HASAN KILAVUZ DEDE, AABF DEDELER KURULU BASKANI
Alevilikte Kurban Gelenegi*

Alevilikte Kurban Geleneği* Alevi inancının yaşadığımız coğrafyadaki halk katmanları üzerinde politik, sosyolojik, ekonomik olarak büyük etkileri olmuştur. Hasan Kılavuz

Alevilerin Sesi’ne Dedeler Kurulu Başkanı olarak yazı yazarken, farklı bir perspektiften baktığımız rahatlıkla fark edilecektir. Yazdığımız bir çok konuyu, şimdiye kadar hep tabu kabullerden uzaklaştırıp yeni tespitlere açık bir duruma getirmek için gayret ettik. Bütün bu yazdıklarımın, noksan ve eksiklerden arı olduğunu söylemek gibi bir iddam yoktur.Mutluluğum eksiklerimin olmadığından değil, Alevilerin inancında ve ibadetindeki gerçeklerin aydınlanması uğruna gösterdiğimiz çabadan kaynaklanmaktadır.

Alevi inancının yaşadığımız coğrafyadaki halk katmanları üzerinde politik, sosyolojik, ekonomik olarak büyük etkileri olmuştur.
Inancımızın son 800 yıllık tarihi üzerindeki sır perdesi henüz tam anlamıyla anlatılmamış ve henüz esrarını korumaktadır. Bu duruma sebep geçmişten günümüze kadar detaylı kaynaklara ulaşamadığımızdandır.
Alevi inancının uluları ve onlara bend olanlar, baştan beri “Evlad-ı Resul Ehlibeyt’e” bağlılık ve sevgilerini onlara hep yakın olmak gibi bir kaderle taşıdılar. Hz. Ali ve evlatlarını inançlarının mihenk noktasına koyan Anadoludaki Aleviler, Sünni Islam Şeriatının hüküm ettiği tüm alanlardaki yönetici ve idarelerden hep zulüm ve kahır gördüler. Sürgün edildiler, saklandılar ve dağ başlarına kaçtılar, inanç ve ibadetlerini, tapınma ritüellerini hep gizli yaptılar. Aleviler yaşadıkları ülkede resmi ideoloji tarafından tanınmayıp, sürekli dışlanarak kendi inanç kimliklerini gizlemeye mecbur edildiler.
Anadolu’da 13’üncü yüzyıldan beri varlıkları inkar edilmeyen Abdallar, Torlaklar, Ahiler, Kalenderiler, Işıklar, Tahtacılar, Bektaşiler ve bugün ise Aleviler diyoruz bu inancın yetişen ulu düşünürlerin koyduğu temel düsturlar sayesinde günümüze kadar gelenek ve töreleri bir Ahlak ve Hukuk düzeni içerisinde pirlerine sadakatla bağlılıklarını, verdikleri ikrar (söz) ile yüzyıllardır inançlarını devlet kapısına düşürmeden özenle koruyarak karanlığı aydınlığa çevirmesini bilmişler, umutsuzluk kapısını hep kilitli tutarak günümüze kadar gelmişlerdir.
Insana sevgi ve saygının erdirici görünümlerinin en başında bir Pir’e, Murşid’e saygı gelir. Alevilik temel yapısıyla bu saygı ve sevgiyi, hem “Yol oğlu”yla, yani seçimle hizmetle bu makama gelenlere, hem de “Bel oğlu”na (evladiye) ikrar vererek yürütmüştür.
Alevilerde ruhsal hal ve davranışı bedensel yapısıyla, mükemmelliğiyle geldiği en yüce makama Mürşitlik Makamı diyoruz. Bu makama oturanlara Alevi Bektaşileri Baba Sultan diye hitap eder, diğer Alevi ocakzadeleri ise bu makama oturanlara Dede Sultan diye hitap ederler.
Bu inanç inananların ve ikrar verenlerin hepsine “Can” diyor. Insanlara saygının en önemli ögelerinden biri de kadına saygıdır. Alevilerinin Uluları “Kadına saygı olmadan kemale erilmez”, derler. Kadına saygı inancımızda kutsallaştığı içindir ki biz onları da zikir ve ibadet meclislerimizde en baş köşeye oturtuyoruz.
Bütün himmet ve duasını bir kadına (Kadıncık Anaya) veren Pir Hünkar, bir kadın tarafından misafir edilmesi izzet ve ikram görmesi inacımızda kadını kutsallaştırmıştır.

