Seiteninhalt
TURAN ÖZAYDIN (TURANÎ BABA)

- Turan (Duran) ÖZAYDIN (TURANÎ BABA)
Gönderen: Doğan Doğan
E-posta: dogan1953@hotmail.com
Mesaj: Benimde dayım olan Duran Özaydın la Gazi Üniversitesi öğretim üyelerinden Sevda Çievik in yazmış olduğu kitabına konu olan söyleşisi ve Şiirleri
18 KASIM 2008
===========
Sevda ÇEVİK*
TURAN ÖZAYDIN
(TURANÎ BABA)
Duran Özaydın, 1938 yılında Kayseri’nin Sarıoğlan ilçesine bağlı Karpınar köyünde dünyaya gelmiştir. İlkokulu köyünde bitirdikten sonra ortaokul ve askerî okulu Konya’da okumuştur. İlk eşinin vefatından sonra ikinci kez evlenmiştir. İlk eşinden 3 çocuğu vardır.
Sazda ve sözde ustası olmamış fakat bağlamada üslup öncüsü olarak Âşık Veysel’i kabul etmektedir. Öğrenciliği esnasında Ergun Zorlutuna’dan ve Eşref Yazgan’dan nota dersleri almıştır. Daha sonraları Ankara’ya geldiğinde ise Ahmet Gazi Ayhan, Bayram Aracı ve Nezahat Bayram ile tanışmış ve 1960 yılına dek bağlama gruplarında yer almıştır. Yine Ankara’da – henüz her ikisi de Âşık değilken- Mahzunî’yle tanışmış uzun süren bir dostlukları olmuştur.
Kendi kültürünü Avrupa’ya duyurmak ve müzik yapımcılığı yapmak için 1968’de Almanya’ya işçi olarak gitmiştir. 1977’de kendi soyadını taşıyan bir yayıncılık şirketi kurmuştur. Belkıs Akkale, Musa Eroğlu, Ali Ekber Çiçek, Atakan Çelik, İhsan Öztürk gibi sanatçıların prodüktörlüklerini yapmıştır. Aynı zamanda Almanya’da TRT’nin fahri müzik prodüktörlüğünü yapmıştır.
Bağlama dersleri vererek birçok sanatçı yetiştirmiştir. Avrupa’da kültürel kurumlarda semah ve bağlama dersleri vermeye, şiir yazmaya devam etmektedir. Aynı zamanda internet radyosunda “Ozanlar Söyleşiyor” adlı bir program yapmaktadır. Günümüzde de Almanya’da yaşamaktadır.
Davet edildiği ilk etkinlikte, bestesini –“Mühür Gözlümün” de yaratıcısı-Âşık Ali İzzet’e okumuştur. İşte bu etkinlikte nasıl mahlas aldığını şöyle anlatmaktadır: “Bir şiirimde türkümü sazıma aktarırken mahlas olarak nüfustaki adımı söyledim. Ali İzzet hocamızda dedi ki: “Evladım, sazında sözünde yeni bir tür, senin adını TÜRANÎ koyalım”. Ondan sonra ben mahlasımı çeşit anlamına gelen TÜRANÎ okumaya başladım. Daha sonra Karaözü kasabasında lise açılışında Veysel Baba’yla tanıştım. Beni dinledi. Mahlasımda TÜRANÎ geçince Veysel Baba : “Türanî nerden çıktı karaoğlan, ben Ü harfini kaldırıyorum oğlum, TURANÎ ’sin sen” dedi. Birde yeni yetişen çağdaş ozanlarımız bana BABA ismini koydular ve TURANÎ BABA olarak noktalandı.”
Âşık Turanî, “Kalktı göç eyledi Avşar elleri” diyen Dadaloğlu’ndan gelen bir soy zincirinin olduğunu ve anne tarafından da Kul Budala’nın torunu olduğunu, yani temelinde bir ozanlık yattığını dile getirmiştir. Böyle bir soydan gelen halk şairi ilk şiir söylemeye ilkokul çağında başlamıştır. İlk söylediği şiirler ise aşk üzerinedir. Daha sonra bu yeteneğini tespit edip, O’na cesaret veren edebiyat öğretmeni Fakir Baykurt’tur.
