Seiteninhalt
»Karaözü Belediyesi |
» Teneli |
»Karaözü |
» KaraözününSesi |
» Karaözü.eu |
» Kuşsaray |
» Dilsiz Kaval |
» Kadim Dost |
» Gökçam |
PAZAR AKSAMI HESSEN EYALETI FRANKFURT ADD TOPLANTISINDA EMEKLI J. KURMAY ALBAY SAYIN MEHMET SECKIN "ATATÜRK´ÜN LIDERLIK SIRLARI"HAKKINDA KONFERANS VERDI
Emin DEMİREL
Degeli konugumuz yöremizin insani ayni zamanda ayni okuldan(KARAÖZÜ) mezun oldugumuz,devre arkadasimiz Yedibucak asiretinden BURUNÖREN Köyünden
degerli insan Sayin Mehmet SECKIN`in konusmasindan kesintiler..
Toplantidan önce Sayin Mehmet Seckin bey ile, Sayin baskan Mahmut Telli ve degerli üye ve misafirlerle yakindan ilgilenme,
sohbet, hal hatir sorma ve bilgi alis verisinde bulundum.
Ayrica sevgili kardesim Mehmet beyin büyük lider Atatürk hakkinda yazip yayinladigi " Atatürkcüler neleri bilmeli "
ve " Atatürkün liderlik sirlari" isimli iki yeni kitaplarini büyük bir ilgi ile inceleyip aldiktan sonra kendisinden degerli
Kitaplarina imza ve not yazdirma imkanina sahip oldum.
Daha sonra tüm üyeler ve misafirler hazir bulunduktan sonra toplanti bölümüne gecildi ve toplantiya kisa bir giris konusmasi ve saygi durusu ile baslandi.
Giris konusmasindan sonra sayin baskan Mahmut Telli bey beklenen acilis konusmasini "Liderlik nedir" basligi altinda dinleyicilere sundu.
Konusmasinin iceriginde ise özellikle "Almanya'da kurulan cesitli dernekler, basari ve basarisizliklarinin sebepleri, liderlik ve özellikleri, hedefleri, iletisim ve
motvasyon gibi konular ele alindi.
Sayin baskanin konusmasinin ardindan nihayet beklenen sevgili misafirimiz sayin Mehmet bey kendi " Atatürkün liderlik sirlari" adinda konusmasi icin kürsüye davet edildi.
Mehmet bey'de dinleyicileri selamladiktan sonra konusmasina "bir hamamda sadece tabanca ve kusagi haric ciplak kalmis bir aga" nin espirili hikayesi ile basladi.
Konusmasinin basinda bir liderin lider olabilmek ve Atatürkün bir kac özelliklerini sayarak "gelecegi sezebilen, duruma hakim, insanlarla cok iyi iletisim kurabilen,
üstün zekali ve karizmatik gibi zenginliklerini siraladi.
Gelmis gecmis bir kac dünya liderlerini "Stalin, Mussolini, Hitler ve Mao" gibi varliga konupta bencilliklerinden dolayi savas acip yok olduklarini, Atatürkün ise bir yoksul ve
fakir milleti nasil toplayip, o ulusal ruhu yaratip kurtulus savasini baslatip kazandigini ve hep milletine armagan edip sizin eserinizdir dedigini anlatti.
Atatürkün Türk kavramini yarattigini, Türk ruhunu olusturdugunu, bu terimle birlik ve beraberlik catisi altinda herkezi topladigini sundu.
Sonra Atatürkün Hayatini üc bölüme ayirip,
1: Cocukluk ve genclik yillari,
2: Askerlik ve savas yillarini,
3: Devlet adami ve basarili bir Politikaci yillarini
ayrintilariyla dinleyicilerle paylasti
Bu üc bolüm icerisinde özellile Canakkale savasini, halkin durumunu, cikarilan isyanlari, daha sonra birinci ve ikinci Inönü savaslarini, Sakarya meydan muharebesini, anlatti.
Burada ise dikkat edilecek cok önemli iki hususu var: Atatürk 1915’te Canakkale savasini az asker, az silah ve sartlarin cok kötü olmasina ragmen büyük bir kararlikla kazanarak düsman gemi ve askerlerini Cakakkale bogazindan gecmesini önledi ve böylece Osmanlinin büyük baskenti Istanbul‘u ve daha sonra 1921’de Sakarya meydan muharebesinle Ankaranin isgalini (Sakarya – Polatli Ankaraya 50 kilometre yakinlikta)
düsmandan kurtarmis oldu. Sunu unutmayinki, Canakkale‘de cok kücük alanlarda okadar askerimiz vatani icin severek canlarini verdi. Düsman askerleri tarafindanda (Ingiliz, Fransiz ve ANZAK askerleri) vardi. O arada havada binlerce mermiler ucusuyordu ve hatta bu yogun atistan dolayi mermiler havada birbiriyle carpisip, alev alip aydinlik saciyordu. Bu dünyada ilk ve tek olaydir, daha hir bir yerde görülmemistir. Düsünün, Atatürk olmasaydi, veya bu savaslar kaybedilseydi biz bugün ülkesiz, yurtsuz, kendi dili ve dini olmayan bagimli köle usak durumunda olacaktik. Vatanimizi, özgürlük ve bagimsizligimizi o büyük devrimciye borcluyuz.
ve daha sonra büyük taaruza hazirlanis ve 26 Agustos 1922'de büyük taaruzun baslangicini, düsmanin ege'de denize dökülüsünü, savas kazanildiktan sonra savas safhasini bitirip
hemen Lozan antlasmasindan sonra köklü devrimlere "kilik kiyafet devrimi, alfabe devrimi, Laiklik, kadinlara esik haklar" gibi noktalari, devlet komsuluk iliskilerini sifir sorun ve
baris icesininde belirledigini, Yurt gezilerinde halkin nabzini yokladiktan sonra istek ve eksiklerine göre kanun ve devrimlerini, Bütce ve Ekonomik yaratma ve büyüme gibi konulari,
ve en sonunda ise aramizdan 10 kasim 1938'de ayrilisi ve sonrasini uzun bir konusma ile bilgi ve belgeleriyle izleiyicilere sundu.
Kisa bir aradan sonra kendisine izleyiciler cesitli sorular sorup bilgi alis verisinde bulundular. Daha sonra toplanti sona erdi.
Toplantitan sonra üye ve misafirler ile Frankfurt merkezinde Ku-bu restaurant'da hep beraber yemek yenildi ve sohbet edildi. Yemekten sonra degerli Atatürkcülerle
ve kardesim Mehmet beyle saygilya vedalastik ve ayrlildik. Böylece bu güzel günümüz son bulmus oldu. Sevgili Mehmet bey'e tekrar tesekkür eder, basarilarinin
devam etmesini dilerim.
29 Ocak 2012
Emin DEMİREL
» karpinar-der |
» Karpınar |
»RA Erdem |
» Turanibaba |
» Zübeyde |
|
» Karpınar eu |
»AlamanyaBeyleri |
» DilaraAvar |
“KARAÖZÜ ŞAHRUH’TAN GEÇENLERİN ÖYKÜSÜ ANTALYA BÜYÜK BULUŞMASI” ETKİNLİĞİ GERÇEKLEŞTİ
“KARAÖZÜ ŞAHRUH’TAN GEÇENLERİN ÖYKÜSÜ ANTALYA BÜYÜK BULUŞMASI” ETKİNLİĞİ GERÇEKLEŞTİ
26 Aralık 2010
ATATÜRK Kültür Merkezi girişinde “KARAÖZÜ – MAARİFÖZÜ ŞAHRUH’TAN GEÇENLERİN ÖYKÜSÜ” Yazılı 1/5 x 4/5 metre ebadındaki afişin üzerinde devasa görünümü ile ŞAHRUH KÖPRÜ resmi ve 15 köy 3 beldenin isimlerinden oluşturuldu. Köprümüzün üst tarafında KARAÖZÜ’den ayrılan köylerimiz tasvir edilmiştir. KAYSERİ-Felahiye ACIRLI Köyü, ÇORUM’a göç eden GÖKÇAM, KUŞSARAY, YUKARI KÖRÜCEK, MİSLEROVACIĞI köylerimiz, SİVAS-KANGAL’a bağlı ZERK köyümüz yeni ismi ÇATALTEPE ile YOZGAT’a gidenlerde VEZİRALANI (Yukarı KARAÖZÜ) köylerimizdir. Dünya’da en önemli etkinliklerin adresi Antalya’da Cam Piramit’in yanında
Antalya AKM FUAYE salonu sanki ŞAHRUH’tan göçenlerin buluştuğu; cemal cemale hemhal oldukları bir görünümdeydi. Yazarlarımız sayın Ali DOĞANAY ve Nurten ÖZTÜRK ve GÖKÇAM’DAN ESİNTİLER (Ali İhsan SAĞMEN, kitabı) ŞAHRUH dergimizin yanına kitaplarını sergilemişlerdi…
Antalya Büyükşehir Belediye başkanımız sayın Prof. Dr. Mustafa AKAYDIN, araştırmacı-gazeteci ve Ressam sayın Filiz-Fikret OTYAM çifti, DSP Gn. Sekreteri-Denizli Mv. Sayın Dr. Hasan ERÇELEBİ, CHP Tokat Mv. DİMES-DİREN grubu sahibi sayın Orhan Ziya DİREN, DSP Gn. Sayman. Yrd. İstanbul Mv. Sayın Hüseyin MERT’in ve de Antalya’da bulunan Sivil Toplum Kuruluşlarının temsilcileriyle açılışını yaptığı Karikatür ve Resim sergimizi diğer katılımcılarımızla kalabalık bir toplulukla izledik. Karikatürist sayın U. PAMUK Belediye Başkanımızı karikatürize eden çizgilerini tabloya yansıtıp kendisine sunması başkanımız sayın Prof. Dr. M. AKAYDIN, F.OTYAM ve de tüm katılımcılar tarafından beğenilmiştir. Genç yetenek köyden gelen ressam G. KOLUKISA “Kadının Metaa görülmesi ve pazarlanmasının sahnelerini” tablolarına yansıtması katılımcılar tarafından takdirle izlenmiştir. DİMES meyve sularının açmış olduğu stantta leziz meyve suyu ikramı için sayın Orhan Ziya DİREN’e yöremiz adına teşekkürü bir borç biliriz.
AKM-PERGE Salonuna Panelimiz için geçtiğimizde tüm dostlarımız kimin hangi köyden olduğunu belirten yaka kartlarımızla tanışmamızı oldukça kolaylaştırmıştı. EGE KDD Başkanı Sayın Erdoğan YÜCEL kardeşimize teşekkür ederiz. Sunucumuz İstanbul GÖKÇAMLILAR Derneği başkanımız sayın Nurgül SABANCILAR; Panelistlerimizi ve sunumlarının konularını açıkladıktan sonra Panelimizi yönetmek üzere Oturum Başkanımız sayın Vedat TATAR’ı davet ederek Panelimiz başlatmıştır.
İzleyicilerimizin bir konuyu dikkate almasını istiyorum. Burada anlatılan projeler ve sunulan öneriler KARAÖZÜ ismi altında olmasının nedeni; 15 köy ve 3 belde tek tek sayılması zaman alacağı için her köyümüz KARAÖZÜ ŞAHRUH ismi adı altında anılmaktadır.
Sayın H.MERT milletvekilimiz ve Yeminli Mali Müşavirimiz sayın Dr. Hakan TAŞTAN’ın hazırladıkları tüm yörelerimizin gelenek ve göreneklerini, köylerimizin manzaralarını şiirler ve ezgiler eşliğinde izlenmesiyle panelimiz “Yöremiz Tarihi” ile ilgili bilgiler Eğitimci H.Hüseyin ÇELİKCAN tarafından sunulmuştur. Yöremiz köylerinin KARAÖZÜ’den önceki ve sonraki yaşamları hakkında doyurucu bilgileri ilgi ile izlenmiştir.
Karaözü, “MAARİFÖZÜ” oluşunun yıllarına tanıklık eden sayın Fikret OTYAM; duygu yüklü konuşmasında yöremiz için övgü dolu sözler söyledi. Ankara’da açtığım tüm resim sergilerime çiçekleri ile gelen KARAÖZÜ’lü dostlarıma teşekkür ederim, dedi. Rahatsızlığına rağmen etkinliğimize gelmesi, yöremiz insanlarını onurlandırması, bir dilekçe yazarak ŞAHRUH’TAN geçenlerin tüm etkinliklerine katılma kararını yazılı senet gibi oturum başkanımıza sunması ve ayrılırken şiirler okuması, salonda duygusal anlar yaşanmasına neden oldu. “Diz kapaklarım tutmuyor, bacaklarımın kalan kısmı ile de olsa KARAÖZÜLÜLER nereye çağırırsa geleceğim” benim vefalı dostlarım başta “Bizim CANER olmak üzere hepinizi seviyorum” Hoşça kalın, diyerek ayrıldı.
“Köy Enstitüleri kapatılmasaydı ülkemizde neler olmazdı” konulu sunumunda Dr. Hasan ERÇELEBİ; slayt gösterisi bu güzide okullarımızın üreterek öğrenimi nasıl gerçekleştirdiğini çok değişik bir anlatım biçimi ile usumuza adeta kazıdı.
“Yöremizde tarım ve hayvancılık” konulu sunumunda Orhan Ziya DİREN; Dünya’da insanlığın sonu silahlarla-savaşlarla gelmeyecek, gıda bitimi ile gelecektir. Her türlü bitkinin yetiştiği Anadolu’da dışa bağımlı olmak kadar yanlış bir tutum olamaz. Yörelerimiz meyvecilik-sebzeciliğe uygundur. DİMES grubu olarak 4 yıl önce yine bir etkinliğinizde 500 vişne fidanı bağışlamıştım ayrıca da sevgili dostum Mustafa ÖZDEMİR’de parasını ödeyerek 500 vişne fidanı da kendisi bağışlamıştı… Gel gör ki fidanlar çiftliğimizde duruyor… Yöremiz özel bitkisi Gilaburu’yu Hacettepe Ünv. Gıda bilim dalında incelettirdiğimizde; Kadın hastalıkları, prostat ve böbrek rahatsızlıklarının yanı sıra şeker tedavisinde de etkili olduğu raporlarla ispatlanmıştır. Kurugöl’ü su ile doldurmalı balık üretimine geçmelisiniz. Pürkaya doğal soğuk hava deposu olmaya uygundur. Keltepe’yi de Yeşiltepe yapabilirsiniz. Süt hayvancılığına da oldukça uygun olan yöreleriniz için her türlü katkıyı vermeye hazırım, Bu önerilerim tüm köylerimiz için geçerlidir. Köylerimizin özelliklerine uygun projelerde desteğim her zaman yanınızdadır, diyerek konuşmasını tamamladı. Tüm etkinliklerimizde maddi ve manevi katkılarını esirgemeyen sayın DİREN’e teşekkür ederiz. Ayrıca Dünya’da “Organik ve Doğal içecekler “ konulu elemelere katılan DİMES grubu finale kalan son 4 firma arasından birinci olmayı başarmıştır. Bu başarılarından dolayı da kendilerini kutluyoruz.
