HASAN KILAVUZ DEDE, AABF DEDELER KURULU BASKANI
“Alevilik "Anadolu’nun en özgür inancidir”

“Alevilik Anadolu’nun en özgür inancidir”

AABF Dedeler Kurulu Başkanı Hasan Kılavuz Dede’nin Alevilerin Sesi’nin 69’uncu sayısında yayınlanan “Alevilerin inanç ve ibadeti çağdaş dedeleri yol göstericidir” başlıklı yazısı, gerek Alevi toplumunda, gerekse kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Konu
üzerine Hasan Kılavuz Dede ile yazısının içeriği ve ayrıntıları konusunda bir söyleşi yaptık. Alevi Toplumu içerisinde ve kamuoyunda kendisine sorulan sorular ve yorumlar ışığında Hasan Kılavuz Dede ile yaptığımız söyleşinin değerlendirilmesini
kamuoyuna bırakıyoruz.



“Alevilik Anadolu’nun en özgür inancıdır”

Can ÖNER - HAMBURG


- Yazınızda “Biz Alevilerin inancı bir ummandır. Bu inanç Asya bozkırlarından gelip Mezopotamya’ya ve Anadolu’ya yerleşen Türkmenlerin, yerleşik Kürtler’in, Balkanlardaki yerleşik halkın ve oraya göçenlerin inancıdır” diyorsunuz, özelikle buradaki Mezopotamya konusu çok eleştirildi. Burada tam olarak neyi anlatmak istiyorsunuz?


- Görünen köy kılavuz istemez, diye bir deyim vardır, benim sözümü çarpıttılar. Sanki ben “sadece bu inanç Mezopotamya’da varmış” demişim, “Dede böyle demiş”, diye algılamışlar.
Ben öyle bir şey demiyorum. Türkler göçleri anlatırken ne diyorlar; Bizler Asya’dan geldik demiyorlar mı? Şimdi, o göç eden Türklerin ilk ayak bastıkları yerler, yerleştikleri yerler Mezopotamya, Dicle ve Fırat Havzası değil miydi? O Dicle ve Fırat Havzası’ndan batıya kadar uzayıp Balkanlara kadar gelmediler mi? Ben bu deyimi böyle kullanıyorum.
Kendi tarihlerini okumuyorlar, inkar ediyorlar. Ne diyorum? Asya bozkırlarından gelen Türklerin, Mezopotamya’ya yerleşen halkların ve oradaki yerleşik halkların inancıdır diyorum, Kürtler vardı ya da başka halklar vardı, sadece Kürtler’de değil, başka halklarda vardı. onların ve balkanlara kadar uzamış halkların inancıdır, diyorum. Bu kadar net. Bunu döndürmeye, çevirmeye gerek yok. Çarpıtmaya gerek yok. Türkler Asya bozkırlarından geldikleri zaman, Anadolu’da zaten köklü, yerleşik bir Alevilik vardı diyorlarsa, ben tek bir şey soruyorum; Bana iğne ucu kadar, oralarda Anadolu Alevilerinin yaşadığı bir yer göstersinler. Geldikleri zaman tabi ki kendi inançları vardır, belki Müslümanlıkta yayılmıştı. Ama bu inanç yalnız Anadolu’da maya tutmuştur. Ben bunu diyorum.Yani Mezopotamya diyerek, bu inancı sadece Kürtlerin inancı olduğunu söylemedim. Alevi inancı Türkündür, Kürdündür, bu inanç kabullenenindir. Alevilik hiçbir halka ve kültüre mal edilmiş bir inanç değildir


Aleviler inancını yaşayan halk katmanları İslam’a hiçbir zaman hidayet aşkıyla bağlanmadılar derken neyi kastediyorsunuz?

- Şimdi Türkleri ele alalım. Türkler İslam’a geçişleri... Türkler “Muhammet Medine’de doğdu, başım gözüm üstüne” deyip, olduğu gibi kabul mü ettiler? 330 yıl kavga ve savaşla Türkler Müslüman olmadı mı? 330 yıllık bir kavgadan sonra Türkler Müslümanlığı kabul ettiler.
Hiçbir toplum, ulus ve halk İslam’ı hidayet aşkıyla olduğu gibi kabul etmemiştir. Mısır, Endonezya ve diğer mevcut Müslüman ülkelerde belli zorlamalarla İslam’ı kabul etmişlerdir. Bizim inancımıza İslam’ın bazı öğeleri girmiş. Bir bütün olarak diğer uluslar gibi olduğu gibi kabul etmemişiz. Ben onu diyorum. Bu emsalsiz Anadolu Aleviliği özgür kimlikli ve bağımsız yapısıyla hiçbir zaman ve hiçbir dönem Hallaç’dan Nesimi’ye, Yunus’dan Abdal Musa’ya kadar hiçbir zaman bunu hidayet aşkıyla kabul etmediler. Peki ne yapmışlar ? Tasavvuftaki kendi görüşlerini ön plana koydular. İslam’dan da bazı değerleri, bir takım değerleri alıp yeni yolaklar yaptılar, yeni yollar buldular.

