TURGUT ÖKER, AABF AABK GENEL BASKANI
AABF'nin BAGIMSIZ ÇiZGiSi - Röportaj: CAN ÖNER

Alevi örgütlenmesinin en hassas olduğu nokta bağımsız çizgisidir. Alevi örgütlenmesinin hiçbir devletle, hiçbir kuruluşla, hiçbir siyasi platformda teslimiyetçi, edilgen bir çizgisi yoktur. Alevi örgütlenmesinin, Alevi iradesinin karar mekanizmasını hiçbir çevre ipotek altına alamaz. Aleviler hiçbir çevrenin inisiyatifine, iradesine girmez ve ilişkilerinde buna özen gösterir. Bu çerçevede de Alevi örgütlenmesinin arkasında, ‘bir çok sivil toplum örgütlerinde olduğu gibi’, hiçbir ülke, devlet ve her zaman söylediğimiz gibi dış güçler yoktur. Aleviler güçlerini kendinden alır.’ ‘Tam demokratik Türkiye mücadelemiz sürecek...’ Aleviler güçlerini kendindenn alır. Kendi gündemini kendi yaratmaya çalışır. Alevilerin en hassas olduğu konu bağımsız olmaktır. Bağımsız konumunu her koşulda her ortamda sürdürmektir.

‘Tam demokratik Türkiye mücadelemiz sürecek’

Can ÖNER

- Sayın Turgut Öker, bugünden başlayalım isterseniz. Alevi Hareketi’nin geldiği nokta...

- Alevi hareketini dönem dönem farklı boyutlarıyla değerlendiriyoruz. Hedefler açısından bakıldığında, bütün kazanımlara rağmen, 15 yıl önce Aleviler olarak önümüze koyduğumuz hedefler ne ise bugünkü hedeflerimiz de aynı.

Olaya Türkiye boyutu ile bakarsak, Alevilerin varlığının anayasal güvenceye kavuşturulması talebi 15 yıl önce de geçerliydi, bugün de geçerli. Türkiye’de inanç özgürlüğünün A’dan Z’ ye yaşama geçirilmesi ve Türkiye’nin gerçek anlamıyla demokratik ve laik bir ülke olması talebi, o gün de geçerliydi, bugün de geçerli.

Türkiye’de bugün Aleviler hala anayasal bir güvenceye kavuşmuş değil. Türkiye’de Alevilerin bir inanç grubu olarak Alevi olmaktan kaynaklı sıkıntıları çözülmüş değil. Ama pratik anlamda bir rahatlama söz konusu. Örneğin Türkiye’de artık Aleviler kendi kimliklerini gizlemiyor, inançlarının gereklerini yerine getirebiliyor. Bunlar gibi mücadele ile kazanılmış haklar var.

- Aleviler sadece Alevi kimliğinin tanınmasını mı istiyorlar? Alevilerin içinde bulunduğu toplumu değiştirme hedefi yok mu?

- Elbette var. Türkiye’nin gerçek anlamda demokratik ve laik bir ülke olmazışından dolayı, bütün Türkiye halkı gibi, Alevilerin de maruz kaldığı sıkıntılar var. Bir de Alevi inancına sahip olmalarından dolayı yaşadıkları sıkıntılar var. Doğal olarak Alevi örgütlenmesinin ikili bir hedefi var. Bir, Alevi olmaktan dolayı yaşadıkları sıkıntıları çözmek, iki vatandaş olarak demokratik ve laik bir ülkenin yaratılması. Alevi olmaktan kaynaklanan sorunlara duyarlı olduğumuz gibi, bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak Türkiye’nin demokratikleşmesi ve laikleşmesi noktasındaki duyarlılığımız, yer yer eleştiri konusu olmuştur. Kafasını kuma sokanlar, Türkiye demokratikleşmeden, Türkiye laikleşmeden Alevilerin de Alevi olmaktan kaynaklanan sorunlarının çözümlenemeyeceğini anlayamaz. Bu çevrelerin bu noktadaki hassasiyetimizi sanki bir eksiklikmiş gibi değerlendirmelerini de yaşadık.

Aleviliği biz neyin içine oturtturacağız tartışması 20 yıldır var. Bu daha çok Alevi aydınlarının, araştırmacılarının aralarında yürüttükleri bir tartışma. Biz bugüne kadar Avrupa örgütlenmesi olarak, hakları gasp edilmiş Alevilerin, varlığı kabul edilmeyen Alevilerin, kendi adına bir seçenek olarak kabul edilmeyen Alevilerin, bir özgürleşme mücadelesi vermesi gerektiğine inandık. Özgürleşme hedefi ile yürütülen mücadeleler de, özgürleşmeye ve programında hedeflediği amaçlara varıncaya kadar ve bu hedeflere başarılı bir şekilde ulaşıncaya kadar ayrıntılara takılınmaz.


