FAYSAL ILHAN




FAYSAL iLHAN

MUHARREM RiTÜELLERi

Muharrem ayinda Alevi-Bektasi Ritüeli

Muharrem ayında Alevi-Bektaşi geleneğine göre yapılan ritüellerin aynı zamanda bir içsel arınmaya yol açtığı vurgulandı.

Konu ile ilgili olarak görüşlerine başvurduğumuz Faysal Ilhan, içsel arınmaya giden yolun, kişinin kendi içine dönerek, diğerine karşı zulmünün ulaşabileceği noktayı farketmesi ile mümkün olduğunu ve Muharrem ayında, ‘Kerbela’ya atfen tutulan matemin bu amaca hizmet ettiğini söyledi.

Alevi öğretisi konusundaki araştırmalarıyla da tanınan AABF Yönetim Kurulu Üyesi Faysal İlhan, yaklaşan Muharrem ayı öncesinde Alevilerin Sesi’nin konu ile ilgili sorularını yanıtladı.

- Muharrem ayının kaynağı nedir? Hangi olayın sonucudur?

- Muharrem ayının ortak hafızamızda olan anlamının yanı sıra, bir de bilim adamlarının söyledikleri ve bizim de kabul ettiğimiz farklı anlamları var. Ancak bütün görüşler Kerbela olayından dolayı yaşanan bir matem olduğu noktasında birleşirler.
Kerbela olayı, İmam Hüseyin’in davet üzerine Medine‘den Kufe’ye giderken yolda Yezid’in askerleri tarafından pusuya düşürülmesidir. Kerbela İslam tarihinde bilinen en trajik olaydır. Bu olay Muharrem ayında Aleviler tarafından matem günleri olarak anılır. Bu dönem, Muharrem ayının 1’in de başlar 12’sinde biter. Bu ayın değişik topluluklarda daha farklı yorumlandığını biliyoruz.

- Kerbela olayını anlatır mısınız?

- Doğal olarak İslam dini oluşurken, bu düşünce son şekline ulaşmadan önce, farklı düşünceler ortaya çıktı. Başından itibaren ‘Bu gönül işi’ diyenlerle, bu işin rantını yemek isteyenler arasında bir çatışma vardı.
Hüseyin’in üzerinde durduğu, bizim de kabul etmek istediğimiz nokta şudur: Hüseyin dinin otoriteleşmesine, dinin insanlar üzerinde baskı oluşturmasına karşı çıkıyordu. Hüseyin, din içinde aşkı önemseyen tarafta idi. Kaba saba inanç anlayışı yerine dinde samimiyeti öne çıkaran, dinin daha ince daha insani boyutunu yakalayan anlayışın tarafında duruyordu. Doğal olarak bu işin karşısında duranlarla kavgası vardı. Hüseyin eğer Yezid’e biat etmiş, boyun eğmiş olsaydı, böyle bir trajedi, böyle bir katliam olmayacaktı. Belki de akılcı davranmış ve ölmemiş olacaktı. Ama Hüseyin başka bir şey yapmıştır. Aşkını ispat etmiştir. Kendinden önceki niceleri gibi ve kendinden sonra niceleri gibi, Mansur gibi, Nesimi gibi, Pir Sultan Abdal gibi yapması gerekeni yaptı.
Bu bir aşkı ispat ediş biçimidir. Davanız için bazen kürsüde konuşursunuz, bazen darağacında duruşunuz davanıza bağlılığınızı ispat eder. Hüseyin Kerbela’da, davasına olan samimiyetini ispatlamıştır. Kerbela olayı ile sembolleşmiştir. Kerbela’da bir öğle vakti olan olayın esası budur. Bu onun anlayışın zaferidir. Hüseyin’in davasına olan samimiyetinin zaferidir. Aslında Hüseyin önceleri bu işlere bulaşmak istemeyen birisi olarak çıkıyor karşımıza. Yezid’in zülmü karşısında zor durumda kalan halk Hüseyin’den medet umuyor ve onu çağırıyor. Hüseyin biliyor ki orada yalnız bırakılacaktır. Buna rağmen ailesi ile birlikte Medine’den Kufe’ye doğru Muharrem ayının birinci günü yola çıkıyor.
Kerbela olayının acısını ikiye katlayan olaylar 7. günden sonra başlıyor. Susuz kalıyorlar. Su yanlarından akıp gitmesine rağmen Yezid’in askerleri tarafından susuz bırakılıyorlar. Yezid’in ordusu su vermiyor. Hüseyin, “çocukların durumu kötü hiç değilse çocuklara su verin” diyor. Ama kimseye bir damla su verilmiyor. Yezid, Hüseyin’e “senden bir tek bana biat etmeni, boyun eğmeni istiyorum” diyor. Çocukların hepsi şehit olmayı kabulleniyorlar ve Yezid’e biad edilmiyor.
Kerbela olayı, Anadolu Alevi hafızasında derin yaralar bırakmış bir olay. Tabii kimi halklar için de bu böyle. Tutulan matem ile, yaşanan felaketin acısı hissedilmeye çalışılır. 10 gün boyunca susuzluk orucu tutulur. Et yenilmez. Yemek orucuna girilir. Kandan, kesici aletten uzak durulur. Kişinin bir iç yolculuk yaparak, insani zulmün ulaşabileceği noktayı fark etmesinin yanı sıra bunun korkunçluğunu da idrak etmesi ve bu matem dönemi ile bir içsel arınmaya ulaşmak amaçlanır.
- Burada, din anlayışı tahakküm üzerine kurulu, iktidara yamanmış bir inanç yerine, başka bir inanç biçimini savunurken, cisim olarak yok olmaya ama manevi olarak yücelmeye giden bir yolculuk var. Ne dersiniz?