- Alevi-Bektaşi Toplumunun çok acılar çekerek bu günlere geldiği biliniyor...
Geçmişten günümüze inancımızda isimlerini zikrettiğimiz ulularımıza bir bakalım. İnanç ve medeniyetlerin binlerce yıl süren uygarlıkların gerçek yaratıcı sahipleri kimlerdir?
Nitelikli, kişilik sahibi, disiplinli, geniş hukuklu, üretici, akıllı, yılmayan ve yılgınlığa düşmeyen insanlardır, inançları ve medeniyetleri bugünlere getirenlerdir. “Dost senin yüzünden özge ben kıble_i cihan bilmezem” diyor Kaygusuz Abdal, “Enel hak söyler sözüm, miracımız dardır bizim” diyor Güvenç Abdal, “ kadirsin ey ulu şahım kadirsin, her nereye baksam orda hazırsın” diyor Şah Hatayi, “Ab-u şarabım, mest-i harabım, aslı turabım, sensin ey şah “ diyen Viraniye bakıyoruz. Bizim ulularımız bu inancı, bu sözlerle bugünlere getirmişlerdir. Hiçbir şeriat kurallını asla ve asla uygulamamışlardır. Ulularımız şeriat kurallarını uygulasalardı,
Alevi öğretisi bu kadar sağlam bir şekilde Anadolu’da yeşerir miydi? Niye başka bir İslam ülkesinde zerreyi misal yoktur bu öğretiden? “Niçin sadece bize özgedir, Anadolu’ya özgüdür.?” diye soruyor, Hasan Kılavuz dede? Başka ülkelerde neden bu uluların sözleri yeşermemiştir ? Biz bunlara canı gönülden bağlanmışız, pir demişiz, ulu demişiz ve asla yolumuzdan dönmemişiz. İşte ecdatlarımız, o dönmeyenlerin yüzü suyu hürmetine bu öğreti bize gelmiştir. İşte bugün yavaş yavaş camiye doğru birbirini itip içeriye sokanlar ise bu öğretiyi gittikçe yozlaştırıyorlar.
Benim sözüm bu işi yozlaştıranlaradır.


- “Bin yıldır inançlarını sade bir şekilde sürdüren Aleviliği bazıları sahte incilerle süslemeye çalışıyorlar”diyorsunuz. Kimdir bunlar ?


Bazı Alevi dedeleri dört duvar arasında şeriat hakkında atıp tutarken, dışarı çıkınca İslam’ın cübbesini giyiyorlar. “Hakiki Müslüman biziz” diyorlar. Bir tarafta “ İslam’ın özü biziz, biz hakiki Müslümanız” diyorsun, diğer taraftan da zerreyi misal onu uygulamıyorsun, onun gereklerini yerine getirmiyorsun. İki farklı İslam yoktur. Bir İslam vardır ve tüm İslam ülkelerinde de aynı tarif vardır. Ama bu dedelerin yaptığı tarif, tarif değildir. Onların yaptığı tarifi kimse ciddiye almıyor. O zaman sen niye kendi tarifini yapmıyorsun? Demiyorsun ki bende Aleviyim, bende ayrı bir inancım. Koltuğunda Kur’an ile, ayetleri kendine göre tercüme edip, onu süslemeye çalışıp, İslam’ın özüymüş gibi anlatmakla talipleri kandırıyorlar.
Ben buna karşıyım, böyle süslemeler yapmayın, gerçeği anlatın, gerçek Anadolu Kızılbaş Aleviliği’ni anlatın, diyorum. Töremizi,yöremizi semahımızı, müziğimizi, inancımızı bunların olduğu gibi özünü anlatın. Dört kapı kırk makamı, kirveliği, musahipliği anlatın. Pirini, mürşit’ini ve rehberini anlat. Sen bunu anlatmayıp, Kur’an dan bir kaç ayetin arkasına sığınarak, işte bizde böyleyiz, bizde Kur’an’a bağlıyız, diyorsun. Bu imamdan müftüden korkmaktır. Korku değilse, niçin gerçeği söylemiyorsun? İşte ben bunu söylüyorum; Başka bir inançla kendi inancını süsleme... Senin inancın net ve berraktır, kesin kuralları vardır.