- Maddi olarak Almanya sizi destekliyor mu? Alevilerin gücü nereden geliyor?

- Bize haksız eleştiriler yapılıyor. Bu kadar büyük bir potansiyelin kendi gücüyle kendi dinamizmi ile hareket edemeyeceğini düşünmek gerçekten Aleviliğe büyük bir saygısızlık. Aleviliğin Avrupa’da bir çok platformda gündeme gelmesi karşısında bunu doğal bir gelişim olarak değerlendireceklerine, kıskançlıkla yer yer çekememezlikle, yer yer Alevi seçeneğinin kendilerini rahatsız etmesinden, gizli bir ırkçılık, tahammülsüzlükle davrananlar söz konusu. Onların şablonlarında, kafasında bir güç bir yere geliyorsa mutlaka onun arkasında bir dış güç varmış gibi komplo teorileri üretiyorlar. Ciddiye almıyoruz. Bunu söyleyenlerin Türkiye halklarına verdikleri belli, bunların kişilikleri belli. Bugüne kadar çevirdikleri entrikalar da ortada. Bu nedenle kaale alıp yanıt bile vermiyoruz. Belki en rahatsız oldukları şey, federasyon ve konfederasyon olarak yürüttüğümüz bu mücadelede çok seviyesiz ve düzeysiz eleştirilere yanıt vermememiz. Kendilerini muhatap bile almamamız onları çok rahatsız ediyor.


Aleviler gücünü kendinden alır

Alevi örgütlenmesinin bugüne kadar en hassas olduğu nokta bağımsız çizgisidir. Alevi örgütlenmesinin hiçbir devletle, hiçbir kuruluşla, hiçbir siyasi platformda teslimiyetçi, edilgen bir ilişkisi yoktur. Alevi örgütlenmesinin, Alevi iradesinin karar mekanizmasını hiçbir çevre ipotek altına alamaz. Aleviler hiçbir çevrenin inisiyatifine, iradesine girmez ve ilişkilerinde buna özen göstermiştir. Bu çerçevede de Alevi örgütlenmesinin arkasında, hiçbir ülke, devlet ve her zaman söylediğimiz gibi dış güçler yoktur. Aleviler güçlerini kendilerinden alır, kendi gündemini kendi yaratmaya çalışır. Alevilerin en hassas olduğu konu bağımsız olmasıdır, bağımsız konumunu her koşulda her ortamda sürdürmektir.



- Alevilik İslam’ın içinde mi dışında mı tartışması hakkında ne düşünüyorsunuz?

- Bu tartışma yeni bir tartışma değil. Yaklaşık 16 yıldır ben Alevi örgütlenmesi içinde yer alıyorum. Ve bu tartışmanın 16 yıl önce de olduğunu biliyorum. O kapsamda bu daha çok Alevi aydınlarının, araştırmacılarının arasındaki bir tartışma. Biz bugüne kadar Avrupa örgütlenmesi olarak, hakları gasp edilmiş Alevilerin, varlığı kabul edilmeyen Alevilerin, kendi adına bir seçenek olarak kabul edilmeyen Alevilerin, özgürleşme mücadelesi vermesi gerektiğine inandık.

Özgürleşme hedefi ile yürütülen mücadelelerde, özgürleşmeye ve programında hedeflediği amaçlara varıncaya kadar ayrıntılara takınılmaz. Dünyada sosyal hareketlerin, politik hareketlerin, inanç hareketlerinin temel hedeflere konsantre olan ve temel hedeflerini elde edene kadar yürüttükleri mücadeleye baktığımızda böyle bir strateji görüyoruz. Güncel yaşamda, insanlarımızın kendi aralarında yüzde yüz hemfikir olmadıkları sorunları gündemimizin baş maddesi yapmadık ve bu tartışmayı da 15 yıldır örgütümüzde çok hayati bir konu olarak gündemimize almadık. Ama şuna özen gösterdik: İlk ortaya çıkışımızdan bugüne kadar, ‘bağımsız - demokratik Alevi örgütlenmesi’ ana tespitlerimizden birisidir. Bu çerçevede yürütülen bütün düzeyli tartışmalara saygı duyarız.


İlk hedef özgürlük

- Demokratik ve bağımsız örgütlenme modeli Alevilerin olmazsa olmazı...