“Anadolu’da Türk İzleri” konulu sunumunda Tarih Bilimci, İ. İNÖNÜ ve B. ECEVİT’in (Işıklar içinde uyusunlar) danışmanlığını yapan Hayrettin KALKANDELEN Orta Asya’dan geldiğimizi, Hoca Ahmet YESEVİ ülküsünde yetiştiğimiz iddialarına açıklık getiren örnekler sundu. Kendisine teşekkür ederiz.
“KARAÖZÜ ŞAHRUH Dergisi” hakkında Eğitimci İ. KILIÇÖZGÜRLER; yazılı süreli yayınların ortaya çıkarılmasının zorluklarından, Dergimizin nasıl yayına başladığından söz etti. 72. sayıya ulaşan ŞAHRUH Dergimizin içeriği hakkında da bilgiler veren KILIÇÖZGÜRLER; yöre insanlarımızın yazın desteği vermelerini, maddi katkı koymalarını ve Yayın Kurulu üyesi olarak da görev almalarını istedi. ISSN 1306-407X KARAÖZÜ ŞAHRUH dergimizin ilk sayılarında Kültür Bakanlığı tarafından desteklendiğini daha sonra ise iktidar değişikliği ile bu desteğin kesildiğini de belirttikten sonra etkinliğimizin ismi olan dergimizi tüm yörelerimizin sesi olarak çıkarmak gerektiğinin de altını çizdi. Yayımlanacak yazıların biçemi hakkında da bilgiler veren Yayın Kurulu Başkanımıza ve Yayın Kurulu üyelerinin emeklerine teşekkür ederiz.
“Kültürlerimizin Beşiği Anadolu’da Çorum’un Tarihi Geçmişi” Kısaca “ANADOLU’nun alt belleği” konulu sunumunda Kemal SOYER; bugüne kadar öğrene geldiğimiz çok bilginin ve ritüellerinin Anadolu kaynaklı olduğunu, Milattan önceye dayandığını slaytlar ve türkülerin-duazların dili ile ÖREN yerlerimizde korunabilmiş anıtlara dayandırarak anlattı. Zaman darlığı yüzünden hızlandırarak yaptığı sunum ilgi ve beğeni ile izlendi. Kendisine teşekkür ederiz.
AB Fonları destekli “Her Köye Bir Fabrika” Projesi konulu sunumunda M. ÖZDEMİR; rakamlarla dolu ayrıntılarla boğucu bir sunum yapmayacağını ancak ayrıntılarının yazılı metnini oturum başkanına sunacağını belirttikten sonra, O. Ziya DİREN beyin önerilerine küçük katkılar yaparak konuşmasını sürdüren ÖZDEMİR, “küçük Sanayi Kuruluşları” her köyümüzde olmalıdır dileğini, belirtti. Bir kavak türünden söz eden ÖZDEMİR; gönüllü-girişimci gençlerin bu işlere katılmasını istedi. Bu konuda da maddi manevi desteklerini esirgemeyeceğinin sözünü de veren, her etkinliğimizde de bu davranışlarını devam ettiren dostumuza teşekkür ediyoruz.
Panelimiz devam ederken Isparta valisi sayın Ali Haydar ÖNER salonumuza teşrif ederek bizleri onurlandırdılar. Kısa bir söz isteyen valimiz, Kırklareli iline atandığını çok zor koşullarda olmasına rağmen söz verdiği için aramızda olduğunu belirtti. ANADOLU’nun medeniyetlerin beşiği olduğunu belirten sayın ÖNER; görev yaptığı bazı bölgelerde tarihi buluntuları hakkında değerli bilgiler de verdi. Karaözü’nün geçmişi ile Cumhuriyetimizin aydınlanma ülküsüne en büyük katkıları vermiş değerli insanların yurdu olduğunu belirttikten sonra D.Kadim SERİNÖZÜ kendisinin Türk Dili öğretmeni olduğunu da sözlerine ekledi. Bu yoğun döneminde Eşi ile panelimize katılarak yöre insanlarımızı onurlandırdıkları için teşekkür ederiz. Etkinlik yönetim kurulu üyemiz sayın Süleyman özel ağabeyimize de sayın valimizin katılımını sağladığı için teşekkür ederiz.
Felahiye ACIRLI köyümüzden dostumuz Av. Metin CEYLAN’ın davetlisi olarak Antalya Vali Yardımcımız Fuat ERGİN de etkinliğimize gelerek bizleri onurlandırmıştır. Her iki dostumuza da teşekkür ederiz.
“Yöremizin 5 Yıllık Master Planı” konulu sunumunda Mersin Teftiş Kurulu başkanı Kamu Yönetimi Uzmanı Tekin KARABIYIK; Mersin Büyükşehir Belediye başkanı sayın Macit ÖZCAN’ın kendisini bu panel için görevlendirdiğini ve selamını iletmek istediğini belirttikten sonra KARAÖZÜ okullarının yöre çocukları için bir nimet olduğunu, kendisinin de bu okullarda okuduğunu ayrıca da çevre köylerimizin ışığı niteliğini KARAÖZÜ’nün taşıdığını belirtti. Yöremizin “Üst Birlik” kurumunu oluşturmasını da önerdi. Ayrıntılı raporunu da oturum başkanına vereceğini belirten sayın KARABIYIK’a teşekkür ederiz.
KUŞSARAY Muhtarımız sayın Orhan ÇELİKCAN söz alarak; olağanüstü heyecanlandığını ve etkinliğe sunumlarıyla, yönetimiyle emek veren, katılan tüm dostlara teşekkür etti.
Yöremiz adına yapılan bu etkinlikte emeği geçmeyen dostumuz yoktur. Panelimizin slayt gösterilerinde teknik destek sağlayan Milletvekili Danışmanı kardeşim Mahmut ASLAN’a, Panelistlerimizi Ankara’dan Antalya’ya ulaşımını sağlayan dostum Cemal BOYBEK’e, Ayhan PAMUK kardeşime Yöneticilerimiz ve yöre insanımız adına teşekkür ederiz…
Panelimizi ve Yemekli Gecemizi www.yedibucakavsarlari.com adresinden radyo yayını ile internet üzerinden canlı olarak tüm Dünya’ya izlettiren sayın Levent VURAL ve Yedi Bucak Avşarları Dernek Başkanı sayın İsmail DOĞAN, gecemizin görüntülerini kalıcı kılan Mehmet TAŞTAN, Emin DEMİREL, Adalet AYDIN, ses düzenini sağlayan Nevzat AVCI’ya ve isimlerini hatırlayamadığım dostlarımızın emeklerine sağlık, kendilerine teşekkür ederiz.
Panelimiz bitiminden sonra Turizm Otelcilik Uygulama Oteli salonunda 215 yöre insanımızın katıldığı eğlenceli gecemiz KADİM DOST ozanımızın yöremiz için ürettiği güzel türkülerle başladı. Halaylar çekilerek, türküler söylenerek yöre insanımız uzun süren panelimizin yorgunluğunu üzerinden attılar. Leman ÖZDEMİR, Ulaş TAŞTAN, Yiğitcan ÖZTÜRK, Haydarcan ÖZDEMİR ve Oral ÖZDEMİR’den oluşan KUZENLER grubunun türküleri ile coşku doruğa ulaştı. ZERK Köyümüzden Akdeniz Ünv. Doktor Dilek ÇELİKER ve annesi Saadet ÇELİKER analı-kızlı muhteşem sesi ve sazı bizleri mest etti… MİSLEROVACIĞI köyümüzden Uğur AKKAYA sazı ve sözü ile, Seda DENİZ kızımızda şiiri ile gecemize renk kattılar. Bir eksiğimiz “Çorum Halayı” icra edecek bir sanatçımız yoktu. Umarım ileriki tarihlerde yapılacak etkinlikte bu eksikliği gideririz.
Gecemize sayın Valimiz Ali Haydar ÖNER ve sevgili eşi halaylarımıza da katılarak bizi ikinci kez onurlandırdılar. Kendileri yeni görev yerine gelebilecek tüm dostları davet etti. Sevgili eşi de “Geçmiş Çağlarda İnsan davranışları” konusunda uzman olduğunu belirterek bir sonraki etkinliğimize panelist olarak katılabileceğini söyledi.
Gecemiz devam ederken Antalya’da yaşayanlarımızla ile dışarıdan gelen konuklarımızın iletişim için adresleri, Kan grupları ve telefon numaraları alındı. Bu bilgiler yayınlanacak kitapta yer alacak. Ayrıca Antalya temsilcilerimize iletilecektir.
ŞAHRUH dergimiz tüm konuklarımıza dağıtıldı. Bağışlarla desteklenirse yayın organımız adreslere de gönderileceği sözü verildi.
Eğlenceli gecemiz tüm coşkusuyla gecenin ilerleyen saatlerine kadar sürdü.
KAHVALTILI SOHBET TOPLANTIMIZ 26 Aralık 2010 Pazar
Etkinlik Yönetim Kurulu üyelerimizle milletvekillerimiz ve dostlarımızla genel bir değerlendirme yapıldı. Oturum başkanımız sayın Vedat TATAR; Ülkemizin yapay rejim sorunları yaratılarak ATATÜRK Cumhuriyetinden ödünler verilmeye, bölünmeye ve etnisite bazında parçalanmaya gidildiği ve kadınlarımızın yaşam tarzları-toplum içindeki konumları açısından endişelerinin olduğunu söyledi. Bu konuda GÖKÇAM İstanbul Dernek başkanı Nurgül SABANCILAR’ın kaygılarını dile getirmesi için söz verdi. Bayan SABANCILAR sözlerini yineleyerek aynı kaygıları ayrıntıları ile anlattı. Daha sonra Etkinlik Sonuç Bildirgesi yeni önerilere açık olmak kaydı ile tüm katılımcılara dağıtıldı.
25 - 26 ARALIK 2010
“KARAÖZÜ ŞAHRUH’TAN GEÇENLERİN ÖYKÜSÜ”
ANTALYA BULUŞMASI
SONUÇ BİLDİRGESİ
Laik-çağdaş Cumhuriyet’mizin korunup kollanması ve ŞAHRUH’tan geçenlerin yaşamın her alanında örgütlü olması, yörelerimizin sanayi-tarım alanlarında kalkınması amacı ile 14 köy 3 Beldenin yurtiçi ve yurtdışı yaşayanları kültür kenti Antalya’da buluştuk. Resim-Karikatür sergisi ile açılışı yapılan etkinliğimiz; Panel ve eğlenceli tanışma yemeği ve 26 Aralık Pazar günü yöre sorunlarının tartışıldığı kahvaltı ile son buldu.
1- Antalya’da yaşayan Şahruh’tan geçenlerin tanışması- kaynaşması, iletişim bilgileri ve etkinliğin sunumlarının kitapçık haline getirilmesi,
2- Yörenin kalkınması için girişimlerin desteklenmesi projelerin hayata geçirilmesi, Üst Birlik kurulması, yerel tohumlarımızın toplanarak tekrar yetiştirilmesi- yaygınlaştırılması çalışmalarının başlatılması,
3- Köy Enstitülülerin üreterek öğrenme ruhu ile yörelerimizdeki okulların sınavlarda başarı oranlarının yükseltilmesi için yöre okullarımıza gerekli desteklerinin verilmesi ve fakir öğrencilere destek olmak amacı ile fon oluşturulması,
4- Yöreye ait Sivil Toplum Örgütlerinin-İnternet üzerindeki radyo ve sitelerin birleştirilmesi,
5- Süreli yazılı yayın olarak ŞAHRUH dergisinin geliştirilmesi, tüm yörenin sesi olması,
6- Yöremiz yazar-çizer ve sanat insanlarını yöre ile buluşturmak ve ürünlerini yöre etkinliklerinde sergilemek-tanıtmak için ses getirecek etkinlikler düzenlenmesi,
7- Belde belediyelerimizin gelirlerinin artırılması, Çevre Köyleri ile ilişkileri geliştirerek KARAÖZÜ’nün nüfus sorununun çözülmesi ve ilçe olma yolunda somut adımlar atılmasının sağlanması,
8- Bu etkinliğin yöre insanımızın yoğun olduğu kentlerde tekrarlanması,
9- Yöre insanlarımızın Laik –Çağdaş Cumhuriyetten yana olan siyasi partiler ve Sivil
Toplum Örgütlerinde üye olması, yönetimlerinde yer alması,
ŞAHRUH ismi altında yöre köylerimizin hiçbir ayrımcılığa (Etnisite ve soy bazında) tabi tutulmadan bir araya gelmesi, kalkınması için yapılacak çalışmalarının Yerel Yöneticilerimize (Belediye Bşk. Meclis Üyeleri, Muhtar ve Azalara) iletilmesi benimsenmiştir.
Düzenleme Kurulu Üyeleri
Vedat TATAR Rıfat SAÇI Süleyman ÖZEL Ali DENİZ Kemal KORKMAZ
KARAÖZÜ GÖKÇAM KARAÖZÜ MİSLEROVACIĞI BURUNVİRAN
Oturum başkanımız Vedat TATAR; Siyasi erk ve devlet yönetiminde olmadığımız sürece hiçbir başarı elde edemeyeceğimizi, Yörelerimizin tarım ve Sanayi alanlarında kalkınması için Üst Birlik kurulmasını, Fakir öğrencilerimizi okutmak için fonlar oluşturulmasını, Köyler olarak isim konusunda ve birliktelik konusunda hiç birimizin karşı çıkmayacağı “ŞAHRUH” ismi altında tüm kurum ve kuruluşlarımızı dizayn etmemizin gerektiğin vs. önerdikten sora tüm katılımcılara teşekkür ederek, etkinliğimizin bir değerlendirmesini yaptı. Bu sunulan SONUÇ BİLDİRGESİ’nin eksikleri olabileceğini, katkı koymak isteyenlere kâğıt dağıtarak önerilerini yazılı olarak vermelerini istedi. Bazı dostlarımız yazılı olarak sundular ancak zamanın darlığı nedeniyle 15 gün süre içinde ileti adresine gönderilmesini karara bağladılar. Söz almak isteyenlerin önerilerini beklediklerini de özellikle belirtti.
