ANASAYFA'ya dön

BURUNÖREN

IGDELI

KALEKÖY

KARAÖZÜ

KIZILPINAR

SIVRIALAN

YERLIKUYU

 

 ZİYARETCİ DEFTERİ * GästebuchSprache:  
  Gästebuch anzeigen | Yazmak için BURAYA TIKLAYINIZ! * Eintrag vornehmen | Suche | Zurück zum Haupt index | Admin
  # Seite: [ « ] ... | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 | 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 |

 NO: 44
 Datum: Donnerstag
20:27
25.01.2007
Mozilla/4.0 (compatible; MSIE 6.0; Windows NT 5.1) 84.181.162.238 (p54B5A2EE.dip0.t-ipconnect.de) Muzaffer ARICA
unbekannt Deutschland
ONLARIDA UNUTMADIK, UNUTTURMAZLAR DA

24 Ocak tarihinde sayin Emin CÖLASAN kösesinde yaziyor... <<Bunlari da unutmayin.>>
Unuturmuyuz, unuturmuyuz hic sayin CÖLASAN. Keske caniler biraksalar da yaranin üzeri kabuk baglayip iyilessede bizlerde bunlarin acisi ile yetinsek vede unutsak. Unuturmuyuz?... Ugur MUMCU`yu, Ahmet Taner KISLSLI`yi, Bahriye ÜCOK`u, Cetin EMEC`i dahasi Gaffar OKAN`LARI ve canilerin katil düsüncelerine hedef olan aydinlari... Nasil unutalim? Sagliginda gözünü oyariz, koruyamayiz, yasatamayiz, bir yazisina karsi hep birden mezro ile ölcülen kafatasci milliyetci oluruz, oluruzda hainlerin, düsünceye kursun sikanlarinhedef tahtalari haline getiririz ve o caniler de Vatan, Millet, Sakarya adina birer birer öldürürler. Gelde unut sayin Emin CÖLASAN?

Unuturmuyuz hic sayin Emin CÖLASAN?Unutturmazlar da... Bakalim Orhan PAMUK icin ne zaman hepimiz <<ORHANIZ>> diye sokaklara dökülecegiz ve dosyasini raftaki dozlu, unutulmus dosyalar arasina kaldiracagiz? Unuturmuyuz?Hayir.Cünkü unutturmazlar... KATiLLERiN iSi HER ZAMAN KATiLLiKTiR, CANiLiKTiR.

Keske biraksalarda unutsak!
Saygilarimla...


GÜVERCiNLERDE VURULDU

Vururlar, vururlar güvercinleride vururlar
Hemide özgürlüge dogru uctugu anda vururlar
Kim demis ki güvercinleri vurmazlar
Vurmak icin haince ökseler kurmazlar.
Hele ucan o güvercin ak olsun
Ak günler icin zeytin dalina konsun
Anladilarmiydi onun savunmasizca
insanliga dogru ucmaya calistigini
Vururlar onu yüreginden vururlar
Vururlar onu düsüncelerinden vururlar.
Güvercinlerde vuruldu, masum ülkemde
Vurmak icin haince ökselerde kuruldu.
Vurulmadi mi ki ipekciler, Ücoklar
Vurulmadi mi ki Ugurlar, Dursunlar
Vurulmadi mi ki Gaffar OKANLAR...
Vurulmadi mi ki halkinin insanca
Yasamasi icin fikir savasi veren
Cevahirler, Mahirler, ibolar ve daha
Nice canim fidan gibi gencler...?
Vurdular iste yine, bir ak güvercini
Ülkesinin gül bahcesine dönüstügü cagda
Hemide savunmasizca ucmaya calistigi anda.

Muzaffer ARICA / 22 OCAK 2007

YORUM EKLE Kommentar hinzufügen
<hidden>
 NO: 43
 Datum: Donnerstag
07:41
25.01.2007
Mozilla/5.0 (Windows; U; Windows NT 5.1; de; rv:1.8.0.9) Gecko/20061206 Firefox/1.5.0.9 88.65.214.255 (dslb-088-065-214-255.pools.arcor-ip.net) Ali Riza Yildiz
Firefox Deutschland
Ümit Otan umitotan@gmail.com

2007-01-25 - 01:08:00

Ah Uğur ağabey, ah...

Önceki gün de “özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiydik”, Hrant Dink’in arkasında. Tehditler yüzünden kendi arabasına binmeyip taksiyle gidiyordu işine. Bedenine üç kurşun sıktılar. Uğur Ağabey, senden sonra da durmadılar, doymadılar. O çok güvendiğin halkın yine seni yanıltmadı. Sesleri hep gür çıktı. Ama o bir türlü “bilemediklerimiz”, doymak, durmak bilmiyor: tehdit ediyorlar, korku salıyorlar, linç ediyorlar, öldürüyorlar…

O gün, İzmir’de mavimsi eski Renault arabanı gazetenin arkasındaki tamirciye götürmüştük. “Yav abi bu arabayı satacak mısın, atacak mısın bir şeyler yap” dediğimde gülüp, “Oooo daha yıllarca Ankara-Ayvalık seferi yapar bu araba” demiştin. Tamirci de bir an evvel elden çıkarmanı istemişti.

Seni o arabanın içinde buldular Uğur Ağabey… Ahmet Taner Kışlalı’yı da arabasında buldular.

Aradan geçen 14 yılda çok şeyler değişti desem yalan olur. Yine “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlar” dört dönüyor ortalıkta; insanı bazen güldüren bazen çıldırtan ahkâmları gazetelerde, televizyonlarda yine yerini koruyor. Senin hayal bile edemeyeceğin, “Biri bizi gözetliyor”, “Benimle evlenir misin” diye bi tuhaf “gösteriler” epey bir zaman sürdü ve reyting rekorları kırdı.