- AABF programında da var. Alevilerin Sesi’nin geçen sayısında yayımlanan program okuyucuların dikkatini çekmiştir. İnanç özgürlüğüne verdiğimiz yer kadar, fikir özgürlüğüne de yer veriyoruz. Alevi örgütlenmesinde, öyle yukarıdan fetvalarla gündem belirleyen, insanların düşüncelerini tektipleştiren bir anlayış söz konusu değil. İnsanlar özgürce tartışabilmeli. Ama özgürce tartışma, insanların birlikte yol almasını, ilerlemesini engellememeli.

Geçtiğimiz dönemde arka arkaya katliamlar, büyük göçler, köy boşaltmalar yaşandı. Dolayısıyla Alevilerin gündemi hep dışarıdan belirlendi. Ve doğal olarak Aleviler dışarıdan ve kendi iradesi dışında yaratılan gündemlere çözüm bulma noktasında çaba sarf etti. O noktada diğer sivil toplum örgütlerinde olduğu gibi, tartışma sürecini geniş bir döneme yayarak, bütün aktörlerin yan yana geldiği, bildiğimiz bilimsel anlamda bir tartışma süreci yaşanmadı.


Mütabakat zemini programımızdır

- AABF programına yeterince sahip çıkıldı mı?

-Program örgüt etrafında bir araya gelen insanların mutabakat zeminidir. Programı insanlar ortak yürümede bir mutabakat olarak benimserler, anayasalar da öyledir. Fakat belli bir süre sonra insanlar bir bölümünü ön plana çıkartırlar.

Program değişmediği sürece resmiyette o program kurumu meşru bir biçimde temsil eder. Ama resmiyetin dışında tek tek bireylerin bir çok noktada farklı yorumları olabilir. Alevi örgütlenmesi çok kitleselleşti. Avrupa boyutuyla da sivil toplum örgütlerine örnek olacak şekilde büyüdü.

95’te bir tartışma süreci başladı ve 98’de noktalandı. Burdan AABF Programı ortaya çıktı. Yukarıdan aşağıya, aşağıdan yukarıya doğru, bütün üyelerimiz aktif katılmasa bile örgüt kadroları bu tartışmalara katıldılar ve bu tartışmalardan süzülerek program ortaya çıktı. Bugün kendi adıma mutlu olduğum bir şey var. Mevcut program başkan olarak birilerinin bana dayattığı bir program değil. Benim haberdar olmadığım bir süreç sonunda, başkan olarak uygulamak zorunda kaldığım bir program değil. Programı yazanlardan birisiyim ben. Bugün AABF ’de kabul gören programı yazan 5-6 insandan biriyim. Programdaki bütün ifadeler benim de beynimden süzülerek çıkmıştır. Ben yıllarca o programı tüm engellemelere rağmen uygulamaya özen gösterdim.

- AABF’de yeni bir akademi kurulacağı ifade ediliyor...

- Konfederasyon bilimsel alanda bir boşluğun olduğunu belirlemişse, bilimsel alanda çalışma yapacak bir kurumun eksikliğini saptamışsa, bunu yapar. AABF gündemi kendisi belirlediği gibi, bağlı olduğu konfederasyonun ilkelerine, aldığı kararlara uymak zorundadır. AABK kendi gündemini kendisi belirlemeyi ilke olarak benimsiyor ve buna da uygun davranmaya çalışıyor. Bunu yaparken de illa birilerini yok sayarak yapmaz. AABF ’nin kendi dışındaki hiçbir kurumla yarışma gibi, birileri ile yarışa girme ve birilerini alt etme anlayışı yok. Bizim mücadelemiz, eğer bizi mücadele ettirmeye zorlayan çevrelerin gasp ettikleri hakları almaya yönelik değilse, yapay gündemlerle boğuşmak ve burada da başarılı olmak hiçbir şekilde bizi amacımızda başarılı kılmayacaktır. Türkiye ölçeği ile değerlendirildiğinde bizim haklarımızı gasp eden siyasi erktir. Siyasi erkten haklarımızı alamadığımız müddetçe biz mücadelemizde başarılı olamayız. O noktada bizim bütün gücümüzü haklarımızı gasp eden ve elde ettiğimizde huzura kavuşacağımız ana, amaca uygun olması gerekir. Biz yıllarca buna uygun davr

nmaya çalıştık.

Kardeşlik tek taraflı olmaz

- Zaman zaman Sünni inancına da tüm inançlara olduğu gibi saygı duyduğunuzu dile getiriyorsunuz. Aynı duyarlılığı Sünni inancının temsilcileri de Alevilere karşı gösteriyorlar mı?