*sevda_cevik1407@ hotmail.com
Âşık Turanî, yazdığı şiirleri önceleri kitap halinde bastırmıştır. Bir de kırkbeşlik plağı vardır. Bazı şiirlerinden dolayı kitapları ve plakları toplatılarak imha edilmiştir. Daha sonraları yeniden toparlanan Âşık şiirlerinin bir kısmını internet sitesinde yayımlamaya başlamıştır. Geri kalanını ise metinler halinde biriktirip ileride kitap haline getirmeyi düşünmektedir.
Âşık’ın şiirinde işlediği konuların bir kısmını şöyle sıralayabiliriz; tabiat, aşk, sevda, doğa şiirleri, insan manzaraları. Bunun yanı sıra son yapıtlarından olan şiirlerinde; nasihat, tasavvuf, uyarı, çatma gibi dört rengi bir arada görmek mümkündür. Bunlar:
İRFAN MECLİSİ (1 )
İrfan meclisinde kendimi buldum,
Çok cahil kalmışım ilmim yetmedi.
Dört fidanı dikmiştim gönül bağıma,
Özü çürük çıktı, biri bitmedi.
İrfanlar meclisi ulu bir divan,
Hakikat yolunda edilir beyan.
Cahile kapalı, ârife ayan;
Gerçek ifşa oldu üstün örtmedi.
Bu mecliste çürük matah satılmaz,
Güzel sözler seçilip de atılmaz.
Azmış yaralara merhem katılmaz
Yaralar baş tuttu emim yetmedi.
Azgın yaralara merhem neylesin?
Kul Turanî her zaman mı böylesin?
Yeri gelmiş iken sözün söylesin,
Perdeler bozuldu, düzen tutmadı.
25.03.2008
İRFAN MECLİSİ (2)
Usta malı ile çalım satılmaz,
Matahın var ise dök de görelim.
Doğru sözler seçilip de atılmaz,
Yanlışa bir ayar çek de görelim.
Ulu ozanlara bağlı özümüz,
Beynamaz cahile vardır sözümüz
İrfan meclisinde ipek bezimiz,
Terziysen bir kenar dik de görelim.
Biz üstadımızdan aldık ilhamı,
Ustası olanın Hak’tır kelâmı.
Dostun yarasına sürdük merhemi,
Açık yaraya tuz, ek de görelim
İkrar aldık, ikrar verdik pirlere,
Onun için ilmek geçti serlere.
Bu sözümüz gönül gözü körlere,
Dünyaya biz gibi bak da görelim.
Biz Derviş Ali’yi pek çok okuduk,
Her hecesin ilmek ilmek dokuduk.
Gül dalında bülbül olduk, şakıdık;
Sende bir çalıya çık da görelim.
Turanî’yim sözüm bulur yerini,
Tanırım insanın yiğit, erini
Dilimden düşürmem pirler pirini
Gönlündeki kini yık da görelim.
06.04.2008
Şiirleri arasındaki düşünce farkını görebilmek için, şiirlerini sonradan değiştirmeyen; özüne, sözüne, hecesine hatta noktasına bile dokunmayan Turanî Baba daha sonraları dönüp bu şiirlerini okuduğunda, o duyguları tekrar yaşadığını söylemiştir.
İrticalen de şiir söyleyebilen şair, ifadeye ve dilimize daha uygun olduğu için şiirlerinde 6+5 11’li hece veznini tercih etmektedir. Serbest vezinle de yazdığını fakat saza daha çok renk kazandıranın 11’li hece ölçüsü olduğunu belirtmiştir. Eski şiirlerinde koşma tarzına da rastlanmaktadır.
Âşık Turanî Baba şiirlerini, yurt dışındaki şölenlerde, Yedi Bucak Avşarları törenlerinde ve üyesi olduğu Ozanlar Derneğinde icra etmektedir. 2006, 2007 ve 2008 yıllarında da davet edildiği Hacı Bektaşi Veli törenlerinde şiirlerini icra etmiştir.