Bugünlerde başka bir “iş”in peşinde kalabalıklar. Şarkıcı, dansçı olmak isteyen gençler, sabahın kör vakitlerinde otel kapılarının önünde kuyruk oluşturup yarışmaya katılıyorlar. Herkes meşhur olmak, çok para kazanmak istiyor, ama hemen istiyorlar, bir günde istiyorlar… 16-17 yaşındaki çocuklarımızı tetikçi yaptık Uğur Ağabey...

Medya savaşları bir ara durulur gibi olduysa yine alevlendi. Gazetecilikle değil, yine ticaret işleriyle ilgili. Borsa haberleri maçlardan daha çok ilgi çekiyor artık. Sabahın kör vaktinden akşamlara kadar inişler, çıkışlar, döviz kurları muhabbetleri epey reyting alıyor. Siyaset kısmını geçiyorum, canını sıkmak istemiyorum.

Bak buna sevineceksin: Türkiye’nin artık Nobel almış bir yazarı var. Orhan Pamuk’a verildi ödül. Ama adama yapmadığımızı bırakmadık. Bir tek vatan haini ilan etmediğimiz kaldı. Onu da yapacaklardı da “ipten döndü”.

Hrant Dink’e kıyılmasından sonra Orhan Pamuk’a koruma verdi devlet. Yani Nobelli yazarımız artık korumayla gezecek ülkesinde...

Bu hafta çok hüzünlü Uğur Ağabey. Biraz önce de İsmail Cem’in yaşamını yitirdiği haberini aldık. Yine birbirimizi itekliyoruz. Bilgi sahibi olamadığımız için tek kelimelik etiketlerle aşağılayıp “saf dışı” etme kolaylığını sürdürüyoruz. Dinlemeye, anlamaya hiç zamanımız yok.

Seni unutmadık.

Bu senin için yeterli midir bilemiyorum.

Bugün, seni elimizden aldıkları günde, yine paneller, toplantılar yapılacak. Herkes anlatacak, herkes üzüntülerini tazeleyecek.

Yarın mı?

Ah Uğur Ağabey ah…

YORUM EKLE Kommentar hinzufügen
<hidden>
 NO: 42
 Datum: Mittwoch
17:39
24.01.2007
Mozilla/4.0 (compatible; MSIE 6.0; Windows NT 5.1; SV1; .NET CLR 1.1.4322) 85.182.56.75 (e182056075.adsl.alicedsl.de) Emin Demirel
unbekannt Türkei
Türkiye; temiz, dürüst, demokrat bir politikacısını daha kaybetti. İsmail CEM`i kaybettik. Kendisine tanrıdan rahmet dilerim. Ailesinin ve tüm demokrat, çağdaş yurttaşlarımızın başısağolsun...

YORUM -Kommentar von keziban souris
  24.01.2007 - 19:19

Emin Demirel'e katılmamak münkün değil
aynı dilekleri, iletirken ben de İsmail Cem'e Allahtan Rahmet ailesine ve yakınlarına baş saglığı ve sabır dileklerim.

Keziban souris.
YORUM -Kommentar von TÜRKMEN SİTESİ
  24.01.2007 - 19:52

TRT'yi TRT yapan Kayseri Milletvekilimiz İsmail Cem'e tanrıdan rahmet diliyoruz.
TÜRKMEN SİTESİ
YORUM EKLE Kommentar hinzufügen
 NO: 41
 Datum: Mittwoch
17:17
24.01.2007
Mozilla/4.0 (compatible; MSIE 7.0; Windows NT 5.1; SV1; .NET CLR 2.0.50727) 80.136.203.111 (p5088CB6F.dip.t-dialin.net) keziban souris
unbekannt Deutschland
KATİLLER İRAN'IN BESLEMELERİ...

Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nin, Umut Davası'nın Yargıtay'ın bozma kararından sonra yapılan yargılamasının gerekçeli kararında, “İran'ın dış politikasında araç olan terörizm, mevcut potansiyelden yararlanılarak, bölgede kendine karşı en büyük rakip olarak gördüğü Türkiye'ye karşı da sık sık kullanılmıştır” denildi. Davada ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına çarptırılan sanık Ferhan Özmen'in de İran'da silah, patlayıcı madde ve bomba yapımı konusunda eğitim aldığı belirtildi.

Gazeteci-yazar Uğur Mumcu, Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı, Prof. Dr. Muammer Aksoy ve Doç. Dr. Bahriye Üçok'un öldürülmesi olaylarının da aralarında bulunduğu, çok sayıda olayı kapsayan “Umut Operasyonu”na ilişkin davada mahkeme, Ferhan Özmen'in ağırlaştırılmış müebbet, diğer sanıkların çeşitli hapis cezasına çarptırılmalarına ilişkin kararının gerekçesini açıkladı. Gerekçeli kararda, sanıklara yönelik suçlamalar ve savunmalar özetlendikten sonra, İslami teröre ilişkin değerlendirmelere yer verildi.

Demokrasiyi benimseyen ve yaşatan bizler,için o degerli insanlar insanlar daima yaşayacak, yaşamalı.

saygılar
Keziban Souris

YORUM EKLE Kommentar hinzufügen
www.kessimaus.q27.de
<hidden>
 NO: 40
 Datum: Mittwoch
13:46
24.01.2007
Mozilla/4.0 (compatible; MSIE 6.0; Windows NT 5.1; SV1; .NET CLR 1.1.4322) 85.182.56.75 (e182056075.adsl.alicedsl.de) Başak Tosun
unbekannt Türkei
Uğur Mumcu

UĞUR'suz bir günün
düşündürdükleri!..

24 Ocak 1993! Yer Ankara...
Bir kez daha kalleşçe patlatılan bir bomba...
Ve kapı eşiğinden el sallayan eşi Güldal'ın gözleri önünde paramparça olan bir beden ve bir daha evine dönemeyecek, bir baba, bir koca, adam gibi bir adam...
UĞUR MUMCU.
Gül dalından koptu.
Uğur Güldal'ından ayrı düştü!