- Birlikte yaşama konusunda bizim gösterdiğimiz özeni şimdiye kadar hiç kimse göstermedi.Türkiye’de sadece Alevi Sünni de değil, sayısı 1- 2 milyon olsa bile Türkiye’de ne kadar inanç varsa, bu inançların birbirlerine saygı duymalarının, dostça kardeşçe bir arada yaşamalarının ötesinde bir seçenek yok. Tek seçenek var. İnsanlar birbirlerinin farklı inançlarına, inançsal yorumlarına saygı duyarak, kardeşlik içinde bir arada yaşamak. Kardeşlik tek taraflı olmaz. Aleviler dışındaki çevrelerin, özellikle Sünni inanç kurumlarının bu hassasiyete uygun davrandıklarını söylemek mümkün değil. Yer yer hakim inanç olma duygusu ile kendileri dışındaki diğer inançları hafife alma, görmeme gibi, hakaretlere de maruz kaldık.


Dedeler Kurulu

- Dedeler Kurulu ile ilgili gelişme-

lerdeki son durum nedir? AABF Genel Başkanı olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Dedeler Kurulu, Aleviliğin inançsal alandaki ihtiyaçlarına yanıt vermek ve bu alanda Aleviliğin olmazsa olmaz değerlerinden biri olarak, Alevi inancının devam ettirilmesinde hizmet edecek, söz söyleyecek, çerçeve belirleyecek bir kurum idi. Bu kurumun oluşumunda da benim kişi olarak çok çabam da oldu. AABF bünyesinde ilginçtir, bugün kendini Seyit olarak sunan kurucu başkanlarımız da oldu, federasyon başkanlarımız da oldu, bugün dede olarak posta oturanlar var. Onların bile akıllarına gelmedi zamanında dedeler kurulu oluşturmak. Bir defa kendi bireysel misyonları, Alevi inanç önderi olarak, Dede olarak, Alevi toplumuna hizmet etmek, artı, bir de federasyon yöneticiliğinden dolayı daha hassas olmaları gerekirken, 1991’de kurulan federasyonumuzda 1994’e kadar, bizler göreve gelene kadar, inançsal bir örgütlenme yoktur. Yani bugün Dedeliği elden bırakmayanlar bunu görememişlerdir, bunun gereklerini kavrayamamışlar ve buna uygun adım atamamışlardır. 1994’te genel sekreterliğim döneminde Avrupa’da yaşayan Alevi dedelerinin toparlanması ve Dedeler Kurulu oluşması benim alanımın sorumluluğunda gündeme gelmiştir . Bu söyleşiyi biraz kişiselleştirmek istiyorum, çünkü genel analizlerle genel değerlendirmelerle, sınırlı söyleşilerde okuyucularımız net şeyleri çıkaramıyorlar.

Bundan on yıl önce de dedeler kurulunu, bir Alevi örgütünde olmazsa olmaz görüyordum. Bugün de böyle görüyorum. Benden önceki iki tane federasyon başkanı, bugün postta oturur dede diye. Onlar bile bunu göremediler. Bu insanlar bugün doğal olarak Dedeler Kurulu’nun varlığının olması gerektiğini gördükten sonra, kraldan çok kralcıyı oynamaktalar. Ben Dedeler Kurulu’nu olmazsa olmaz görüyorum, bu bir. İkincisi bugünün ihtiyacına uygun bir Dedeler Kurulu olması gerekir. Kerbela’da başlayıp Kerbela’da bitiren bir söylemin, bir Alevi inanç önderinin dağarcığının, bilgi birikiminin bugünün ihtiyaçlarına o noktada yanıt veremeyeceğini düşünüyorum.


- Dedeler Kurulu nasıl oluşacak? Dedeler Kurulu’nun yeniden nasıl oluşacağı noktasında bir netlik yok.

- Dedeler Kurulu birileri istese de, istemese de oluşacak. Federasyon yönetim kurulu olarak hassasiyetimiz şu: Dedeler Kurulu gönüllü bir hizmettir. Doğal olarak Anadolu’da ocakların yapılanmasından hareketle, tüm ocakların temsil edileceği, Alevilerin inanç alanında hizmet etmek istiyorum diyenlerin önünün açılacağına, hiç bir engelin konulamayacağı bir genişlikte, daha da geniş sayıda dedemizin işin içinde yer alarak, önümüzdeki dönemde anaların, babaların, o anlamda Bektaşiliğin, dedeganlığın, babaganlığın temsil edildiği bir yeni yapılanmaya gidilecektir. Köy yaşam koşullarına göre şekillenen Alevi örf ve gelenekleri, inançsal değerlerinin bugün metropollerde, Avrupa’da nasıl hayat bulacağına dair, nasıl somutlaşacağı konusunda zaruri bir ihtiyaç vardır.


- Bir genç Dede “Uzay çağında, internet çağında dedeler kendisini yetiştirmeli, çağa ayak uydurmalı, diyor. Dedeler bugünün koşullarına, bugüne yanıt verebiliyor mu?

