HASA KILAVUZ DEDE, AABF DEDELER KURULU BASKANI
SiVAS SEHiTLERi KiLiMiMiZDE NAKIS OLARAK YASAYACAK

Kilimimizde nakıs olarak yasayacaklar. Baharda boy vermiş taze dal gibiydiler. Badem çiçekleri gibi güleçti yüzleri, sevgi doluydu yürekleri. O yüreklerki, yangın yerinde yaşayacaklar. Madımak Oteli’nde, barikatın arkasında ölçüsü kantara vurulmayacak bir dostluk kurmuşlardı. Birbirlerine kenetlenen eller, dumandan ve ateşten boğulup öleni yalnız bırakmayarak, onunla mezara kadar gidecek dostluk!

Hasan Kılavuz


Baharda boy vermiş taze dal gibiydiler. Badem çiçekleri gibi güleçti yüzleri, sevgi doluydu yürekleri. O yüreklerki, yangın yerinde yaşayacaklar.
Madımak Oteli’nde, barikatın arkasında ölçüsü kantara vurulmayacak bir dostluk kurmuşlardı. Birbirlerine kenetlenen eller, dumandan ve ateşten boğulup öleni yalnız bırakmayarak, onunla mezara kadar gidecek dostluk!
İkrarlarında durdular. Taaki, Ankara’da, Karşıyaka Mezarlığı’nda taze bedenler yanyana toprağa verilinceye kadar. “Hiç düşünmeden veririm bu tatlı canı bir güzel dosta” diyen derviş Yunus’tan Pir Sultan’a ve gününüze kadar Şeriat’ın yobazına, zulüm ve zorbalığın hükümdarına karşı onurluca mücadele verip toprağa ekilen düşünce tohumlarının ürünüdür. O her 2 Temmuz’da Kızılırmak boylarında yeşerip boy veriyor. Bu topraklar Pir Sultan gibi bir halk kahramanını, yürekten yüreğe dostluk köprüsü kuran Aşık Veysel gibi bir ozanı, “Acıyı bal eyledik/ Sıratı yol eyledik” diyen Hasan Hüseyin gibi bir şairi, yobazlara karşı korkusuzca aydınlanma savaşı veren Turan Dursun ve daha nice binlerce yiğit yetiştirmiştir.
Bugünü yarına taşıyacak olan “çağımızın Pir Sultanları” 2 Temmuz 1993 cehennem sıcağını asla unutmayacaklar.
Her 2 Temmuz geldiğinde yüreklerde acı, yüzlerde hüzün olur.
Anadolu Alevileri geçmiş yüzyıllardan, içinde bulunduğumuz yüzyıla kadar, hakça kurulmamış düzenlerin zalim yöneticilerinden zulüm gördüler, yaşadıkları coğrafyanın çeşitli bölgelerinde çok kahırlı günler yaşamışlardır. uzun bir dönem Kızılbaşlar olarak anıla gelmiştir. Bunlardan biri de Pir Sultan Abdal’ın sazının çalındığı Sivas topraklarında, ateşte semaha duranların, toplu ve örgütlü bir katliamı yaşadığı 2 Temmuz günüdür. Orada, düğüne gider gibi, bayrama gider gibi, Pir Sultan için binlerce insan toplanmıştır. Pir Sultan bir deyişinde “Şimdi bizim aramıza / Yola boyun koyan gelsin / Sevdasıyla kavgasıyla / Hakikatı bilen gelsin” diyor. Onun deyişleri insanları eğlendirmek için değil, düşündürmek içindir. Onu yürekten yaşayanlar bölük bölük Banaz’da, Ocağı’na yüz sürmeye, çağdaş ozanlardan deyişler dinlemeye gelmişlerdi.
