BURUNÖREN

IGDELI

KALEKÖY

KARAÖZÜ

KIZILPINAR

SIVRIALAN

YERLIKUYU

 

“ALEVİLİK” - Ali Yıldırım

ALİ YILDIRIM

Alevilik Anadolu’nun öz ve özgün inançıdır.


Alevilik; insanı merkezine koyan, Anadolu kaynaklı/Anadolu’ya özgü, eşi benzeri olmayan, bir inanç, bir kültür, bir felsefe, bir öğreti ve hatta bunların tümünü de içeren ve aşan bir toplumsal olgu, BAĞIMSIZ BİR DİNDİR.


Alevilik Anadolu’nun öz ve özgün inançıdır.
Alevilik bütünüyle Anadolu’da varolmuş/ortaya çıkmıştır. Alevilik; insanı merkezine koyan, Anadolu kaynaklı/Anadolu’ya özgü,
eşi benzeri olmayan, bir inanç, bir din, bir kültür, bir felsefe, bir öğreti ve hatta bunların tümünü de içeren ve aşan bir toplumsal olgudur.
Bu unsurların her biri bir ve bütün halinde Aleviliği ifade etmektedir. Anadolu Aleviliğini oluşturan temel kurumlar, ritüller ve inanç öğeleri bir bütün olarak ele alındığında şu çok açık ve net bir biçimde görülecektir ki Alevilik Anadolu coğrafyasına aittir ve bu coğrafya dışında Anadolu Aleviliğini bulmak, Anadolu Aleviliğine rastlamak olanaklı değildir. Burada Alevilikteki tek tek kimi unsurların benzerlerinin başka coğrafyalarda, toplumlarda görüldüğü itirazı ileri sürülebilir. Bu durum tüm inançlar için geçerlidir. Hıristiyanlığın, Museviliğin, Müslümanlığın bir çok unsuru da gerek birbirleri içerisinde gerekse bunların dışındaki inanç sistemlerinde görülmekle bu inançların bağımsızlığına halel gelmemektedir. Peki öyle ise Aleviliğin salt Anadolu’ya özgü olmadığını göstermek için böyle bir itiraz nasıl ileri sürülebilir!
Diğer yandan Aleviliğin özgünlüğü sözkonusu olunca da aynı durum geçerlidir. Yani başka coğrafyalarda Alevilik olmadığı gibi Anadolu Aleviliğinin bir benzeri de bulunmamaktadır.
Anadolu Aleviliğinin Anadolu orjinli olması gerçeğinin altında Anadolu kültür ve inaç birikiminin Alevilik içerisinde yankılanması, yer bulması Aleviliğin de bu mirası sahiplenmesi sürecinin sonuçları bulunmaktadır. Hal böyle olunca Aleviliğin başka coğrafyalarda aramak ya da o coğrafyalarla irtibatlandırmaya çalışmakta boşuna bir çaba olmaktadır.
Alevilik -bütün diğer dinler inançlar gibi- farklı din kültür ve inançlardan, farkı çoğrafyalardan, farklı tarihsel kesitlerde unsurlar almıştır. Bu unsurları Anadolu’da özel bir yöntemle sentezlemiş, harmanlamıştır. Alevilikte Şamanizm’den, Budizim’den, Mani inancından, Zerdüşlük’ten, Hırıstiyanlık’tan, İslamiyet’ten, Anadolu’nun yerli inançlarından unsurlar görülür.
Bu sentezleme/harmanlama özel yöntemin çok büyük bir önemi vardır. Çünkü bu sentezde yer alan hiçbir şey artık eskisi gibi değildir.
Örnek vermek gerekirse:
Kimya biliminde iki farklı tepkimeden söz edilir: Bileşim ve karışım.
Karışımda iki ya da daha çok madde tepkimeye girer. Karıştırılır. Fakat karışan maddeler hiçbir şekilde özelliklerini yitirmezler. Tepkimeye girmeden önceki özellikleri neyse yine odurlar. Bu karışan unsurları kolayca ayrıt etmek, ayrıştırmak mümkündür.
Bileşimde ise farklı maddeler tepkimeye girerler, kendi ilk özelliklerini yitirerek bambaşka bir madde ortaya çıkarırlar. Bileşimdeki bileşen maddeler artık tepkimeye giren o eski maddeler değildir sanki. Ayrılamazlar, bir çırpıda ayırt edilemezler.
İşte Alevilik sözedilen ikinci tepkime gibi yani kimyasal bileşim özellikleri gösteren bir olgudur.
Alevilik farklı inanç, din ve kültürlerden aldığı unsurları kimyasal bir bileşime tabu tutmuştur. O nedenle bir unsur Mani dini kaynaklı olabilir ama Alevilikteki büründüğü yapı ve işlev artık geldiği köken olan mani dinindeki anlamından tümüyle başkalaşmıştır. Örnek olarak Aleviliğin temel ilkelerinden olan “eline, diline, beline sahip olma” ilkesinin Alevilikteki yeri ve anlamı ile kaynağı olan Mani dinindeki yeri ve anlamı tümüyle farklılaşmıştır.
Bu anlamda Alevlik duru bir kaynak suyuna benzetilebilir. Suyun bileşiminde de farklı elementler vardır. Suyu da doğadaki farklı elementler, -2 hidrojen bir oksijen elementi- oluşturur. Fakat artık sudaki ne hidrojen tek başına hidrojen, ne oksijen tek başına oksijen özellikleri gösterir. Birleşmişler ve duru bir su halini almışlardır.
Böyle olunca Aleviliği oluşturan unsurlardan hiç birisini Aleviliğin kökeni ve kaynağı olarak adlandırmak bilimsel bir tanımlama olamaz.
Farklı unsurları birleştirerek özgün bir bütün ortaya çıkaran Alevilik olgusunu “senkretizm” olarak değerlendirerek Aleviliğin özgünlüğünü inkar etmek de aynı şekilde bilimsel bir adlandırma olamaz. Salt farklı din, inanç ve kültürlerden unsurlar unsurların alınmış olması nedeniyle senkretizm adlandırması yapılacak olursa başta Müslümanlık olmak üzere bu adlandırma tüm dinler için çok kolaylıkla yapılabilinir.
Aleviliğin özgünlüğü gerçeği çok somut olarak ortada iken bu gerçekliği reddetme tutumu bilimsel olmaktan çok ideolojik ve siyasal bir tutumdur.
Çünkü Aleviliğin özgünlüğü üzerinde karar kılındığında bununun toplumsal ve siyasal hayatta yankıları, karşılıkları gündeme gelecektir. Din ve inançların eşitliği ve bunun sonuçlarını istemek gündeme gelecektir.

