KARAÖZÜ

BURUNÖREN

KALEKÖY

YERLIKUYU

IGDELI

KARPINAR

KIZILPINAR

 

ŞARKIŞLA, EMLEK HÜYÜK (HÖYÜK) VE AĞGÜL TÜRKÜSÜ’NÜ SÖYLEYENLER

ALİ AKSÜT

Emlek Höyük köyündeyiz, Karaçay, demlikten dudağımıza kavuştu. Yol arkadaşlarım Secatipek Demir ile Hamza Aksüt. Bir koca kültürün izlerini sürüyoruz. Komşu köyleri de gezeceğiz.

Sivrialan’da Keçegil, Köleler, Cingözler, Çakallar, Çulhagil bir araya gelmişler, Veysel’i de sembol seçmişler kendilerine. Hıdır Abdal, Yalıncaklı dedeler ile Arnavut kökenli Çelebi Ağabeydin Barutoğlu’nun yaşayan kitle üzerinde pek bir etkisi ise kalmamış gibi.

Eski “Büyükdam”larda canlar cem yapmaz, tevhit çekmez, pervane olup dönmez olmuşlar turna semahlarını…

Beserek Dede, Derviş Ahmet , Güldede kırılmış, üzgün… Ne oldu size böyle dercesine…Sinsin, tura oynanmaz olmuş, Temürağa, Hoşbilezik, Kartal, Çalıkkız, Madımak, Kırklar Samahı Allah’tan unutulmamış. Hıdırellez’de Kavut yine yapılsa da, Sultan Navruz cemi kıt anımsanıyor.

Sarıkayalı’lar Elbistan Kantarma, Kangal Zerk köyünden gelmeler. Abbaslılar, Kahyalar, Resullar yüzyıla yakın Aşık Hüseyin Gürsoy’un anısını yaşatıyorlar. Kırk yılı aşkın bir süre cem yapmayan köyler ne kadar Alevi ise onlar da öyleler. Üzgünler ama çaresiz değiller. Kangal Yellice’den gelmese de köylerine uğrayacak dedeye post hazır.

Gemerek Eskiyurt köyünün eski adı Alakilise. Malatya Hekimhan Engizek’ten gelenler, Üryan Hızır Evlatları, Emirler, Ali Kahyalar, Kayışlar, Kolağasıoğlu, Teberler, Haytalar, Kılıçlar, Battallar, Sarı Ahmetler, Aloğlar bir araya gelmişler de, bir cem evini yaptıramamışlar.

Çamlı ziyaretin dalı, Sarımeşe küsmüşler  Sarıkaya’lılara.

Şarkışla’nın bir yanında Saraçlar Köyü. Sıraç sözü Saraçlar’a dönüşmüş. Elbette Tokat yöresinden gelmeler. Köyde ve çevrede Edeoğlu diye anılıyorlar. Düğünlerinde renkli bayrak asılıyormuş. Gençlerin düzenli cem görme özlemleri büyük.

Nedendir bilmiyorum, İğdeli köyünün  adı geçtiğinde içimden Türküler geçiyor. Sanırım Halepaltı Türkmeni Bucak Avşarı Abuseyf’in torunlarından biri, yanık sesi ile, içli bir türkü söyledi ki, içimde İğdeli ile türküler yan yana duruyor.

Halep, Çukurova, Antep, Maraş, Karaözü derken göçü burada yıkmış Bucak Avşarları. Çevrelerindeki 6 köyde bu obadan imiş, yedinci köyün nerede olduğunu bilmiyorlar.

Dervişliler, Bektaşoğulları, Başıbüyükler, Karacumalar, Mısıroğulları, Mülkümuşağı’nın tümü Sarı İsmail’e bağlı imiş, cemlerin yaşandığı dönemde “Bir cem eviniz bile yokken taşlarımı çiftemeyin” demiş, üçler taşı. Atilla’da duymuş İğdeli’den. Bana söyledi.

