HASAN KILAVUZ DEDE, AABF DEDELER KURULU BASKANI
iKRARINDA DURANIN DEMiNE HÜÜ


‘İkrarında duranın demine hüü’ Alevi kurum ve kuruluşları biribirlerini gün geçtikçe daha iyi tanıyacaktır. Dostu, düşmanı, sağlamı ve çürüğü, merti ve namerti, ancak eylem alanında tanırsın. Öyle olmasaydı, Şah Hatayi bundan 500 yıl önce ‘Dönene lanet’ demezdi.

Onu Çaldıran’da yalnız bırakanlar, Pir Sultan’ı taşlayanlar, Şeyh Bedrettin’in başına çuval geçirip, Padişah’a götürüp teslim edenler hep aynı insanlardı.

Hasan Kılavuz

İnsana sahip çıkmayan insanın kıblesi insan olamaz. Bundan 11 yıl önce Sivas’ta çıra gibi yakılanların nasıl unuturlar! 2 Temmuz günü Madımak’ın önünde gitmeyen Türkiye’deki yüzlerce Alevi örgütü temsilcilerine ne demeli? Haksızlığa baş kaldıran ve asla haksızlığı kabul etmeyen bu inancın bireyleri, bir de örgüt temsilcileri olarak toplum içinde dolaşıyorlarsa, kendi yandaşı olan diğer örgüt temsilcilerini nasıl yalnız bırakırlar! “Ya Pir” deyip ikrar vermek böyle midir? Türkiye’de ve hele Sivas ilinin içindeki Alevilerin Madımak önüne gitmeyişlerini iki sebebi var. Birincisi korkmak! Kimden; polisten, askerden, devlet ve hükümet yöneticilerinden. İkincisi ise utanmak! Kimden; komşulardan, çarşı esnafından, işyeri arkadaşından, cami imamından!

Kuruluş nedenini unutma gafleti

Halbuki Anadolu Kızılbaş Aleviliğinde ulu Pirlerin beyanıdır; “Herhangi bir eksiklik ve noksanından dolayı Hakk’tan korkmuyorsan, pirden utanmıyorsan, kimden korkar ve utanıyorsan utan var ömrünce secden kabul değil, lokman makbul”. Türkiye’de mevcut bütün Alevi Bektaşi derneklerinin tüzüğünde istisnasız bir madde mevcuttur: Alevi inanç ve kültürünü yaşatmak!

Bundan 11 yıl önce, 2 Temmuz’da yaşanan acı olaylardan sonra, mevcut derneklerin yüzde sekseni bu amaçla kuruldu. Türkiye’deki mevcut bu dernek ile cemevlerinin ve vakıfların kurulmasındaki ilk kıvılcım ateşini Madımak’ta “bedenlerini çıra gibi yakıp”, şehit olanlar tutuşturdu. 2 Temmuz’da Sivas’ta şehit olan o yürekli ve inançlı dava insanlarının aziz ruhları önünde bir daha saygıyla eğiliyorum. Peki durum öyle olduğu halde Türkiye’deki bu kurum ve kuruluşların yönetici ve üyeleri nasıl olur da Sivas şehitlerini unutturlar ?

Pir Sultan’ı anmak için Sivas’a gidip, orda şehit olan, o korkusuz ve yürekli insanları unutanların kıblesi insan olur mu?

Yüce Pirimiz “İkrar verenin demine Huu” dememiş !

İkrarında duranın demine Huu demiş!

2 Temmuz günü Sivas Madımak’ın önünde şehitlerimiz ruhuna dua okuyup, çiçek bırakanlar Avrupa’da binlerce kilometre yol giderek, orda buluşan AABF yöneticileri ve Avrupa’da yaşayan duyarlı Alevilerdi. Gidenlerin ve orda hazır bulunanların cümlesine aşkı niyaz ederim.

Alevi örgütlenmesi yenidir, 20 yıl uzun bir süreç değildir. Alevi kurum ve kuruluşları biribirlerini gün geçtikçe daha iyi tanıyacaktır. Dostu, düşmanı, sağlamı ve çürüğü, merti ve namerti, ancak eylem alanında tanırsın. Öyle olmasaydı, Şah Hatayi bundan 500 yıl önce dönene lanet demezdi. Onu Çaldıran’da yalnız bırakanlar, Pir Sultan’ı taşlayanlar, ½eyh Bedrettin’in başına çuval geçirip, Padişah’a götürüp teslim edenler hep aynı insanlardı.