Hal böyle olunca Alevilerin bağımsız, özgün bir inancın mensupları olarak hak taleplerinin önünü kesmek için ilk atılan adım gerek popüler düzlemde “hepimiz kardeşiz” hamasi söylemini tekrarlamak, gerekse sözde bilimsel düzlemde ise Alevilik diye özgün bir inancın olmadığını kanıtlamak için binbir gerekçe üretmek olmaktadır.



ALEVİ GERÇEĞİ TARTIŞMA GÖTÜRMEZ


Anadolu Aleviliği’nin özgünlüğü ve farklılığı hiç tartışma götürmeyecek şekilde taşın taş olduğu kadar gerçek ve elle tutulur somut bir olgudur.


Aleviler veya dışarıdan çeşitli çevreler Alevliği çeşitli şekillerde tanımlamaktadırlar. Anadolu Aleviliğini; “gerçek, öz Müslümanlık”, “İslamiyetin tasavvufi yorumu”, “İslamiyetin Türk yorumu”, “Alevi İslam”, “bir kültür”, “bir kültür/inanç”, “felsefi bir din”, “ayrı bir din”, “bir mezhep”, “heteredoksi” vb. olarak niteleyenler bulunmaktadır. Aleviliğe konulan bu adlar kişilerin siyasal ve toplumsal konumlanışlarına göre kazandıkları bir bakış açısının sonucu olmaktadır. Böyle olunca da ifade edilen tanımlama olan değil dilenen/olması istenilen biçimde gerçeği bozan, tahrip eden hal almaktadır. Fakat ne şekilde tanımlancak olursa olsun sözü edilen aynı olgudur ve bunun ayrı başka bir şey olduğu gerçeğinin üzeri kapatılamamaktadır.

Alevilik İslamiyetten farklı bir inanç olarak kendisine özgü inanç ve kültürel değerleriyle Anadolu’nun öz ve özgün dini/kültürü olarak bu topraklarda yüzlerce yıldır yaşamaktadır. Alevilik dedesiyle, cemiyle, sazıyla, deyişiyle, semahıyla, tanrıyı insan, insanı tanrı gören tasavvuf felsefesiyle kendisine yönelik bütün baskı ve inkar politikalarına rağmen varolmuş, Aleviler yaşadıkları büyük dramlara rağmen yollarından/inançlarından asla geri dönmemişlerdir.