- İlginçtir bütün inançlarda, bütün hareketlerde uzun bir yürüyüş vardır. Başlangıçta bir seyahat hepsinde var. Bütün hareketlerde önce bir göç var. Sürgün var. Hareketin sonucunda bazen de bir zafer var. Bu zafer, inancın kendini kabul ettirmesi olabilir. Ama kaybetmek anlamında, yani ‘sonuca ulaşmak’ anlamında bir zafer olabilir.
Alevi Bektaşi dünyasında ‘revan’ dolaşmak, seyahatte olmak anlamına geliyor. ‘Bitiş’, başka bir ifade ile ‘ölüm’ diye bir şey yok. Örneğin Hz.Hüseyin’in, Hz. Ali’nin, Hz. Hasan’ın adı geçtiğinde onların sürekli devinimde olduğu düşünülür. “Ruhu revanlar şad-ı handan ola” denir. Hüseyin’in bilerek gittiği ölüme, yeniden bir başlangıç olarak bakılır. Ama bu ölümden zevk almak değildir. Bu durumun felsefi boyutunu, bunun incelmiş bir duygu ve düşünce biçimi olduğunu görmek gerekiyor.

‘Ölmeden önce ölmek’
- ‘Ölmeden önce ölmek’ , yani nefsini terbiye etmek. Insanın kendi manevi dünyasını düzene sokması. Anlattığınızdan şöyle bir yön daha çıkıyor. Nefsi öldürmenin bir yolu da serini meydanda görmek oluyor. Kendini aşikar etmek. Bu da ancak bir mücadele ile oluyor. Aslında bu aynı zamanda ölümle yaşam arasındaki farkın sıfırlandığı bir nokta olmuyor mu? Bu felsefe bu yaklaşımı ile yaşamla ölüm arasındaki keskin ayrımı boşa çıkarmıyor mu?