- “Alevilik İslam’ın içindedir ya da dışındadır” diye bir açıklamanız oldu mu?


Hayır demedim, hiçbir zaman “Alevilik İslam’ın içindedir veya dışındadır”, demedim. Ben diyorum ki komplekse kapılmayın. Camiden çıkanları görüyorlar komplekse kapılıyorlar. “Müslüman mısın, değil misin?” diye soruyorlar, ne desem diye düşünüyor, ya da “elhamdülillah” diyor. Bu kompleks. Bazı Alevi dedeleri Türkiye de Cemevlerinde cüppe filan giyiyorlar, kafasına külah takıyorlar. Bu nedir ? Bu komplekstir, cami hocası giyiyor ya cüppe... Kardeşim biz cübbeyi, hırkayı ve şallı bırakalı üç yüz yıl oldu.
Hacı Bektaşi Veli “Hararet nardadır sacda değil, keramet baştadır taçta değil, her ne ararsan kendinde ara, Kudüs’te, Mekke’de, Hacda değil” diyor. Biz cübbeyi bırakalı 300 yıl oldu. Tuzla yokuşunda Hamzaileri öldürdüklerinde, sırtında hırka vardı başında külah. Onun ölüm fetvasını veren molla şeriat kurallarını düşünerek,“ aman aman sırtındaki hırkayı ve başındaki külahı çıkartın, günahtır” diyor. Yani adamın kellesini kesiyorlar günah değil de, hırka ile külaha günah. Biz aleviler bu yüzden 300 yıl önce cübbeyle külahı bıraktık, Alevilerin yaptıkları her hareketin arkasında bir anlamı vardır.
Bizim öğretimizin hiçbir yerinde Arapça yoktur. Ama bazı dedeler aşağılık kompleksine kapılarak, sahte süslemeler yapıyorlar. Kur’anın Türkçe’sini oku, niye Arapça okuyorsun? Arapça’yı reddetmiş öğretimizin içine niye Arapça sokuyorsun. Bana göstersinler ki, bizim herhangi bir deyişimizin ya da Gülbengimizin içinde Kur’an ayeti vardır? Kur’an da 6666 ayet vardır. Üç yada beş ayeti örnek göstererek bir dine giremezsin. Hele hele tümüne uymuyorsan küllü kafirsin. Kuanın tek bir ayetini yanlış söylemen bile senin kafir olduğunu ifade ediyor, İslam ulamaları, fıkıhçılar senin katlin için fetva veriyorlar.
Musahipliği Hz. Ali’yle Hz. Muhammet’in bir yolculuğuna dayandırıyorlar, yok öyle bir şey. Ne alakası var onun. Hz. Muhammed “Harun Musa’ya ne kadar yakınsa Ali de bana o kadar yakındır” dedi. Yani biyolojik açıdan yakınlığı kastetti. Bu öyle bir misaldir.

Alevilik ve Sünnilik İslamın içinde ayrı iki kol diye ifade edenler var...
Alevilik ve Sünnilik İslam’ın içinde iki kol olur mu hiç? İslam’ın içinde Sünni İslam ve Şii İslam diye iki kol vardır. Sünni İslam kesinlikle Şii İslam’ı kabul etmiyor, yani Sünni İslam tek koldur, ikinci kol yoktur.
Bizim Anadolu Aleviliği ise İslam’ın özü deyimini niçin kullanıyor biliyor musunuz? Anlamı şudur; Ehlibeyt ve on iki imamlar İslam’ın ilk çıktığı topraklarda ortaya çıktıkları topraklarda hiçbir zaman itibar görmediler, kale alınmadılar. Hilafet ve imamet makamlarına hiçbir zaman oturtturulmadılar. Özellikle Hz. Muhammet’in ölümünden sonra ailesi ve sevenleri zulümlere ve korkunç katliamlara uğradılar. Bu gerçek. İşte ortaya çıktıkları topraklarda hiçbir zaman itibar görmeyen bu insanlar Anadolu Alevilerinin gönül bahçesinde yeşermişlerdir. Hz.Ali’yi anlatma, on iki imamı anlatma, ehlibeytin dua ve gülbenglerimizde olması, ibadetimizde ve semahımızda yer alması, onlarla yatıp, onlarla kalkma, onları yaşatmak Anadolu Alevilerine mahsus bir öğretidir. Onun dışında hiçbir yerde bizim yaptığımız gibi hiçbir yerde ve İslam aleminde yoktur. Onun için Aleviler “İslam’ın özü biziz” diyorlar.
Çünkü İslam’ı ilk ışık olarak, ilk çalışma yapan bu insanlar yaşadıkları büyüdükleri, doğdukları bu topraklarda, bu insanlar kabul görmediler. Anadolu Alevilerinin ibadeti ve inancında oldukları için İslam’ın özü biziz, yani o şahısları inancında yeşerttikleri için biziz diyorlar.