ALEVİLERİN ASİMİLASYONU

Ülkemiz farklı kültürel ve inançsal renkleri bünyesinde barındıran çok renkli bir mozaiktir. İnsanlarımız farklılıklarıyla birlikte yüzlerce yıldır Anadolu toprakları üzerinde kardeşçe, barış içerisinde birbirlerinin inanç ve kültürlerine saygı göstererek, tarihsel bir hoşgörü örneği sergileyerek birarada yaşamışlardır. Farklılıklar ülkemizin bir zenginliği olmuştur.
Bu renklerden birini de Anadolu’de kendisine özgü bir inanç olarak Alevilik oluşturur.Alevilik kadar gerek kendi mensupları tarafından, gerek sözde bilim adamlarınca ve gerekse siyasal iktidarlar eliyle oraya buraya çekiştirilen, kendisi olmaktan çıkartılmaya çalışılan, kendisi dışında bir başka şeye benzetilmek için olmadık çabalar harcanan başka bir inanç ve kültür bulmak herhalde imkansızdır!
Aleviler Anadolu’da bin yıldır eşi benzeri görülmemiş baskılara uğramış, katliamlara maruz kalmış, sindirme ve yokedilme politikalarına muhatap olmuş ve fakat son 50 yılda yaşadıkları asimilasyon ve kimliksizleştirilme süreci kadar trajik ve vicdansız bir uygulamayı asla yaşamamışlardır. Doğrusu bu durum gerek Alevilik adına gerekse ülkemiz adına son derece üzüntü vericidir.
Hangi açıdan bakılırsa bakılsın Alevilik ülkemizde 1950’lere kadar tüm kurum ve kurallarıyla, bütün canlılığıyla ve kendi gizi üzerine yaşayıp gelmiş iken bu tarihten sonra sistemce uygulamaya konulan anti laik politikalar en dehşetli şekilde Alevileri vurmuştur.
Sistem Alevilere yönelik katliamlarla başaramadığını asimilasyon yoluyla hem de Aleviler arasından gönüllü hizmetkarlar bularak adım adım adeta tereyağdan kıl çeker gibi uyguladığı planıyla gerçekleştirmede oldukça maharet göstermiştir.
Aleviler arasında yaratılan bilinç bulanıklığı, sorgulayıcı bakışın köreltilmesi, aklın önüne set çekilmesi, uydurma bir tarih tasarımı ve özel olarak Alevileri yoldan çıkarmak için yapılan yol işaretlemeleri bir çok Aleviyi Alevilik adına tümüyle Aleviliğin karşısında/dışında inançları savunur/benimser ve uygular, kabul eder hale sokmuştur.
Sistemin ezici bir güçle taraf olması ve gözlerin bağlanması Aleviyi kendi dünyasının dışında bir dünyada olmaya mecbur ederken Alevi topyekün sürüklenip götürüldüğü bu dünyanın kendi öz dünyası, gerçek dünyası olduğunu iddia eder hale gelmiş ve bir adım daha ileri giderek aslında bu dünyanın gerçek sahibi olduğunu ileri sürerek kendisini oraya sürenler karşısında psikolojik bir mevzi kazanmak derdine düşmüş/düşürülmüştür.
Aleviye yaşatılan ve Alevinin yaşadığı acıdır, vicdansızlıktır...
Adını açık koymak, konuyu çıplaklığıyla ortaya getirmek gerekir.
Aleviler Alevi gibi yaşarken Alevi olmaktan çıkarılarak sistemin uyguladığı asimilasyon araçları ile sünnileştirme/müslümanlaştırma politikasının hedefi/nesnesi haline getirilmişler, yapılmışlardır.
Bu gidişatı durdurmak Anadolu Aleviliğinin insancıl ve evrensel değerlerine sahip çıkmak, Aleviliğin ölü bir inanç ve kültür olmasına izin vermemek için bir durum saptaması yapmak zorunlu görünmektedir.
Bu asimilasyona, sünnileştirme/müslümanlaştırma oyununa geçit vermemenin, karşı koymanın ilk şartı yaşanan kan kaybını durdurmaktır. Ardından izlenen süreci geriye çevirmek, bükülen çubuğu tersine bükmek, kaybedilen değerlerin kazanılmasına/geri alınmasının yoluna bakılmalıdır.
Şurası açıktır ki gidenler geri gelmeyecektir. Bilimsel ve örgütlü çaba daha fazla kayıba, tahribata meydan vermemeye yönelik olacaktır.
Bu saptamalar şu yaşanılan an için biraz “ağır” gelebilir. Ama son 50 yılın Alevi dünyası hızlı gösterilen bir film olarak gözlerimizin önünden geçirilirse konunun vahimliğinin yanında görülecektir ki söylenen her türlü söz “hafif” kalacaktır. Anadolu Alevi dünyasına şöyle kabaca bakıldığında dahi görülecektir ki bundan daha 50 yıl önce Alevi olarak kayda geçirilen, somut olarak gelenekleri, görenekleri inanç ve ritüelleri yani semahları-cemleri tesbit edilip makale/araştırma konusu yapılan binlerce köy bu kadar kısa bir süre içerisinde sünnileştirilmiş/müslümanlaşmış ve köklerine taban tabana yabancılaşmıştır.Resmi çevreler hiçte üzerlerine vazife olmadığı halde son derece masum bir söylemle Aleviler nezlinde misyonerlik faaliyeti yürütmektedir. Sözgelimi sık sık tekrarladıkları bir çağrı olan “Aslında ayrımız gayrımız yok. Kendimizi ayırmayalım. Hepimiz Müslümanız, kardeşiz söylemi” Türkçe’ye çevirildiğinde görülecektir ki “bırakın Aleviliği, hepimiz sünniyiz” anlamına gelmektedir.