- Alevi felsefesi bu yaklaşımı ile, her sene belirli bir zamanda yapılan anma ve tutulan matem ile, hayattan kopuk bir insan tipini değil, aksine yaşamı seven tad alan insan tipini öneriyor. Bu, aynı zamanda, ölüme kolay giden insanları anlayıp, ölüme de kolay gidilmemesini öneren bir felsefe. Bu tezatmış gibi görünüyor. Halbuki Hüseyin’in ölüme gidişi davasındaki samimiyetini gösteriyor. Aslında ideallerin ne denli gerçekleşebileceğini gösteriyor.

Bazı anlar vardır ki, bıçağın kemiğe dayandığı anlardır bunlar. Işte o a zamanlarda ‘savunulanların arkasında durmak gerekir’ denmek isteniyor. ‘Ölmeden önce ölmek’ Alevi felsefesinde önemli bir sınavdır.

- Böylelikle ölüm korkusu yenilip, yaşam mı kutsanıyor?

- Zalim neyin sembolüdür? Zalim ‘egosunun esiri olmak’ demektir aynı zamanda. Zalimin korkusu; cismen, maddiyatta ölmektir. Elindeki tek silah da karşısındakinin yaşamıdır. ‘Ben ölümü kabul ediyorum’ diyor karşı taraf ve zalimin elindeki tek silahı da elinden alıyor.
O zaman hiçbir şekilde senın üzerinde tahakküm kuramıyor. Bu rituelin içinde 10 gün süren bir matem var. Matemin içinde kahramanlar var. Onların hikayeleri var. Onları o noktaya getiren dini, sosyolojik, siyasi, tarihsel birçok neden var.

- Bu sürede neler yapılması doğru?

- Alışageldiğimiz bir takım kurallar var. Ay takvimine göre kurban bayramından 20 gün sonra oruca başlanır. Usul her zaman hilalin yani yeni ayın görülmesidir.
Muharrem gelmeden önce onu karşılayan bir gelenek var. Masum-u Paklar için 3 gün önce oruç tutmak gibi. Kimileri 10 gün, kimileri 12 gün kimileri de 30 güne tamamlıyorlar. Asıl bilinen erkan, 1 ile 12 gün arasında tutmak. Akşam yemeği haricinde yemek yenilmeyebilir, su içilmez, et hiç yenilmez. Ama su, çay olarak veya içine birşey karıştırılarak içilir. Suyu su gibi kana kana değil de, çok az içerek, farkında olunarak içilmesi kural olarak kabul ediliyor. Et ve yumurta yenilmez. Bıçak ele alınmaz. Şiddeti sembolize eden şeylerden uzak durulur.
Muharremin ilk günü niyet ederek akşam yemeğini yedikten sonra ertesi gün ve onu takip eden günler oruç tutmak gerekir. Niyet etmek çok önemli. Yani alelade açlık çekmek, oruç tutmak değildir. Ara sıra ara kesintiler yapılabilir. Bu kişiye kalmış bir tercihtir. Onuncu günün öğleninde aşure pişirilir ve matemden çıkılır. On gün boyunca içki içilmez, eğlence yapılmaz.

- Oruç açmak nasıl oluyor? Biraraya gelmek gerekiyor mu?

- Hayır böyle bir zorunluluk yok. Eğer böyle bir davet yoksa birarada olmak gerekmiyor. Ama buralarda, yani gurbette birlikte olmak önemli olduğu için belli saatte biraraya geliniyor, lokmalar toplanıyor ve oruç birlikte açılıyor. Oruç açılış erkanına uygun olarak sofra gülbengi ile yemek payediliyor.

- Ramazan orucu ile bir karşılaştırma yaptınız mı?