“Kudüs’te Aleviyim diyenleri camiye almıyorlar, bizim inancımız tamamen farklıdır.Onlar on iki imamı ağızlarına almazlar, matem tutmazlar, Şii İran’da bile oruç tutmazlar sadece biz Anadolu Alevileri tutar. O yüzden bizim Anadolu pirlerimiz, Sünni ulemasına demişler ki; siz aslında onları sevmiyorsunuz, sevseydiniz katletmezdiniz. Ama biz onları dualarımızda gülbenklerimizde yaşattık. Bu yüzden gerçek İslam’ın özü biziz dediler.”

Anadolu Alevileri Allah-Muhammet-Ali üçlemesini ibadetlerine koyduğu için İslam’ın özü biziz, diyorlar. İslam’ın özünü aleviler kendi inançlarına taşımışlardır. Hz. Ali ve on iki İmamları ibadetlerimizde biz yaşatıyoruz, bu bağlamda İslam’ın özü biziz. Ama biz Hz. Muhammet’i Hz. Ali’yi yaşatırken bir tek rekat namaz var mı? Hac, zekat vb. bir şart var mı? Biz onların isimlerini dualarımızla ve gülbenklerimizle yaşatıyoruz. Eğer İslam Hz. Ali’yi sevmekse, on iki imamları sevmekse, biz onları seviyoruz, bunun için İslam’ın özü biziz. Yoksa İslam’ın özü derken, “şeriatı kabul ediyoruz, bu nedenle İslam’ın özü biziz” demiyoruz, böyle bir anlayışımız yok.
Ali için baş verenler biziz, onlar değil. On iki imamların hepsi öldürüldü. Hz. Ali’yi, on iki imamları biz ibadetimizde yaşatıyoruz, bu nedenle “İslam’ın özü biziz” diyoruz.
Kudüs’te Aleviyim diyenleri camiye almıyorlar, bizim inancımız tamamen farklıdır. Onlar on iki imamı ağızlarına almazlar, matem tutmazlar, Şii İran’da bile oruç tutmazlar sadece biz Anadolu Alevileri tutar. O yüzden bizim Anadolu pirlerimiz, Sünni ulemasına demişler ki; siz aslında onları sevmiyorsunuz, sevseydiniz katletmezdiniz. Ama biz onları dualarımızda gülbenklerimizde yaşattık. Bu yüzden gerçek İslam’ın özü biziz dediler.
İslam’ın çıkışı 1500 sene oldu ama bizim ibadet ve inancımıza, Anadolu Aleviliğine on iki imamlar, semah, müzik, deyiş... bu kültürünün koyu bir biçimde yerleşmesiyse 500 sene geriye gidiyor. Yani Şah Hatayi’yle beraberdir. Ondan önce Virani, Nesimi, döneminde bazı şeyler vardı, aldığımız şeyler vardı, ama ciddi şekilde kabul görmesi Şah Hatayi zamanındadır. Şu anda doğu Anadolu’daki 28 şehir, o zamanlar 9 eyaletti, İran’daki Şah Hatayi’ye bağlıydı. Şah yayınladığı bir yönetmelikle 12 imamlar adına hutbe okutulmasını, dua edilmesini, kendisinin çıkardığı deyişlerle gülbenklerle bütün uluların isimlerinin zikredilmesini sağladı, dervişlerinin etkisiyle ciddi şekilde yaygınlaştı. Ondan önceyse, bakın doğru dürüst bir şey görmüyorsunuz. Bakın, Miraç olayı aleviler de çok önemlidir, Hacı Bektaş Veli de miraçlamadan bahsediyor. Ama bugün ibadetlerimizde okuduğumuz miraçlama şiirini olaydan 1000 sene sonra Şah Hatayi yazmıştır.Tıpkı bugünkü Sünni İslam’ın okuduğu mevlüt şiirini Süleyman Çelebi nin yazdığı gibi. Bugünkü Aleviliğe esas şeklini veren ve damgasını vuran Şah Hatayi’dir. 7 ululara baktığımızda hepsi son 600-700 yıllık dönem içinde yaşamışlardır. Bizim inanç ve ibadetimiz elbette ki yüzyıllarca etkilenerek beslenerek bugünlere gelmiştir, ama Şah Hatayi ile yerleşmiştir.