Aslında bu yaklaşım “Alevilik diye bir inanç/kültür yoktur” diyen bütün bir zihniyetin de özetidir.


ASİMİLASYONDA TEMEL ARAÇ ALEVİ KÖYLERİNE ZORLA YAPILAN CAMİLERDİR.

Devlet Alevi köylerine baskı, sindirme ve psikolojik ikna yöntemleriyle köylüleri ikna ederek cami yapma yoluna gitmekte, burulara atadığı misyoner imamlar aracılığıyla Alevileri sünnileştirme politikası izlemektedir.

Özellikle 12 Eylül darbesinden sonra potansiyel olarak solda yer Alan Alevilerin bu solluklarını ortadan kaldırmak, muhalif kimliklerini yok etmek için onları Alevi olmaktan çıkarmak amacıyla Alevileri Sünnileştirme operasyonu başlatılmıştır. Tümüyle sonuç vermese bile bu politikanın Alevi dünyasının ruhunu parçalamakta ve Alevileri kimliksizleştirmekte küçümsenemeyecek bir başarı sağladığı tartışma götürmez.



ALEVİLİĞİN TEMEL SORUNLARI

Alevilerin temel sorunu sistemin anti laik olmasından kaynaklanmaktadır.

Alevilerin en büyük sorunu Alevilere yönelik ayrımcılık, eşitsizlik ve hukuksuzluktur.

Bugün için Aleviler Türkiye’de resmi olarak tanınmamaktadırlar.

Alevi inancı devlet tarafından bağımsız ve özgün bir inanç olarak kabul edilmemektedir.

Alevilerin inanç merkezleri olan cemevleri ibadethane kapsamında değerlendirilmemektedir.

Aleviler yoksayma ve inkar politikasıyla yüzyüzedirler.

Gerek Diyanet İşleri Başkanlığı, gerek diyanetten sorumlu devlet bakanı Mehmet Aydın, gerekse başbakan Erdoğan son bir yıl içerisinde yaptıkları çeşitli açıklamalarda Alevilerin cemevlerinin inanç ve ibadet merkezi olamayacağı yönünde görüş açıklamışlardır. Halbuki Aleviler cemevlerini inanç ve ibadet merkezi olarak görüyor ve inançlarının gereğini bu mekanlarda yerine getiriyorlar.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 2.maddesinde devletin laik olduğunu belirtmesine,

10.maddesinde tüm yurttaşların yasa önünde eşitliğine vurgu yapmasına,

24.maddesinde din ve inanç özgürlüğünden sözetmesine rağmen Alevilik resmi olarak kabul edilmeyerek Aleviler ayrımcı ve eşitsiz uygulamalara maruz kalmaktadırlar.

Kamu olanakları, bütçe kalemleri Sünni/müslüman inancı için seferber edilirken Türkiye Cumhuriyeti devletinin Alevi inançlı yurttaşları yok sayılarak açık bir haksızlığa uğratılmaktadır.





SİSTEMİN ALEVİLERE BAKIŞI

Devletin Aleviliğe bakış açısı adeta bir devlet politikası gibidir. Siyasal iktidarlar değişse de (ki son on yılda bunun örnekleri yaşandı) Alevilere yönelik yok saymacı tutum sürüp gitmektedir.

Diyanet işleri başkanlığı Anayasaya aykırı olan bu günkü görev ve teşkilat yapısıyla varolduğu sürece devletin Alevilere yönelik yoksaymacı ve ayrımcı tutumu sürüp gidecektir.

Alevi sünni sıradan yurttaşların Anadolu toprakları üzerinde birbirleriyle hiç mi hiçbir çatışmaları, kavgaları sözkonusu olmamıştır. Sıradan insan birbirini inançları konusunda, farklılıaklar konusunda hoşgörüyle karşılamakta, karşılıklı saygı içerisinde davranmaktadır. Bu anlamda farklı inançtan yurttaşlar arasında bir sorunun varlığından söz edilemez.