- Bugün her üç kuşak da A

evi örgütlenmesinde yöneticilik yapıyor. Fakat inançsal alanda dedeler içerisinde birinci kuşaktan ikinci kuşaktan ve üçüncü kuşaktan da iki tane ama çok az sayıda yeni kuşaktan genç dedelerin dedeliğe sahip çıktığını görüyoruz. Örgüt yöneticiliği noktasında, bu işin sürekliliğini sağlayan genç kuşakların yönetime kazanımı örgütümüzü nasıl kalıcı kıldıysa, örgütümüzün geleceğini güvence altına aldıysa, inançsal alanda da bu işin sürekliliği ve kalıcılığı açısından genç dedelerimizin de dede olarak ortaya çıkması, Alevilerin inançsal alandaki ihtiyaçlarına hizmet etme noktasında hizmete talip olması ve dedelik kimliği ile bütünleşmesi gerekir. Bu noktada ciddi eksikliğimiz var.


- Sizin kişi olarak Aleviliği bir başka yere götürdüğünüz ifade ediliyor. Buna ne diyorsunuz?

- 15 yıldır nereye getirdiysem, getirenlerden biriysem, bugün AABF neredeyse, yarın da varacağı yer orasıdır. Bizim hiçbir şekilde, biz kendi hissiyatımızı, kendi düşüncelerimizi örgütlenmenin merkezine koyan, kendi etrafımızda bir Alevi örgütlenmesi gibi bir çabamız olmadı. Yani bunu diyen insanlara şunu sormak lazım. “Dedeler Kurulu oluşturulurken, bu örgütlülük oluşurken siz neredeydiniz?” Bugün bize yönelik bu eleştirileri yapanlara, okuyucularımız şu soruyu sorarlarsa, “Bu insan hangi makama aday oldu da seçilemedi?”sorusunu sorarlarsa, çok da iyi yanıt alacaklarına inanıyorum. Bizlerle uğraşanların, şahsımıza yönelik saldıranların, yürüttüğümüz mücadeleye yönelik eleştiri yönelten insanların büyük bir çoğunluğunun bizimle makam ve bir sorumluluk alma noktasında girmiş olduğumuz bir yarış vardır, bu yarışı Alevi iradesinin onlardan yana değil bizden yana kullanması söz konusudur.O nedenle eleştiri yapanları kamuoyu bir bütün olarak tanımaz ama biz hepsini tek tek bildiğimiz için, hepsinin eleştirilerinin mutlaka, kendilerinin kişi olarak hizmette ön planda görmek arzularından kaynaklandığını biliyoruz.

Bu suçlamanın arkasında imzası olan insanlar, kamuoyu önünde bizi bu noktada eleştiren insanlar, bizi 15 yıl önce de eleştiriyorlardı. Biraz önce o anlamda da söyledim. Bizi eleştiren insanlar 15 yıl önce de hizmette bizim karşımızda adaydı. Ama seçilememişti. 10 yıl önce de hizmete adaydı. Ama Alevi toplumunun takdirini alamamıştı. 10 yıl önce bizim böyle taraf olduğumuz bir suçlama söz konusu değildi. 10 yıl önce “Alevilik İslam içinde mi dışında mı?” diye bir tartışma söz konusu değildi. Bu insanlar 10 yıl önce de bize eleştiri yöneltiyorlardı. 10 yıl önce de bu insanlar sağda solda bizim aleyhimizde konuşuyorlardı, 4 yıl önce de 6 yıl önce de konuşuyorlardı. Biz işimize bakıyoruz.


Solcuyum, Alevilik için çalışıyorum

- Bunlar solcu, yollarına gitsin, diyenler de var... Aleviliği bıraksınlar, Alevilik bizim işimiz, diyenler de var.

- 15 yıl önce de solcuydum, bugün de solcuyum. Dünyaya sol perspektiften bakıyorum. İşin ilginç yanı, bu eleştiriyi yönelten insanlar, eğer siyaset yapmayı kötü bir şey olarak değerlendiriliyorsa, kendieri de boğazına kadar siyasete batmış insanlardır. Biz 15 yıl önce Alevilerin bağımsız örgütlenmesi için mücadeleye girdiğimizde sokak sokak, ev ev, ülke ülke dolaştığımız koşullarda bu insanların Alevi hareketiyle uzaktan yakından ilişkisi yoktu. Kendi Aleviliklerini benimsemeyen insanlardı. Biz gençliğimizde bile, bağımsız Alevi örgütlenmesinin hedeflerine ulaşması için çaba sarf ederken, bu insanlar Aleviliği küçümseyen, inkar edenlerdi. Bizim 15 yıl önceki konumumuz neyse bugünkü konumumuz da o.