Peki neden?
Neden olacak birilerini rahatsız ediyordu da ondan!
Evet rahatsız ediyordu... Sakıncalıydı...

Peki kimleri ?
Bu sorunun yanıtını burada bulunan herkesin bildiğini veya en azından hissettiğini sanıyorum. Kısaca karanlıktan beslenenleri, aydınlıktan korkanları; hurafe dostu bilim düşmanlarını...

Sözü fazla uzatmadan, Uğur Mumcu'yu nasıl algıladığımı kısaca söyleyeyim isterseniz :
- Her şeyden önce bir demokratik sosyalistti
- Demokrattı, herkes için ve her yerde demokrasiyi savundu
- Sosyalistti, emeği ve çalışanın hakkını savundu ; sömürüye, soyguna, talana karşı çıktı
- Şiddete karşıydı, demokratik çözümleri savundu, barıştan yana oldu
- Din tüccarlarına karşı çıktı, laikliği savundu
- Işık düşmanlarına karşı aydınlığı savundu.

Bu nedenle mücadelesini verdiği değerler ve ilkeler unutulmadı, unutulmayacak. Çünkü onu yaşarken ve katledildikten sonra haklı çıkaran sebeplere her gün bir yenisi ekleniyor. Barış, laiklik, özgürlükler, insan hakları, demokrasi her yerde, ve Türkiye'mizde her yerden daha çok, tehdit altında. Acımasız vahşi neo-kapitalizm her yerde herkese saldırıyor. Uluslararası hukuk kuralları ihlâl ediliyor. Ülkeler istila ediliyor, silahlar satılıyor, ilkeler çiğneniyor, göz yaşları oluk oluk akıyor. Büyük sermayenin çok büyük bir bölümü işbirlikçiliği seçmiş menfaatleri icabı. Atatürk devrimleri bir bir yok ediliyor. Atatürkçü, laik, kuvayı milliyeci, ulusalcı olmak suç sayılıyor ! Günümüzün modası tarikatçılık ve ümmetçilik. Sakalını ve bıyığını veya türbanını FET-PA, NUR-PA, SÜL-PA, NAK-PA, vs... gibi modaevlerinden seçeceksin. Pazarla yavrum pazarla! Aydınlanma ve bilimi sadece laf salatası yapma niyetiyle kullanacaksın, zikrin olacak ama fikrin olmayacak. Yani ezberlerdiğin boş bilgileri içerdeki ve dışardaki efendilerini memnun etmek için kullanacaksın. Demokrasiyi de kendi çıkarlarının gerektirdiği kadar kullanacaksın : yani tramvay gibi istediğin durakta binecek, istediğin durakta da ineceksin. Geçmişte yaptıkların ve dediklerin hatırlatılınca da ; onlar eskidendi, ben değiştim diyeceksin. Hem de gelişerek. Maşallah, nazar değmez inşallah! Sizlere naçizane bir tavsiyem olacak : ZEKA ile KURNAZLIĞI birbirine karıştırmayın, tarihten ders alın ve halkın sabrını taşırmayın!

Sizler, yani aydınlanmayı engelleyenler, ne yaptığınızı çok iyi biliyorsunuz. Planlı-programlı çalışıyorsunuz. Egemen güçler sizi destekliyor. Siz de onları tabii ki, herşey karşılıklı. Paranız var. Satınalım gücünüz yüksek. Lüks tüketim hastalığı yaygın. Globalleşmeye ayak uydurmak gerekir diye vatan satılıyor göz göre göre. Mürekkep yalaya yalaya yalakalık yapmayı meslek edinmiş kültürlü kalemşörler ihanet medyasının gözbebekleri. Ve 1950'den bu yana başarıdan başarıya koşuyorsunuz. Helal olsun. Tebrikler. Fakat şunu iyi bilin ki hepinizi satın alacak kadar paramız olsa bile almayız sizleri...

Peki ya bizler! Yani Atatürkçü, ilerici, demokrat, laik, cumhuriyetçi, ulusalcı geçinenler ne yapıyoruz? Bayram kutlamaları ve anma günleri dışında?

Ben üzülüp ağlamaktan yana değilim! Görevimiz onun ve onun gibi aydınların fikirlerini uygulayarak yaşatmak olmalı. Çalışarak, üreterek, paylaşarak! Azimle ve cesaretle.

«Ölümden korkup da sonunu sayan
Ölür gider yâr koynuna giremez»
diyor Karacaoğlan !
Bizim girmek istediğimiz yar koynu ise laik, demokratik sosyal hukuk devleti, bir ve bütün, bağımsız ve çağdaş, onurlu Türkiye değil mi ?

"Susmayı, kendi kabuğunun içine çekilmeyi" çağın suçu olarak niteliyordu. "Cesur bir kere, korkak bin kere ölür" diyordu Uğur Mumcu.

Toprağa verildiği gün Ankara'da tarihin en büyük laik yürüyüşünde 250.000 kişinin hep bir ağızdan söylediği şu dörtlük belleklere kazındı :
"Ankara'nın taşına bak
Gözlerimin yaşına bak
Uyan uyan Gazi Kemal
Şu feleğin işine bak".
Bu halk türküsü ölümünden sonra bir bakıma Uğur Mumcu ile özdeşleşti.

Vurulduk ay halkım unutma bizi... Uğur Mumcu'nun vasiyeti oldu.

"Benim naçiz vücudum elbet birgün toprak olacaktır.
Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır." diyordu M.K.Atatürk.

Ölüm insanlar için, ama ayrılık zor.
Kısa ömürlü de olunsa, önemli olan yaşarken onurlu yaşamak :
aş ile, iş ile, eş ile, barış ve dayanışma içinde, hep birlikte, uygarca...