Ne yazık ki devletin anti laik politikası bu alanda da bir olumsuz anlayışın yeşermesine zemin hazırlamaktadır.



CEMEVLERİNİN ALEVİLİKTEKİ YERİ VE ANLAMI

Günümüzde bir çok inancın kendi inançsal varoluşunu simgeleyen bir ibadethanesi bulunuyor. Bu simgenin içeriği yalnızca inanç boyutuyla sınırlı değil. Bu simgenin içeriğinde o inancın mensubu insanlara dair tarih, kültür, sanat, madddi ve manevi birikimler bütün bir miras olarak yer alıyor. Başka bir deyişle öyle olduğu düşünülüyor, öyle olduğu hissediliyor. Sözgelimi yeni inşa edilen bir cami veya kilise Müslüman ve Hırisitiyan birikimini bir bakıma o yere taşıyor, o mekanda somutlaştırıyor.

Alevi inancının ibadethaneleri olan cemevleri de Alevi yolunun simgesel bir mabedi olarak yalnızca inançsal boyutta değil Alevi yolunun tüm boyutlarında bir anlam, bir değer ifade ediyor. Alevi inancına mensup insanlar bu birikimi inşaa ettikleri cemevleri ile somut, elle tutulur hale getirdiklerini düşünüyorlar, o duyguyu yaşıyorlar.


Alevi inanç merkezi olan cemevlerinin kuruluşu, inşası dahası varoluşu Aleviliğin öz vatanı olan Anadolu toprakları dışında sözgelimi Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde hiçbir itirazla karşılaşmaksızın, tam tersine bir inanç merkezi olarak saygıya layık görülürken Aleviliğin kendi öz yurdunda özellikle resmi çevreler ve de İslam dininin resmi ve örgütlü temsilcisi olan Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından reddedilme yoluna gidiliyor.


Din ve inanç özgürlüğü ilkesi kişinin dilediği dini ve inancı seçme ve ona mensup olma özgürlüğünü de içeren evrensel bir ilke iken ülkemizde resim çevreler -sözgelimi başbakan- kendilerinin Alev inancıyla herhangi bir bağları olmadığı, dahası bu inanca mensup bulunmadıkları halde Alevilerin yerine geçerek Alevilerin ibadethanelerinin neresi olduğu, Alevilerin kendi ibadethaneleri olarak kabul ettikleri cemevlerinin ibadethane olarak değerlendirilemeyeceği yolunda görüş açıklayıp karar verme yolunu açmaya çalışıyorlar.


Yalnız resmi çevreler değil aynı şekilde sünni ilahiyatçılar ve sünni kökenli bazı akademisyenler de cemevlerinin Alevi inancına özgü ibadethaneler olamayacağını kanıtlamak için olmadık cambazlıklara başvurmaktan geri durmuyorlar.


İnanç merkezi olarak cemevlerini reddetme gayreti içerisinde olan çevrelerin bir yerin ibadethane sayılması konusuna ilişkin ölçütleri kendi mensup oldukları inancın ibadethaneleri oluyor. Çelişik ve kör bir mantık.


Halbuki her inancın kendisine özgü ibadethanesi ve yine her inancın kendisine özgü ibadet biçimleri bulunmaktadır. Bir inancın mensupları bir başka inancın ibadetlerine değil kendileri kendi inançları açısından ibadetten neyi anlıyorlarsa onu yerine getirmeye çalışacaklardır.


Sözgelimi Alevi ibadeti saz olmaksızın, deyiş söylenmeksizin, semah dönülmeksizin lokma yemeksizin asla gerçekleşmez, yerine getirilmiş sayılmaz. Bunlar Alevi inanç ve ibadetinin olmazsa olmaz temel ritüelleridir.


Fakat bu ritüeller bir başka inanç ve ibadetin kapsamına girmediği gibi o inanca göre “günah/yasak” olarak da görülebilir.


Bu durum ilkinin inanç/ibadet sayılmayacağını değil tersine iki inacın birbirinden farklılığını göstermiş olur.


Aleviler cemevlerinde bin yıllık inanç ve kültürlerinin gereğini yerine getirmeye çalışıyorlar.

Ve Aleviler kendi dışındaki inançlara nasıl saygı gösteriyorlarsa aynı saygının kendi inançlarına da gösterilmesini bekliyorlar.


Bundan daha doğal ne olabilir ki!



Hükümet bir an evvel Alevilerin sesine kulak vermeli ve Cemevleri ibadet merkezi olarak tanınmalıdır!





ALEVİLİĞİN DEĞERLERİ

Biz Aleviliği İslamın dışında evrensel insani değerler taşıyan, bütün insanları dili, dini, ırkı, cinsiyeti ne olursa olsun bir ve eşit gören bir inanç olarak değerlendiriyor ve bu özelliklerinden dolayı tüm insanlık ailesi için yaşaması gereken değerler olarak savunuyoruz.