Karahıdırlı’daki “Kızılbaş Mezarlığı’nın geleceğe ulaşmasının yolu cemden geçiyor. Muhabbetin yaşandığı dem’den geçiyor.

Körkuyu köyünde Karahan Uşağı canlar yaşıyor. 1700 lü yıllardan bu yana Körkuyu’nun başını bekliyorlar.

Yelliboyun adı Yerlikuyu’ya dönüşmüş. Buraya Beserekleri, mayaları ile Lökçüler gelmiş ilk önce.

Sarıoğlan’ın bir köyünün adı Kaleköy. Bunlar 1780 li yıllarda  önce Körkuyu’ya sonra Kaleköy’e gelen Asker Uşağı soyundan gelmeler imiş.

Yerlikuyu’da Lökçüler ve Sarıveli’ler de Halep’ten, Üsüller Çorum’dan gelmeler, Üsüllere Köleler de deniyor. Köyde Köse Ahmetoğulları adlı bir sülale daha yaşıyormuş.

Arifoğulları sazlarını cem evinde çaldıkları gün, sevincimiz bir bütün olacakmış. Köyün inancını yaşamak isteyen gençleri söyledi.

Sarıveli’lerden (Ali Hoca) Kodak Hasan’ın kızı Binnaz bizlere bir Tarkan hediye etmiş, sağ olsun.

Yerlikuyu’da saya gezmek, Zemheri’nin onbeşinde (28 Ocak) Kış yarısı yapma, Kereveli’lerce kutlanıyormuş,

Ali Hocalar da koş katımını Ekim ayının onu ile yirmisi arasında mutlaka yapıyorlarmış.

Lökçüler’e de Koç katımının ardından güz kümbesi yapmak  kalıyormuş ki, koç katımında konukları olmak gerek.

Avşarlar, 21 Mart güneşi ısıtırken, “Navruz Gezme” yi ihmal etmiyorlarmış. Dünün güzelliklerini torunlara taşımak, sadece güzel değil, bilinç işi, akıl işi, erdem işi.

Avşaralan’lılar 1720 ‘li yıllarda gelmişler buralara. Halep Hamovası’ndan yola çıkıp Lök’ün ipini burada çözmüşler. Emir Hoca ve kardeşi Ali’nin evlatlarına Hameduşağı adı veriliyor. İğdeli köyünden gelenler Ağcalılar, İmir Hamağil, Urunlu Aligil, Karapınar’dan gelenler ile hep bir aradalar.

Karşı köylerin adı Yedibucak Avşarı. Burunörenli’ler Karaözü köylülerine “Mırıh” diyorlar. Karaözü köylüleri de Burunören ve çevre köyleri “Türkmen” diye tanımlıyorlar.

Karpınar’a Halep’ten üç aile gelmiş. Halep’ten Palas’a oradan Tırmıkpınarı’na gelmişler. Sarı İsmail’in talipleri imişler. Bir yaşlı “Cemsiz, Yedibucak Avşarı’nın tadı yok”. Diyerek çok şey anlattı bana. Yazmasam ölürüm. Asıl dedeleri Fakıoğulları, Mısırlıyız diyorlarmış. Avşarlar zorunlu Iskanın tüm acılarını yaşamışlar.

Kul Budalayı canlara kazandırmışlar. Emlek’liler üç etek giyerlermiş. Karpınarlı’lar üç eteğe “bilmezik” diyorlar.

İğdeliden gelen çalgıcılık yapan Abdal canlar, Kılıç soyadını taşıyormuş. Komşu Tatılı köyü geçmişte Alevi inançlı imiş.

Vaktinde cemlerini düzenli yapsalar Alevi kalacaklarmış. İhmal etmişler, böyle olmuşlar, diyor bir dede içi buruk.

Aşık Hüseyin’in deyişleri Karpınar Cem evinde söylendiği gün köyün gençleri daha da mutlu olacaklarmış.