B. Brecht'in ünlü «Diyalektiğe Övgü» şiiri bize çözümün kimde olduğunu söylüyor. Zulmün egemen olduğu yerde, ayaklanmanın kaçınılmazlığını vurgulayan şu dizeler çok anlamlı : «Zulüm yürürlükteyse kim suçlu : Kendimiz/Ve kimdir onu yıkmak zorunda olan : Biz».
Boşuna kurtarıcı beklemeyi bırakıp, elimizdeki mumları değerledirmemiz daha anlamlı olmaz mı sizce?
.

YORUM EKLE Kommentar hinzufügen
 NO: 39
 Datum: Dienstag
20:39
23.01.2007
Mozilla/4.0 (compatible; MSIE 7.0; Windows NT 5.1; Arcor 5.005; .NET CLR 1.1.4322; .NET CLR 2.0.50727) 88.65.210.56 (dslb-088-065-210-056.pools.arcor-ip.net) Baki K.
unbekannt Deutschland
Vurulduk Ey Halkim, Unutma Bizi !
Dag gibi karayagiz birer delikanliydik
Babamiz, sirtinda yük tasiyarak getirirdi
Asimizi, ekmegimizi.
Arabalar siril siril isiklariyla caddelerden gecerken
Bizler bir mumun isiginda bitirdik kitaplarimizi
Kendimiz gibi yasayan binlerce yoksulun yüregini
Yüregimizde yasayarak katildik o büyük kavgaya
Ecelsiz öldürüldük.
Dövüldük, vurulduk, asildik.
Vurulduk ey halkim, unutma bizi !
Yoksullugun bükemedigi bileklerimize
Celik kelepceler takildi
Iskence hücrelerinde sabahladik kac kez
Isteseydik
Diplomalarimizi, mor binlikler getiren
Birer senet gibi kullanirdik
Mimardik, mühendistik, doktorduk, avukattik
Yazlik kislik katlarimiz arabalarimiz olurdu.
Yüregimiz isciyle birlikte atti
Köylüyle birlikte atti
Yasamimizin en güzel yillarini
Birer taze cicek gibi verdik topluma
Bizleri yok etmek istediler hep
Oldürüldük ey halkim, unutma bizi !
Fidan gibi genc kizlardik, hayat
Sakirdayan birer selale gibi akardi gozbebeklerimizden
Yirmi yasinda, yirmi bir yasinda, yirmi iki yasinda
Iskencecilerin acimasiz ellerine terkedildik.
Direndik kücücük yüregimizle
Direndik genc kizlik gururumuzla
Tükürülesi suratlarina karsi bahar cicekleri gibi
Taptaze inanclarimizi firlattik bos birer eldiven gibi
Utanmadilar insanliklarindan
Utanmadilar erkekliklerinden.
Hücrelere atildik ey halkim, unutma bizi !
Olümcül hastaydik
Bagirsaklarimiz dügümlenmisti
Hipokrat yemini etmis doktor kimlikli iskencecilerin
Elinde öldürüldük acimaksizin.
Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamisti daha
Cezaevlerine kilitlenmis kocalarimizin
Taptaze duygularina birer mezar tasi gibi savrulduk
Vicdan sustu
Hukuk sustu
Insanlik sustu
Göz göre göre öldürüldük ey halkim, unutma bizi !
Kanserdik, ölüm
Her gün bir sinsi yilan gibi dolasiyordu derilerimizde
Uydurma davalarla kapattilar hücrelere
Hastaydik.
Yurtdisina gitseydik kurtulurduk belki
Birbucuk yasindaki kizlarimizi öksüz birakmazdik.
Once kolumuzu omuz basindan keserek
Yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak
Firlattik attik önlerine
Sonra da otuziki yasinda
Birakip gittik bu dünyayi, ecelsiz.
Oldürüldük ey halkim, unutma bizi !
Giresun'daki yoksul köyülüler sizin icin öldük
Ege'deki tütün iscileri sizin icin öldük
Dogudaki topraksiz köylüler sizin icin öldük
Istanbul'daki, Ankara'daki isciler sizin icin öldük
Adana'da paramparca elleriyle
Ak pamuk toplayan isciler sizin icin öldük

Vurulduk, asildik, öldürüldük ey halkim, unutma bizi !

Bagimsizlik Mustafa Kemal'den armagandi bize
Emperyalizmin ahtapot kollarina
Teslim edilen ülkemizin bagimsiziligi icin
Kan döktük sokaklarda

Mezar taslarimiza basa basa devleti yönetenler
Gizli emellerle baslarimizi ezmek
Kanlarimizi emmek istediler
Amerikan üsleri kaldirilsin dedik
Sokak ortasiznda sorgusuz sualsiz vurdular

Yirmiiki yaslarindaydik öldürüldügümüzde ey halkim unutma bizi !

Yabanci petrol sirketlerine karsi devletimizi savunduk
Komünist dediler
Ulkemiz bagimsiz degil dedik
Kelepceyle geldiler üstümüze
Kurtulus Savasi'nda emperyalizme karsi
Dalgalandirdigimiz bayragimizi daha da dik
Tutabilmekti bütün cabamiz
Bir kez dinlemediler bizi

Bir kez anlamak istemediler
Vurulduk ey halkim unutma bizi !

Henüz cocuklugumuzu bile yasamamistik
Bir kadin eline degmemisti ellerimiz
Bir sevgiliden mektup bile almamistik daha
Bir gece sabaha karsi pranga vurulmus ellerimiz
Ve ayaklarimizla cikarildik idam sehpalarina
Herkes taniktir ki korkmadik
Icimiz titremedi hic.

