HASAN KILAVUZ DEDE, AABF DEDELER KURULU BASKANI




HASAN KILAVUZ DEDE

Alevilik kör inanÁ degil, gör inanÁtir*

Alevilik kör inanç degil, gör inançtir*

Alevilik kör inanç değil, gör inançtır* Islam dininde; birkaç kisinin isminin ve sembolün arkasına saklanarak Islamin özü olunmaz.


Hasan Kılavuz


Insanlarla yasamak güçtür,
Çünkü susmak zordur.
Nietzsche

Alevilerin Sesi Dergisi, Alevilerin “er meydani”dir. Bütün tartismalarimizi karsilikli görüslerimizi, bu derginin sayfalarina dökelim ve AABF’nin tabani dogru bilgilensin. Bize ait olmayan gazetelerin köselerinde inancimizi tartismayalim.

Islam dininde; birkaç kişinin isminin ve sembolün arkasina saklanarak İslamın özü olunmaz.

Alevilik kör inanç degil, gör inançtir.

Inancimiz korkaklarin degil, serden geçtilerin inancidir. Tarihte misalleri vardir. Hallaci Mansur’u “Ene’l Hakk” dedigi için 26 Mart 922 (miladi) yilinda Bagdat’in Horasan kapisi mevkinde en agir iskencelerle öldürdüler.

Hallaci diyordu ki; “Hak kullarini nurdan yaratmistir.”

Hakkinda fetva veren ?eyhül Islam Ibn Teyiye; “Allah Muhammed’e indirdikleri hak ise, Hallac’in söyledikleri batildir. Bozdugu yaptigindan fazladir. Öldürülsün!” emrini verdi.

Seyit Nesimi miladi 1404 yilinda yani, Hallac’tan 500 yil sonra diyordu ki;

“Külli yer’ü gök Hakk oldi mutlak,

Söyler def’u çeng’u ney Ene’l Hakk!”

Yer gök bastan basa, bütünüyle Hakk oldu; Bundan dolayidir ki def, saz, ve ney bir agizdan “ Ene’l Hak!” (hak benim) der. Bu söylem ve yorumlarindan dolayi derisi yüzülerek idam edildi.

On ikinci yüzyilin sonu ve on üçüncü yüzyilin basinda yasayan Taptuk Emre’nin Piri Berak Baba, Geylan Hükümdari tarafindan müritleriyle birlikte öldürüldü. Berak Baba ne diyordu;

“Kim o güzelin yüzünü gördüyse, gerçekte O’nu gördü,

Mutlak güzellik zuhur etti, fakat insan sekliyle yüzünü örttü!”

?eyh Bedreddin ne diyordu; “Doga ve tanri bir ayni seydir!” Bu sözleri, hakkinda ölüm fermani veren Iranli Molla Mevlana Haydar’in isini kolaylastirdi.

Pir Sultan

“Koyun beni Hakk askina yanayim

Dönen dönsün ben dönmezem Pirim’den!”

Yukarida isimlerini verdigimiz Alevi inancinin yikilmaz bu onur burçlarinin ve daha nice yüzlercesinin ölüm emri hep Islam adina verilmis kayitli, resimli belgelerdedir.

***

Anadolu Alevileri, yönünü tasa, duvara degil, “insana” dönmüs, her seyi insanda gördügünü, ne varsa insanda oldugunu belirterek; “Istemem cenneti, göster cemalini ya Pir”, “Okunacak en yüce kitap insandir”, “Hakk’in mekan tuttugu yer insanin gönlüdür” diye gezinen, bu ölümsüz iman mürsitleri Pirlerimizdir ki; “Biz onlara ikrar vermisiz.”

Yoksa inanci kin ve nefret araci haline getirenlere, hayati küfür ve inkar üzerine oturtanlara asla Pir dememisiz. Riyakarlik yapmayip sahte inanca karsi çikmak, dinsizlige karsi çikmaktan evladir.

Bugünün Anadolusu’ndaki Alevi dedeleri geçmisteki Ocakzadeler’in soyundan geldigini ve Bektasi Dede Babalari’nin da yetistigi dergahlardan, dergah Pir’inden el aldigini asagi yukari her Alevi biliyor. Bu ocaklardan gelen Seyitlere ve Bektasi Dede Babalari’na hürmette kusur etmeyen talipler, onlara, yani kimi Ocakzadelere “Pir”, kimine de “Mürsit” demisler. Bu makamlar öyle gelisigüzel belirlenmemis, bu makamlardaki postlarda oturanlar gökten zembille inmediler. Onlar hizmet ile gelip, edep ile oturdular. Durus ve davranislari, bilgi ve birikimleri, korkusuz ve cömertlikleri, her türlü haksizliga yigitçe karsi durmalari, onlari bu makamlara getirmistir. Geçmisten günümüze kadar taviz vermeden inandigi ve yasadigi dogrulari savunan bütün erdemleri kisiliginde tasiyan, geçmisteki Ocakzadelerin soyundan gelidigini söyleyen bugünkü dedelerin hepsi ayni durusu sergiliyorlar mi?