Karpınarlı yiğitler Sarıkamış’ta Çanakkale’de yurtseverlik örneği vermişler. Karpınar’ın çok şehidi var imiş.

Karpınar’lı Fatma Avşar Ana’nın kahvesini içmeye gideceğim kısmet olursa. Karpınar’da Cem Evi görürsem dilim açılacak.

Sarıoğlan Kızılpınar’a ilk Çapanoğullarından Kızıloğlan gelmiş. Komşu Küpeli köyü, daha eski bir köymüş.

Köylüler Kızıloğlan ile Karaosman’ın torunları imiş.

Kızılpınar’dan önce Yahyalı’ya gelmişler. O kıraç yerde duramamışlar. “Biz burada mal boku ile kahve içmek” deyip Kızılpınar’a gelmişler. Küpeli’ler bunları kovmuşsa da yerleşip kalmışlar. Seyit Halil Devletli Yedi Kardeşlerden Ahmet’in  mezarı köy camii’nin yanında. Kızılpınarlı’lar ve çevre köyler mutlu ve barışık bir yaşam sürdürüyorlar. Ayaklarım sürekli sevginin, barışın egemen olduğu yerlere gitmek istiyor.

Bir olmanın ne demek olduğunu biz biliyoruz da bir de inanç tüccarlarına anlatabilsek. Kesebilsek din tüccarlarının önünü. Komşu köylerde ki güzellikleri göreceğiz.

 

AĞGÜL

Çocuktuk, Hasançelebi ile Ulugüney arasındaki bozkırda hayvan otlatırdık. Büyüklerimizin muhabbet ortamında söyledikleri türküleri, biz de Kızıliniş’in kengerlerini sakıza dönüştürürken söylerdik.

Ben, Veli Hoca, Kasap Özer.

Bizi içlendiren türkülerden biri “Ağgül” türküsü idi.

Bu türküyü Avcı Garib’in kardeşi Kamber emmim de içli içli söylerdi, Sarı Memöğ dayı da…

Ben de söyledim bir zaman içimdeki açılmayan ak güle bu türküyü.

Yaş ellibeş dediği günlerde yolumuz Emlek Höyük köyüne düştü. Her yerde olduğu gibi söz sözü açtı. Konuşulacak çok şeyi konuştuk…Gökçeler, Ahioğulları, Bilecik Söğüt Karakeçili aşiretinden Sakalar ile…

Aşık Ali İzzet Özkan, Devrani (Ahioğullarından), Garip Ali diye bilinen Aşık Ali, İzzet Savaş, Aşık Yusuf gibi bilinen değerli isimler yetiştirmişler bu yörenin insanları.

Şüphesiz yaşarken hiçbirinin kıymeti de bilinmemiştir ya. Biz andık onları. Bıraktıklarının büyüklüğüne saygılı. Emlek Höyük Köyünün yaylasının adı Beserek Yaylası. Beserek, damızlık deve demek. Bu yaylada bir ulu ağacın da adı Beserek. Yaylada kurumuş bir krater gölü var. Veysel Karani develerini bu gölün suyunda yıkamış, uyuz develer iyi olmuş. Bu nedenle Emek’liler her yaz buraya gelip çeşitli dileklerle kurban keserler, dilekler dilerlermiş.

Kim bilir, Beserek yaylasına içindeki bin bir dilekle kurban götürenlerden birisi de Ağgül’dür, diye…

Höyüklü’lerin bana anlattıkları ile, Akgül türküsünün Yaşar Kemal ustaya anlatılışında bir farklılık olsa gerek. Herhalde canlardan birisi Çukurova’da Yaşar Kemal’e anlatmış olacak ki o da kağıdı kalemi eline almış yazmış duyduklarına duyarlılığını katarak.