Mezar topragi gibi taptaze

YORUM EKLE Kommentar hinzufügen
 NO: 38
 Datum: Dienstag
20:39
23.01.2007
Mozilla/4.0 (compatible; MSIE 6.0; Windows NT 5.0; i-NavFourF; (R1 1.3); .NET CLR 1.1.4322) 141.15.30.1 (bln1.verwalt-berlin.de) adil alkan
unbekannt Türkei
yazIsIz.....
YORUM EKLE Kommentar hinzufügen
 NO: 37
 Datum: Dienstag
16:17
23.01.2007
Mozilla/4.0 (compatible; MSIE 6.0; Windows NT 5.2; SV1; .NET CLR 1.1.4322) 130.149.174.14 (ubsrvtrm11.ub.TU-Berlin.DE) adil alkan
unbekannt Türkei
Gözünüzü seveyim, benim köküm burada."

Radikal
22 Ocak 2007

Çok dürüst, çok cesur bir insan öldürüldü. Ermeni sorununun bu kadar hassas ve hatta düşmanca tartışıldığı bir ülkede, o, bu soruna, geçmişin anılarını unutmadan ama bunu da bir intikam duygusuna çevirmeden bakan biriydi. O, yaşananlara, sadece vicdan açısından bakmayı beceren biriydi. Belki de bu nedenden dolayı onun öldürülmesi bu toplumda herkesi etkileyen ortak bir acıya dönüştü. Hrant'ın, Ermeni sorununa yaklaşımındaki insani açı, onun her konuşmasında ortaya çıkıyordu. Kendisiyle yaptığım konuşmalarda hep insani değerleri vurguluyor, içine doğduğu topluma ve topraklara duyduğu sevginin hiçbir şey tarafından etkilenmeyeceğini anlatıyor, ama gerçeklerden kaçmaya da çalışmıyordu. Onun gibi dürüst, art niyetsiz birine bile tahammül edememiş olmak, şimdi hepimiz için ortak bir utanç ve acı yaratıyor. Nasıl birinin öldürüldüğünü hepimizin daha iyi anlayabilmesi için, onunla son üç yılda yaptığım konuşmalardan bazı bölümleri bir arada yayımlıyorum. Hiçbir şey bu cinayetten duyduğumuz acıyı azaltamaz. Bu ölüm bizimle birlikte yaşayacak.

Türkiye ile Ermenistan arasındaki sorunların başında Birinci Dünya Savaşı'nda yaşanan Ermeni tehciri olayı var. Ermenistan bu olayı unutmaya mı hazırlanıyor?

Hayır. Hiç kimse unutmaz bunu. Ne Ermenistan'dan, ne Ermenilerden, ne de Ermeni dünyasından, bunun unutulmasını beklemesin hiç kimse. Bir millet yaşadığı acıyı, tarihini, atalarını niçin unutacak? Türkiye'de Ermenilerin öldürdükleri Türkler için anıtlar yapılıyor. Bu anıtlar geçmişi unutmak için mi yapılıyor? Unutma kavramı sempatik değil. Unutmadan onunla baş etmek ve unutmamış olmaktan düşmanlık üretmemek kavramı, insana çok daha yakışıyor. Biz, o insanları unutursak, kimliğimize ihanet etmiş olmaz mıyız? Adam 24 Nisan'ı soykırımın başlangıç tarihi olarak anıyor diye...

Peki bu olayın tarihe gömülmesi ve gelecekteki dostluğu engellememesi için Türkiye ne yapacak?

Diaspora Ermenilerine de sesleniyorum ben. Ne Türkiye'den ne de dünyadaki hernhangi bir devletten, parlamentodan, milletten 'Soykırımı kabul edin' diye bir talepte bulunulmamalı. Bu, benim milletimin acısıdır ve ben bu acımı onurumla sırtlarım, ebediyete kadar taşırım. Birilerinin benim bu acımı paylaşması da, onların insan haklarına, demokratik duruşlarına ilişkin kendi bilecekleri şeydir. Türkiye, 'unutma' kavramı üzerinde ısrar etmemeli. Bakın... Tarihçi Halil Berktay çıktı, Türkiye'nin resmi tezinin aksine bir şey söyledi, neredeyse linç edilecekti. 'Ararat' filminin gösterilmesinde kıyamet koptu. Türkiye soykırım meselesinin sorun olmaktan çıkmasını istiyorsa...

Evet... Soykırım meselesinin sorun olmaktan çıkmasını istiyorsa ne yapmalı?

Bu sorunun bu topraklarda, halklar, toplumlar arasında konuşulur hale gelmesi lazım. Bu olay bu bölgede, bu topraklarda yaşandı. Alternatif tarih kaynakları özgürce yayımlanabilmeli, okunabilmeli. 'Türkiye soykırımı kabul etsin' demiyorum. 'Türkiye bu tartışmadan kokmadığını dünyaya ve Ermenilere göstermeli' diyorum. 'Amerikan, Fransız senatolarına gerek yok, gelin burada bunu tartışalım' demeli.

Ermeni tehciri meselesini, en çok Ermenistan dışında yaşayan Ermenilerin yani 'diaspora'nın gündemde tuttuğu söylenir hep. Dünyanın çeşitli bölgelerine dağılmış Ermeniler, bu olayı iki toplum arasında düşmanlık yaratmayan bir konu haline getirebilecekler mi?

Diasporanın normalleşmesi Türklerin tutumuyla yakından ilgili. Diaspora için, Türk olgusunun Ermeni kimliği üzerinde inanılmaz olumsuz bir etkisi var. Bunu olumluya çevirmek için empati yapacaksın, adamların derdi nedir diye anlamaya çalışacaksın. Ve, onunla uygarca tartışacaksın.

Ermeni diasporası bu konuyu uygar bir şekilde tartışmaya, konuşmaya hazır mı?