Yüce Pirim;
1 Temmuz akşamı Sivas’ta, 4 Eylül Spor Salonu’nda al renkli bir mendil olmuştun genç kızların elinde, halayın başını çeken. Sivast’ta oluşan o sevgi, seline kilit vurulmazdı. Genç ve yüzleri güleçti, kimi ozandı deyişinde, kimi şairdi şiirinde ve senin ölümsüz dörtlüğün (“Gelin canlar bir olalım”) bütün gençlerin dilinde. Anneleri kıymıyordu onları öpmeye. Kan revan içinde bıraktılar.
Aleviler bir daha yanıldılar; Devlet ve dinci gericiliğin içiçe geçtiğini fark etmediler. Laik Cumhuriyetin yasaları nasıl ki dün Çorum’da, Maraş’ta geçerli değildi, 2 Temmuz günü, Sivas’ta da geçerli olmadı. Yüreklerinin karası yüzlerine vurmuş Humeyni uzantısı Mollalar, 1500 yıllık koyu karanlıktan geldiler. Aydınlığa ve aydınlanmaya düşman olanlar ışığı kararttılar ve o gün Madımak Oteli’ni 37 cana mezar ettiler. Suçluları saklamanın telaşı içinde olan devlet yöneticileri ve yetkilileri bugüne kadar, bir sefer olsun Alevi camiasından özür dilemedi. Geçmişi olmayanların gelecekleri de olmaz. Atalarımızın kim olduklarından, neye inanıp, nasıl yaşadıklarından haberimiz yoksa; “onların katillerini atamız olarak sahiplenmemiz’ dahi mümkündür. Bu nedenle tarihi doğru öğrenmek, sevabıyla, günahıyla doğru sahiplenmek, genelde toplumların, özelde insanların geleceklerini varetmeleri açısından hayati önem taşımaktadır. 40 yıllık idareciliği döneminde, konuştuğu meydanlarda “Kur-an’nı öpüp başına koyan” Demirel, ezan okundukça miting alanlarında yapmacık olarak susan Çiller, Osmanlı bizim ecdadımızdır diye övünç yağdıranlar, Pir Sultan Abdal’ı ve onun izinden giden gönüldaşlarını sevmezler. Çünkü o günün İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu ile Başbakan Tansu Çiller ve Cumhurbaşkanı Demirel katillerin safında yer almışlardır. Başbakan, katillerin analığına soyunan ve onları koruyan bir edayla “Otelin çevresindeki vatandaşlarımıza bir şey olmamıştır” diyebiliyordu. Gazioğlu suçluyu bulmuştu; Türkiye’nin ulusararası üne sahip yazarı Aziz Nesin! O halkı tahrik etmişti! Aymazlığın ve saptırmanın bu kadarına pes doğrusu. Katliam planlıydı, hepsi içiçe ve yanyanaydı.
Tugay komutanından, belediyedeki itfaiye erine ve emniyet mensuplarından otel görevlilerine kadar hepsi bu katliamdan sorumludurlar. Hiç bir zaman vicdanları huzur bulmayacaktır.
Sivas olaylarını kaleme alan Ali Yıldırım, o günün gazetelerinden örnekler veriyor. Tamamen kışkırtma ve provakatörlük rolünü üstlenen basın, 2 Temmuz’dan günlerce öncesinde yazmaya başlamıştı: “Sivasta ne yapılmak isteniyor?” diye manşet atan yerel Hür Doğan gazetesi ve Hakikat gazetesi “Meydan boş değil” diye tehdit savurup şöyle yazıyordu: “Halkın yüzde 99’unun Müslüman olduğu bir ülkede yaşadığınızı unutmayın. Heykel dikilmesini halka danıştınız mı? Kim müsaade vermiş?”
Yani demek isteniyor ki; heykel puttur, dikilemez. Yerel Anadolu Gazetesi 2 Temmuz’dan sonra daha da çarpıcı bir yazı yazıyor; “Olayların sebebi ne yazıkkı İran yanlısı olduğu için, vatana ihanetten idam edilen Şah yanlısı Pir Sultan’dır. Bu adam adına kültür ve sanat etkinlikleri düzenlemek hangi aklı sivrinin fikriydi?” diyor. Dinci gericiler ağızlarındaki baklayı çıkartıyorlardı. Alevi önderi ozana, zulme başkaldıran insana tahammüllerinin olmadığını gösteriyorlardı.