Sayın Mustafa ÖZDEMİR, Projelerle ilgili açıklamalarda bulundu. Yaşlılar değil gençleri bu işlere yönlendirmek gerektiğini ve projelerin ayrıntılarının bulunduğu internet adreslerini verdi.
Tarım konusunda yörelerimizin yeni bir tür ya da yeni bir teknikle yetiştirilen bir kavak türünden söz etti. Sunum ayrıntılarını oturum başkanına ileteceğini ve her zaman yöre için yapılacak yararlı projelere destek vereceğini de ekledi.
Sayın Şenol YÜCEL tarım ve besicilik konusunda düşüncelerini-tecrübelerini anlattı.
Yedi Bucak Avşarları Dernek Başkanı sayın İsmail DOĞAN, Örgütlerle bir şeyler yapılmalı, Bireysel organizeler başarılı da olsa; Ki bu organize çok çok başarılıdır, emeği geçenlere teşekkür ederim, ancak örgütlülüğün şart olduğunu, bir örgüt adı altında yapılması gerektiğini de belirtti. Ankara’da uzakta olsa bir arsa alınıp yöremizin sosyal-Kültürel (Düğün-Nişan-Toplu Yemekler vs.)yaşantısını sürdürebileceği bir sosyal tesis türünde kompleks oluşturulabilmesi için kooperatif kurulmasını önerdi ve de Yılbaşı eğlencesi düzenlediklerini belirterek ŞAHRUH’TAN GEÇENLERİN Ankara’da oturanlarını Yeni Mahalle Belediyesi YENİ SALONDA 31 Aralık 2010 saat 19:00 da herkesin yiyeceğini-içeceğini getirerek müzik, davul-Zurna eşliğinde Yeni Yıla hep birlikte girmek için davet etti.
Mislerovacığı Ankara Dernek Başkanı ve Şahintepe Mahalle muhtarı sayın Hüseyin ASLAN; Dernek yerlerinin olduğunu tüm akraba köylerimize bu mekanları kullandıracağını ayrıca da her insanımızın siyasi partilerde üye olmasını önerdi.
İzmir BEŞ KÖYLER Dernek başkanı sayın Bülent AVAR etkinliği çok başarılı bulduğunu belirterek teşekkür etti.
Avrupa’dan gelen dostlarımızdan ve Dernek temsilcilerimizden de bazı öneriler geldi.
İğdeli CEMEVİ inşaatına yardım talebinde bulunan sayın Birgül ÇINAR’ın önerisi tartışıldı. Keziban SOURİS, Nilüfer TUNÇ ve Emin DEMİREL Avrupa’daki Cemevleri hakkında görüşlerini belirtirken Süleyman GÖRGÜLÜ dostum da hep dinledi. Olumlu-olumsuz görüşler dile getirildi. İsteyenlerin katkıda bulunması önerildi. Bu etkinliğe organizenin temsilcilerinin gelmelerinin ve yardımı da onların istemesi doğru olacağı da belirtildi.
Oturum başkanımız; Dostlar somut önerilerle devam etmeliyiz, Antalya’da bir temsilci belirlenmeli önerisi sonunda sayın Rıfat SAÇI’ya bu görev önerildi. Sayın SAÇI gönüllülük esasına dayanan bu görevi seve seve yapacağını söyledi.
Ayrıca ARSA alımı konusunda da gelen önerilere sayın Rıfat SAÇI ve sayın Murat ALBASAR arkadaşlarımızın çalışmalara başlaması kararlaştırıldı.
Oturum başkanımız İzmir’den KUŞSARAYLI bir öğrencimizin ABD’ye Master için gitmesi gerektiğini EGE KDD Başkanı sayın Erdoğan YÜCEL’in yazısından okuduğunu, bu arkadaşa yardımcı olmak en iyi hizmettir önerisi ile Mehmet TAŞTAN’a (Karaözü) söz verdi.
Sayın TAŞTAN 1000 (Bin) TL yardımda bulunacağını söyledi. Adalet AYDIN (Kuşsaray) 200 Tl, Başer ÖZDEMİR(Karaözü) 100 Euro ve verenleri takip edemediğim dostlarımız katkılarını sundular. Erdoğan Yücel Bey iletişim için yardımcı olacağını belirtti.
ŞAHRUH Dergimiz Yayın Kurulu başkanı Sayın İ. KILIÇÖZGÜRLER; Dergi yayınlanmasının zorluklarından söz ederek derginin tüm yörenin sesi olması önerisine sıcak baktığını gençlerin yayın kuruluna girmesi gerektiğini, bir defaya mahsus tüm dostlara dergi gönderileceğini, ödentiler gelince de devamlılık sağlanacağını anlattı. Halil DALAK ve Soysal BAĞCI’ya da katkılarından dolayı teşekkür etti.
Radyoların ve internet sitelerinin ŞAHRUH adı altında birleştirilmesi önerisi fazlaca tartışılmadı.
Bu etkinliğin tekrarı konusunda öneriler oldu. Oturum başkanı sivil toplum kuruluşlarının devam ettirmesi gerektiğini ancak bu etkinlikte olduğu gibi sahip çıkmazlarsa buradan çıkacak gönüllü dostlarla ŞAHRUH’TAN GEÇENLERİN ÖYKÜSÜNÜçeşitli sanat-Edebiyat alanında anlatmaya devam edeceklerini bildirdi. Mersin, İzmir, İstanbul, Ankara, Çorum ve KARAÖZÜ’de “ŞAHRUH’TAN GEÇENLERİN ÖYKÜSÜ” devam edecektir sözünü yineledi.
Bu etkinliğin önermeleri katılan dostlar ve katılmayan tüm insanlarımızın yazılı bildirimleri ile kesinleşecektir.
Bir milletvekilimizin dediği gibi “ Ankara Üniversitesi ya da Hacettepe ayarında üniversitelerin yapabileceği bilimsel-kültürel açıdan son derece önemli konuların sunulduğu bu düzeyde paneli ancak çok tutkun ve zeki toplumlar yapabilir”. Valisinden Milletvekiline, Belediye Başkanından Muhtarına, İşadamından Bilim insanlarına kadar Kültür-Bilim ve sanatın en seçkin konu ve konuklarını bir araya getirmenin ne derece güç olduğunu da göz önüne alarak; Sizleri kutluyorum, sözlerine teşekkür ederiz.
Bizler Etkinlik Yöneticileri olarak bir başlangıç yaptık. Antalya Büyükşehir Belediye Başkanımıza, afişimizde isimleri olan maddi katkı koyanlarımıza, sanatçılarımıza, Sivil Toplum Örgütlerimizin temsilcilerine, Avrupa’dan gelen dostlarımıza, tüm katılımcılarımıza, katılmak isteyip katılamayanlara, hatta bu etkinliği her ne sebepten dolayı olursa olsun yanlış bulanlara, internet üzerinden radyo yayını ile izleyenlere, internet sitelerinde yayınlayanlara, ekonomik durumum iyi değil ancak gücümün yettiğince maddi katkı koymak isterim diyen UFUK TÜKENGÜN’e, Facebook sayfalarında paylaşanlara-paylaşmayanlara, etkinliğin ilk slaytını yaratan Zeynel ÖZER’e, muhtarlarımız sayın Orhan ÇELİKCAN- Hüseyin ASLAN dostlarımıza en içten duygularla sevgi ve saygı sunuyoruz.
“ Etkinliğimize katılan tüm dostlarımızın harcamalarını kendileri karşılaması ve Dünya’nın her köşesinden gelerek etkinliğe katkı sunması” Yörelerimizin imece kültürünün genetiğinde yaşatıldığını kanıtlamıştır.
ŞAHRUH’TAN GEÇENLERİN SON SÖZÜ;
İlkeli-Devrimci, yiğit gazeteci ve düşün insanı Uğur MUMCU’dan olsun.
BU HALKA GÜVENMEK LAZIM.
SAYGILARIMIZLA.
ETKİNLİK YÖNETİM KURULU
BİZİM AŞİRET´DEN ÇIKAN REFERANDUM SONUÇLARI
| TOPLAM OY | EVET | HAYIR | HAYIR YÜZDESİ | |
| KARAÖZÜ | 782 | 26 | 756 | 96 |
| BURUNÖREN | 41 | 2 | 37 | 82 |
| İĞDELİ | 114 | 3 | 113 | 97 |
| KALEKÖY | 41 | 2 | 42 | 95 |
| KARPINAR | 73 | 1 | 72 | 99 |
| KIZILPINAR | 34 | 18 | 16 | 47 |
| YERLIKUYU | 81 | 0 | 130 | 100 |
| Kaynak: Emin Demirel | ||||
| NOT: Burunören Referandum sonuçları düzeltilmiştir! BURUNÖREN için Kaynak: Turgut Demir |
BÜYÜK BULUŞMA
Çorum’a bağlı KUŞSARAY-GÖKÇAM-KÖRÜCEK - MİSLEROVACIĞI, Kayseri- Felahiye ilçesine bağlı ACIRLI köyü, KARAÖZÜ ve ÇEVRESİ Köylerinden göç etmişlerdir. Son yıllarda göç eden köylerimiz ile KARAÖZÜ,KARPINAR-İĞDELİ - YERLİKUYU-KALEKÖY – KIZILPINAR – KADILI-EBULHAYIR ve BURUNVİRAN‘dan oluşan çevre köylerimizin Ankara’da yaşayanları olarak derneklerin etkinliklerinde buluşulmuş ve tanışılmıştır.
Bu toplantılarda tüm hemşehrilerimizin bir dileği vardı; “Yöremizin bugünü ve yarınının her açıdan değerlendirileceği bir toplantı yapılmalı ve kesinlikle sorunları tartışılmalıdır, Siyasi örgütlülük-yerel bazda derneklerin birleştirilmesi, Radyoları-İnternet Siteleri ve süreli yayınlarımızın (ŞAHRUH ve KUŞSARAY Dergimiz) birleştirilerek tek ses olması gündeme alınmalıydı” diye hep düşünmüşüzdür…
Kısır döngü içindeki köy dernekçiliğine -kısır çekişmelere ve de hiç bir alanda sesimizin duyurulmamasına açıkçası üzülüyorum. Yöre insanlarımızın da benim gibi düşündüğünü sanıyorum. Sayıca az olmadığımız gibi başarılı insanlarımızın iyi konumlarda olmalarından dolayı da şanslıyız. Şu anda Türkiye'deki ekonomik olarak güçlü sayılabilecek büyük kuruluşların (Holdingler-Sanayii Kuruluşları) üst düzey yöneticileri başarılı insanlarımızca temsil edilmektedir. Bizlerin bunlardan hiç haberi yokmuş gibi davranmamız yöremize yapılabilecek en büyük kötülüktür.
Yöremizde üniversite kazananların yanı sıra, derece yaparak en iyi üniversiteleri bitirenlerle tanışıklığımız hemen hemen yok gibi. Gençlerimiz birbirlerini tanımıyorlar. Üzülerek söylemeliyim ki; Bizlerin de bu konuda onları tanıştırmak-kaynaştırmak gibi bir etkinliğimiz ve çabamız da yok.
Yöre insanlarımızın yazarları-çizerleri – uluslararası üne kavuşmuş Şairleri - ve her alanda başarılı beyin gücümüzü tanımak-tanıştırmak ve tespit etmek gerekmektedir.
İşadamlarımız, küçümsenmeyecek kadar büyük işlere buluşlara- üretimlere damgasını vurmaktadırlar. Ancak bu üretimin ve kazanımların yöremize hiç katkısı olmamaktadır. Katkı sunmak isteyenleri de yüreklendireceğimize, ötelemeye çalışmaktayız.
Bizler, yıllardır siyasette kullanılan oy deposu olduk. Ne acıdır ki biz seçtik ama hiç seçilmeyi beceremedik. Ya da seçilenlerimiz kendi çabaları ile başka yörelerden seçildiler. Bu seçilmiş insanlarımızla da iyi iletişim kuramadık, onların seçilmesinde etkimizde olmadı. Onlardan yararlanamadık.
Laik Cumhuriyetten yana olan etkin derneklerde ( ADD- ÇYDD) bireysel olarak kayıtlarımız var. Ancak bu derneklerde hiç güç olamadık, yönetimlerinde bulunamadık. Bazı istisnaları saymazsak, yönetimlerine aday olma cesaretimiz bile olmadı.
Ülkemizin her yöresinde bireysel de olsa siyasette varız. Hiçbir belediyemize bir yöre insanı yerleştiremediğimiz gibi, o belediyelerde çalışanlarımızın yükselmesine de katkı koyamadık. Hiçbir insanımız belediyelere ait ne bir dernek yeri alabildi ne de belediyelerin olanaklarından diğer yöreler gibi yararlanabildi. Daha üzücü olanı da; yöremizden kişisel çabaları ile Belediye Meclis Üyesi- İl genel Meclis Üyesi olanlar hariç, örgütlenerek bir insanımızı bu görevlere getirme başarısını da sağlayamadık. Bir şekilde bu görevlere gelenleri de kollamak ve bir kaç kişi daha bu görevlere getirmek ve de desteklemek için güç olamadığımız gibi, engellemeye varacak davranışlarda da bulunduk.
Köy Enstitülü öğretmenlerimizin ve Cumhuriyetin ilk yıllarında yaşayan atalarımızın mirasını tükettik. Onların yor yoksul hallerindeki başarılarına eşdeğer bir yükselme ve ilerleme gösteremedik. Günümüz Türkiye’sinde eskisi gibi kürem kürem polis-hemşire-öğretmen-trenci olamıyoruz. Bir kaç üniversite bitirmiş gençlerimiz bile iş olanağı bulamıyor. Kısacası siyasi iktidar bizleri yok sayıyor.
Tarımımız bitmiş, yörelerimizde meyve-sebzecilik ve hayvancılık sona gelmiştir.
Artık dur demenin, bu sorunu birlikte çözmenin zamanı geldi de; geçiyor bile… Bu girdaptan kurtulmanın çözüm yollarını bir an önce bulmalıyız. Federasyonlarımızla - Derneklerimizle, yazılı süreli yayınlarımızla, İnternet âlemindeki sitelerimizle-radyolarımızla, yurtdışında yaşayanlarımızla, Genel Müdürlerimiz-Bürokratlarımız ve Akademisyenlerimizle kısaca toplumumuzda “ben varım” diyebilenlerimizle bir araya gelip tartışmalı-birleşmeli yöre ve sarsılmaya çalışılan Cumhuriyetimiz için doğrularda buluşmalıyız…
25-26 Aralık 2010 tarihinde kültür etkinliklerinin şehri Antalya'da yöremizin tanıtılması gerekir. Neden Antalya? Neden 25-26 Aralık 2010? Antalya Uluslararası Kültür etkinliklerinin yapıldığı bir şehir. Bu nedenledir ki; Yöremizin basında yer alması ve uluslararası bir platformda tartışılır olması önemlidir. Tarihlerine gelince de; Yurtdışındaki temsilcilerimizin bir çoğu bu tarihlerde Antalya’ya gelmektedirler. Yani AB ülkelerinin NOEL tatili olması nedeniyle orada yaşayan eş-dost akrabalarımız izinlidirler.