Türkiye'deki aşırı milliyetçiler gibi diasporanın da aşırı milliyetçi, marjinal bir kesimi var. Ama biz bu sorunu onların tekeline mi bırakacağız? Ayrıca diasporanın yüzde 90'ı aktivist değil.

Yabancı ülkelerde göçmen olarak yaşayan Ermenilerin, Ermeni tehcirine duydukları kızgınlığın, onların Ermeni kimliğini ayakta tutan en önemli neden olduğu söylenir. Bu doğru mu?

Çok doğru. Kimliği yaşatmak açısından, travmanın yerini Ermenistan doldurmalı. Artık 14 yıldır bağımsız devletiniz var. Bu yaşanan tehcirler, ölümler, öldürmeler, bu devlet hedefi yüzünden oldu bir miktar. Bizim atalarımıza, ölenlere ilk borcumuz nedir? Ermenistan'ı refah içinde, güvenli, huzurlu bir devlet olarak ayakta tutmaktır. Enerjiyi Ermenistan'a çevirmek lazım. Travma hasta bir haldir. Ben bunları söylediğimde bana 'Sen Türkiyeli değil misin' diyorlar. Ben Türkiye'de yaşayan bir Ermeniyim. Herkes kendi ülkesinde hem o ülkenin iyi bir yurttaşı olabilir ama hem de kendi soydaşlarının yaşadığı bağımsız devletin varlığını, mutluluğunu düşünebilir.

Ermeni tehciri sorunu Türkiye ile Ermenistan arasında çözülürse, yeryüzündeki Ermenilerin bir kimlik sorunu olur mu?
Bu kimlik, Batı'da yaşayan Ermenileri ayakta tutuyor. Tehcir meselesi olmadığı zaman, bir kimlik bunalımı, bir kimlik boşalması yaşanacağı söyleniyor. 'Ermeniler zaten bulundukları ülkelerde büyük oranda asimilasyon yaşıyorlar' deniyor. Ama bence sorun çözülürse, Ermeni kimliği bunalıma girmez. Çünkü o kimliği, Ermenistan'ın varlığını, geleceğini düşünmek doldurur. Ve, dünyadaki Ermeni kimliğini de travmatik ruh halinden kurtarır. Daha sağlıklı, huzurlu bir kimliğe dönüştürür. Ermeni kimliğinin öfkeli ruh halinden çıkması lazım. Bu öfkeli ruh durumundan sağlıklı bir ilişki ve gelecek çıkmaz. Burada Türkiye'ye büyük rol düşüyor. Ermeni ve Türk toplumlarının ilişkisi iki klinik vaka çünkü. Biri yaşadığı acıların travmasıyla sağlıksız. Diğeri de Ermenilere bakışındaki paranoyasıyla, 'Ermeniler gelip eski topraklarını mı isteyecek' korkusuyla sağlıksız.

Türkiye'de Ermeni olmak zor mu?

Türkiye'de Ermeni olmayı seviyorum ben.

Kolay olduğu için mi seviyorsunuz?

Belki zoru seviyorum ben. Cumhuriyet'in kuruluşunda Lozan'da 300 bin Ermeni vardı bu topraklarda. 130 bini İstanbul'da , 170 bini Anadolu'da. Bugün bu sayı 60 bine düştü. Cumhuriyet'in o yıllarında ülke nüfusu 13 milyondu, bugün 70 milyon. Türkiye çoğaldı da, niye Ermeniler azaldı?

Niye?

Türkiye'de azınlık olmanın kolay bir şey olmadığını gösterir bu herhalde. Cumhuriyet sürecinde de çok kırılmalar yaşadık. Dedelerimiz, babalarımız bir sabah kalktı, Varlık Vergisi'ni yaşadı, bir gecede bütün varlıklarını yitirdiler. Gene bir sabah kalktıklarında 6-7 Eylül'ü yaşadılar. Tek tipçi, dayatmacı bir zihniyet var ülkemizde. Biz, çoğunluk kültürü içinde büyüyoruz ama, bu ülkedeki farklı kültürleri insanlara tanıtan bir ders bile yok okullarda. Bırakın dersi, bir cümle bile yok. 'Ali topu Ayşe'ye at' cümlesinin yanında 'Ali topu Agop'a at' gibi bir cümle var mı? Ama demokratikleşmeyle birlikte Türkiye son yıllarda farklılıklarına özen gösterme sürecini yaşıyor.
Demokrasi geliştikçe, Türkiye'de Ermeni olmak tabii hoş oluyor.

Nedir en büyük zorluğu Ermeni olmanın?

Birilerinin ille sana bir şey yapması gerekmiyor. Eğer üzerine kötü önyargılar yüklenmiş bir azınlıksan, senin ruh halin ve tedirginliğin, iyi olmamana yetiyor. Son 30 yılı düşünün ve kendinizi bir Ermeninin yerine koyun. 1970'lerde Kıbrıs savaşının ardından ASALA terörü başladı. Ermeniler Türk dışişlerine saldırdı. Türkiye'de bize saldırganlık, baskı yapılmadı ama... 'Eyvah dışarıdaki Ermeniler, Türklere böyle bir şey yapıyor. Ben de Ermeniyim... Ben öldürmem. Niye bunlar öldürüyor' tedirginliğini yaşadık. Arkasından Türkiye Kürt sorununu Ermeni'yle ilişkilendirdi. Apo'yu 'Ermeni dönmesi' yaptılar. 'PKK aslında bir Ermeni sorunu' dediler. Bunları televizyonlardan izledik biz. Sonra Karabağ sorunu çıktı. Bir içişleri bakanı çıktı, Hizbullah'ın mali işlerinden sorumlu liderinin Ermeni dönmesi olduğunu söyledi. Topluma, kötü birinin Ermeni olduğunu söylediniz mi mesele bitiyor zaten. 'Kötülüğü Ermeni yapar' düşüncesi beslendi bu ülkede hep. Ermeni sözcüğü sürekli olumsuz manada gündemde kaldı.