Avrupa’daki Alevi örgütlerinin gerek Türkiye’ye yönelik çalışmaları ve ordaki kurumlara olan dayanışmaları olsun, gerekse Avrupa’daki Alevi toplumuna hizmet icin gösterdikleri çabalar olsun takdir edilecek boyuttadır. Fakat aynı şey 20 milyon Alevi’nin yaşadığı Türkiye’deki örgütler için ne yazık ki söylenemez.

Ainesi iş olanlar

Sivas olaylarının 11. yılında Türkiye’deki Alevi kuruluşlarının, Alevi inanç ve kültürü konusundaki çabalarına bakınca, arpa boyu kadar yol aldıkları görülüyor. Türkiye’deki kuruluşların şimdiye kadar yürekli bir eylem ve etkinliklerine şahit olamadık. Biliyorum belki benim bu satırlarıma tepkileri olacaktır. Fakat ortada olan hakikat şu ki, toplumda ses getirecek ve kalıcı olan bir tek proje yoktur. Ne yazık ki hala, şimdiye kadar yapılan cemevlerinin yapısını yasal statüye kavuşturamadılar. Binyılın Türküsü İstanbul’da AABF’nin motor güç olmasıyla hayata geçti. Yıllardır Hacı Bektaş ½enliklerine maddi ve manevi katkı, moral aşılama ve propaganda yine Avrupa’dan giden Aleviler ve onların çatı örgütü AABK sayesinde gerçekleşiyor. Protokolde oturan devlet yöneticilerine karşı mevcut sorunların korkusuzca dile getiren, konuşmalarında Alevilik ve Alevilerin genel isteminden bahseden AABF yöneticileri olmuştur.

AABK’yı oluşturan Avrupa’daki bütün dernek yöneticilerine ve bu sürede yönetim organlarında görev alan bütün herkese teşekkür ederim.

Belki bir kısmıyla belli konularda ayrı düşünmüş olabiliriz, ama Alevilik konusundaki çabaları ve bu kültürün gelişip serpilmesi için hepsinin gösterdiği korkusuz çabayı kutlarım.

Fakat ne yazık ki Türkiye’deki yöneticiler için aynı şeyi söylemek zordur. Son 24 yıla bir bakalım: 1980 yılından beri Alevi çocuklarına okullarda zorla Sünni inancı anlatılıyor ve Alevi çocukları resmen Sünnileştiriliyor. Kendi kültür ve inancından uzaklaştırılıyor, Alevi gelenek, örf ve adetleri Sünni öğretmenler tarafından kötü anlatılıyor. Yıllardır bunun böyle olduğu bilindiği halde Aleviler cephesinde yaprak kıpırdamıyor. Kimseden tepki yok, kaderlerine razı olmuş bir hal sergiliyorlar. Bu konudaki gerekli girişim yine AABF yöneticilerinin öncülüğünde Türkiye’de tespit edilen bir aile reisi ve bir hukukcuyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuruldu.

Hacı Bektaşi Veli gibi bir Ulu Erin dergahı yıllardan beri Aleviler tarafından ücret ödenerek ziyaret ediliyor. Alevilerin kabesi olan bu dergah Alevi kuruluşlarına devredilmelidir. Turizm Bakanlığı, en kısa zamanda dergahın tüm yönetimini Alevi kuruluşlarına bırakmalıdır. Yine bu konudaki ilk hukuksal girişim 2004 yılında AABF’ye bağlı derneklerimizin üyesi olan değerli işveren Sinan Samat tarafından yapıldı.

Cumhuriyetin 80 yıllık ilk kuruluş tarihinden günümüze kadar Sünni cemaatin gerek vakıfları, gerek diyanet ve yan kuruluşları, Cumhuriyet yasalarında kendi inançları doğrultusunda tamiri imkansız gedikler açtılar ve her istediklerini elde ettiler. Ne yazık ki Aleviler cephesinde yine elle tutulur bir şey yoktur.

Ülkemizde Diyanetişleri Başkanı belli toplantı ve törenlerde, Türkiye’deki mevcut bütün inanç cemaat önderlerini protokole davet edip onurlandırıyor. Fakat 20 milyon Alevi’yi görmemezlikten gelerek ve onlardan kimseyle görüşmüyor. Bu tavıra karşı ülkedeki Alevi örgütlerinden hiçbir ses çıkmıyor.

Alevilik dersleri

Avrupa’da özellikle Almanya’da AABF ve kendisine üye derneklerin bulunduğu eyaletlerde bütün inanç temsilcilerinin toplandığı yuvarlak masada Alevilerde özgür bir inanç olarak yerini alıyor. Almanya’da şimdilik Berlin ve Hamburg eyaletlerinde uygulanan Alevilik derslerinin gelecekte bütün eyalet okullarında okutulacağına inanıyorum. Çünkü Avrupa’daki Aleviler kendi inanç ve kültürüne hiçbir karşılık beklemeden fahri olarak gönülden çalışıyor, büyük fedakarlıklar yapıyorlar, maddi ve manevi olarak olayın takipçisi olmuşlardır.