25-26 Aralık 2010 -Cumartesi ve Pazar günü yurtdışında yaşayan dernek temsilcileri, toplumda tanınan yazar-çizer, sanatçı ,internet sitesi ve radyo temsilcisi ya da gelebilecek tüm insanlarımızı "KARAÖZÜ ve ÇEVRE KÖYLERİ, Yöremizden 240-250 yıl önce ayrılıp ÇORUM'a göç eden KUŞSARAY, GÖKCAM, MİSLEROVACIĞI, KÖRÜCEK ve Kayseri-ACIRLI yerleşkelerinde yaşayan akrabalarımız, Belediye Başkanlarımız- Muhtarlarımız, yerel yöneticilerimiz gelmek isteyen herkesi ANTALYA da bir etkinlikte buluşturmak istencim ve önerimdir.
Yöremizin yıllar önce yazılarıyla tanınmasını sağlayan, Antalya da yaşayan Fikret OTYAM ile söyleşi, Gökçam köyümüzden Prof. Dr. Veli SAPAZ hemşehrimizin de katılacağı bir sohbette ,”YÖREMİZİN dünü, bugünü ve yarını, Sivil Toplum Örgütlerimizin durumu” konulu bir panel ayrıca da bir resim-karikatür sergisi düzenlemek de önerimdir. Antalya’da yaşayan tüm köylerimizin insanları ile buluşulmalı-tanışılmalı, türkü tadında bir gece geçirilmeli… Yerel sanatçılarımızdan Kadim Dostu, Sarp ÖZTÜRK'ü ve Hurşit HAS (Kuşsaraylı), Almanya'da Caner BAL'ı – Tanju DUMAN’ve Leman ÖZDEMİR ve grubunu, hatırlayamadığım yöre sanatçılarımız da getirilmeli. Çorum’da Kuşsaray'dan çizerimiz UĞUR PAMUK dostumuzun eserlerini ve ismini hatırlayamadığım (Soyadı, KOLUKISA) bir bayan arkadaşımızın resim sergisini ilgiyle izledik. Bu dostlarımızla birlikte yöremiz insanlarından bu tür yeteneği ve eserleri olan sanatçılarımız da etkinlik için davet edilmeli, bu etkinliğimize renk katmaları sağlanmalıdır.
Antalya Abdal Musa dernek başkanı Eczacı GÜLÇİN AKÇA kardeşimizin Burunviran köyünden olduğunu duyuyorum, Atatürkçü Düşünce Dernek Yöneticilerini ve de Antalya’daki çağdaş derneklerimizin yöneticilerinin de katılacağı bir etkinlik olabilir mi; Düşüncesi şimdiden bana heyecan veriyor ...
Tüm dostlarımızın da bu etkinliğe heyecan katacak önerilerini bekliyorum.
Bu etkinliğe maddi katkı sağlayacağına inandığım, isminin burada açıklanmasını istemeyen, yüreği yöresi için çarpan dostlarımızın da olduğunu hatırlatmadan geçemeyeceğim. Belli mi olur! İçimizden Antalya’daki yemekli gecemizin ederini karşılayacak bir ya da birkaç yöre dostu çıkacaktır … Bunca yıl siyasette aktif olan bazı dostlarımız Genel Başkan- Genel Sekreter düzeyinde gecemize katılımlarını sağlayarak basında yeralmamıza katkı sağlayacaktır. Hatta maddi katkı sağlayanları da olacaktır.
Antalya’da yaşayan yöre insanlarımızdan birileri çıkacak, organizemize önderlik edecektir. Ev sahipliği görevini üstlenerek orada yaşayan dostlarımıza bu etkinliğimizi duyuracaktır. Yöre İnsanımıza çok güveniyorum. Haydi dersek başaramayacağımız- üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir sorun yoktur…
Yazarlarımız-Şairlerimiz - Ozanlarımız-Çizerlerimiz. Süreli yayınlarımızın Yayın Kurulu başkan ve Üyeleri. Yerel Yöneticilerimiz olan Belediye Başkanlarımız, Belediye Meclis Üyelerimiz-Muhtarlarımız, Azalarımız. Ankara-Çorum-İstanbul-İzmir - Mersin-Kayseri-Yurtdışındaki tüm yöre adına kurulmuş Federasyonlarımızın ve Derneklerimizin Başkanları ve Yönetim Kurulu Üyelerimiz. İnternet Sitelerimiz ve Radyolarımızın kurucuları ve sunucuları. İşadamlarımız. Bürokratlarımız - Akademisyenlerimiz, Genel Müdürlerimiz, Laik Cumhuriyetten ve ATATÜRK çizgisinden ödün vermeyen siyasi Partilerimizin Temsilcileri, Tüm sivil toplum yöneticilerimiz ; “ Yöremizin güzel insanları davetlimizdir”, diyebilmeli… Bu etkinliğe sahip çıkmalı …
Bu etkinliğimizin nasıl olacağı konusunda öneri ve katkılarınızın olacağını biliyor ve bekliyorum.
Ve diyorum ki: HAYIR’da HAYIR vardır. Umarım 12 Eylül’de de HAYIR çıkacaktır. Yöre insanımız HAYIR’ı sever. Hadi HAYIR’lısı…
Saygılarımla…
Eğitimci Vedat TATAR
İletişim: vtatar@gmail.com,
tel: 0533 735 09 00- 0312 420 60 58
YA SAHİP ÇIKACAĞIZ YA KAYBEDECEĞİZ

Değerli yurtsever, milliyetçi, laik, demokrat, Atatürkçü ve bağımsız Türkiye sevdalıları;
12 Eylül de referanduma sunulan anayasa değişikliği ülkemizin bağımsızlığı, laiklik, bölünmez bütünlüğü ve yargı bağımsızlığımıza sahip çıkmamız için son fırsattır.
Bir tarafta;
Laiklik karşıtı örgütlenmeden odağı olmakla suçlu bir parti, bölücü örgütün siyasi temsilcisi olan bir parti, AB, ABD, PKK, ölüleri bile oy kullanmaya çağıran cumhuriyet düşmanları var.
Diğer tarafta ise;
Laik, demokrat, cumhuriyetçi, milliyetçi be bağımsız Türkiye Sevdalılarılar.
Biliyoruz ki biz bölücülerden daha çoğunluktayız fakat sandık da oy sayılacak.
13 eylül sabahı geleceğimizi karartmak istemiyorsak 12 eylülde her türlü fedakarlığı yapıp OYUMUZU ÜLKEMİZİN HAYIR’I İÇİN KULLANALIM.
OYUNU NE BAHANE OLURSA OLSUN KULLANMAMAK VATANA İHNETTİR GELECEĞİMİZİ KARARAMAKTIR UNUTMA!
Karşındakiler ölüleri bile oy kullanmaya çağırıyor BİR OY BİR OYDUR!
Sevgi ve saygılarımla
İsmail DOĞAN
ANKARA
ANTALYA'DAN MEKTUP VAR
Zaman zaman Yedibucak Avşarlarını daha yakından tanımak için Türkmen sitesine giriyorum. Bu site, çoğu zaman bilgi açlığımı gideriyor, bana ipuçları veriyor. Sağlıklı bir toplum, geçmişini bildiği oranda geleceğini sağlıklı inşa eder.
Bu bakımdan sözlü gelenek ürünlerinin bol bol rastlanıldığı bu tür yerel sitelere ihtiyaç vardır. Kadim dostum, kardeşim Secatipek Demir arkadaşım olağanüstü bir özveriyle bu siteyi yaşatıyor. Benim beklentim site okurlarının da kendi değerlerini hafifsemeden, yerel deyimlerden lakaplara, kaybolmaya yüz tutan mevkii adlarından, soy sop lakaplarına günümüzde kullanım alanı azalmış el araçlarından daha birçok folklorik değeri kayıt altına alıp kitlelerle buluşturmak görevi olmalıdır.
Bu verilerle Yedibucak Avşarlarının folklorik değerleriyle ilgili çok sayıda kitap yazılabilinir. Dileğim, geniş ufuklu insanların elinde bu tür sitelerin çoğalmasıdır.
Gün başarıyı kutlamak, KARAÖZÜ'nün ve ÇEVRE KÖYLERİMİZİN sorunlarına el atmak, çözüm üretmek günüdür.

- Photo by kilicdagli > mehmet öztürk

- KARAÖZÜ
Sevgili dostlar;
KARAÖZÜ'nün belediye olarak kalmasının tek dayanağı "KARAÖZÜ'lülerden çok ÇEVRE KÖYLÜ'lerimizin de cesaretli davranmaları ve fedakarlılıklarının yanı sıra muhtarlarımız, Çevre Köyleri Muhtarlarımız dahil tüm belediye çalışanlarının gayretli tutumlarıdır".
Elbette KARAÖZÜ ve ÇEVRE KÖYLERİMİZ ellerinden geleni yapacaklardı.
Asıl burada önemli olan AKSARAY SARATLI belediye başkanı Muharrem KAPLAN’ın, MESKİ teftiş kurulu başkanı Tekin KARABIYIK dostumun yol gösterici uyarılarıdır, kendilerine teşekkür ediyorum. ANKARA-MERSİN toplantılarımızda CHP Tokat Mvekili Orhan Ziya DİREN ve kasabamızla ilgisi olmayan dostların katkıları ayrıca çok önemlidir.Tüm Dernek başkanlarımız ve yöneticilerimiz hatta internet sitelerimizin-radyolarımızın yöneticileri seferber olmuşlardır.
Yurt dışındaki tüm dostlarımızın katkısı olmasa bu başarı olmazdı. Zeki IŞIK, Aybar AVCI, Ali KARADELİ ve Nihat ÇOBAN dostlarımızla elbirliği ile bu başarı gelmiştir. Emeği geçenleri alkışlamak ve teşekkür etmekten başka bizlere düşen başka bir görev yoktur. Sayın Çakır GENÇ elbette yapacaktı, göreviydi ancak olağanüstü gayret gösterdi. Belediye çalışanlarımıza hane numaralandırmasındaki gayretlerinden dolayı ayrıca teşekkür ediyorum.
Dr. Basri ÖZDEMİR bilgi ve belge yardımını esirgemedi. Davanın Avukatlarından bilgi ve belgeleri almakta zorlanmadığımız için de bu işi kotardık. Bu başarı KARAÖZÜ ve ÇEVRE KÖYLERİNİN BAŞARISIDIR. Ben buradan tüm derneklerimizin başkan ve yöneticilerine, İnternet ortamında Adrese Dayalı Nüfus sayımı sırasında ve de dava sürecinde yayımlarını esirgemeyen tüm eski ve yeni yöneticilerimize teşekkür ederim. Ancak "www.turkmensitesi.com" yöneticisi arkadaşım mükemmel bir sunum ve dizayn yapma becerisinden ve de KARAÖZÜ'lü sitelerimizin bazılarından daha duyarlı davranmasından- Ana sayfada duyurmasından dolayı Secati DEMİR kardeşime çok teşekkür ederim.
Kızılpınar köyümüzden sayın EMİN DEMİREL- Burunviran köyümüzden Keziban hanım gibi ismini anımsayamadığım dostların çabalarını takdirle karşılıyor kendilerine teşekkür ediyorum.
Bu arada bu çalışmalarda mesai konusunda ve her konuda katkılarını esirgemeyen DSP İstanbul M.vekilimiz- Yerel Yönetimlerden sorumlu Gen. Başkan Yardımcımız Hüseyin MERT beye saygı ve şükranlarımı sunarım. Dava süreci devam ederken belediye başkanlığı değişimi olmuş ve sayın ŞENER TATAR seçilmiştir. Davanın takibinde olağanüstü ilgi göstermiştir, kendisine de teşekkür ederiz.
Eğer benim de bu dava sürecinde bir nebze de olsa katkım olduysa, bunun nedeni; “KARAÖZÜ’yü, MAARİFÖZÜ yapanların ve şu anda da toprak altında nur içinde yatanların kemiklerinin sızlatılmaması gerektiği içindir. ”Cemal YAPICI dostuma selamlar o bu konunun lehimize sonuçlanması için bana bir söz etmişti (Ayrıntısını O biliyor, benim açıklamam doğru olmaz) o sözü yerine getirmekten de ayrıca mutluyum…
ANKARA-MERSİN toplantılarımızda maddi katkılarından dolayı Sayın Mustafa ÖZDEMİR-Hakan TAŞTAN’a ve Av. Fikret ARSLAN- Nihat-Caner ÖZTÜRK ve de AŞIK VEYSEL Derneği lokal yöneticileri dostlarıma, İzmir’de yaşayan Mansur AVCI- Ali TALAK beylere de katkılarından dolayı teşekkür ederim.
TBMM’inde KARAÖZÜ’nün sorunlarını gündeme getiren 22. Dönem İzmir Milletvekili Dr. Muharrem TOPRAK beye ve bu sorunları kamuoyuna duyuran ŞAHRUH dergimizin yöneticileri adına İsmail KILIÇÖZGÜRLER’in şahsında yazım kuruluna da ayrıca teşekkürü bir borç biliyorum.
Gün başarıyı kutlamak, KARAÖZÜ'nün ve ÇEVRE KÖYLERİMİZİN sorunlarına el atmak, çözüm üretmek günüdür. Barış ve dostluk dileklerimle sevgi-saygı sunarım.
Eğitimci Vedat TATAR
Mv. Danışmanı
12 Mayıs 2010
Cöp'ü yakmak ile ancak beynimizdeki cöpü yokedebiliriz?
Dogayi ve insanimizi sevmekden olsa gerek yöremize olan duyarliligimiz ve sevgimiz.Yöremizdeki secimin arkasindan 9 ay gecmis olmasina ragmen gözle görülür bir degisikligin görülmemesi üzücü bir durumdur."Halk tabiri ile gelen gideni aratir", cümlesininde nekadar yerinde oldugu malumdur.
Birkac yildir yöremizde yapdigim izin süreci icerisinde üzülerek seyirci kaldigimiz cöp sorunu gitikce dag gibi büyümekdedir.Yöremizde özelikle Yalcilarimizda,derelerde,yol kenarlarinda,piknik alanlari ve Kizilirmak kenarlari hep cöpden hemde kanalizasyonlardan nasibimi almakdadir.