Azınlık olmak, insanda güvensizlik duygusu uyandırıyor mu?

Maalesef.

Devlet size kuşkulu insanlarmışsınız gibi davranıyor mu?

Her zaman. Bana general olmuş bir Ermeni gösterin. Emniyet müdürü olmuş bir Ermeni gösterin.

Hiç devletin üst kademlerinde Ermeni bir vatandaş var mı?

Hayır yok.

Ermeni subayımız var mı?

Üniversite mezunuysak askerlik yaparken yedek subay oluyoruz ama askeri hiyerarşi içinde yokuz. Ermeni rütbeli subay yok. Devletin güvenlik birimlerinde, poliste, bakanlıklarda, bürokraside hiç yokuz. İki yıl önce bana, bir polis adayının başvurusuyla ilgili bir belge geldi. Bunu AGOS'ta yayımladım. Belgeye göre, Emniyet müdürlüğü, ilçenin nüfus müdürlüğüne, bu kişinin askerlik yapıp yapmadığının yanı sıra soyunda dönme olup olmadığını da soruyor. Dönme olanları bile polis yapmamak için uğraşılıyor bu ülkede. Aslını nasıl yapsın? Türkiye'de devlet azınlıklara hep bir güvenlik sorunu olarak baktı. Lisede okutulan milli güvenlik ders kitabı da bu bakışın bir özetidir ve özellikle de Ermeniler tam bir güvenlik sorunudur. 'Bu ülkenin yüzde 95'i kültürde, amaçta, kaderde birdir' deniyor. 'Nüfusun yüzde 5'i olan azınlıklar aynı amacı ve kaderi taşımıyor' deniyor. Benim okulumda ders kitabı olarak okutuyor bunu. Ermeni konusunda ders kitapları gerçekten bir facia. Ermeni çocuklar kendi okullarında, Ermeniler ne kadar hainlik, vatan hainliği yapmış bunları okuyorlar. Bu, çocuklara, kimliğine, onuruna yapılan bir psikolojik işkencedir.

Ermeni vatandaşların devlet memuru olmasını engelleyen bir yasa var mı?

Yok. Ama yazılmamış yasalar bazen yazılmış yasalardan çok daha geçerli oluyor Türkiye'de.

Herhangi bir devlet görevi için başvuran bir Ermeni'ye rastladınız mı?

Hiç rastlamadım.

Ermenilerin hiçbir devlet görevinde yer almamasını nasıl açıklıyorsunuz?

Türkiye'deki yurttaşlık kavramı eşit değil. Biz bu ülkenin yurttaşlarıyız ama azınlıkları yabancı olarak niteleyen yargı kararları var. Elimizden mülklerimizi almak için Hazine'nin açtığı davalardan birinde, Yargıtay, 'Bu azınlıklar yabancı kategorisindedirler ve kurumsal olarak mülk edinemezler' diye bir karar verdi. Son uyum yasalarıyla kurumların da, kişiler gibi mülk edinebilmesi sağlandı ama... Pratikte sorun henüz çözülmedi. Elimizden aldıkları mülkleri daha bize geri vermediler. 'Azınlıklar, dışarının içimizdeki uzantılarıdır'' anlayışı var burada. CHP'nin dokuzuncu raporunu okuyun. Azınlıkların güvenlik sorunu olarak değerlendirildiğini görün. Zaten Ermeni toplumu olarak biz devletle temasımızı, sadece Emniyet Genel Müdürlüğü'ndeki Azınlıklar Masası üzerinden kurabiliriz. Çünkü biz bir güvenlik sorunuyuz. Kültür, eğitim bakanlıklarında ise azınlıklara ilişkin bir büro yok.

Hiç Türkiye'den ayrılıp gitmeyi düşündüğünüz zamanlar oldu mu peki?

Hiçbir zaman düşünmedim. Bugün Ermenistan cennet mekân olsa yine oraya gitmem. Avrupa'yı, Amerikayı altın tepside sunsalar gitmem. Gözünüzü seveyim, her kök kendi toprağında. Benim köküm burada. Bana ait olmayan cennetlere gitmem. Benim toplumdan şikâyetim yok ama devletin bugüne kadarki tek tipçi bakışından sonsuz şikâyetim var.

Fransa'daki Ermenilerin etkisiyle Fransız Sosyalist Parti'nin, Türkiye'nin AB'den tarih almasını soykırımı tanıması koşuluna bağlamaya çalışmasını Ermenistan nasıl karşılıyor? Bu konuda bir bilginiz var mı?

Fransız Sosyalist Partisi, Fransa'daki Ermeni Taşnak örgütünün baskısıyla yaptı bu açıklamayı. 'Soykırımı tanımamış bir Türkiye'ye tarih verilmesin' dedi. Bunu bir Kopenhag Kriteri haline getirmek için Avrupa Parlamentosuna bir teklif vereceğini açıkladı. Büyük yanlış yapıyorlar. Çünkü Türkiye'nin AB'ye girmesiyle Ermenistan'ın da AB'ye girme imkânı doğar. Ermenistan Dışişleri Bakanı, Türkiye'nin AB üyeliğini desteklediğini söyledi. Fransa'daki Ermenilerin şunu anlaması gerekiyor.

Neyi anlaması gerekiyor?

Aslolan Türkiye'nin demokratikleşmesidir. Ben Taşnak heyetleriyle yurtdışında yaptığım tartışmalı toplantılarda onlara hep şunu sordum. Hiçbiri cevap veremedi. Şimdi Fransızlara da sormak lazım. Sizce hangisi çok daha önemli? Türkiye'nin soykırımı tanıması mı? Türkiye'nin demokratikleşmesi mi? Türkiye'nin demokratikleşmesi, Türkiye'nin soykırımı tanımasından çok daha önemlidir. Ancak demokratikleşmiş bir ülke rahatlar ve tarihiyle hesaplaşmayı, sorunlarını konuşmayı göze alabilir, empati yapmayı becerebilir. Aynı türden olaylar bir daha yaşanmaz.