Kemal mertebesine ermiş insan
Olgunluk, doğruluk, mertlik ve mükemmelik ifadesi olan “erlik” kavramı inancımızda yalnız erkekler için kullanılmaz. Milliyet ve cinsiyet ne olursa olsun gerçek “er” kemal mertebesine gelmiş insan içindir.
Anadolu’daki Alevileri, geleneklere bağlayan, Pirlerin ve Ana Bacıların yapıcı, uyarıcı, yol gösterici, çağdaş yorumları ve gerçeği içeren telkinleri olmuştur. Alevilerde gelenek ve göreneklere göre ibadet ve oruç günleri bellidir. Bu ibadet günleri içerisinde nasıl davranılacağı da ta başından beri oturtulmuş kurallarla belirtimiştir. Gerek üç günlük Hızır orucunda, gerekse Muharrem ayındaki 12 günlük matem orucunda Aleviler sahura kalkmazlar. Akşam oruç açıldıktan ne yenip, içilmişse oruç onunla tutulur. Yatarken niyetlenilir ve sonraki günkü oruca başlanılmış olunur.
Genelde oruca niyetlenenler gece yarısından sonra bir şey yemezler ve içmezler. Aleviler orucu güneş batışıyla açarlar. Güneş Almanya genelinde 13 Şubat 2004 ile 4 Mart 2004 tarihlerine denk gelen Hızır ve Muharrem’de saat 18:20 sularında batıyor. Güneşin batım saatleri takvimlerden ve basın yayın organlarından öğrenilebilir. Bununla beraber dernek yöneticileri güneşin batım saatlerini derneklerine asarak, üyelerini bilgilendirebilirler.
Hem Hızır ayında, hem de Muharrem ayındaki matem oruçundan sonra kurban kesilebilir.