Yükselen değerlere sahip çıkma kolaycılığı

1993’te Sivas Katliamı gerçekleşmesinden bir gün sonra, sokağa çıkmaya cesaret edemeyen insanların, sokağa çıkıp katliamı lanetlemeye yüreği yetmeyen, cesareti olmayan insanların, bugün ortaya çıkıp Alevi toplumuna önderlik yapma misyonuna soyunmalarını kimse onaylamaz. Alevilerin hafızaları öyle kolay silinmez. 15 yıl içerisinde Alevi örgütlenmesi, bugünkü önemli noktaya gelmişse, bu önemli noktaya gelişinde tercih ettiği model, yöntem, örgütlenme birikimi, tecrübesi doğal olarak, solun mücadelesinde elde edilmiş tecrübelerdi, kazanımlardı. O noktada örgütlenme modeli yaratmada ve kadro oluşturmada Alevi hareketinin bugüne gelişinde solun, solda yer alanların büyük katkıları olmuştur. Ama her zaman da söylediğimiz gibi sol, Alevilerin bağımsız bir örgütlenmeye gitmesi noktasında, başta yanlış ve çarpık bir tavır takınmıştır. O başka bir olaydır, madalyonun öbür yüzüdür.


AABF Genel Başkanı Turgut Öker, eşi Canan Öker ve kızları Özge, Dedeler Kurulu Üyesi Cafer Kaplan, ile birlikte, Gladbeck’te düzenlenen Sivas ½ehitleri’ni anma töreninde.

Yanlışın alternatifi, başka bir yanlış omamalı

- Alevi Diyaneti’ni nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Bu sorduğunuz sorunun yanıtı bizim programımızda çok nettir. Federasyon kuruluşundan bu yana diyaneti reddetmiştir. Türkiye’de inanç özgürlüğü çerçevesinde her inancın kendi gereksinmelerini kendi özgücü ile karşılaması düşüncesine sahiptir. Bu nedenle mevcut diyanete karşı olan Alevi örgütlenmesinin kendi içerisinde ayrı bir Alevi diyaneti gibi bir ihtiyaç belirlemesi kadar saçma şey olamaz. Alevi Diyaneti gereksizdir, zararlıdır ve dışımızdaki güçlerin Aleviliğe dayatmasıdır. Aleviliği asimile etmek için, bugün de net şekilde gördüğümüz Alevi örgütlenmesine iki tane seçenek sunuluyor. Bir, son tahlilde varıp dayanacağı Suudi Arabistan seçeneği, Sünnilik; öbür taraftan İran Mollalığı seçeneği sunuluyor. Biz yıllardır bu noktada Aleviliği başka birisinin mecrasına yönlendiren ve Aleviliği başka inançlar içinde zaman içerisinde eritecek hiçbir seçeneği doğru bulmadık, bugün de doğru bulmuyoruz. Biz kendi merkezimizde bağımsız bir hat üzerine yükselecek bir Alevi örgütlenmesini tercih ediyoruz. O nedenle Alevi Diyaneti seçeneği son tahlilde Suudi Arabistan seçeneği ile özdeşleşecek bir seçenektir.

Program kurumu temsil eder. Ama, tek tek bireylerin bir çok noktada farklı yorumları olabilir. Alevi örgütlenmesi çok kitleselleşti, Avrupa boyutuyla da sivil toplum örgütlerine örnek olacak şekilde büyüdü.

- Yolun asıl kaynağı, yolun en ulu Piri, Serçeşme Hacı Bektaş Veli’nin Dergahı’na Aleviler para ile giriyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

- Türkiye’de Alevilere yönelik o kadar haksız, ayırımcı, dışlayıcı olumsuzluklar var ki. Bu haksızlıklara karşı, bugüne kadar gasp edilen haklarımızı alma noktasında, hukuksal alanda yürütülen bir mücadele geleneği olmadı. Bugün artık bu tavrın değişmesi lazım. 21. yüzyılın hukukun üstünlüğü anlayışına ve her alanda eşitlik ilkesine uymayan ne kadar gasp edilmiş haklarımız varsa, bunların ortadan kaldırmak için ciddi bir hukuk mücadelesine girmek lazım. Hukuk mücadelesine girmek için illa on binlerin, yüz binlerin ortaya çıkması gerekmiyor.