Türkiye'de tarihçiler, aydınlar, siyasetçiler Ermeni meselesini tartışıp duruyor. Bu tartışmalarla bir gerçeği ortaya mı çıkarmaya çalışıyoruz yoksa bir gerçeğin kabul edilmesini mi amaçlıyoruz?

Biz bu tartışmalarla, bir gerçeği ortaya çıkarmaya, anlamaya yani bir olayı idrak etmeye çalışmalıyız. Ama şu anda dışarısı da, içerisi de Türkiye'yi 'ikrar' ya da 'inkâr' gibi iki kavrama sıkıştırmış vaziyette. Ermeniler ve dünya, 'Türkiye olayı kabul etmelidir. Yani ikrar etmelidir. Ama Türkiye olayı inkâr ediyor' diyor. Oysa asıl sorulması gereken soru bu değil.

Peki ne?

Asıl soru şu: Türkiye toplumu gerçeği biliyor da mı olayı inkâr ya da ikrar ediyor? Bakın... Türkiye şu anda ne inkârla ne de ikrarla meşgul olmalı. Türkiye olayı idrak etmeye çalışmalı. İnsanlara dayatılmış bir ikrarın ya da inkârın, duygulara hitap etmemiş bir sürecin hiç kimseye bir faydası olmaz. İnsanlar ancak Ermeni meselesini öğrendikten, anladıktan sonra, 'Bu benim için bir soykırımdır ya da değildir' diye olayı kabul ederler ya da etmezler. Ayrıca devletin ya da hükümetin dışarıdan baskılarla, mecbur kalıp olayı kabul etmesinin de hiçbir anlamı yok.

Niye?

Çünkü gerçeği görmesi gereken toplumlardır, insanlardır. Konuşulması gereken kavram da 'vicdan'dır. Devletlerin vicdanı olmaz. Toplumların ve insanların vicdanı olur. Zaten idrak de, 'vicdan'la ilgili bir süreçtir...

YORUM EKLE Kommentar hinzufügen
 NO: 36
 Datum: Dienstag
14:47
23.01.2007
Mozilla/5.0 (Windows; U; Windows NT 5.1; de; rv:1.8.0.9) Gecko/20061206 Firefox/1.5.0.9 88.65.223.66 (dslb-088-065-223-066.pools.arcor-ip.net) Ali Riza Yildiz
Firefox Deutschland
Birgün gazetesinden aktarma.

Oğuzhan Müftüoğlu
Metni büyültün Metni küçültün
oguzhanmuftuoglu@birgun.net
Daha önce neredeydiniz? 22/01/07

Nasıl bir ülkede yaşıyoruz biz? Bu nasıl bir zaman? Sonunda Hrant'ı da vurdular, göz göre göre.

Şimdi herkes katilleri lanetliyor.

Bu kurşunlar hepimize diyorlar.

Kusura bakmayın.

Sormak istiyorum:

Daha önce neredeydiniz? •*•

Kimdi o manşetleri atanlar?

Bir iki çocuk bayrağı yere attı diye,

Ermeni konferansı ertelenirken,

İnsanlar fikirleri yüzünden sokaklarda mahkeme kapılarında linç edilmek istenirken,

İnsanları milliyetçi hezeyanlara sürükleyen o manşetleri atanlar kimdi?

Şimdi gözyaşı dökenler de onlar değil mi?

Tabii, birde sokaklardaki kışkırtılan milliyetçi hezeyana sahip çıkarak nemalanmak isteyen kimi sol siyasetçilerimiz de vardı değil mi?

•••

Görüyor musunuz, ne kadar çok seviliyormuş Hrant, nedense hep böyle oluyor.

Vurulup öldükten sonra çok seviyoruz insanları.

Keşke bu sevgiyi onlar böyle sokak ortasında vurulup ölmeden gösterebilseydik.

Ermeni milliyetçiliğindeki Türk düşmanlığını eleştirdiği bir yazısından dolayı Türk düşmanlığı yaptığı gibi saçma bir iddiayla yargılanırken gösterebilseydik. O mahkeme kapılarında muhtemel katillerinin saldırısına uğradığında,

Bütün sevenleri ve hepimiz onunla birlikte yaşamaktan mahrum kalmadan gösterebilseydik... •*•

Sevgili Hrant, belki görüyorsundur, ne kadar çok sevenin varmış bu ülkede. Şimdi herkes senin bu ülkeye, bu ülkenin insanlarına nasıl büyük bir sevgiyle bağlı bir insan olduğunu anlatıyor.

Bu yüzden artık belki bağışlarsın bizi.

Tanışmıyorduk, arkadaşım değildin belki, ama arkadaşlarımın arkadaşıydın. Ve biliyorsun sen, yanın-daydık her zaman.

Şimdi hepimiz arkandan gözyaşı döküyoruz birlikte.

Güle güle sevgili Hrant,

Güle güle kardeşim!

YORUM EKLE Kommentar hinzufügen
<hidden>
 NO: 35
 Datum: Dienstag
08:54
23.01.2007
Mozilla/5.0 (Windows; U; Windows NT 5.1; de; rv:1.8.1.1) Gecko/20061204 Firefox/2.0.0.1 85.182.60.230 (e182060230.adsl.alicedsl.de) Güldane ve Secati Demir
Firefox Deutschland
Mustafa BOZKURT' un eşi Güfer BOZKURT'a tanrıdan rahmet, ailesi ve yakınlarına başsağlığı dileriz.
YORUM EKLE Kommentar hinzufügen
« vorherige Seite nächste Seite »