Hepsi için “Evet” demek elbette yalnis olur. “Görünen köy kilavuz istemez!” diye bir deyim vardir. Biz Cumhuriyetle idare edilen laik bir ülkede, devletin kurup koruyacagi bir Diyanet kurumu olmaz diye onlarca yildir haykiran, bu konuda öneri ve programlar sunan Aleviler ve bu Alevilerin arasinda yetisen yazar, aydin ve bilimadamlarinin söylemlerine kulak tikayan, duymamazliktan gelen ve milyonlarca Aleviyi temsil eden konfederasyon, dernek ve vakiflari hiçe sayarak, “Diyanet’e din hizmetleri baskanligi verilsin de, ne olursa olsun” istemiyle yola çikan dedeleri ne bugünün Alevileri ve ne de gelecekte onlarin çocuklari affetmeyeceklerdir.

Tabi yalniz onlari degil, bir bütün olarak çagdas düsünce ve yorumlari hazm edemeyen Alevilerin bugün yasayan gerçekliligini inkar edip, hirs ve ihtiraslarini akil ve mantigin önüne geçirerek, dogru ve gerçekçi, yalin ve berrak bir sekilde Aleviligi anlatmaya çalisanlari mahkum etmeye ugrasan sözde dedeleri de bu toplum affetmeyecektir.

Alevilerin ögretisinde önce kendini bil, kendini tani der.

Sen seni bilirsen Hakka yakinsin

Sen seni bilmezsen Haktan cüdasin (uzaksin)

Bu evrenin var olusunu, sebep ve etmenlerini taliplerine anlatamayan, insanin yapisini olusturan hava, su, toprak ve atestir.

Bir damla suyun yapisini bilmeyen ve izah edemeyen, o damladaki hidrojen ve oksijenin neler yaptigini daha idrak edemeyen bir kisim dedeler urgani ellerine almislar, önlerindeki Kilavuz’u asmaya çalisiyorlar. Kilavuz kendini körlere astirmaz. Kilavuz’u asmaya çalisanlar günesi görmelidirler. Baktiklari günes, gördükleri günes degil, sekiz dakika önceki günesin halidir. Acaba bu dedeler hangi çagda yasiyorlar? Ben nediyorum, onlar ne anliyor!

Ben diyorum ki; Alevilerin dedelrigünümüzdeki taliplerine cemlerde ve toplantilarda Kan Kalesi cenklerini öldüren ejderha hikayelerini, kirilan küfar askerlerini, alti arsin uzayan kiliçlarin rivayetlerini anlatmamali. ?ayet bunlari anlatirlarsa, bir saat içerisinde internet sayfalarinda dünyayi dolasan taliplerin genç çocuklarina, yeni nesile bu güzel ve yüce Alevi ögretisini sevdiremezler. Bu tür misal ve hikayelerden uzak durun. Düskünlügü anlatirken, geçmiste kalan Anadolu’nun kirsal yerlesim birimlerindeki ceza yöntemleri gençleri ürkütüyor. Belki o günün kosullarinda öyleydi, bugünün kosullarinda bir insana pislik sürülecekmis veya boynuna su dolusu testileri asip, kapida bekletmekmis veya çam agacina baglayip yakmayi anlatarak genç kusagi korkutup uzaklastirmayin.

Muharrem ayinda tiras olmayin, 12 gün yikanmayin, müzik dinlemeyin, Muharrem ayinin özünü ve Hz. Hüseyin’in kisiligini ve mücadelesinin verdigi mesaji mesaji anlatin. Inancimiza göre bir takim eglencelerinizi ve etkiniliklerinizi Muharrem orucunun sonuna birakin. Bunlari güzel bir sekilde isleyerek anlatin. (Dügün, nisan vs).

Inancimizla ilgili geçmisteki olaylari taliplerle muhabbet ederken, günümüze uygun yorumlarini yapip bu güzel inanca insanlarin dikkatini çekin. Derneklere ve cemevelerin insanlarin istahakla gelmesine öncülük edilik.

Müsahiplik ve kirvelik gibi çok önemli iki sosyal kurumu anlatirken bir nakis isler gibi özde ne oldugu çok iyi anlatilmali. Alevi anne ve babalar inancin manevi degerlerini, mana ve önemini küçükken çocuklara anlatmalidirlar. Musahiplik anlatilirken günümüzdeki sürekli dostluklarin nasil kuruldugunu fedakar ve uzun süreli arkadasliklarin nasil devam ettigini, iyi komsuluk iliskilerinin nasil gelistirilebilecegini, yakinlik ve yardimseverligin nasil ve nerelerde kimlere yapilacagini taliplere anlatarak cemin gerçek anlamini ve dönülen semahin kutsal oldugunu anlatin.

Insanlarin günlük yasamda ne yeyip içtiklerini, ne giyinip kusandiklarini sorgulayip fetvaci olmayin. Gittiginiz yerdeki talipleri iyiye, güzele, dogruya yönlendirici söylemlerinizi gelistirin. Kuvvetli deliller ve örneklerle güçlendirin ve kendinizi yetkinlestirin diyorum. Yoksa benim sözlerimi çarpitarak, kamuoyunda beni sözde zorda birakacak zavallilara Seyid Nesimi’nin 500 yil önceki dörtlügü ile cevap veriyorum.

Sakin dinin imanin varsa
Yalan söyleme
Yalanin ötesi yok
Sen seni rüsva eyleme