Bazi sorumlular careyi cöpleri yakmak ile gidermeye calisada degisen bir sonuca erisememislerdir.Sorun yöremizin sorunudur amacimiz kisi veya kisileri suclamak degildir aksine hepimizin bu olumsuzlukda bir payi ve paydasi vardir.Düsünülmesi gereken bu sorun karsisinda alinabilecek tedbirlerdir.Köyümüzde özelikle yogun yagisin ve daglarimizin yesil bitki örtüsünden yoksunlugu erozyona ugramis daglarimizinda biran önce agaclandirilmasinin önemini göstermekdedir.Aksi durumda dogal afetler kacinilmaz hale gelecekdir.Sizlere buradan sunacagimiz resimler ilede bu durumu ifade etmeye calisacagiz.
Degerli yöre halkimizin bu sorunlar ile uzakdan ve yakindan bir ilgisinin olmamasi üzücü bir durumdur.Özelikle yöremizdeki son secimin ve yöremiz üzerinde sergilenen "sistemin" siyasi yansimalari yöre halkini bencil egoist bir yapiya sokmayi basarmisdir.Bütün bu olumsuzluklara ragmen bizler yöremizi sevenler olarak tüm duyarli insanlarimiza seslenmeyi bir görev olarak kabuleniyoruz.
Yarin gec olmadan yöremizdeki bu sorunlara duyarliligimizi gösterelim.
Teknik ve bilimin gelisdigi cagimizda hala ilkel metodlarla sorunlari göz arkasina itelemenin,sorunlari sadece ertelemekden baska bir ise yaramayacakdir.
Kendi cöpünü kendin yok et.
1.Bahcecilikle ugrasanlarinda bildigi gibi gübreleme sitemi ile ev cöpümüzün büyük bir bölümünü gübre olarak geri dönüsdürebiliriz.Resimdede gördügünüz gibi gübre kasaniza bir örtü toprak üzerine ev cöpünüz (yesilik, sebze,meyve,yemek artiklari atip üzerine tekrar toprak ile kapatarak devam edinilebilir.Birazcik yanmis kirec sepeleyerek hizli islem görmesinide saglayabiliriz.
2.Demir teneke,naylon,sise, gibi geridönüsümü olan artiklari evlerimizde suyla durulayip temiz halde bir depoda birikdirip tekrar geri dönüsüm icin kulanilabilmesini saglayabiliriz.
Birikdirilen bu cöplerin sehirlerden bedava gelip alabileceklerini biliyoruz.
Böylelikle duyarsiz bir sekilde daglara tepelere yaylalarimiza sacdigimiz cöplerimizin büyük bir bölümünü yokedebilecegimizi düsünüyoruz.
Daha duyarli bir toplum olabilmemiz arzusu ile.
alamanyabeyleri.com
Baki K.
29 Mart 2009 Mahalli İdareler Seçim Sonuçları:
ÜZME GENDİNİ - ÜZÜLÜRÜK VALLA!
Millet de varsın yeşil soğan yesin, Zaten önümüz Yaz….
YİĞİT MUHTAÇ KURU SOĞANA
Başbakan Tayyip Erdoğan Elbistan’da halka Aşık Mahzuni’nin "Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana" bir dörtlügü ile sesleniyor.
Milletin sırtından doyan doyana
Bunu gören yürek nasıl dayana
Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana
Bilmem söylesem mi söylemesem mi?
Düşünebiliyormusunuz bir Başbakan çıkıp da seçim meydanlarında "Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana“ diyebiliyor? Evet ben düşünüyorum ve düşündükce de utanıp sıklıyorum.
Siz AKP olarak tek başınıza 7 sene bu ülkeyi yöneteceksiniz ve bir Başbakan olarak da çıkıp seçim meydanlarında "Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana“ diyeceksiniz. Bu nasıl bir anlayış?
Hiç bir Allahın kulu da çıkıp Sayın Başbakanım siz ne diyorsunuz, agzınızdan çıkanı kulagınız duyuyormu, bir Besmele çekin‘de kendinize gelin demiyor. Bu ülkeyi siz yönetiyorsunuz, siz kimi, kime şikayet ediyorsunuz diye sormuyor. Orada ki seçmenler, sormuyorsa ben soruyorum buradan.
Siz kimi kime şikayet ediyorsunuz Sayın Başbakan.
çok ünvanınınız da var
Sizin bir Başbakanlık haricinde, bir çok ünvanınınız da var malüm, seçim meydanlarında sizlere seçmenleriniz tarafından Davos Fatihi, ikinci Atatürk, son Padişah olarak ilan edildiniz, sizlerde çıkıp seçim meydanlarında, "Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana“ diyeceksiniz her ne kadar siz kendinize yakıştırsanız da ben sizlere yakıştıramadım bu sözleri, bir Başbakan olarak.
Hükümet Başı
Hükümet sizin, Başbakan sizsiniz, Cumhurbaşkanı sizden, Devletin en yüksek mülkiye amiri sizden ( Valiler ). Sayın Deniz Baykal ile Polimige girip Tunceli Valisi için, halkın karşısına çıkıp da ben Vali‘mi kimseye yedirtmem diyebiliyorsunuz. Neden sizin Valiniz oluyor? Burada Sayın Başbakana bir hatırlatma yapmak istiyorum, Mülkiye amirleri Devlet amirleridir, Hükümet amirleri degildir, bu da gösteriyor ki Hükümet Devleti işgal etmişdir.
bir dokunamadığınız
Bir Ergenekon davası adı altında Atatürk ilkelerine sahip çıkan aydınları sorgusuz sualsiz içeri aldınız, bir dokunamadıgınız, kendileriniz Milletvekilleri kaldı ve bir‘de Askerler kaldı, Askerlerde Rütbelerini çıkardıktan sonra, emekli olunca dokunup içeri alıyorsunuz.
yiğitleri neden kuru soğana muhtaç etdiniz
Bunca zama tek başınıza bu ülkeyi yönetdiniz daha önceki Cumhurbaşkanı tarafından veto edilen yasaları şimdiki Cumhurbaşkanınız Gül sayesinde Meclisten „Gül“ gibi geçirdiniz elinize vuranmı oldu? Hayır! Peki bu yiğitleri neden bir kuru soğana muhtaç ettdiniz?
Buna nazaran seçim meydanlarıa çıkıp, Muhalefet parti liderlerini Halka şikayet ediyorsunuz Yigit muhtaç olmuş kuru soğana diyerek.
Diyebiliyormusunuz ki?
Yiğit muhtac olmuş, Buzdolabına,
Yiğit muhtac olmuş, Camaşır makinasına,
Yiğit muhtac olmuş, Bulaşık makinasına,
Yiğit muhtac olmuş, Çek yata,
Yiğit muhtac olmuş, Kömüre, Pirince, Makarnaya, Un’a Bulgura.
Hayır diyemiyorsunuz, cünkü bunların hepsini verdiniz bir Oy ugruna yiğitlerimize.
Millet de varsın yeşil soğan yesin….
Boş verin bir kuru soğan eksik olmuş yiğitlerimizin, kuru soğan olmasa da olur önümüz bahara geliyor Millet de varsın yeşil soğan yesin….
Süleyman Görgülü
13.03.2009
-o-
AVŞAR TÜRKMENLERİ
YEDİ BUCAK AVŞARI / Hamza Aksüt
YEDİ BUCAK AVŞARI / Hamza Aksüt (1)
(Bu yazının hazırlanmasına, yöreye bizi davet ederek büyük konukseverlik, içtenlik ve özveri gösteren Burunören köyünden Secatipek Demir ve Güldane Demir vesile olmuştur. Kısacık tatillerinde, yöredeki köyleri gezdirmek için bize zaman ayıran bu değerli canlara, konukseverliğinden ve sıcak ilgisinden dolayı, yöre halkına teşekkür ederim.)
Bu yazıda Kayseri ilinin Sarıoğlan ilçesinde yer alan Alevi yerleşimlerin tarihi ele alınacaktır. Burunören, İğdeli, Kaleköy, Karaözü, Karpınar, Yerlikuyu adını taşıyan bu yerleşimler, Kızılırmak’ın iki yakasında yer almaktadır. Burunören, sol yakada, öteki yerleşimler sağ yakadadır. Karaözü’nün sol yakada da toprakları vardır. Bu yerleşimlerden Karaözü kasaba, ötekiler köydür. Yerlikuyu köyü, yan yana olan Yerliburun ve Körkuyu köylerinin birleşmesiyle oluşmuştur.
Karaözü’nün tarihi, köy halkından Ahmet Özerdem tarafından ayrıntılı biçimde incelenmiş ve kitap olarak yayınlanmıştır. Kasaba halkının büyük bölümü, Malatya’nın Hekimhan ilçesinin Ardahan, Güvenç, Çırzı; Yazıhan ilçesinin Karaca köylerinden ve Kuluncak ilçesinin Kuluncak kasabasından gelmiştir. (Malatya’nın bu köylerinin tarihi ve Karaözü’ne göçleri üzerine ayrıntılı bilgi için bakınız, Hamza Aksüt, Anadolu Aleviliğinin Sosyal ve Coğrafi Kökenleri, Art Yayıncılık, 2002, Ankara)
Temmuz 2005’te yaptığımız araştırma gezisi sırasında halktan derlediğimiz bilgileri genel olarak şöyle sıralayabiliriz:
a- Bu yöreye ya da bu yöredeki Alevi köylerin halkına (Karaözü hariç) Yedi Bucak Avşarı denmektedir. Bu nitelemeyi daha çok çevre köylerin halkı kullanmaktadır. Karaözülüler ise bu niteleme yerine Türkmen’i yeğlemektedir. (Edindiğim izlenim, Türkmen’e “göçebe” anlamının yüklenmiş olmasıdır. Avşarlar, 24 Oğuz boyunun bir parçası olduğuna göre, Türkmen nitelemesi ile Avşar nitelemesinin bir çelişki oluşturmadığı, tersine, bir uyum gösterdiği açıktır.)
b- Köyleri kuranlar Halep kökenlidir. Halep’teki Bucak, Deli Bucak ya da Halep-Altı adlı bir yerden gelmişlerdir. (Halep, şimdiki gibi yalnızca Halep kentini değil, Kuzey Suriye’yi ve Güneydoğu Anadolu’nun bir bölümünü ifade ediyordu. Anadolu Alevilerinin ezici bir çoğunluğunun kökeni Halep Türkmenleridir ki, bu Türkmenler Urfa, Antep, Antakya ve Halep kırsalında kışlıyordu. Birçok Alevi topluluk, köken olarak ‘Halep-altı’ nitelemesini kullanmaktadır.)
c- Yedi nitelemesi, köylerin sayısının yedi olmasıyla açıklanıyorsa da, Yedi Bucak Avşarı olarak nitelenen köy sayısı altıdır. (Bu köyler, Burunören, Kaleköy, Yerliburun, Körkuyu, İğdeli, Karpınar’dır. Hatta, Kızılırmak’ın sol yakasındaki Burunören, bazı kaynaklarca Yedi Bucak Avşarı nitelemesine dahil edilmemektedir. Karaözü’nün Yedi Bucak Avşarı kapsamında olmadığı konusunda kaynak kişilerin tümü görüş birliğindedir.)
YEDİ BUCAK AVŞARI / Hamza Aksüt (2)
KÖYLERDEKİ SÜLALELER
Konumuz olan köylerde birçok sülale vardır. Doğal olarak, bunların tümünün izini tarih içinde izleme olanağından yoksunuz. Burada yalnızca tarihsel ad taşıyan sülalelerin izini sürmeye çalışacağız. Bundan önce sülalelerin bir dökümünü sunalım:
Burunören: Ağcalı, Emirli (ya da İmirli), Hameduşağı
Yerlikuyu’nun Körkuyu bölümü: Karahasanuşağı
Yerlikuyu’nın Yerliburun bölümü:
Lökcüler: Devecilik yapanlar anlamındadır, Halep’ten geldikleri söyleniyor
Sarıveliler: Halep’ten geldikleri söyleniyor. Solaklar (ayrıntı yarın)
Üsülüler: Çorum’un Gökçam köyünden geldikleri söyleniyor. Bunlara Aksarı (ya da Haksarı da deniyor.)
İğdeli: Dervişliler, Kara Cumalar, Mısıroğulları, Mülhümuşağı, Bektaşoğulları, Başıbüyükler
Karpınar:
Hodalar: Halep’ten gelme
Mahmudoğlu: Halep’ten gelme
Gayret Ahmetler: Halep’ten gelme
Kaleköy:
Asker-uşağı: Çorum’un Gökdere’den gelme
YEDİ BUCAK AVŞARI
Bilindiği gibi Avşar, Oğuz boylarından biridir. Avşarlar, birçok önadla nitelenmektedir. Bu önadlardan birisinin de Bucak olduğu anlaşılmaktadır.
Bucak Avşarı adlı bir oba, Yeni-İl Türkmenleri içindeydi ve Yeni-İl kazasında yurt tutmuştu. Yeni-İl kazası, Divriği’nin batısından Şarkışla’ya, bazı tahrirlerde ise Bozok ve Zamantı nahiyelerine kadar uzanan bir yönetim birimi idi. (Bu konudaki kayıt, 1700’lü yıllara aittir. On altıncı ve on yedinci yüzyılda yapılan birçok tahrirde Yeni-İl Türkmenleri arasında birçok Avşar obasının adı geçmekle birlikte, Bucak Avşarının adı geçmemektedir. Bucak Avşarı bu yüzyılda İmanlu Avşarı içinde yer alıyordu.) Günümüzdeki Alevi Türklerin atalarının önemli bir bölümü Yeni-İl Türkmenleridir. Bu Türkmenlerin kışlağı Halep’ti.
Bucak Avşarı nitelemesine bir başka örnek; on altıncı yüzyılda Alaiye (Alanya) yöresinde adı geçen Bucak Avşar köyüdür.
Konumuz olan yörede Bucak Avşarı nitelemesinin bir hayli eskiye dayandığı anlaşılmaktadır. Dulkadır padişahı Alaüddevle’nin oğlu Şahruh, Bucak Avşarı Kışlası, Bayır Deresi ve Karaözü köylerinin gelirlerinin bir bölümünü, Karaözü köyünde bulunan ve Şahruh Beğ köprüsü olarak anılan köprünün onarımı için ayırmıştı. Bu gelirlerin bir bölümü ise Şeyh İbrahim adlı dede ocağının zaviyesi olan İbrahim Hacı zaviyesine ayrılmıştı. Vakfiye suretinde ise Karaözü köyü ile Anbarlu ve Ağca Kışla mezralarının yarısının zaviyeye ayrıldığı yazılıdır. Vakfiye sureti 1494 tarihini taşımaktadır.
