutulmamalı ki; ekmeği küçültmüş her rejim insanlık düşmanıdır. Ekmeğin kavgası verilmeden özgürlüğn kavgası verilemez. Günümüzde tatlı su aydınları hayli çoğaldı. Çoğunun içinden çıktıkları toplumun tarihi hariç hemen her şeyden haberleri var. Şöyle ya da böyle bu rejimlerle işbirliği yapanlar asla aydın olamazlar. Bilgi erdem ile buluşmadan aydın kavramı hiçbir asırda ve hiçbir öğretide yerine oturmamıştır.

 

Doğruyu tarih bilinci olmayanların söyleme şansı yoktur.

Dünyanın doğruya ihtiyacı var. Doğruyu tarih bilinci olmayanların söyleme şansı yoktur. Tarih bilincinden yoksun yola çıkanlar olsa olsa  küresel sermayenin ya kalemi ya da  ekran artisti olup bir süre kendilerini ve içinden çıktıkları toplumu aldatırlar. Çoğu aç dünyanın doğru kaleme gereksinimi var. DÜNYA EKOLOJİK DENGESİNİ SOSYAL DENGEYİ KURMADAN BULAMAZ. Zındıklar, Hurremiler, Babekiler, Bedrettiniler hep tarihsel bilinç ile halklarının yanında oldular. Unutulmamalı ki sermaye yalnız kendine çalışır. Gerçek aydının işi her zaman zor yeri daima  onurlu olmuştur. Emekçiyi yoldaş, halkları kardeş yapamayanlar tavrını aydınlığa karşı koymuş budalalardır.

 

Ali Aksüt, Ağustos 2008

www.aliaksut.net

a_aksutcan@mynet.com

 -o-