Kanlı ve kansız
Kurban, kelime olarak “yakın olmak”, “yaklaşmak” demektir. Dini bir terim olarak kurban; Cenab-ı Hakk’a yaklaşmak niyetiyle belli günlerde kesilen hayvana verilen addır.
Ibrahim Peygamberin Hakk’a “Eğer bir oğlum olursa onu senin yoluna kurban ederim diye yakarışının arından dünyaya gelen oğlu Ismail’i Hakk yoluna kurban etmek ister. Bunun üzerine Cebrail tarafından bir koç indirilir ve Ismail kurban olmaktan kurtulur.
O günden bu yana, kurban geleneği bütün inançlarda yerini almıştır.
Eski uygarlıkarda “doğa üstü” güçlere “hoş görünmek”, onlardan kötülüklere engel olmalarını istemek, şükranlarını sunmak için yapılan dinsel törenlerdi. Tarihsel süreçte inanç mensupları yalnız insan ve hayvan kesmek yoluyla değil, çeşitli ürünler sunmak yoluyla bu dinsel törenleri gerçekleştirmişlerdir.
En eski ilkel inançlardan, günümüz çağdaş toplumların inancına kadar kurban olgusunun kaynağı üstüne çeşitli varsayımlar ileri sürülmüştür.
Kurban hemen bütün inançlarda kanlı ve kansız olmak üzere iki biçimdir.
Kanlı kurbanlar insan ve hayvanlar, kansız kurbanlar yiyecek ve içeceklerdir. Kurban inancı adak inancıyla da bağımlıdır. Inanç gereği Tanrıya her zaman, ya da o an için haz vermek üzere kurban sunulur. Insanların kurban edilmesi ilk cağların yakın dönemlerine kadar sürmüştür. Bu öykülerin mitolojik açıdan gerekçelerini bilimadamları açıklamaktadır. Bir takım doğa afetlerine karşı “Tanrıların gazabından” kurtulmak için genç insanların kurban edildiği tarihi tapınaklara halen Anadolu’da rastlanmaktadır.
Ibrahim peygamber zamanında, Ismail’in yerine “inen koç”un kurban edilmesiyle, insan kurban etme geleneği iyi yürekli Tanrı tarafından kaldırılmıştır. Müslümanlıkta kurban kesmek Hicrettin ikinci yılında emredilmiştir.
Kurban kesmek farz değildir. Kurban namazı da farz değildir. Hanefi mezhebine göre kurban kesmek vaciptir. Sünni mezhebe göre bayram namazına giden sevap kazanır, yapmıyan inkar eden dinden çıkmaz. Sünni Islam’da 5 çeşit kurban vardır. Haç farizesini yerine getirenlerin veya hacca gidenlerin kestiği kurbana Udhiyye (Vacip) kurban denir. Hacca giden bir kişi hac yolunda veya hac yerinde bir günah veya kusur işlerse, bir hatta yaparsa kestiği kurbana Hedy kurban denir. Nezir (Adak) kurbanı vardır. Nesike (Akika) denilen kurban yeni doğan çocuklar için kesilen kurbandır. Nafile Kurban, Allah için kesilen kurbandır. Sünni Islam inancında olanlar her sene hacca giderken kestikleri kurbana Udhiyye ve yapılan törene bayram derler.
Son zamanlarda Islam teologları ve bir takım bilimadamları Kur-an’da kurban kesmenin emr edilmediğini söyleyip duruyorlar ve tartışmalar gittikçe yoğunlaşıyor. (Yaşar Nuri Öztürk, Zekeriye Beyaz, Hüseyin Hatemi vb) ama buna rağmen Türkiye’de bilinçsizce dinin hiç emr etmediği bir şekilde hayvanlara işkence ve eziyet yaparak ortalığı kan gölüne çevirmek ibadet değildir.
Piri evine geldiğinde, Cem yapıldığında, Hızır ve Muharrem ayı geldiğinde, Müsahiplik tutulduğunda, herhangi bir dilekte bulunulduğunda adağını yerine getirmek ve Hakk’a yürüyen bir aile bireyi niyetine lokma vermek için kurban kesilir.
Kurban gece kesilmez. Aleviler ulu orta kurban kesmezler ve cana kıymazlar, geçmişte Ahiler kendi cemaatlerine avcıları almamışlardır, “Can olan hiçbir şeye kıyılamaz”dı onlar için.
Islam dininde kurban
Derneklere daha önce gönderdiğim bir yazıda “Alevilerde kurbanın olduğunu fakat bayramın olmadığını” belirtmiştim. Bu yazıya karşılık bazı derneklerden “Nasıl bayram olmaz” veya “Niçin kurban var da bayram yoktur? Açıklaması doyurucu değil, bu konunun açılması ve anlatılması lazımdır” diye istekler aldım.
Bir de AABF’nin bugünkü güçlü yapılanmasını hazmedemeyenler benim yazılarımı fırsat bilerek, “karanlıkta yandaş arıyor” bugünkü yönetime karşı cihat çağrısı yapıyorlar.
Bu şahıslar, 1 Şubat günü televizyon ekranlarına yansıyan “kan deryasına dönen Türkiye” manzaralarının üstüne yüzüstü yatarak “Ille de bu kurban bayramı bizimdir” demekteler.
Ben de diyorum ki; “Hayır, bayram böyle ulu orta, rastgele her yerde hayvan kesilerek yapılmaz ve böyle bir gelenekte bizde süre gelmemiştir.”