Doğup büyüdüğü bölgede yaşamış, Dadaloğlu, Pir Sultan, Karacaoğlan gibi âşıkların eserlerine büyük ilgi duymuş ve bunları dinleyerek yetişmiştir. En çok Âşık Veysel ve Âşık Ali İzzet’in şiirlerinden etkilenmiştir. Çağdaş olan âşıkların hepsinin birbirinden üstün olduğunu, herkesin ayrı bir felsefeyle şiirler yazdığını ancak Hülya Yıldırım(Şahinî), Pakize Altan(Didarî), Elifçe gibi hanım âşıkları daha çok takdir ettiğini belirtmiştir.
Şairliğini etkileyen önemli unsurlardan birisi ilk eşini kanser hastalığından kaybetmesidir. Eşini tabuta koyup hareket ettiklerinde söylediği şiiri:
GÖTÜRÜN CENAZEYİ
Kalktı Almanya’dan göçün eyledi
Yaralım varıyor karşılan bari
Yuvasında ayrı üçte kuzudan
Maralım varıyor karşılan bari.
Neşter vurup yarasına baktılar
Kollarına serumları taktılar
Vatanına kadar ölmez dediler
Yaralım varıyor karşılan bari
Tabutunu incitmeden indirin
Köydeki dostlara haber bildirin
Cenazeyi Ankara’dan aldırın
Zaralım varıyor karşılan bari
Turanî’m de bana ağıt yakmazsa
Tabutuma türlü çiçek takmazsa
Elin vatanından garip yollarsa
Karalım varıyor karşılan bari
Âşık Turanî, rüya görmek ve bade içmek konusundaki düşüncelerini şöyle anlatmıştır: “Ozanlık geleneğini yürütmek, âşık olmak bir duygu yüklülüğüdür. Rüyada pir elinden dolu içmek gibi bir inancım yok, bu başlı başına bir aşktır. Bu duyguyu yaşayamayan zaten o rüyayı da göremez. Bu hayal, aşk, inançla iç içe yaşıyorsan, uyurken de bunlar hayalindedir. İşte buna rüya denir. Onun temeli de duygu yüklülüğüdür.”
Herhangi bir âşık koluna mensup olmayan şair, halktan ve kültürden yana olan her âşık ile birlikte olduğunu söylemiştir. Kendisinin de âşıktan çok ozan olduğunu belirtmiştir: “Bana halkıma, ülkeme aşkımdan dolayı âşık diyebilirler ama ülkemin, milletimin huzuru için bir halk ozanıyım.” Ailesi içinde de tek âşık kendisidir.
Âşık makamları hakkında şöyle düşünmektedir: “Her ozanın kendine has makamı vardır. Hiçbir ozan diğer bir ozanın renginde söyleyemez. Mesela Âşık Veysel’in bir makamı vardır ve hiç kimse onun verdiği güzelliği aynen şiire veremez. Ozanlık geleneğinde makam ozanın şahsiyetine verilmiş bir unvandır.” Bunun dışında Turanî Baba, hicaz, hüseyni, segâh gibi makamları da kullanmıştır.
Bugünkü gelenekte halkı için kendini feda edecek, gönüllerde taht kurmuş bir ozan göremediğini söylemiştir. Âşıklık geleneğinin yaşaması isteniyorsa, halk ile bütünleşmek gerektiğini, ozanların taviz vermeden dünyada yaşayan bütün canlıları kucaklama öğretilerini devam ettirmeleri gerektiğini ifade etmiştir.
Âşık Turanî’nin geleneğin devam etmesi için beklentisi şudur; “İçleri kültür yüklü ama maddi olumsuzluklardan dolayı bunu dışa vuramayan ozanlara hem maddi hem manevi destek olunmalıdır. Aynı zamanda ozanların önü açılmalıdır, ozanlar söylediklerini hayata geçirebilmelidir.”
Günümüz toplumunda halk şairlerinin düşüncelerine saygı duymamanın ve baskı altında bırakmanın onların gelişmesini engelleyecek zorluklardan olduğunu ifade etmiştir.
Âşık, 117 yaşında vefat eden babaannesinden dinlediği halk hikâyeleriyle yetişmiştir. Kendisi de daha sonraları Ferhat ile Şirin gibi halk hikâyelerini anlatmıştır.