Bucak Avşarı Kışlası, Kızılırmak kenarında olmalıdır. Daha doğrusu, burası, konumuz olan yöredir. Bu ad, Bucak Avşarı topluluğunun burada kışladığını belirtmektedir. Bayır Deresi, Karaözü kasabasında bir yer adı olan Deli Bayır olmalıdır.
Yedi nitelemesinin kökenini tam olarak belirleme olanağından yoksunuz. Bu niteleme, Halep’teki Yedi Bucak adlı bir yerle ilgili olabilir ki; şimdilik böyle bir yer belirlemiş değiliz. Halep’te yer alan Siverek’te, Bucak adlı bir yer varsa da, burasının Yedi ile nitelenip nitelenmediğini bilmiyoruz. Buna karşın, Yeni-İl Türkmenleri içindeki Avşar’ın bir kolunun Sekiz Avşarı olarak nitelendiğini biliyoruz.
Kısacası; Bucak Avşarı ya da Yedi Bucak Avşarı bir Avşar obasıdır. Bucak Avşarı, en azından Dulkadır dönemine kadar uzanan bir nitelemedir. Obanın adı, Alevi toplulukları barındıran ve Halep’te kışlayan Yeni-İl Türkmenleri arasında geçmektedir.
YEDİ BUCAK AVŞARI / Hamza Aksüt (3)
KÖYLERDEKİ SÜLALELERİN TARİHİ
1- Mahmud-oğlu
Halep’ten Karpınar köyüne ilk gelen sülalelerden olduğu söylenmektedir.
Mahmudoğlu obası, 1631 yılındaki tahrire göre, Mısırlı obasıyla birlikte Ali Kethüda’nın yönetimindeydi ve Yeni-İl’deki İmanlu Avşarı içindeydi. Oba, 1641 yılında Bozok’taki Karapınar ve Bekmez-Götürdü yurdunda yaylamaya başlamıştı. Obanın tahrir nüfusu, 1631 yılında 42 idi. İmanlu Avşarı, 1548 yılında Yeni-İl’deki Kızıl Çukur yurdunda yaylıyordu. Dolaysıyla, Mahmudoğlu da bu yurtta yaylıyordu.
Adı geçen Karapınar köyü, incelediğimiz köylerden biri olan Karpınar olmalıdır. Buna göre Mahmudoğlu obasının Karpınar köyünü 1641 yılında yurt tuttuğu anlaşılmaktadır. (Karpınar, Arapça yazım gereği Kara Pınar olarak da okunabilir ki, araştırmacılar Kara Pınar’ı yeğlemiştir.)
1647 yılında da Karapınar’da yaylayan Mahmudoğlu obası, 1703 yılında Rakka’ya sürülen Receblü Avşarı arasındaydı. Birkaç yıl Rakka’da kalan bu Avşarlar, Zamantı yöresine kaçmıştı. Bu yılda Mahmudoğlu obası, 11 bennak + 9 mücerred = 20 tahrir nüfusuna sahipti. (Vergi nüfusunu 5 ile çarpıp mücerred sayısını eklediğimizde obanın nüfusu ortaya çıkar ki, bu nüfus 64 kişidir.) Karpınarlı kaynak kişi, Mahmudoğlu’nun ağılının Kaleköy olduğunu belirtmiştir.
2- Emirler
Burunören köyünde yaşayan bir sülaledir. Emir obası, 1631 yılında Yeni-İl Türkmenlerinin İmanlu Avşarı kolunda olup 35 vergi nüfusuna ve 16.050 adet koyuna sahipti. Obanın yöneticisi Emir Ali idi. Oba, 1641 yılında Bozok nahiyesindeki Karapınar ve Bekmez Götürdü yurtlarında yaylamaya başlamıştı. Buradaki Emir, Ali’nin obasının adıdır. Adı geçen Karapınar yurdu, incelediğimiz köylerden Karpınar olmalıdır. İmanlu Avşarı, 1548 yılında Yeni-İl’deki Kızıl Çukur yurdunda yayladığından Emir obasının da burada yayladığı anlaşılmaktadır.
Kayseri’nin Tomarza ilçesindeki Avşar köylerinden Emir-uşağı’nın bu Emirlerin bir parçası olduğu söylenebilir.
3-Mısıroğulları
İğdeli köyünde yaşayan bir sülaledir.
Mısırlu obası, Yeni-İl Türkmenleri arasındaki İmanlu-Afşarı ve Dokuz oymağı içinde yer alıyordu. 1583 yılında Dokuz oymağına bağlı olan ve vergileri İmanlu Avşarı ile birlikte kaydedilen Mısırlu, Yeni-İl’de, Koyuncu-Viran adlı bir yerde yaylıyordu. Oba, 1630 yılında 14 vergi nüfusu ve 5.330 adet koyuna sahipti. Mısırlu, 1641 yılında Bozok’taki Karapınar ve Bekmez-Götürdü yurtlarında yaylamaya başlamıştı.
Adı geçen Karapınar, incelediğimiz köylerden Karpınar olmalıdır.
4- Hodalar
Karpınar köyünün kurucu sülalelerinden olduğu söylenmektedir. Hoda, doğal olarak, yöre halkının anlam veremediği ve ad vurma geleneğinde yer vermediği ilginç bir addır. Bu durumda Hoda, büyük bir olasılıkla bir obanın adıdır. Bilindiği gibi, halk, Farsça’da tanrı anlamındaki ‘Hüda’ya, ‘Hoda’ der.
Hüda adlı bir oba, on altıncı yüzyılda Elbistan’ın Hurman nahiyesindeki (Pınarbaşının güneyinde) Binboğa dağlarında yaylaya çıkıyordu ve her yıl 100 akçe yaylak haracı ödüyordu. Obanın adı ‘Hüda’ kökenli olmayıp Hoda adlı bir yer olduğu halde, tahrir memuru bu adı ‘Hüda’ olarak yazmayı yeğlemiş olabilir.
Asıl önemlisi; bazen Hoda bazen de Hoba olarak kaydedilen bir Avşar obası belirlemiş durumdayız. Oba, Halep Türkmenlerine bağlı Receplü Avşarı içindeydi. Obanın adı, Yeni-İl, Rakka, Karaman, Kırşehri, Sis, Kayseriyye, Adana, Kars-ı Meraş (Kadirli), Zülkadriye (Maraş) ve Zamantı kazasıyla ilgili kayıtlarda geçmektedir.
“Türkmen taifesinden” biçiminde nitelenen Hoda, 1703 yılında Rakka’ya sürülmüştür. Obanın yurtları arasında, konumuz olan yöreye en yakın olanı, Zamantı kazası ve Kayseriyye livasıdır. Kayseriyye ile kastedilen, Zamantı’dır. İncelediğimiz köylerin halkları, Zamantı üzerinden buraya gelindiğini söylemektedir. Ayrıca; Alevi toplulukları barındıran Yeni-İl Türkmenlerinin bir bölümünün Zamantı nahiyesinde kayıtlı olduğunu biliyoruz.
Obanın yurtları arasında sayılan bazı yerler, obanın asıl yurdu olmayıp sürgünü ve göçebeliğiyle ilgilidir. Örneğin, Rakka, obanın sürgün yeri, Adana, Kadirli gibi yerler ise obanın göç yoludur. Karaman ve Kırşehri de obanın asıl yurdu değildir, obanın bir ara asıl yurdunu bırakarak buralara sarkmak istemesiyle ilgilidir.
Hoda-Hoba obasının yurtlarından en ilginci, kuşkusuz, Yeni-İl’dir. Rakka’ya sürülen topluluk, Yeni-İl Türkmenleri arasındaki bu obadır. (Sürgün tutanağındaki kayda göre obanın adı Hobalı değil, Hodalı olarak okunabilir.) Rakka sürgünü için 1729 yılında yapılan tahrirde oba, 10 bennak + 6 mücerred =16 vergi nüfusluydu (yaklaşık 56 kişi). Hoba’nın ya da Hoda’nın adının geçtiği kayıtlar 1690’lı yıllardan sonraya aittir. Bundan önceki tahrirlerde, Yeni-İl Türkmenleri arasında bu oba yer almamaktadır. Buna karşın, obanın bağlı olduğu Receplü Avşarı, Yeni-İl Türkmenlerinin Halep Türkmenleri kolunda adı geçen bir oymaktır.
5- Ağcalı
Anlatılanlara göre Ağcalı topluluğu Pınarbaşı’nın Hasa köyünden İğdeli köyüne oradan da Burunören köyüne gelmiştir. Hasa, 1563 yılı tahririne göre Maraş’ın Zamantı kazasının (Pınarbaşı ve Sarıoğlan’ın bir bölümü) Çörmüşek nahiyesinde yer alan 55 vergi nüfuslu bir köydü. Köy halkı Müslüman değildi. Hasa köyünde günümüzde Avşar’ın Kara Receb obası oturmaktadır.
On altıncı yüzyıl kayıtlarına göre Ağcalu topluluğu, başta Boğazlıyan olmak üzere Bozok’ta birçok yerde yurt tutmuştu. Burunören topraklarının bulunduğu Çubuk nahiyesinde Seyrekağıl, Örtülüce, Hamzalı ve Gevhertaş köylerinde de Ağcalu obası -göçebe olarak- barınıyordu. Bunlardan Örtülüce’nin öteki adı Resullü idi ki, 1240 yılında ortaya çıkan Baba Resul olayının önderi Baba Resul’e ad veren obadır.
Karaözü köyündeki Şeyh İbrahim zaviyesi için 1494 yılında düzenlenen bir tutanakta Ağca Kışla adlı bir mezranın adı geçmektedir. Bu mezra Karaözü köyü topraklarındadır.
Ağçalu obasının bir kolu Yeni-İl Türkmenleri arasındaydı. 1548 yılında Kangal’ın Mancılık yöresindeki Gökaven Hisarı yurdunda yaşayan Ağçalu, 4 neferan nüfusa sahipti. 1583’te 5 mücerred + 10 müzevvec = 15 vergi nüfusuna (55 kişi) sahipti. 1630-31 yılında Sultan Kethüda yönetiminde 3 neferana ve 410 koyuna sahip olan oba, 1641-42 yılında yine 3 neferan nüfusa sahipti ve Bozok nahiyesindeki Yosun Pınarı ve Kan yurtlarında yaylamaya başlamıştı. Bu son tahrirde, oba nüfusunun adı geçen yurtta bulunamadığı kayıtlıdır. 1644 yılında ise iki grup halinde Ekinci nahiyesinde yaşayan obanın 4 hanelik kolu, “perişan ve perakende” bir durumda, Güğercinlik’te (Kahramanmaraş ile Gaziantep arasındaki İslahiye yöresi) kışlıyordu. Obanın öteki kolu da aynı durumda olup 5 neferan nüfusluydu.
Bu Ağçalu obası, Şarkışla yöresindeki Gaziler-Mağarası ve Deli-İlyaslı köylerinin yakınında bir köye ad vermişti. Obanın buradan ayrılarak yukarıda sunduğumuz yurtlarda hareket etmeye başladığı anlaşılmaktadır.
1703 yılında Rakka’ya sürülen Receblü Avşarı obaları arasında Akça-Ali adlı bir oba yer almaktadır. Osmanlı tahrir yazıcısının -kendince bir anlam vererek- adı Ağcalı olan bu obayı, Akça-Ali biçiminde kaydetmiş olması mümkündür. 1729 yılında tahriri yapılan Akça-Ali obası, 16 bennak + 8 mücerred = 24 vergi nüfusuna (88 kişi) sahipti.
Ağcalı’nın en ünlü obası Hacılar’dır. Hacılar obası Anadolu’da birçok köy kurmuştur. Hacılar obasının önemli bir bölümü Safevi devletinin kuruluşuna katılmış ve devletin kuruluşundan sonra da etkin roller üstlenmiştir.
Tahrir kayıtlarında bu topluluk, Ağça ya da Ağca olarak okunmaktadır. Ağça’nın Alevi toplulukların ilk yurdundaki yeri, Kerkük’ün kuzeyidir. Topluluktan adını alan Kerkük’ün 46 km kuzeyindeki Ağçalar köyü sufilerin merkezidir. 1558 yılı tahririnde burası 80 neferanlı bir yerleşimdi.
6- Başıbüyükler
İğdeli köyünde yaşayan bir sülaledir. Bu sülalenin kökeni, Yeni-İl Türkmenleri arasındaki Başıbüyüklü obası olmalıdır.
1641 yılında Başıbüyük-oğlu olarak da kaydedilen oba, Kangal’ın batısında, Mancılık nahiyesindeki Han-ı Kesük (Kesük Han) yurdunda yaylıyordu. Bu tarihte 5 vergi nüfusu olan oba, 500 koyuna ve 12 deveye sahipti. Kayıtta Başıbüyük obasının Avşar boyuyla bir ilgisinden söz edilmiyor. Buna karşın, obanın Yeni-İl’in Halep Türkmenleri kolunda olduğu görülüyor.
7- Solaklar
Bu ünlü Alevi obasının adına Yerlikuyu köyünde rastlanmaktadır. Solaklar, Safevi devletinde adı geçen obalardandır. Pınarbaşı’nın Solaklar köyünü kuran Avşarlarla, İğdeli’deki bu Solakların ilgisi olmalıdır. Oba, Avşar’ın Koca-Nallı kolundandır ve 1702’de Rakka’ya sürülmüştür.
8- Hamed-uşağı
Eğer bu ad Hamid’in telaffuzuysa, (ki; halkın telaffuzu doğrudur. Arapça yazım gereği, Hamed ile Hamed’in yazımı aynıdır.) Yeni-İl Türkmenleri içindeki Hamid adlı oba, bu sülalenin kökeni olabilir. Yeni-İl tahrirlerinde adına yalnızca 1583 tarihinde rastlanan Hamid obası, Pir Bende Kethüda adlı birisinin yönetimindeydi ve 42 vergi nüfusuna sahipti. Hamid obası, Halep yöresinde Timur-İli adlı bir yerde kışlıyordu. Obanın Avşar boyuyla bir ilgisine rastlamış değiliz. Ancak; gerek yaylada gerekse kışlada Yeni-İl Avşarlarıyla aynı coğrafi ortamda bulunduğunu biliyoruz.
Asıl önemlisi; Kuzey Suriye’de, Türkmenlerin ‘Hamed’ olarak telaffuz ettiği bir yer vardı. Konumuz olan Avşarlarla birlikte Rakka’ya sürülen Beğdililerin bir destanında bu Hamed adı geçmektedir:
Taş-Demir’im de söyler özünden
Methedelim Beğdili’nin yazından
Ala Bucak, Kettele’nin düzünden
Hamed’in sancağın bastı Beğdili
Dolaysıyla, konumuz olan Hamed-uşağı, bu Hamed’den ad almış olmalıdır. Hamid adlı oba ile Hamed adlı bu yerin ilgisi konusunda kesin bir şey söyleyemiyoruz. Ayrıca; destandaki ‘Ala Bucak’ adı, bucak sözcüğünü içermesi yönüyle, konumuz açısından dikkat çekicidir.