Yazınızda “Dedeler illa Musahiplik olayını dayatmamalıdır” diyorsunuz. Bu cümleniz eleştiriliyor...


- Musahiplik; Alevilik öğretisini bugünlere kadar getiren en önemli sosyal kurumdur. Çok ciddi bir kurumdur, çok güzel bir kurumdur ve asla ve asla eleştiri kabul etmeyen bir kurumdur. O kadar güzel bir kurumdur. Anadolu’da geçmişten bugüne insanların birbirini sevmesi, birbirini tutması, yan yana durması, kavgasız, gürültüsüz, kinsiz, kibirsiz yaşayabilmesi için bu kurum kurallarıyla oturtulmuş. Musahiplik kardeş olmaktır. Nasıl kardeş? Biyolojik olarak aynı ana babadan doğarak değil, birbirini ikrar ile, itikat ile bir tören ile pirin ve cemaatinin huzurunda evli dört canın birbirine söz vermesiyle gerçekleşen musahiplik bugünümüze kadar yaşatılmış bir kurumdur. Bu bağlamda musahiplik geçmişten günümüze Aleviliği taşıyan en önemli sosyal kurumdur. Örneğin cemlerde iki kardeş arasında bir sorun varsa ikisinden biri ceme girebilir ama iki musahip arasında bir sorun varsa ikisi de ceme giremez. Yani Alevilik musahipliği ve ikrarı biyolojik kardeşlikten daha ileri tutmuştur. İşte bundan dolayı bu öğreti günümüze kadar gelmiştir.
Günümüzün koşullarında ise geçmişteki musahipliğin ikrar ve törenlerinin bugün yapılmasına olanak yok diyorum. Olanakları olmadığı için de dedeler günümüzdeki gençlere bu konuda dayatma yapmamalıdır, diyorum, yaparlarsa tepki alırlar. Keşke olanakları olsa da istenilen şekilde gerçekleşse. Tabi ki dört tane can birbirini severse musahip olmak isterse tabi ki bu çok güzel bir şeydir. Benim musahipliği reddetmem, kabul etmemem mümkün mü? Olmaz böyle şey. Hiçbir Alevi dedesi musahipliği inkar edemez. Dede musahipliği anlatarak insanları özendirmeli ama “musahip olmayan” ceme girmesin diye diretmek çok yanlıştır. Musahibi olmayanlar ceme giremez diyebilir misiniz? Bu ancak dayatma olur.



Bugün İslam denince size göre ne anlaşılıyor?