Cesaretli insanların ortaya çıkması ve hukuksal anlamda mücadele vermesi lazım. Yaklaşık 6 ay önce zorunlu din derslerinin ortadan kaldırılması için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurduk. Dergahımızın işgal edilmesi, sadece Turizm Bakanlığı tarafından el konulması olarak değerlendirilemez. Hacı Bektaş Dergahı’nın Müzeler genel Müdürlüğüne bağlı olması, devlet nezdinde Aleviliğin bir inanç olarak, kabul edilmediğinin belgesidir. Dünyanın hiçbir yerinde ibadet merkezleri, o inanca mensup olan insanların dışında devletin atadığı memurlarca işletilen mekanlar olmamıştır. Eğer inanç merkezimizi işgalden kurtarmak istiyorsak, ciddi bir hukuk mücadelesi sürdürmek gerekiyor. Bu konuda da hukuku mücadelesi başlatacağız. Zorunlu din derslerinde olduğu gibi sonuç alamayacağımızı biliyoruz. Son tahlilde bir sene veya daha sonra bu konu Avrupa İnsan Hakları mahkemesine gelecektir. Biz Aleviler birileri gibi, Türkiye’yi yurtdışında belli kurumlara şikayet etmekten zevk alan, kurgusunu sırf buna göre yapan insanlar değiliz.

Türkiye’nin temel sorunlarının ülkenin kendi iç dinamiğiyle çözülmesinden yanayız. Ama maalesef bir sonuç alınamadığı için bu olayı hukuksal zemine taşımak zorunda kalıyoruz. Türkiye’de bir sonuç alınamazsa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine götürmek zorunda kalacağız. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararıyla dergahımızın müze olmasından kurtulup, dergaha çevrilmesi kadar bu uygulamanın altında imzası olanların rencide olacağı, utanç duyacakları başka bir şey olamaz. Dergah HacıBektaşlılara, Belediyeye ve Alevilere verilmelidir. Nasıl ki camiler devlet memurları tarafından açılıp kapanmıyorsa, mesai saatine tabi tutulmuyorsa, bizler için çok kutsal olan dergahımıza da aynı uygulama, olmaması gereken uygulama gerçekleşmelidir.Hacıbektaş Veli Dergahı Alevilerin en kutsal yeridir, Alevilerin serçeşmesidir.



Havuz dolmaya başlamıştır

- Önümüzdeki süreçte Alevi hareketi ne yapacak, güncel durum nedir?

- Avrupa’da süreç olumlu gidiyor. Neydi Avrupa’daki hedef? Avrupa’daki Alevilerin kitlesel olarak gür sesinin çıkacağı, temsil yetkisi olan, Alevileri bir çatı altında toplayan bir kurum yaratmak. Bugün AABK, bunun adresidir. Avrupa’daki bütün Alevi Federasyonları, Konfederasyonun üyesidir. Federasyonu olmayan ülkeler AABK ’nın üyesidir. Bugün Avrupa kamuoyunda Aleviler deyince en üst düzeyde AABK ’yı, ülkeler düzeyinde de Federasyonlar muhatap alınıyor. O anlamda Avrupa’da havuz dolmaya başlamıştır.Türkiye’de yapılacak daha çok iş var. Alınacak çok uzun yol var. Türkiye’de Alevilik adına bağımsız bir seçenek sunan bir örgütlenme yok. Her ne kadar uzun bir hukuk mücadelesinden sonra Alevi Bektaşi Federasyonu kurulmuş olsa da, Türkiye genelinde Alevileri temsil edecek, Alevilerin içinde yer alacağı bir örgütlenme, kitlesel anlamda gerçekleşebilmiş değil. Ve Alevi örgütlenmesinin varlığı, bugün Türkiye’de kendi dışındaki sivil toplum örgütleri nezdinde ve diğer kurumlar nezdinde de gerekliliği görülmüş değil, varlığı görülmüş değil. Yapılacak şey, Avrupa’da olduğu gibi Aleviler deyince akla gelecek bir kurumun olması gerekir. Yani çekim merkezi olan, Alevi Bektaşi Federasyonunun içinin doldurulması gerekir. Alevi Bektaşi Federasyonu bir kurum olarak oluşmuştur ama Türkiye’de yaşayan Alevilerin bütününü kucaklayan ve bütününün iradesini temsil eden bir konumda değildir. Alevilerin sorunlarını her platformda gündeme getiren ve çözüm üreten bir yapıya da sahip değildir. Bu söylediğim eksikliklerin tamamlanmasına yönelik bir sürecin ve çabanın Türkiye’de yürütülmesi lazım.