Biz, Ağgül’ün  yaşadığı coğrafyaya, büyüdüğü mekana, yakınlarına ulaştık. Onların anlattıkları ile yazılmış olan Akgül destanı farklı çıktı. Emlek Höyüklü’ler dediler ki;

Höyüğün güzelleri de yiğidi de her zaman çok olmuştur. Bu güzellerden birisi de Ağgül’dir. Ağgül, herkes tarafından bilinen Aşık Ali İzzet Özkan’ın kızıdır. Allah’ın emri, Peygamber’in kavli ile, İlyas Vural adlı bir gençle sözlenir. İlyas askerden izinli gelmiş, Ağgül’ünü görmüş, koklamış, iznini mutlu geçirmiş. İzninin son günü Mustafa Başel adlı bir başka genç Ağgül’ü sözlü olmasına bakmayarak kaçırmak istemiş. Ağgül’e sevdalı sözlüsü İlyas’da Mustafa’yı vurmuş. Mustafa ölmüş. Ağgül’e sevdalı İlyas’da Sinop Cezaevi’ne düşmüş. Gerek Ağgül’e, gerek Emlek yöresine duyduğu özlem birikip birikip Ağgül türküsü olup taşmış ağzından İlyas’ın.

Zaten Sinop Cezaevi’nin duvarları;

“Denizde deli dalgalar

 Gelip duvarları yalar

 Seni bu sesler oyalar

 Aldırma gönül aldırma”

 

türküsü gibi nice yanık ezgilerle, buruk gönüllerle tanışıktır. Yutar mahpus damları koçyiğitleri, geriye türküleri kalır.      

Ağgül gibi bir koncayı da içinde zincirliyor, Sinop Cezaevi tastamam oniki yıl yatıyor İlyas. Koca bir adam oluyor delikanlı. İçinde Ağgül, Ağgül’lü anılar.

            Ağgül ile kurulan düşler ve koca oniki yıl süren ayrılık.

            Özlemek ve ulaşamamak, sevip kavuşamamak, içinde bir yerlerde hissetmek, gözlerin yolda kalması, umudun düşlerin yerinde hiçbir şeyin olmaması. Ne eder bir delikanlıyı? Verem…

 

            Verem o yıllarda zorlu bir hastalıktır. Elverişsiz koşullarda verem olan her insanın sonu ölümdür. İlyas’ın umutları, düşleri, özlemleri Sinop Cezaevinin kara gölgeli duvarları, nemli hücreleri içinde sönüp kayboluyor.

            Umudun bittiği yerde her şey kayboluyor. “İlyas Vural öldü” haberi Höyük’e tez ulaşıyor.

            Geriye, cezaevinin duvarlarına söylediği içli, yanık, türüm türüm Anadolu insanının ruhu kokan acılı bir Ağgül türküsü kalıyor….

            Ağgül’ün babası Aşık Ali Özkani bir şiirinde

            “Kader torbasına elim uzattım

             Tecelli kağıdım karalı çıktı

             Ömür defterine bir yol göz attım

             Dertlerim içimde sıralı çıktı”

 

der. Ağgülünün Tecelli kağıdı da karalıdır ki, “Ağgül seni camekanda görmüşler” diye başlayan ezgi içimizde bir yerleri burka burka yapar gider.

 

 

 

 

Ağgülüm seni camekanda görmüşler,

Ağgülüm, gülüm

 

Siyah saçın sırma ile örmüşler

Yar eğlen eğlen, gül eğlen eğlen

Ürüyamda seni bana vermişler

Ağgülüm, gülüm

 

Ürüyalar gerçek olsa ne olur

Yar nolur, nolur kız nolur nolur

Kapısının önü bir uzun yokuş

Ağgülüm, gülüm

 

Gurban olam Ağgül o nasıl bakış

Yar eğlen eğlen, dur bende gelem

Hanlın üstüne her türlü nakış

Yar nolur, nolur

Kurban olam kirkit vuran ellere

Ağgülüm, gülüm kız gülüm gülüm

 

Gedikten çıktım da ırmak sazağı

Ağgülüm, gülüm

 