- Bugün İslam deyince cami, diyanet ve şeri kurallar aklıma geliyor. Ayrıca 11 Eylül, Taliban, İran ve şeriat aklıma geliyor. Bugünkü İslam deyince; kadın erkek eşitliğine bak, türbana bak şeri kurallara bak, her köşede yapılan camilere bak, ramazan orucuna bak, hac yoluna bak, holdinglere bak ve ona göre bugünkü İslam’ın tarifini yap. Kendileri dışında hiçbir inancı kabul etmeyen bir inanç. Olmaz böyle şey. Afganistan’a bak, İran’a bak, Irak’a bak, hepsinin koltuğunun altında ikişer tane Kur’an var ama yine de anlaşamıyorlar ve birbirine düşüyorlar. Bugünkü Aleviliğin bütün bunlarla ne alakası var. İnsaf merhamet ya... Yalan söylemeye gerek yok.
Bakınız; Alevilik Anadolu’nun en özgür inancıdır. Anadolu topraklarında yeşermiş kendi başına en özgür bir inançtır.Allah-Muhammet-Ali üçlemesi Aleviliğin ta kendisidir. Ama İslam’ın hiçbir yerinde yoktur. Alevilik ayrı bir inançtır, kesinlikle İslam’ın ayrı bir yorumu değildir. Ama Alevilik İslam’dan bazı öğeleri almıştır.Alevilik kendi başına, kurallara sahip bir inançtır. Alevilik, “Eline, beline, diline sahip ol” demiş ve kendi ibadet kurallarını koymuş bir inançtır. Pir demiş, mürşit demiş, rehber demiş, semah demiş, deyiş demiş, cem demiş 1000 seneden bu yana kurallarını koymuş Alevilik.
Bütün inançlara aynı nazar ile bakan Alevilik, bütün inançları hoş görmüş, hoş karşılamış ve iyi olanları almıştır. İsa’yı da, Musa’yı da, Davut’uda, Adem’i de, Nuh’u da hepsini zikir ediyoruz dualarımızda.“Asıl Müslüman biziz” diyenleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Madem ki biz hakiki Müslüman’ız, Kur’an bizim öz kitabımız, biz gerçek İslam’ız, diyenler, Kur’ana bu kadar bağlılıklarını bildirdikleri halde, neden çocuklarını Kur’an kurslarına yollamıyorlar? Neden hiçbir dede çocuğu İmam Hatiplere veya İlahiyat Fakülteleri’ne gitmiyorlar? Yoksa bu dedeler şeriat özlemi çekiyorlar da biz mi görmüyoruz?
İslam’ın özüyüz diyenler, niye bir zerre kadar bile İslam’ın kurallarına, gereklerini yerine getirmiyorlar?
Dört duvar arasında şeriat hakkında atıp tutarken, dışarı çıkınca İslam’ın cübbesini giyiyorlar, koyu Müslüman kesiliyorlar. Yani yaşadığımız ülkede Alevilik öğretisini gençlere nasıl öğreteceğiz? Mesela bu ülkede, insanlara, devlet dairelerine ve eğitim kurumlarına Alevilik İslam’ın içinde dersek, onlar madem Alevilik İslam’ın içinde hoca ve imamlar gelsin size anlatsınlar derlerse, ne diyeceğiz? Aleviliğin sapık bir inanç olduğunu söyleyen imamlar var. İslam’ın özüyüz, diyen Alevi dedeleri imamların Aleviliği anlatmasına razı gelecekler mi?
Allah-Muhammet-Ali üçlemesi İslam’da yoktur. Allah-Muhammet-Ali üçlemesi sadece ve sadece Anadolu Aleviliğinde bulunmaktadır. Kur’anda ya da İslam’ın başka bir yerinde haşa rastlayamazsınız. Üçü birdir, üçü birbirinden ayrılamaz, üçü bir bedende can gösterir.
Biz şeriatı kabul etmedik ve inancımıza asla koymamışızdır. Hz. Muhammet’in döneminde de, Hz. Ali’nin yaşadığı dönemde de, on iki imamların döneminde de yaşanan şeriatı Aleviler hiçbir zaman ibadetine koymamışlardır. Biz sadece onların isimlerini alarak ibadetimize koymuştur. Biz onların sadece batini anlamdaki yorumlarını almışız, şeriatı almamışız. Mesela biz kırklar cemini almışız, ama cami ile namazı almamış. Biz onların batini anlamdaki inanç yorumlarıyla isimlerini almışız. Bu yüzden İslam’ın özü biziz, diyoruz. Bir taraftan Muhammet’in adını anıyorlar, diğer taraftan torunlarının başını mızraklara geçiriyorlar, bunlar biz olabilir mi?. Onların özünü biz gönlümüzde yaşatıyoruz, o yüzden İslam’ın özü biziz, diyorlar. Ama şeriatı kabul etmemişlerdir. Sadece onların isimlerini bile zikretmek bizim için ibadettir, bu bağlamda biz İslam’ın özüyüz diyoruz. Ayrıca bu uğurda baş veren yine bizleriz. Onlar Muhammet’in torunlarını öldürürken biz onların uğrunda canımızı verdik, tabi ki İslam’ın özü biziz. Onlara karşı aşk, sevgi muhabbet sadece biz Anadolu Alevilerinde vardır. Ondan dolayı İslam’ın özüdür, yoksa şeriatın yol ve yöntemlerini kabul etmek değildir. Biz onların hiçbir kurallına uymuyoruz. Bizleri kafir olarak görüyorlar. Osmanlıların, Selçukluların, Abbasilerin fetvaları hep bu doğrultudadır, biz uymuyoruz onlara, bizimkisi farklı ve apayrı bir inanç.
Alevi Toplumu’nun tek bir yürek, tek bir ses ve tek bir can olmasını diliyorum...