Bize göre Alevilik tüm insanlık için bir şanstır. İnsanların kardeşliğini, dostluğunu savunan, insana insan olarak değer veren, başka inançları asla hakir görmeyen bir inanca insanlığın ihtiyacı bulunmaktadır.

Alevilikte evrensel insani değerler mevcuttur.


HÜMANİZM, ALEVİLİĞİN TEMEL KARAKTERİDİR
Aleviler tarihte salt inançlarından/ kültürlerinden/öğretilerinden dolayı birçok katliam yaşamış olmalarına rağmen Alevi öğretisinin temelini insan sevgisi yani hümanizm oluştur. Aleviler insanda tanrısal özellikler görürler. Onlara göre insan tanrının yeryüzündeki yansımasıdır. İnsana gösterilecek sevgi ve saygı yeryüzündeki her türlü ibadetten daha değerlidir. İnsana değer verilmelidir çünkü insan dünyadaki her şeyin yaratıcısıdır. İnsan yaratan ve yaşatandır. Hümanizm, insan sevgisi temelinde tüm “kerametlerin/ mucizelerin” insanda olduğuna inanır. Bunu “her ne arar isen insanda ara” özdeyişiyle dile getirir.

Aleviler insanlar arasındaki her türlü ayrımcılığa karşıdırlar. İnsanın insan olarak doğmasından ötürü saygıya, hak ve özgürlüklere layık olduğuna inanırlar.
İnsan hakları evrensel bildirgesinde ifadesini bulan temel insan haklarının bütün insanlar için gerçekleşmesi gereğine inanırlar.
Alevi toplumu barıştan, dostluktan, hoşgörüden yana, bilime ve gelişime açık zengin sanatsal ve estetik değerleri ile insanlığın gelişimine katkıda bulunmaktadır.
Alevilik dünyada yaşayan tüm insanlık ailesini/tüm insanları dost ve kardeş bilir. Farklı olmayı insanlık için bir zenginlik sayar.


ALEVİLER DEMOKRASİDEN YANADIR
Aleviler ve Alevi öğretisi demokrasiye bağlıdır. Bu onun tarihsel geleneğinden, Alevi öğretisinin yapısından kaynaklanır. Aleviler kendilerini demokrasi cephesinde görür. Çünkü demokrasi genel anlamıyla halka ve çoğulculuğa dayanan ama bireyin ve azınlıkların haklarına güvence veren inançların, düşüncelerin, siyasi eğilimlerin özgürce tartışıldığı farklılıkların kendisini ifade edebildiği çoğunluk ilkesinin hakim olduğu ve sorumluluklarının yüklendiği bir ortamı varkılar.

Yoksul Anadolu insanlarının varoluş öğretisi olan Alevilik sürekli bir gelişim, oluşum ve değişim içerisinde olmuştur.
Alevilik 1000 yıllık tarihi boyunca mazlumdan yana zalime karşı, ezilenden yana ezene karşı, zulme, zorbalığa baskıya karşı haktan ve haklıdan yana olmuştur.
Kendi dışındaki inançsal, dinsel, kültürel farklılıkları bir gerçeklik olarak gören ve saygı ile yaklaşan Aleviler tüm toplumsal kararların o toplumda varolan bireylerin ortak iradesi ele alınması gereğini savunur.

Alevilikteki toplumun iradesini arama anlayışı günümüzde demokrasi olgusu ile bütünüyle örtüşmektedir. Günümüz Alevi topluluğu tamamıyla demokrasiden yanadır. Yaşadıkları ortamlarda eksiksiz bir demokrasinin gerçekleşmesi için uğraş vermektedirler.
Alevi toplumu insanının doğası ve tarihi birikim bakımından dolayı özgürlükçüdür ve demokrasi yanlısıdır. Çünkü özgürlük insan kişiliğini ve düşüncesinin gelişmesi, gerek bireyin gerek toplumun yaratıcı, yetenekli ve sürekli gelişebilmesi için başta gelen koşuldur. Özgürlük, aynı zamanda yenilenme, gelişim ve değişim için gereklidir.

Bu anlamıyla Alevi örgütlenmesi, inanç özgürlüğünü, siyasi örgütlenme özgürlüğünü, düşünce ve basın yayın özgürlüğünün, insan hak ve özgürlüklerini savunur.
Tüm sorunların ancak demokrasi temelinde çözülebileceğine inanırlar.