Cemlere de katılan Âşık Turanî zâkirin görevlerini şöyle sıralar: “Zâkirler cemlerde usta malı deyişlerin yanı sıra kendi deyişlerinden de söylerler. Usta malı deyişler duaz imam, gibi yedi ulu ozanların inanç bazında deyişleridir. Kendi deyişleri ise nasihat bazındadır. Bunlarda Allah’ı, Hz. Muhammed’i, Hz. Ali’yi on iki imamı övme vardır. On dört masum ve on yedi kemerbestlerin yası vardır. Aynı zamanda Zâkirler kırklar semahını, turnalar semahını çalarlar.”
Şah Hüseyin
(Hz. Hüseyin’e yazdığı mersiyesi)
Kan çanağı oldu görmez gözlerim,
Hayâlde vahşeti görür sabahtan.
Kesildi dermanım, tutmaz dizlerim,
Yine Şah yolunda yürür sabahtan.
Zalim Yezit kılıcını kaldırır,
Şah Hüseynin gül benzini soldurur.
Masum-u Pakları dahi öldürür,
Kanlı baş önünde durur sabahtan.
Gökteki melekler hep yere indi,
Şahın etrafında semaha döndü.
Nice masumların hayatı söndü,
Fatma Meleklerle görür sabahtan.
Fatma Ana ciğerini dağladı,
Hüseyin e yas tutan kara bağladı.
Şahım için meleklerde ağladı,
Gözün pınarları kurur sabahtan.
TURANİ'yim akar gözümün yaşı,
Birlikte yoğurur toprağı, taşı.
Yezit'in elinde Hüseynin başı,
Benliğim yok olur, erir sabahtan.
Araştırmacı yazarlardan Ali Duran Gülçiçek Alman Edebiyatı Bölümünde Almanca’ya çevirmek kaydıyla Âşık Turanî’nin birkaç şiirini almıştır. Dergilerde ve antolojilerde şiirleri yayımlanmıştır. Ayrıca Bekir Karadeniz’in de bir araştırması vardır.
Âşık Turanî, birçok televizyon programına davet edilmiştir. TRT’nin birçok programında, Almanya’da sivil toplum örgütleri tarafından kurulan Türk kanallarının programlarında bulunmuştur. Köln radyosunda müzikli söyleşilerde bulunmuştur. Almanya’da bulunduğu bölgenin kültür müdürlüğü tarafından “yabancı hemşeriler” ve “Alman- Türk kültürü” adında düzenlenen gecelere katılmıştır. Türk derneklerinin sosyal etkinliklerinde sözü ve sazı ile bulunmuştur. 2006, 2007 ve 2008 yıllarında Hacı Bektaşi Veli etkinliklerine davet edilmiştir. Bu etkinliklerde iki sene üst üste Belediye Başkanı tarafından plaket verilmiştir. Aynı zamanda yurt dışında yabancılar da dahil olmak üzere bir çok ödüle layık görülmüştür.
Yarışmalara karşı olduğunu, katılmadığını şu sözleriyle ifade etmiştir: “Aynı kültür için çalışan ozanların birinin diğerinden üstün olmasının diğerinin de daha aşağı tabakada olmasının gereği yok.”
ŞİİRLERİ
İyi Bakasın
Bir tebligatım var TURANÎ BABA
Yolladım Didemi iyi bakasın
Onu kazanmaya eyleyin çaba
Yolladım Didemi iyi bakasın
Emaneti sana seni ALLAHA
Turnayı gözünden vurdun vallaha
Gelini köledir sanma illa ha
Yolladım Didemi iyi bakasın
Yüreği yaralı öksüzün biri
Hep sevgi aradı yıllardan beri
Mesut demesin ki elimin kiri
Yolladım Didemi iyi bakasın
Büyüklük çiledir büyüklük keder
Saygı küçüktendir inşallah eder
Bu ikinci kezdir el bize ne der
Yolladım Didemi iyi bakasın
Onu evladınmış gibi göresin
Dolaşan saçını sevip öresin
Simdi ŞAHİNİye bir söz veresin
Yolladım Didemi iyi bakasın
EMANET GÖNDERMİŞ
Emanet göndermiş Ozan ŞAHİNİ
Umutsuz hayaller kurdururmuyum
Küşüm etme gözüm gibi bakarım
Sırrımı yadlara bildirirmiyim
Yıllar boyu hasretini çekerim
Bu fidanı gül bahçeme dikerim
Soframda ekmeğim bayram şekerim
Yadlara elimden aldırırmıyım
Senelerdir ivdik ivdik ararım
Bir hazine buldum varmı zararım
Saçlarını koparmadan tararım
Dizimin dibinden kaldırırmıyım
BAHROĞLU soyuyum sözlerim senet
Mademki sen bana ettin emanet
Saksımın içinde bir demet buket
Hep canlı tutarım soldururmuyum
Ömrün uzun olsun ŞAHİNİ kızım
İşte şimdi geldi baharım yazım
Evimde DİDEM im elimde sazım
Böyle mutluluğu böldürürmüyüm
Melek mi yolladın be hey mubarek.