Sivas'ı anlamak



Alevi örgütlenmesinde yer alan yöneticilerin yüreğini ve beynini ölçmede, bana göre turnusol kağıdı Sivas Katliamı sonrasında ortaya çıkan durumda takındıkları tavır olmuştur. Yani Sivas karşısındaki tavır yöneticilerin rengini belli eder, yüreğini açığa vurur, beynini okumamızı sağlar. Sivas katliamı sonrası Sivas’ı yaşanmamış gibi Alevi toplumuna sunan yöneticiler gördük. Bu insanlar sonuçta Aleviliği pasifize edecek, şeriatçıların korkusuna teslim olmuş insanlar diye değerlendirme yaptılar. Zaman içerisinde mahkemeye bile gidemeyen, mahkemenin kapısının önünden bile geçemeyen insanlar gördük. Alevi toplumu bunların yargısını verdi. Bizim örgütlenmelerimiz, konfederasyonumuz, federasyonlarımız, o anlamda da bir önceki sayıda da ifade ettiğimiz gibi ruhunu, direncini. Sivas’ın Madımak katliamı üzerinde yükselen o küllerde kendisini tanımladı. O noktada bir ayrım çizgisidir. Sivas’ı değerlendirmek Alevi örgütlenmesinde bir ayrım çizgisidir. Yani yöneticilerin ve o hareketin ne kadar Alevi toplumunun değerleri ile bütünleştiğini ve hangi koşul altında olursa olsun Alevi toplumunun haklarını savunup savunmayacağı konusunda bir deneydir Sivas katliamı. Çünkü diğer olaylardan farklı olarak Sivas katliamını gündeme getirmek bir rizikodur, Sivas’a gitmek bir rizikodur. Sivas’a gitmek Sivas katliamını yapanlarla hesaplaşmaktır. Sivas katliamını gündeme almak, bundan böyle Aleviler üzerinde tezgahlanacak her türlü oyunu boşa çıkarmaya yönelik, hangi koşul altında olursa olsun, ne kadar rizikolu olursa olsun, Alevi toplumu için siper olmaktır Sivas’ı gündeme getirmek. O noktada da biz düşünsel düzeyde de Sivas katliamının bir dönüm noktası, bir ayrım çizgisi olduğunu görerek, bugüne kadar orada kaybettiğimiz şehitlerimizin anısına sahip çıkmaya özen gösterdik. Alevi örgütlülüğü Sivas Katliamı sonrası, şehitlerimizin külleri üzerinde yükseldi. Alevi örgütlülüğü olarak, Alevi toplumunun da içinde yer aldığı tam demokratik bir Türkiye oluşana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz...


Geleceğimizi kendimiz belirleyelim

- Önümüzdeki dönemde Alevi hareketinin yoğunlaşması gereken alanlar nelerdir?

- Aleviler Avrupa’da önemli, kitlesel bir güce ulaştı.Bu aşamada, eğer Alevi örgütlenmesi Avrupa’nın siyasal yaşamında kendi içinden çıkmış insanları yönlendiremezse ve Avrupa’nın geleceğimizi belirleyen siyasi karar mekanizmaları içerisinde insanlarımız yer almazsa, bizimle iç içe çalışan, bizim hislerimizi , düşüncelerimizi, karar mekanizmalarına taşıyan insanlarımız olmazsa, biz yerimizde sayarız.

Kitlesel bir güç oluruz, Alman kamuoyunun tanıdığı bir Alevilik seçeneği oluruz ama süreci kendi lehimize çevirme noktasında önemli kazanımlar elde edemeyiz. Burada doğup büyümüş genç arkadaşlarımızın Alevi örgütlenmesinin hislerini, duygularını,duruşunu bilen insanlarımızın mutlaka siyasi partiler içerisinde aktif yer alması gerekiyor.

Kadrolarımızın bu yetenekteki insanlarımızı gördüklerinde müdahale ederek, bu insanlarımızın partiler içinde yer alması için desteklemeleri ve Alevi hareketinin varlığı noktasında, siyasi partilere taşınma noktasında somut yaptırımda bulunmaları lazım.

Son Avrupa Parlamentosu seçimlerinde bundan önceki seçimlere oranla çok sayıda Türkiye kökenli insanların partilerden aday olduklarını görüyoruz. Bu önemli gelişme. Bizim arkadaşlarımızın da , örgütten geldiklerini ifade ederek, bizim sorunlarımızı da oralara taşıyacaklarını belirterek siyasi partiler içinde yer almaları gerekiyor. Türkiye boyutuyla da aynı süreç işliyor. Sadece inanç boyutuyla değil, inanç boyutunun yanı sıra Türkiye’nin geleceğinde de Alevilerin söyleyecekleri çok şey var.

Alevilerin siyasi arenada yer almaları çok önemli, ancak bu bir Alevi partisi gibi, sadece Alevilerle sınırlı bir siyasi oluşum darlığında değerlendirilmemesi koşuluyla, Alevilerin Türkiye’nin tam demokratik bir devlet yapısına kavuşmasında daha cesaretle ön plana çıkmaları siyasi arenada yer almaları gerekiyor.