Kısacası; Hamed-uşağı, Kuzey Suriye’deki Hamed’den gelmiştir. Bu durum, tarihini incelediğimiz halkın Halep kökenli olmasının kanıtlarından biridir.
9- Karahasan-uşağı
Körkuyu köyü halkının tümü bu sülaledendir. Karahasanlı, daha çok Maraş’ta rastladığımız ünlü bir Alevi obasıdır. Obanın Alevi toplulukların ilk yurdundaki yeri Kerkük’ün güneydoğusuydu.
Tahrir kayıtlarına göre Bozok’un Akdağ nahiyesinde Azizlü-Karahasan adlı bir kışlak vardır. On altıncı yüzyılda bu kışlakta Kırıklı adlı bir topluluk kışlıyordu. Akdağ nahiyesinin Karpınar, Yerlikuyu, İğdeli, Kaleköy ve Karaözü topraklarını içerdiğini yukarıda belirtmiştik. (Kırıklı, Safevi hükümdarı Nadir Şah’ın obasıydı. Oba, Avşar’a bağlıydı. Karpınarlı kaynağımız Gıröğzün diye bir yerden söz etmişti. Sözcüğün aslının Kırık-özü olması gerekir. Burasının Körkuyu köyüne yakın olup olmadığı konusunda okurların yardımını bekliyorum.)
Buna ek olarak; 1563 yılı kaydına göre Maraş’ın Zamantı kazasının Çörmüşek nahiyesindeki (Sarıoğlan’ın güney kesimi) Bücüş köyünde Kara-Hasanlılar vardı. Oba üyelerinin bir bölümü sipahiydi. İsmail oğlu Selman, Süleyman, Sarı, Ümmet, Hüseyin ve Uğurlu adlı kişiler bu sipahi ailesindendi. Bu adların Alevi ad vurma geleneğiyle uyumu dikkat çekicidir.
Karahasanlı, kışlağı Mardin olan Bozulus Türkmenleri arasında adı geçen obalardandır. On altıncı yüzyıl Bozulus tahririne göre bu oba, Veli Dede adlı birisinin yönetimindeydi.
Obanın bir kolu Yeni-İl Türkmenleri arasındaydı. Beğdili boyuna bağlı olan oba, 1583 yılında Kangal’ın Yellüce köyünde yaylıyordu. Oba, 1642 yılında da aynı yöredeydi.
Safevi devletine katılmak için Azerbaycan’a giden topluluklar arasında Kara-Hasanlu adlı bir oba vardı. Bu oba Avşar boyundandı.
Görüldüğü gibi, Yeni-İl Türkmenleri arasında Beğdili boyuna bağlı olan Karahasan obası, Azerbaycan’da Avşar boyuna bağlıdır. Azerbaycan’daki Türkmen oymaklarının sosyal yapılarının daha tutucu olduğu dikkate
lınacak olursa Karahasan obasının Avşar boyundan olması daha olasıdır.
10- Aksarı (ya da Haksarı)
Haksarı’ların bir bölümü İran’da yaşamaktadır ve Alevi’dir. Bu ada Sarıoğlan yöresinde, daha doğrusu, Anadolu’da rastlamamız çok ilginçtir ve bu konuda daha ayrıntılı bir araştırmaya gerek vardır.
11- Bektaşoğulları
İğdeli köyünde yaşayan bir sülaledir. Bu ad Bektaşlu biçiminde olsaydı, Bayındır boyunun bir obası diyecektik. Ne var ki, edindiğimiz izlenim, yakın zamanda yaşamış olan Bektaş adlı birisinin sülalesi biçimindedir.
Sonuç: İncelediğimiz sülalelerden Emirler, Mahmudoğlu, Hodalı, Karahasanuşağı, Mısıroğulları, Ağcalı ve Solaklar, Yeni-İl Türkmenleri içindeki Avşarlardandır. Başıbüyük de Yeni-İl Türkmenlerindendir. Yeni-İl Türkmenlerinin bir bölümünü Halep Türkmenleri oluşturuyordu. Bunlar, Kuzey Suriye’de kışlıyor, Divriği, Kangal, Şarkışla, hatta Pınarbaşı ve Bozok yörelerinde yaylaya çıkıyordu.
YEDİ BUCAK AVŞARI / Hamza Aksüt (4)
BÖLGEDEKİ AVŞARLAR
İmanlu Avşarı ve Receblü Avşarı
Konumuz olan sülaleler ilkönce, İmanlu Avşarı olarak anılan oymakta yer alırken 1702 yılındaki Rakka sürgünü sırasında Receblü Avşarı oymağı içinde yer almaktadır. Receblü Avşarı adı 1641 yılında da kayıtlarda geçmektedir. Bu kayda göre daha önce Taifi Avşarı olarak anılan bir topluluk Receblü Avşarı olarak da anılmaktadır. Receblü Avşarı, bu yılda Bozok nahiyesindeki Kızıl-Çöken yurdunda yaylamaktadır. Obanın vergi nüfusu 42, koyun sayısı 465, deve sayısı 2 idi. Kızıl-Çöken’in yerini belirlemiş değiliz. Karpınar’ın komşusu olan Kızılpınar’la bu adın ilgisi olabilir.
Taifi Avşarı
Taifi Avşarı, 1583 yılında biri Receb Kethüda yönetiminde, biri de Avretlü-Başcılar adlı olmak üzere iki obayla Yeni-İl’de yaylıyordu ve 303 hane + 35 mücerred = 338 vergi nüfusuna sahipti. 1641 yılında Bozok nahiyesindeki Kızıl-Çöken adlı bir yerde yaylayan obanın Bozuşat adlı bir obası daha kayıtlıdır. Taifi Avşarı, 1702 yılında Rakka’daki Belih ırmağı ile Akçakale yörelerine sürgün edildi.
Antep’te kışlayan Receblü Avşarı obaları, 1702 ile 1730 yılları arasında Urfa’nın güneyindeki Rakka çölüne sürüldü. Bunların büyük bölümü, Pınarbaşı yöresine kaçtı. 1732 yılında Anadolu müfettişi vezir Ahmet Paşa’ya gönderilen bir fermanda, Receblü Avşarı’nın iskanının kesinlikle sağlanması gerektiği, iskan fermanına uymayanların öldürülmeleri emredilmişti. Yukarıda verdiğimiz bilgilere göre bunlar yalnızca Pınarbaşı’na değil, Bozok nahiyesindeki eski yaylalarına, yani, konumuz olan köylere de kaçmışlardır ve günümüze dek burayı yurt edinmişlerdir.
Pınarbaşı ve Tomarza’daki Avşarlarla Yedi Bucak Avşarının İlgisi
Merak edilen durumlardan biri, Yedi Bucak Avşarı ile Kayseri’nin Pınarbaşı ve Tomarza ilçelerindeki Avşarların ilgisidir. Çünkü; Pınarbaşı ve Tomarza’daki Avşarlar günümüzde Sünni, Yedi Bucak Avşarı, Alevi’dir.
Pınarbaşı ve Tomarza’daki Avşarlar
Bucak Avşarı gibi Yeni-İl Türkmenleri arasındaydı. Hatta bunların bir bölümü, Yedi Bucak Avşarı gibi Receblü Avşarındandı. Örneğin, 1702 yılında Mahmudoğlu, Hodalı-Hobalı gibi Receblü Avşarı obalarıyla birlikte Rakka’ya sürülen Kara-Şeyhlü obası, bugün Pınarbaşı’nın Hanköyü, Gültepe; Tomarza’nın Kaman, Şabanlı, Ala, Arslanbeğli köylerindedir. Kara Şeyhlü obası, on altıncı yüzyılda, Yeni-İl’de yaylayan ve Körkuyu köyünü kuran Kara-Hasanlu obasıyla birlikteydi.
Emir (ya da İmir) sülalesi
Konumuz olan Emir (ya da İmir) sülalesinin bir bölümü ise Tomarza’nın Emir-Uşağı köyünü kurmuş olmalıdır. İmiruşağı, kayıtlarda adı geçen İmir Avşarı obasından olmalıdır. Yerlikuyu köyünde adı geçen Solaklar’ın bir bölümü, Pınarbaşı’nın Solaklar köyündedir. Yine; Pınarbaşı’da İğdeli adlı bir köy vardır ve burada Avşar’ın Deliler obası yerleşiktir.
Görüldüğü gibi, bu konuda şimdilik söylenebilecek olan tek şey, günümüzde ayrı mezheplere bağlı olan bu iki Avşar grubunun ‘emmidaş’ olduğudur. Ancak, bu konuda daha ayrıntılı bir çalışmaya ihtiyaç olduğu kesindir.
YEDİ BUCAK AVŞARI / Hamza Aksüt (5)
KÖYLERİN KURULUŞ TARİHİ
Halktan derlediğimiz bilgilere göre konumuz olan köylerin kuruluşu 1700’lü yıllardır. Kaynak kişilerden yalnızca birisi –en güvenilir kaynak kişi- köylerin 500 yıldan daha fazla bir zaman önce kurulduğunu belirtiyor.
Tahrir kayıtlarında Akdağ nahiyesinde Yellüce Kışla, Yellüce Viran ve Kuyulu Viran adlı yerleşimlere rastlanmaktadır. Akdağ nahiyesi şimdiki Çayıralan ilçesi ve çevresini kapsıyordu. Karaözü ve çevresi de bu nahiyedeydi. Bu köylerin Yerliburun ve Körkuyu köyleriyle ilgisi konusunda kesin bir şey söyleyemiyoruz. Aynı nahiyede yer alan İğdelüce köyünün konumuz olan İğdeli ile aynı olup olmadığını bilmiyoruz. İğdelüce’nün bir başka adı Halil Abdal idi ve burada bir zaviye vardı.
Halk dilinde “yerli” ile “yelli” sözcüklerinin telaffuzu aynıdır. Dolaysıyla, günümüzde resmi yazımda “yerli” ile belirtilen ad büyük bir olasılıkla “yelli” idi. Çünkü; “yerliburun” sözcüğü Türkçede bir anlam içermiyor. Yelliburun, “rüzgarlı-burun” anlamına geliyorsa da Beğdili boyundan olan Yellü obasının yurt tuttuğu yer anlamında da olabilir. (Yellü obası, Kangal’ın Yellüce köyüne ad vermiştir. Bu köy, Şeyh Şazeli ocağının merkezidir ve Yozgat yöresinde de talipleri vardır.) On altıncı yüzyılda Yellüce Kışla köyünde Yahyalu topluluğu göçebe olarak yaşamaktaydı. Bu durum, Yellü obasının buraya ad verdiği, ancak, daha sonra başka bir yerde yurt tuttuğu anlamına gelir.
Öte yandan; Yeni-İl kazasının sınırlarını belirten bir tutanakta Yelliburun adlı bir yerden söz edilmektedir. Yakınında Sekiz Afşar Yurdu, Yıva, Saru Yol, Kara Durak Gedüğü, Kuş Kayası, Kafile Geçüdü gibi yerler bulunan bu yerin konumuz olan Yerliburunla aynı olup olmadığı hakkında bir görüş öne sürmek için yörede bu yer adlarını soruşturmak gerekmektedir. Yıva adını dikkate alırsak, burası Gürün’ün Yuva köyü olabilir ki; bu durumda, adı geçen Yelliburun köyünün konumuz olan köy ile aynı olmadığı ortaya çıkar.
Tahrir defterlerinde Kaleköy’ün adına rastlanmıyor. Zamantı kazasının Pınarbaşı nahiyesinde Burun Viran adlı bir köy kayıtlıysa da, yöreye çok yakın olmasına karşın, burasının konumuz olan Burunören’le bir ilgisi olmasa gerektir. Çünkü; konumuz olan Burunören köyü toprakları on altıncı yüzyılda Bozok’un Çubuk nahiyesinde yer almaktadır. Bu nahiyenin güney sınırı, Maraş’ın kazası olan Zamantı’ya aittir.
Karpınar’a gelince: Yukarıda belirttiğimiz gibi burası 1641 yılındaki Yeni-İl tahririnde adı geçen bir yayladır. Yani; henüz köy değildir.
Yukarıda incelediğimiz sülalelerin bir bölümünün en azından 1641 yılında Karpınar köyünde yayladığını belirlemiş durumdayız. Köylerde yerleşik yaşama geçiş ise 1730’larda biten Rakka sürgününün hemen sonrasında olmalıdır.
Sonuç olarak; Yedi Bucak Avşarı’nın yöreyle göçebe olarak tanışması 600-700 yılık, köylere yerleşimi ise yaklaşık 260 yıllıktır, denebilir.
YEDİ BUCAK AVŞARI / Hamza Aksüt (6)
YÖRENİN ALEVİLİKLE İLGİSİ
Yedi Bucak Avşarı’nın barındığı yöre Osmanlı egemenliğinden (1516) çok önce Alevi obalarca yurt tutulmuştu. Özellikle Dede Garkın ocağına bağlı dede ocakları ve talip toplulukları bu yöreyi on üçüncü yüzyılda yurt edinmişti.
Dede Garkın ocağına bağlı Şeyh İbrahim ocağının zaviyelerinden birisi Karaözü köyünde Kızılırmak kenarındaydı. Bu konuda günümüze ulaşmış ilk kayıt, Dulkadır beylerinden Şahruh’un 1494 yılında onayladığı tutanaktır. Zaviye, Sivas-Kayseri, Sivas-Bozok ve Maraş-Bozok yollarının kavşağında, yani, çok önemli bir yerdeydi.
Şeyh İbrahim zaviyesinin tam yeri, Karaözü’de, Kızılırmak üzerinde yapılmış olan köprünün doğu ucunda, Kayseri yolu sapağının batısındaydı. Zaviye kalıntısı 1970’lerde yol yapımı sırasında yok edilmiştir.
Dede Garkın ocağının ve ona bağlı olan Şeyh İbrahim ocağının yörede önemli bir yere sahip olduğu anlaşılmaktadır. Çubuk nahiyesindeki Garkın, Resullü, Dokuzlar ve Dokuzderesi köyleri bu durumun kanıtlarıdır. Ayrıca, Sarıoğlan’ın hemen yanında yer alan Demürci Viranı, Sarıoğlan’dan daha güneydeki Sarımbeğ Viranı (öteki adı Ebul Hayr Kışlası’dır), Tersakan, Kaynar Pınar gibi birçok köyde Şeyh İbrahim talibi olan Demircili obası barınıyordu. Bozok yöresinde ise aynı ocağa bağlı Salmanlı oymağı, bir yöreye ad verecek kadar nüfusa ve etkinliğe sahipti.