Yetmiş deve ile Kabeden gelsem
Amentü okusam abdestim alsam
Ulu camilerde beş vaktim kılsam
Mürşide varmadan yoktur çaresi

Arafatta kurban kessem yedirsem
Hac kurbanın kabul oldu dedirsem
Pir aşkına su doldursam su versem
Mürşide varmadan yoktur çaresi

Kul Himme

Geldiğimiz ülke Türkiye’de yaşayan nüfusun yüzde sekseni Sünni Islam inancındaki vatandaşlardan oluşuyor. Yüzyıllardır beraber aynı mahalle, köy veya kasabalarda birlikte yaşıyoruz. Doğal olarak karşılıklı bir etkileşim söz konusudur. Sünni Islam mezheplerinin hepsi kurban bayramını hac mevsiminde yapar. Hacca giden veya bir yolcusunu hacca uğurluyan veya hactan dönüşte havaalanı veya otobüs terminallerinde hiç Alevilere rastlıyor muyuz?
Gerek Alevi kurumlarında, gerekse Alevi yerleşim birimlerinde olsun böyle bir uygulama ve geleneğe rastlamıyoruz. Istisnalar hariç, şimdiye kadar duymadık.
Ama bayram günü geldiğinde Aleviler de bayram yapıyor. Bu özellikle1950’li yıllardan sonra köyden kentlere göçle birlikte, kültürlerin birbirinden etkilenmesiyle ortaya çıkmıştır. Komşulara, tanıdık dostlara, iş arkadaşlarına karşı, oturduğu semtin esnafına, caminin imamına karşı ayıp olmasın diye Aleviler de bayramı kutluyor. Bunun dışında “bayram namazı için sabahın erken saatlerinde camiye koşan, imamın arkasında saf tutan” Alevileri göremezsiniz.
Cem, semah, müsahiplik, çocuğun doğumu, sünnet, kirvelik, küçük çocuğun ilk saç traşı, okula başlama, evlilik, düğün, nikah, Hakk’a yürüyene yapılan hizmet, Hızır ve Muharrem oruçları, Hıdırellez şenlikleri, Hz. Ali’nin doğumu ve Nevruz törenleri, bütün bu saydıklarımıza şimdiye kadar Alevilerle ilgili yazılı kaynaklarda rastlamak mümkündür.

Alevilerin 7 ulusunun deyişleri de dahil olmak üzere hali hazırda yazılı olan 6 bine yakın deyiş, gülbenk, duaz-ı imam ve şiir mevcuttur. Bütün bunların içinde kurban bayramı ile ilgili bir tek satıra rastlanmaz. Ama kurbanla ilgili hayli deyiş ve duazeler vardır, Nevruz bayramı ve Hz Ali’nin doğumuyla ilgili yüzlerce Alevi-Bektaşi deyişleri mevcuttur.
Anadolu’da bir halk dervişinin söylediği bir söz vardır; “Bir ağaca 40 gün ip bağlayın, 41’inci gün Ziyaret olur, insanlar kurbanlarıyla gelmeye başlarlar.”
Kırk yıldan bu yana Almanya’da yaşıyoruz. Çocuklarımız “paskalya eğlencelerine katılıyorlar”, “çamları süslüyorlar”. Çocuklarımız bunu elbette Alevilikte bu unsurlar olduğu için yapmıyorlar.
Kurban bayramı, ülkemizde ve müslümanlar arasında kutlanıyor, insanlar birbirlerini ziyaret ediyorsa, karşılıklı selamlaşıp küskünler barışıyorsa, evlerde sofralar kuruluyorsa, “Mihman Ali’dir” diye içeri giren ağırlanıyorsa, güzel bir şeydir ayıbı ve zararı da yoktur.
Lakin ille de “Sünni Islamın getirdiği anlayışla bayram yapalım”, yok efendim “Biz de iki rekat namaz kılmalıyız” diye Alevilere dayatma ve emr-i vaki yapanlar yanlış yapıyorlar. Aleviler bu söylemlere bin yıldır itibar etmediler ve etmezler.
Bozatlı Hızır cümle canların muradını versin...