- Sunni teolojisinde Muharrem orucunun sünnet olduğu noktasında bir görüş var. Alevi erkanı ise Ramazan’ı bir kural olarak koymuyor. Bunun dışında Hızır Orucu’nu koyuyor. Ramazan tamamıyla dini bir gerekçe olarak yapılması farz olan bütün ayrıntıları ile belirlenmiş dinsel bir görev olarak inananlara sunuluyor ve bu şekilde tutuluyor. Insanlar normal hayatlarında zevk aldığı şeylerden uzak duruyor. Oruç açıldıktan sonra ise insanlar özgür bırakılıyor. Aleviliğin Muharremi’nde ise oruç açıldıktan sonra da yemekten biraz uzak durma var. Matem muharrem boyunca sürüyor. Yemekle hemen barışılmıyor. Ramazan’da ise oruç açıldıktan sonra sınırsız yemek yenilebiliyor, ya da eğlenilebiliyor. Ramazan aynı zamanda eğlencenin doruğa çıktığı ay. Orta oyunları, sinema, tiyatro vs. Ve bütün gün sabırla akşamki oruç açılışı bekleniliyor. Alevilik felsefesinde Muharrem, her şeyin asgariye indirilerek tümüyle içe dönerek yaşandığı bir dönem oluyor.

- Muharrem ayının ardından neler yapılması gerekiyor? Yapılması gerekenler şeyler var mı?

- Burada değişik görüşler var. Uygun görülen bir takım kurallar var. Muharrem eski takvime göre yılın başıdır. Oruç ve matem dönemi bittikten sonra günlük yaşama tekrar dönülür. Cemlerin başladığı sazların duvardan indirilip akortalarının yapıldığı dönem başlar artık.
Bir nevi yeni yılın başlangıcı gibi algılanıyor bu. Ramazan bayramı gibi bir bayram Aleviler’de yok. Ama Anadolu geleneğinde komşusu bayram yapıyorsa onu reddetmek doğru değildir. Anadolu’daki ortak yaşamdan kaynaklanan geleneklerde karşılıklı bir paylaşım var.
Kurban Bayramı’na gelince “Kurban Bayramı yok” diyemem. Kurban Bayramı’nın kendi ailemde kutlandığını biliyorum. Alevi toplumunda da büyük bir kesimin bunu bayram olarak algıladığını biliyorum. Muharrem matemdir. Kendi nefsini terbiye eden bir matem. Kendi dışındaki bir acı için, haksızlık için matem tutuyorsun. Bunu bir yasaklama olarak değil de kendi isteğinle yapıyorsun. Burada farklı bir anlayış var. Bu temel ayırıcı bir noktadır. Matem ağırbaşlı, gururlu bir şekilde yaşanır. Intikam duygusu yoktur.
Bunun algılanış biçimi farklı coğrafyalarda farklı farklı oluyor. Insanların intikama yönlendirmek yerine insanları kendilerine yönlendirme var. Hatta olayların sonucunda Hüseyin’in kız kardeşi Zeynep Şam’a gittiğinde, olayları anlatırken düşmanı ile medeni cesareti olan bir insan olarak konuşuyor. Küfür etmiyor, intikam peşinde değil.

- Zeynep figüründen söz edelim birazda. Bütün dinlerde kadın savunucu bir figür değildir. Fakat Zeynep direniş figürüne dönüşmüştür. Ne dersiniz?

- Hz. Zeynep ve Hz. Hüseyin Kerbela’nın direniş figürleridir. Kerbela’da kadınlara dokunulmuyor. Maddi bir saldırı olmamasına rağmen, kadınlar bu olayın bütün acısını yaşıyorlar. Ama daha sonra çadırlar yağmalanıyor. Bir söylentiye göre kadınların üzerindeki herşey alınıyor ve çırılçıplak Şam’a götürülüyor. Zeynep olayları yaşamış birisi olarak, medeni cesareti ile hesap soruyor.

- Muharrem ayında oruç tutmayanlar düşkün oluyorlar mı?

- Muharrem’de oruç tutmak şart değildir. Ama matemde kalmak bir kuraldır. Cem dışında yapılan ibadetler de toplumsal normlar var, ama bunlara uyulmadığında düşkün olunacağına dair bir kural yok.