2 Temmuz, Sivas unutulmasın!
Nasıl unutulur üç telli curanın ak saçlı ustası Sarızlı Nesimi Çimen? Gövdesi sahneleri, muhabbeti gönülleri dolduruyordu.
Kim bilir daha kaç yüzyıl söylenecek, “Bunun sonu ip olsa da / Kula kulluk yakışır mı” deyişinin ölümsüz ozanı Kangallı Muhlis Akarsu? Babası Anadoluyu beyaz at sırtında dolaşırdı. Taliplerine bıraktığı en büyük yadigardı Erzincanlı Edibe Sulari. Koçgiri ayaklanmasının önderi Alişer’in torunu Hasret Gültekin. İmralı’nın Han köyündendi. O herkese yakın ve bir köy ekmeği kadar sıcak. Omuzunda sazı, sırt çantasında yüzlerce türkü, onun bağlaması kaleleri, burçları aşıyor. Bent dinlemiyor ve coşuyor. Fetvalarıyla üzüm bağlarını kökünden söktüren Halifelere ve onlardan sonraki yobazlara inat Hayyam’dan söylüyordu: “Kalk çengin nağmesini / çeng ile arttıralım / adımız kötü çıkmış / içerek kurtaralım / seccadeyi satalım / şarapçı dükkanında / softalık şişesini / taştan taşa çalalım”. Hasret ve hasretle güzelleşen türkülerimiz.
Nasıl unutulur güler yüzlü, yangın yürekli Gülender Akça? Sait Metin, Mehmet Atay, Gülsün Karababa, Handan Metin hepsi Kızılırmak boylarındadırlar.
Koyun sürüsü yayladan döndükçe, kuzular meledikçe, arı kovanları oğul verdikçe ve her 2 Temmuz geldikçe, Sivas seni unutamıyorum.
Kerbeladan sonra bu bir ilktir. Her 2 Temmuz geldiğinde Alevi camiamsındaki bütün kurum ve kuruluşlar, anma toplantıları yapıp, Alevi Dedeleri Sivas’ta ateşten semaha duranların anısına Gülbenk okumalıdırlar. İster Türkiye’de olsun, ister yurtdışında her Alevi 2 Temmuz günü geldiğinde Sivas’ta ateşte semaha duranların anısına bir mum yakmalıdır. Hak katında, Pir divanında en yüce ibadet odur.
Sivas: Nice gönül tahtına sultan olan erlerin ve dervişlerin yetiştiği topraklar. O toprakları yarıp geçerken çevresine hayat veren Kızılırmak. O Kızılırmak ki, nice sevdalının dilinde türkü, kederli ve efkarlıların dilinde ağıt olmuştu.
Yılmayan ve yılgınlığa düşmeyen Alevi halk ozanları Sivas yaylalarında, geçmişten günümüze kadar sazlarını çalıp deyişlerini söylemeyi sürdürüyorlar.
Yüce Pirim sana ayan olsun ki biz sana küsmedik.
400 yıldır senin ismini unutturmaya verilen fetvaların gücü yetmedi Almanya’dan Banaza, binlerce sevenin, kann köpüklü meşe seli gibi akmaya hazır, senin ismini zikrediyor.
2 Temmuz’da Sivas’ta toprağa düşenler, sazımızda deyiş, dilimizde türkü, kalemimizde şiir, kimimizde nakış olarak hep yaşayacaktır. Demet demet kızıl güller bırakalım taze bedenlerin verildiği toprağa Bugün 2 Temmuz onlar için evde mum yakıyorum, cümlesinin ruhu şad olsun.