Örgütlü olmak; bakımlı bir gül bahçesi gibidir. Gül bahçesinde dolaştıkça haz alır insan. Bu bahçede bütün bülbüller aynı dilden öterse bahçe şen olur. Herkes bu bahçeye gıptayla bakar. Bahçıvan biten ayrık otlarını, zarar veren dikenleri zamanında ayıklar, o zaman bahçe şen olur dolaştıkça gönüller hoş olur.

İnanç örgütlerinin yöneticileri ikbal peşinde koşmazlarsa, o inanç gönüldaşları her alanda dünya işine şevkle, maneviyatada aşkla sarılırlar. Onun için yönetici olan veya bu görevlere soyunanlar, nitelikli kişilik sahibi, disiplinli, geniş ufuklu, üretici, akıllı ve çalışkan, yılmayan ve yılgınlığa düşmeyen insanlardan oluşmalıdır Alevi Pirlerinin her biri yaşadıkları dönemlerde birbirlerini tamamlayan ve kendilerinden sonra gelecek nesillere verdikleri mesajlar, hep çağdaş ve aklın kabul ettiği mesajlar olmuştur.

O sayededir ki; Alevilik ne İslam’ın sünni inancı, ne de İslam’ın şii inancı içerisinde eriyip kaybolmamıştır.

Alevi ocakzadelerin ve Alevi pirlerin neslinden gelen genç ve çağdaş dedeler, bu yüce inancı, her alanda bağımsız ve özgürce anlattıkları sürece bu inanç yaşar ve diğer inanç mensubları tarafından da kabul görür. Son birkaç yıldır, Türkiye’de ikbal peşinde koşan bir takım sözde Alevi örgüt temsilcileri, Anadolu Kızılbaş Aleviliği temel örf ve geleneklerine internet sayfalarında hayasızca saldırarak, Aleviliği ½iileştirmeye uğraşıyorlar. Binbeşyüz yıldır Sünnileşmeyen Alevilerin, aklı sıra “Kerbela ve Necef edebiyatı” yaparak, Şii yapmaya uğraşıyorlar. Bugün Necef ve Kerbela’da olanlar hiçbir inancın kabul etmediği gelişmelerdir.

Kutsal mekanlar biz Anadolu Alevilerin gönlünde yine kutsiyetini koruyor. Ama o kutsal mekanları kalkan gibi kullanarak oralara sığınıp orada insanları öldürmek, oralar sözde bombalanıyor diye suçsuz, günahsız insanları esir alıp, kafalarını kesmek ve bunu Allah adına yaptıklarını söyleyenler, hiçbir inancın kabul etmediği mahluklardır.

Doğru duvar yıkılmaz

Anadolu Kızılbaş Alevileri Çaldıran’daki “Kara Çarşamba”dan bu yana, ne arabın uzun entarisini ne de acemin sarığını kabul etmemişler. O kara çarşamba Anadolu Alevileri için tarihi bir milattır. Ne ayağına mes, ne de başına fes giymişlerdir. Ne ezanı dinledi, ne de Cuma’yı gözledi. Ne sakallını sünnet etti, ne de imama biat etti. Ne sahura kalktı, ne de teravihe gitti. İkrarından dönüp hilebazlarla birleşip, ikbal için Çaldıran’daki Kara Çarşamba yenilgisini yaratanlar, Kerbela ve Necef’teki kutsal mekanların kendi inancında olanları yerleştirdiler. O tarihten sonra Alevi Uluları yönümüz ve niyazımız, Kırşehir’e Pir Hünkar’a mesajını vermişlerdir.

Alevi inanç ve ibadeti ne denli baskılarla maruz kalırsa kalsın, ne denli asimile edilirse edilsin, illa ki yaşayacaktır ve yaşatılacaktır. Bu inancın Ulu Pirleri buyurmuştur; “Doğru duvar yıkılmaz.”

Bu inancın harcı alın teriyle karılmış, tuğlaları gönül ateşinde pişirilmiş, nakışları göz nuruyla işlenmiştir bu yüzden yıkılmaz. Banaz’da Pir Sultan’ı, Kırşehir’de Pir Hünkar’ın Dergahına, Tunceli’de Düzgün Baba Dağı’na giden bütün canların dildeki dilekleri kabul, ziyaretleri mübarek olsun...