Doğan ailesine böylesi gerek
TURANİ adına dikkat ederek
Alemi üstüme güldürürmüyüm
BAHARIN ÇİÇEĞİ
Baharın çiçeği, cennet meyvesi,
Mis kokulu, tatlı fidan nerdesin?
Sazımın inleyen hazin namesi,
Aşığı kırlarda güden nerdesin?
Bülbüllerde küstü gayri gülüne,
Tezene vurmuyor sırma teline.
Çok oldu gideli gurbet eline,
Döngel suna boylu gülden nerdesin?
Saçının bir teli değer dünyayı,
Yüzün kıskandırır güneşi ayı.
Kerem de çekmedi böyle sevdayı,
Aklımı alıp da giden nerdesin?
Neden gül koymuşlar senin adını?
Arı her çiçekten almış tadını.
Güzeller meleği, cennet kadını,
Gönlümde yeşeren fidan nerdesin?
Ömrümü alıp da nere götürdün?
Hayâlimi mahkûm ettin, bitirdin.
Celladın önüne beni yatırdın,
TURANİ'yi kurban eden nerdesin
TURANÎ BABA’NIN SAZI İLE SÖYLEŞİSİ
Saz :
Bunca yıldır dağı taşı dolanma,
Daha açılmamış gül bende gizli.
Coşkun ırmak gibi akıp bulanma,
İçimde çağlayan sel bende gizli.
Turanî Baba:
Ben sana sığındım beni bul diye,
Perdeler basamak, doğru yol diye.
Teller el eyledi "bana gel" diye,
Türküler söyleyen dil bende gizli.
Saz :
Nâmeler, makamlar coşunca demde,
Düzen kulağımda, sesim gövdemde.
Senin aradığın benim sinemde,
Dosta gideceğin yol bende gizli.
Turanî Baba:
Göğsünün üstüne pençe vururken,
Kırklar makamında semah dururken,
Gelinlik kız gibi yolda yürürken,
Kolun saracağı bel bende gizli.
Saz :
Vur ki mızrabını söyleşek hele,
Derdini birlikte paylaşak hele.
Al götür dostuna eyleşek hele.
Muhabbet edecek hal bende gizli.
Turanî Baba:
Sır küpü bağlamam bilmem ki nesin,
Dertli ozanlara dermandır sesin.
Asırlar boyunca bitmez nefesin,
Esirin olacak kul bende gizli.
Saz:
Yıllarca seninle söyleştik durduk,
Dertli türküleri paylaştık durduk.
Hep aynı petekte kaynaştık durduk,
Senin aradığın bal bende gizli.
Turanî Baba:
TURANİ'yim için için ağlama,
Aman n'olur ciğerleri dağlama.
Sel olupta deryalara çağlama,
Gözlerinden akan sel bende gizli
YETMEZ Mİ?
Bunca yoksulları yaktın ağlattın,
Felek senin ettiklerin yetmez mi?
Gurbet elde karaları bağlattın,
Felek senin ettiklerin yetmez mi?
Anam aldın, yârim aldın götürdün,
Eksiğin var, üstünü mü yetirdin?
Mezarı üstünde otlar bitirdin,
Felek senin ettiklerin yetmez mi?
Evirip çevirip çarkım döndürdün,
Su serpip de ocağımı söndürdün.
Hânemin üstüne baykuş kondurdun,
Felek senin ettiklerin yetmez mi?
Gide de gelmeye Seksen Üç yılı,
Bastı bostanımı feleğin seli.