ALEVİLİK DOĞMATİK VE BAĞNAZ DEĞİLDİR
ALEVİLİK RASYONELDİR

Alevilik dogmatik ve bağnaz değildir. Aleviler kuralcı ve biçimciliği reddederler. Öze, önem verirler. Diğer dinlerde, inançlarda olan, insan yaşamının her alanına müdahale eden kendileri dışında “doğruyu” görmeyen katı donuk yaklaşımları Alevilikte bulamazsınız. Dogmatizme karşı, bilimden yana, insan aklının ve iradesinin özgürlüğüne inanırlar. Alevilik eleştirel bir yaklaşımı savunur. Alevi öğretisinde “mutlak”lık, “değişmez”lik söz konusu değildir. Kılık-kıyafetten, ibabet etme biçimine, dünyaya, yaşama bakışta bu farklılıkları açık seçik görmek mümkündür.
Bu durum aynı zamanda Aleviliğin bir zenginliğidir. Aleviler hiç kimsenin kendileri gibi inanmak ve düşünmek zorunda olduğunu dayatmazlar. Kimseyi kendilerine benzetmek istemezler. Herkesi kendilerini ifade ediş biçimlerine göre algılarlar, eşit koşullarda bir arada özgürce yaşamayı savunurlar.
Alevilik rasyoneldir. Alevilikte akıl ve mantığa aykırı düşüncelere / inançlara / uygulamalara yer yoktur. Alevilik gerçekliği temel aldığından dolayı, realisttir, ilericidir.


ALEVİLİK
SÜREKLİ BİR DEĞİŞİM VE GELİŞİMDEN YANADIR

Alevlik donmuş, kalıplaşmış bir öğreti/inanç değildir. Tüm tarihi boyunca sürekli bir gelişim, değişim ve ilerleme içerisinde olmuştur. Alevilikte bir söz vardır: “Zaman sana uymuyorsa sen zamana uy!” Aleviler tüm çağdaş yeniliklere öğretilerini uyarlamayı bilmişlerdir. Alevilik yaşadığı ülkeye, zamana, mekana, yenilik ve değişimlere uyma yeteneğini her zaman gösterebilmiştir.
Alevilik bilimsel ve teknolojik gelişmelerden yana olmuş, değişim ve gelişime her ortamda öncülük etmişlerdir.
Bilim dışılığı, akıl dışılığı şiddetle reddeder. Bilim her koşulda Aleviliğin yol göstericisi olmuştur. Bir Alevi özdeyişi bu anlayışı şu şekilde ifade eder: “Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır!”


ALEVİ ÖĞRETİSİ EVRENSELDİR
HOŞGÖRÜ ÜZERİNE YÜKSELİR

Anadolu Aleviliği evrensel özellikler gösterir. Bu nedenle yalnız başına hiçbir ulusa, etnik guruba mal edilemez, onunla sınırlanıp daraltılamaz.
Alevilik yeryüzünde yaşayan tüm insanları din, dil, ırk, inanç, cinsiyet ayrımı yapmaksızın bir ve eşit olarak görür. Alevi öğretisinde “72 millete bir nazarla bakmak” ilkesi esastır. Bu tüm insanlar için eşitlik ve kardeşlik demektir.
Aleviler geçmişten bugüne hiçbir ulusa kendi dışındaki hiçbir inanca ve kültüre karşı düşmanlık beslememiştir. Tersine kardeşçe bir arada eşitçe yaşamayı öne çıkartmıştır. Çok kültürlü, çok inançlı, çok milliyetli bir barış ve kardeşlik ortamını özler.
Alevi öğretisi hoşgörü temeli üzerine kurulmuştur. Aleviler hiçbir insanı inancından dolayı kınamazlar, hakir görmezler, küçümsemezler. Hiç bir insandan kendileri gibi inanmalarını talep etmezler. Kendi yollarına girmeye zorlamazlar. Kimseyi kendilerine benzetmek istemezler. İslamiyet’in fetih anlayışına şiddetle karşıdırlar. Dinsel bağnazlığa, fundamentalizmi şiddetle reddeder.
Alevilik ırkçılığı insanlık suçu olarak değerlendirir.

Uluslarüstü bir inanç bir yaşam tarzı olan Alevilik, kendisini Alevi gören, Alevi hisseden bütün uluslardan insanların, yani Türklerin, Kürtlerin, Arapların, Arnavut ve diğer ulusların ortak bir inancı kültür mozaiğidir.
Aleviler, Anadolu’nun zengin mozaiğinden, ulus ve inanç kültür kimlikleri temelinde eşit koşullarda kardeşçe bir arada yaşamayı hayata geçirecek, imha ve inkar politikalarını reddeder ve yeni bir toplumsal barış projenin yaratılmasından yanadırlar. Bu çerçevede Alevi öğretisi Alevi inancı ve kültürü her türlü ırkçı-şovenist ve milliyetçi akımı reddeder. Ona karşı mücadele eder. Bu anlayışlarda barışçı, eşitlikçi ve evrenseldir.