Taramış zülfünü dökmüş tozağı

Yar nolur nolur, kız nolur nolur

Düşmanlarım yola kurmuş tuzağı

Ağgülüm, gülüm

 

Varamam sevdiğim yollarım ırak

Yar nolur nolur, kız nolur nolur

Ağgül ekinine ziyan odlumu

Ağgülüm, gülüm

 

Kınalı parmağa diken doldumu

Yar nolur nolur, kız nolur nolur

Seni beni (de) yaradanın aşkına

Ağgülüm, gülüm

 

Seni benden başka saran oldumu

Yar nolur nolur, kız nolur nolur

Direk direk oldu Kablan’ın tozu

Ağgülüm, gülüm

 

İçerime düştü bir ince sızı

Yar eğlen eğlen, kız eğlen eğlen

Felek, felek iken ayırmaz bizi

Ağgülüm, gülüm

 

Bir cenderme geldi ayırdı bizi

Yar eğlen eğlen, kız eğlen eğlen

Hürümüsün, melekmisin, feriştah

Ağgülüm, gülüm

 

İltimas eylemiş sana Goca (A)llah

Yar nolur nolur, kız nolur nolur

………………………………….

Ağgülüm, gülüm

 

Kevser gölünde suya düşmüşsün

Yar nolur nolur, kız nolur nolur

Acı poyraz gibi kırıp esnedim

Ağgülüm, gülüm

 

Kaderime küsdüm sana küsmedim

Yar eğlen eğlen, kız eğlen eğlen

Ben yarimden umudum kesmedim

Ağgülüm, gülüm

 

Evvel sevip sonra terkedermisin

Yar eğlen eğlen, kız eğlen eğlen

 

  • KK: Şarkışla Emlek Höyük Köyü    Cennet Vural (İlyas Vural’ın esşi) 1935
  • KK: Şarkışla Emlek Höyük Köyü    Hıdır Vural 1946
  • KK: Şarkışla Emlek Höyük Köyü    Hazma Özkapıcı 1944
  • KK: Şarkışla Emlek Höyük Köyü    Hasan Vural 1949
  • KK: Şarkışla Sarıkaya Köyü   Mustafa Genççağı 1940
  • KK: Şarkışla Sivrialan Köyü   Bahri Şatıroğlu (Aşık Veysel’in oğlu) 1941
  • KK: Şarkışla Sivrialan Köyü  Mustafa Şatıroğlu (Aşık Veysel’in yeğeni) 1946
  • KK: Şarkışla Sivrialan Köyü   Muharrem Güç 1947   
  • KK: Şarkışla Sivrialan Köyü   Hüseyin Özer 1936
  • KK: Gemerek Eskiyurt (Alakilise) Köyü   Rıza Bakır  1932
  • KK: Gemerek Eskiyurt (Alakilise) Köyü    Şükrü Yurdakul   (1333) 1917
  • KK: Sarıoğlan Yerlikuyu Köyü  İsmail Uğur  1946
  • KK: Sarıoğlan Karpınar Köyü   Bektaş Koç (Baba Dayı)   1914
  • KK: Sarıoğlan Karpınar Köyü   Fatma Avşar  1939
  • KK: Sarıoğlan Karpınar Köyü    Duran Özaydın (Turani) 1934
  • KK: Sarıoğlan Kızılpınar Köyü  Halil Gökdemir 1941
  • KK: Bünyan Karakaya Köyü     Şükrü Şeker  1939

 

 

 

Büyük usta, tatlı dilimiz Yaşar Kemal’in Türk Folklor Araştırmaları Dergisi Temmuz 1954 sayısında “Akgül Seni Camekanda Görmüşler” adıyla yazdıklarını da bilmekte yarar gördüğümden buraya alıyorum.

 

AKGÜL SENİ CAMEKANDA GÖRMÜŞLER

                                                                                  Yaşar Kemal GÖĞCELİ

 

 


 

Zusätzliche Informationen