Bir sene içinde dört tane ölü,
Felek senin ettiklerin yetmez mi?
Ne bir yoksul dedin, ne bir fukara ,
Ahret günü seni çeksinler dara.
Yoksa TURANİ'ye geldi mi sıra?
Felek senin ettiklerin yetmez mi?
CAHİL MELEK OLSA
(taşlama)
Böyle bir hışıma gelse de başım,
Bataklığa bir taş atar değilim.
Bana izin vermez olgunluk çağım,
Gırtlağıma kadar batar değilim.
Ne bir gönül bilir, ne de hatırı
Henüz beceremez iki satırı.
Ahıra bağlarlar kıllı katırı,
Böyle hayvan alır satar değilim.
Nezaket bir tarzdır, hem de marifet;
Böylesi kişiden kim etmiş nefret?
Bilge bir arife verilir kıymet,
Cahil melek olsa tutar değilim.
Asıl olanını söyledim başta,
Değer verilir mi arsıza, puşta?
Tesadüf TURANÎ olmuşum işte,
Soysuzdan, yüzsüzden beter değilim.
BAHAR RÜZGARI
Bahar rüzgârları değsin yüzüne,
Yanağın okşayan yelin ben ola'm!
Tomurcukken zülüfüne taktığın,
Sinendeki açan gülün ben ola'm!
Sen bir melek misin, yoksa peri mi?
Bir sevda uğruna koydum serimi.
Eğer vazgeçersem yüzün derimi,
Esir pazarında kölen ben ola'm!
Nasıl oldu birden çıktın karşıma,
Çekilmez dertleri açtın başıma.
Bakmaz mısın gözümdeki yaşıma,
Aşkınla çağlayan selin sen ola'm!
Hurilerden güzel ey Çeçen Kızı!
Ben sende yaşadım baharı, yazı.
Turani'nin gayri susar mı sazı?
Saçlarından kopan telin ben ola'm
ÇEKTİRDİ BANA
Hayata aleme kadere boyun
Zulmeyledi felek büktürdü bana
Yokluğun yükünü sardı sırtıma
Çekilmez çileler çektirdi bana
Bu yoksulluk omuzumdan inmedi
Kara talih hiç yüzüme gülmedi
Ömür boyu göz yaşlarım dinmedi
Didemden selleri döktürdü bana
Bir kere cihanda gülmedi yüzüm
Kahretti ağladı her iki gözüm
Kadere talihe feleğe sözüm
Zalimlere boyun büktürdü bana
Aşık oldum sevda çektim yoruldum
Coşkun seller gibi çağlayıp durdum
Bir aslı uğruna yandım kül oldum
Ölmeden kefeni diktirdi bana
Ne arsız dünyaymış Laftan almadı
Yoksulun yüzüne bir gün gülmedi
Yalvardım yakardım yine bilmedi
Kıraç yere tohum ektirdi bana
TURANİsin neden minnet eylersin
Başın büyütecek sözler söylersin
Azgın sele kapılıpta boylarsın
Çok çabuk tabutu çattırdı bana
Bestelenmiş şiirleri:
ANA’M!
Dünya kime kalmış, kim sultan olmuş?
Ömrüm geçti diye üzülme Ana’m!
Dünya, Sultan Süleyman'a kalmamış,
Ömrüm geçti diye üzülme Ana’m!
Tomurcuk gül iken ben bile soldum,
Bilmem ki dünyaya ben niye geldim?
Hasta duydum senden evvel ben öldüm,
Ömrüm geçti diye üzülme Ana’m!
Yaz gelsin de hanemizde buluşak,
Bülbül gibi gül dalında söyleşek.
Koyun olup kuzularla meleşek,
Ömrüm geçti diye üzülme Ana’m!
Mektup yazdım atamadım postaya,
Yad eller de bakmaz imiş hastaya.
Bir gün olsun doyamadın dünyaya,
Ömrüm geçti diye üzülme Ana’m!
Yuvadan ayrılan birde bacım var,
Yüreğimde tükenmeyen acım var.
Şu felekten alınacak öcüm var,
Ömrüm geçti diye üzülme Ana’m!
Kahpe kalem nasıl yazmış fermanı,
Çok çalıştım bulamadım dermanı.