ALEVİLER
LAİK TOPLUM LAİK DEVLET İLKESİNİ SAVUNURLAR

Alevi toplumu yaşadığı her toplumda kamusal ve toplumsal hayatın laiklik ilkesine uygun olarak yapılandırılması gereğini savunurlar. Laiklik, siyasal, hukuksal ve felsefi bir bütünlük arzeden, imam ve inanç yerine aklın hakimiyetini, bilimi öne çıkaran laiklik aynı zamanda, siyasi iktidarların dini kudretten ayrılması dinin kamu hayatı üstündeki etkisini sınırlamak ve genel olarak devletle din işlerinin birbirinden ayrılması anlamını da taşır.
Laiklik ilkesinin reddi, kamusal ve toplumsal hayatın bir inanca, bir dine göre şekillendirilmesi çağdışılıktır, toplumsal bir çatışma nedenidir.

Laiklik inananların, farklı inananlar farklı düşünenlerin kendi tercihlerinin ortak güvencesidir. Bunun için laiklikte devlet inançlar karşısında taraf değil, ortak güvencedir. Laiklik inanç dünyasının sivil topluma devridir. Bu çerçevede laiklik demokrasinin temel bir ilkesidir.
Bunun içindir ki Aleviler laiklik ilkesini ısrarla benimserler. Laiklik için mücadeleyi her zaman yürütür ve savunurlar.


ALEVİLİK DOĞAVE ÇEVRE DOSTUDUR
Alevi öğretisi doğa ve insan dostudur. Alevilikte “her şeyin bir canı/ruhu” olduğu inancı vardır. Dolayısıyla dağın, taşın, ağacın, ırmağın, böceğin yani doğadaki tüm canlı ve cansız varlıkların da bir canı vardır. Ve hiç bir canı incitmemek gerekir. Aleviler doğayla dosttur. Doğanın tahrip edilmesine, insanların insanca yaşayacağı ortamın yok edilerek çevrenin kirletilmesine karşı dururlar. Hatta Alevilikte ağaçların, dağların, suların kutsallığı söz konusudur. Bu kutsallık yaşam kaynağı olan doğanın korunmasından kaynaklanıyor olsa gerekir.


ALEVİLİKTE KADIN ERKEK EŞİTLİĞİ VARDIR
Alevi felsefe ve öğretisinde cinsiyet ayrımcılığına yer yoktur. Kadın ve erkek toplumda eşit statüdedirler. Alevilik tüm kültür ve inanç eylemlerinde kadın ve erkeğin eşit biçimde yer almasını öngörür. Alevilikte kadın erkek eşitliği “aslanın dişisi de aslandır” özdeyişi ile dile getirilir.


SANAT ALEVİLİĞİNİN VAROLUŞ UNSURUDUR
Sanat Alevi öğretisini var eden temel unsurların başında gelir. Aleviliğin toplumsal/inançsal kurumlarının başında gelen “cem” adı verilen toplantılar saz, şiir, semah eşliğinde yürütülür. Alevilik’te Alevi felsefesini dile getiren şiirleri söyleyen ozanlara büyük saygı duyulur. Ozanların eren/evliya olduğu dahi düşünülür. Şiirler saz eşliğinde ezgili bir biçimde söylenir. Bir müzik aleti olan saz da Alevilikte kutsal addedilir. Kadın ve erkeklerin birlikte katıldıkları semahlar (yani dans) da Aleviliğin vazgeçilmez unsurlarındandır. Sazı, şiiri, semahı ile Alevilik estetize edilmiş bir yaşam sunar. Estetik güzellik adeta Aleviliğin kendisidir.

ALEVİLER DÜNYAYA KUCAK AÇIYOR
Farklı ulusların, toplulukların, inançlarından, kültürlerinden, tarihi birikim ve estetik değerlerinden süzülüp gelerek özgün bir öğreti oluşturan Anadolu Aleviliği sosyolojik gelişime uygun olarak bugün kıtaları kapsayan bir geniş coğrafyaya yayılmış bulunmaktadır.
Ne var ki bütün varlığına rağmen Alevilik Türkiye’de resmi olarak yok sayılmakta, inkar edilip yadsınmaktadır. Aleviliğin inkarı yalnız Türkiye için değil insanlık ailesi için de önemli bir kayıptır.
Dünya insanlığını sevgi, saygı ve hoşgörü ile birbirine kaynaştırarak barış içinde uyumlu bir şekilde bir ararda yaşamalarını özleyen/öngören Alevilik bunun için tüm dünya insanlığına kucak açmış bulunmaktadır.

ALİ YILDIRIM