Bir gün sıra sana gelir TURANİ,
Ömrüm geçti diye üzülme Ana’m!
(Gazi Özdemir bu türküyü televizyonlarda seslendirmiştir.)
GELİNDE GÖRÜN KÖYÜMÜ
Samanlıktır meskenimiz
Gelin de görün köyümü
Bir türlü bitmez çilemiz
Gelin de görün köyümü
Kerpiç duvar su akacak
Kar yağınca yıkılacak
Kışın halimiz n olacak
Gelin de görün köyümü
Yarık taban çatlak eller
Evlere doluyor seller
İşte biziz ezilenler
Gelinde görün köyümü
Tenekeden soba yoktur
Karnı açtır gözü toktur
Çilesi herkesten çoktur
Gelinde görün köyümü
Okul harap yolumuz yok
Çeşme bozuk suyumuz yok
Acımız çok tokumuz yok
Gelinde görün köyümü
Köy gençleri evlenemez
Para yok başlık veremez
Murat nedir hiç göremez
Gelinde görün köyümü
Köleliği kabul ettik
Doktorsuz yavru kaybettik
Eridik tükendik bittik
Gelinde görün köyümü
Seçim geldi köy görüldü
Haydutlar köye yürüdü
Oy diye ölüm sürüdü
Gelinde görün köyümü
Sahildeki köşkler sende
Biz çürüdük yıkık evde
Köyümün dertleri bende
Gelinde görün köyümü
Askere çıplak gideriz
Şerefli görev biliriz
Cephe de Ağa bekleriz
Gelin de görün köyümü
Asırlardır Şehit verdik
Şanlı Al Bayrağa sardık
Ne cennet ne Huri gördük
Gelin de görün köyümü
Zenginlik saltanat sende
Biz çürüdük yıkık evde
Yoksulluğun derdi bende
Gelin de görün köyümü
Verdiğin sözlerin n oldu
Sadece kesenmi doldu
ÜRÜSTEM ilaçsız öldü
Gelin de görün köyümü
Ölüsünü çula sardık
FATİHA yla yola vurduk
Genç yaşta toprağa verdik
Gelin de görün köyümü
TURANÎ Sözlerin bitmez
Yokluk Kapımızdan gitmez
Teller paslı sazım ötmez
Gelin de görün köyümü
(Bu türküyü sanatçı AZİZ ŞİMŞEK)
UZELLİ kasetlerine de okumuştur
ÇEK HELE DOSTUM
( Hatırlatma)
Sevgiyle bağlanmak bir gönül işi
Aşkı yüreğine dök hele dostum
Bir gönül e girmek kolay değildir
Sevgi tohumunu ek hele dostum
Kuşlar gibi daldan dala konarsın
Her işmar edene çabuk kanarsın
Gün gelir ki kerem gibi yanarsın
Aşkın çırasını yak hele dostum
Ne elden utanır nede alemden
Ne hainden kaçar nede zalimden
Hovarda kolları sarmış belinden
Bir yol etrafına bak hele dostum
Çaresiz kalırsın tutmazlar seni
Cemlere cemaate katmazlar seni
Bir pul değerine satmazlar seni
Yanlış giden yoldan çık hele dostum
Şeş gele diyerek attım dubara
TURANİ babanın gönlünde yara
Kendi ayarın da bir düşkün ara
Elini yakamdan çek hele dostum
20/07/ 2008
BAK BE SULTANIM
(Uyarı)
Doğru dürüst olmak bir insan işi
Kulun mahareti çok be sultanım
Eğer gönül kırıp can incitmezsen
Senden değerlisi. yok be sultanım
Nefsine uyup ta kirletme tenin
Yanlış gidiş ile olmaz kıymetin
Düşük bir cahile etme minnetin
Eteğin den taşı dök be sultanım
Varıp bir mürşide sor ki Yerini
Bilemezsin hilebazı erini
Madalya bil namusunu arını
Şerefle boynuna tak be sultanım
TURANİ nin sözü alana yeter
Yedi telli sazı manalı öter
Yaman zehirlidir yılandan beter
Pespaye den kaçmak hak be sultanım
NOT: Pespaye (namussuz)
07 /08 / 2008