Ocağın kurucusu, Şeyh İbrahim Hacı adını taşımaktadır. Ancak, bu ad konusunda okurların bilmesi gereken bir durum vardır. Bu ad, “İbrahim Hacı obasından olan şeyh” anlamında bir sosyal addır. Yani, ocak kurucusunun üyesi olduğu oba, İbrahim Hacı’dır. Şeyh İbrahim Hacı’nın doğuştaki adı ise büyük bir olasılıkla Şah Veli’dir. Şeyh İbrahim Hacı, Dede Garkın’ın halifesidir ve on üçüncü yüzyılda yaşamıştır. Dede Garkın ve Şeyh İbrahim Hacı, talip topluluklarıyla birlikte Mardin’in batısından Anadolu içlerine yönelmiştir. Talip topluluklardan olan Salmanlı, Demirci, Şekerhacılı, Dedeşli, Sülüklü gibi obaların coğrafi kökeni, Nusaybin’in batısındaki Suriye-Türkiye sınır bölgesi boyunca uzanan düzlüktür.
Ocağı kuran oba –yani, İbrahim Hacı obası- on altıncı yüzyılda bir köy olan Sarıoğlan’da oturan Çiçekli obasıyla ve Bozok’un Yukarı Kanak nahiyesinde göçebe olarak yaşayan Bahaeddinli obasıyla (bugünkü Bahadın kasabasını kuran topluluk) aynı grupta idi. İbrahim Hacı obası, Çubuk’ta Kesik Viran (ya da Kesek Viranı) köyünde barınıyordu. Bu köyün yeri Sarıoğlan kasabası yakınında olmalıdır. Çünkü, bazı kayıtlarda bu köy Maraş livasının Zamantı kazasının Hınzıri nahiyesinde görünmektedir. Hınzıri nahiyesinin sınırı Sarıoğlan’ın hemen yanından başlamaktadır. Kesek Viran köyünde, köyün adını taşıyan bir zaviye kayıtlıdır. Vakfiye suretini Dulkadır hükümdarı Alauddevle (ölümü 1516) onaylamıştır. Şeyh İbrahim ocağının en önemli talip grubu Salmanlı Avşarı’dır. Çok geniş bir coğrafyada yurt tutmuş olan Salmanlı Avşarı, Bozok yöresinde öteden beri kalabalık bir kitleye sahiptir.
Yörede etkin olan bir başka dede ocağı Malatya-Hekimhan’ın Kınık, Basak, Güvenç köyleri ile Yazıhan’ın Karaca köyünde üyeleri olan Hacım Sultan’dı. Bu ocağın etkinliği, Karaözü köyünün şimdiki topluluğunun yöreye gelmesiyle, yani, on yedinci yüzyılda (1600-1700 yılları arası) başlamıştır. Karaözülüler, Malatya’da adı geçen bu köylerde iken de aynı ocağa bağlıydılar. Yani, talipler Malatya’dan Kayseri gibi uzak bir yere gelmiş, ancak dede ocağından ayrılmamıştır.
Sözünü ettiğimiz yüzyıllarda yörede etkin olan bir başka dede ocağı Seyyid Selahaddin idi. Ocak üyeleri Pınarbaşı’nın Kızancık köyünde oturuyordu. Ocağın zaviyelerine Dulkadır devleti tarafından birçok yerleşimin vergi geliri tahsis edilmişti.
Seyyid Selahaddin ocağının bir zaviyesi ise Burunören köyü yakınında olduğunu tahmin ettiğimiz Toklucalu köyündeydi. Bu zaviyede iki kişi zaviyedardı.
Seyyid Selahaddin ocağı ile Şeyh İbrahim ocağının yakınlığı günümüze dek ulaşmıştır. Örneğin, Kangal’ın Hamal köyü halkının bir bölümü Şeyh İbrahim, bir bölümü ise Seyyid Selahaddin talibidir. Selahhaddin ocağı üyeleri (dedeleri) günümüzde Yozgat’tadır.
Tüm bu bilgilerden çıkan sonuç, tarihini araştırdığımız Yedi Bucak Avşarı yöresinin on üçüncü yüzyıldan (1200-1300 yılları arası) bu yana Alevi obalarla meskun olduğudur. (Değerli bilim adamı Faruk Sümer’in Bozok yöresindeki Türkmen topluluklarının yerleşme zamanını, bu bölgedeki Tatarların Timur tarafından götürülmesinden sonraki zamana bağlayan tahmini gerçeklerle bağdaşmıyor. Çünkü yöredeki Dede Garkın ve Şeyh İbrahim Hacı ocakları ve talip topluluklar on üçüncü yüzyılın ögeleridir.)
YEDİ BUCAK AVŞARI / Hamza Aksüt (7)
YÖRE'NİN OSMANLILARCA İŞGALİ
Konumuz olan yöre 1517 yılında Osmanlı devletince işgal edildi. Bu işgal ve mezhep farklılığı, Osmanlı devletiyle Türklerin, özellikle Alevi Türklerin önemli savaşlarına neden oldu. Bu savaşların bazıları konumuz olan yörede gerçekleşti.
Savaşların ilki, Tekelü Şah Kulu ile Osmanlı vezir-i azamı Hadım Ali Paşa arasında olanıdır. Antalya yöresi Türkmenlerinden olan Şah Kulu (Osmanlı yazarlar Şeytan Kulu diyorlar), Osmanlı güçlerini defalarca yendikten sonra Orta Anadolu’ya hareketlendi. İki ordu Çubuk ovasında 1511 yılında karşılaştı. Burada yapılan savaşta Osmanlı ordusu yine bozguna uğradı. Osmanlı veziriazamı Hadım Ali Paşa yaşamını yitirdi. Ne var ki; Şah Kulu da bu savaşta öldü. Şah Kulu’nun askerleri Azerbaycan’a giderek oraya yerleşti.
Savaşın yapıldığı Çubuk ovası, Sarıoğlan’ın bulunduğu düzlüktür. Çubuk, batıda Tuzhisar ile doğuda Akkışla köyü (şimdi kasaba) ve Gemerek arasındaki yörenin adıydı. Bununla birlikte bazı Osmanlı yazarları, (örneğin; Gelibolulu Mustafa Ali) savaşın Sarımsaklı’da cereyan ettiğini belirtmektedir.
Osmanlılarla Alevi Türkmenler arasındaki ikinci savaş da konumuz olan yörede cereyan etmişti. Boz-Oklu Şah Veli, Osmanlılarla ittifak kuran Dulkadır beği Şehsüvar-oğlu Ali’nin ve Boz-Ok valisi Üveys’in evlerini basarak olay çıkardı. Dulkadır ailesinden Hisar Beğ de Şah Veli’nin yanında idi. Şah Veli’nin üzerine yürüyen Osmanlının Rum mirmiranı Şadi Paşa, Zile’de yapılan savaşta yenik düşerek kaçtı.
Bunun üzerine Osmanlılar tekrar asker toplayarak Şah Veli’nin üzerine yürüdü. Karaman, Sivas vilayetleri ve Ali Beğ’in askerleriyle Şah Veli’nin askerleri Karaözü köyündeki Şahruh köprüsü yakınında karşılaştı.(24 Nisan 1519) Sabahtan karanlık basana kadar süren savaşta yenilen Şah Veli ve Dulkadır beyi Hisar Beğ, Zile’ye kaçtı. Şah Veli ve Hisar Beğ Tokat yöresindeki Çunkar topluluğu tarafından yakalandı. Şah Veli öldürüldü. Hisar Beğ, karısı ve çocuklarıyla birlikte hapse atıldı. Osmanlı kaynakları Celali nitelemesini ilk kez Şah Veli için kullanmıştır.
Kendi ailesine ve devletine karşı Osmanlılarla ittifak yapan ve onların hizmetine giren Ali Beğ, Kanuni’nin emriyle 1522 yılında öldürüldü.
Olayın öyküsü hazin ve ibret vericidir:
Kanuni’nin fermanı elinde olan Osmanlı paşası Ferhat, Safeviler üzerine sefer yapılacağı kandırmacası ile Ali Beğ’i ve oğullarını Tokat’a çağırdı. Ali Beğ’i, Artova’da törenle karşılayan Ferhat Paşa, ziyafet sofrasında onu ve beş oğlunu öldürterek soyunu kuruttu. Bu olay üzerine Anadolu halkı “Osmanlı yiğit basandır” sözünü üretti.
Özet olarak anlattığımız bu savaşlardan başka, Kalender Çelebi, Baba Zünnun ve Şah İsmail adı verilen ayaklanmalar da incelediğimiz yörede etkin olmuştur.
İncelediğimiz yöre halkının kökeninin Halep Türkmenleri içindeki Avşarlar olması, yöre halkının Alevi olmasıyla yakından ilgilidir. Halep Türkmenlerinin beyi olan Mansur, buyruğundaki kalabalık bir Avşar kitlesiyle bir süre Akkoyunluların hizmetine bulunmuş, Safevi devletinin kurulmasıyla birlikte Azerbaycan’a giderek Fars valisi olmuştur. Mansur Beğ’in sülalesi de yöneticiliklerde bulunmuştur. Örneğin; torunu Şah-Ruh Sultan, Kuh-Giluye valisiydi. Çaldıran savaşında Safevi ordusunun önemli bir bölümü Avşarlardan oluşuyordu.
YEDİ BUCAK AVŞARI / Hamza Aksüt (8)
YEDİ BUCAK AVŞARI KÖYLERİNİN DEDE OCAĞI
Yöre halkının dede ocağı Sarı İsmail’dir. Ocağın Antep kökenli olduğu söylenmektedir. Ocak hakkında görüştüğümüz bir dededen ocağın tarih içinde izini sürmemize yarayacak herhangi bir ipucu elde edemedik. Görüştüğümüz kaynak, modern yayınlardan son derece etkilenmiş, ocağın tarihini de bu son derece genel bilgilerle uyumlu kılmak için bir hayli amatör çaba sergilemiş birisiydi. Örneğin; ocağın mürşidini öğrenememiş olmamız, konumuz açısından büyük bir veri eksikliği oluşturdu.
Tüm bunlara karşın ocağın kökeninin Antep olması, halkın kökeniyle uyumludur. Çünkü; Antep, Halep’te yer almaktadır. Bize göre ocak, büyük bir olasılıkla Gaziantep’in Sarılar-Milelis ve Sarılar-Çepni köylerindeki dede ocağı kökenlidir ya da en azından onlarla ilişki halindedir. Gaziantep’teki bu ocağın Yozgat’ın Akdağ yöresindeki Evci ve Çukurören köylerinde talipleri olduğunu biliyoruz. Ocakla bu köylerin halkının dede-talip ilişkisi 1940’lı yıllarda devam ediyordu.
Yörenin bir başka dede ocağı, Şarkışla’nın Hüyük köyünde yaşayan Ahioğlu’dur. Ahioğlu ocağı, Sivas’ın Zara ilçesinin Eymür köyü kökenlidir. Ocak, Şeyh Merzifani zaviyesi kökenlidir.
Bir başka dede ocağı Üryan Hızır’dır. Yerlikuyu köyünde talipleri olan bu ocak, Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesindeki Karahasanlıların da dede ocağıdır. Karahasanlı adlı obanın Körkuyu köyünün kurucusu olduğu dikkate alındığında bu, çok ilginç bir durumdur.
YEDİ BUCAK AVŞARI / Hamza Aksüt (9)
SÖZLÜK
Akdağ nahiyesi: Kızılırmak sınır olmak üzere Kayseri-Sarıoğlan ve Yozgat Çayıralan ilçelerinin topraklarını kapsayan nahiye. Konumuz olan köylerin bulunduğu yer (Burunören hariç)
Boy: Oğuzların 24 biriminden her biri, aşiret
Bozok nahiyesi: On yedinci yüzyılda Bozok’taki Yeni-İl Türkmenlerinden vergi almak için oluşturulan nahiye. Bu nahiye yalnızca göçebe birimleri kapsar.
Bozok: Yozgat’ın Akdağmadeni dışındaki yerlerini, Şarkışla’nın Emlek yöresini ve Sarıoğlan-Gemerek çizgisinin kuzeyini kapsayan yönetim birimi (Yozgat, on altıncı yüzyılda Bozok’un bir köyüydü.)
Çubuk nahiyesi: Tuzhisar’dan başlayıp Gemerek’te biten, Kızılırmak ile sınırlanan ve Bozok’a bağlı olan yer
Kaza: Genellikle herhangi bir merkezi (kasabası) olmayan, nahiyelerin toplamı olan yer.
Nahiye: Herhangi bir merkezi (kasabası) olmayan yönetim birimi, yer.
Oba: Boyun parçaları
Oymak: Yaylada ve kışlada birlikte hareket eden obaların toplamına verilen ad
Sülale: Obanın parçası
Yeni-İl kazası: Divriği’nin batısı, Gürün’ün kuzeyi, Kangal ve Ulaş ilçelerinin tamamı, Şarkışla’nın güney bölümünü kapsayan kaza. Bu kaza on altıncı yüzyılda oluşmuştur. 1600’lü yıllarda Zamantı ve Bozok nahiyeleri de Yeni-İl kapsamına alınmıştır.
Yeni-İl Türkmenleri: Yeni-İl kazasında yaylayan ve yerleşik bulunan Türkmenlerin tümüdür. Bunların göçebe olan grubu Halep Türkmenleri olarak ad almıştır. Aralarında çok az da olsa Kürt obaları vardır.
Zamantı kazası: Elbistan’ın kuzeyinden Tuzhisar, Sarıoğlan ve Gemerek’e dek uzanan ve Maraş livasına bağlı olan kaza.
Zamantı nahiyesi: Zamantı kazasının merkez nahiyesi
Halk Tarihi Araştırmacısı Hamza Aksüt, Araştırmacı Ali Aksüt tarafından
- Değerli site ziyaretçileri;
- Sarıoğlan’a bağlı Burunören, Kaleköy, Yerlikuyu (Yelliboyun + Körkuyu), İğdeli, Karpınar, Karaözü ve Kızılpınar yerleşimleriyle ilgili bir araştırma yapılmıştır.
- Yöre insanı Secatipek Demir, Halk Tarihi Araştırmacısı Hamza Aksüt, Araştırmacı Ali Aksüt tarafından yapılan bu çalışmada:Bu yerleşimlerin tarihi,
- Folklorik değerleri,
- İnanç yapıları ele alınacaktır.
- Ayrıca; Emlek yöresindeki Ortaköy, Hüyük, Sivrialan, Sarıkaya (Kürtler) ve Eskiyurt (Alakilise) köylerinin de üzerinde durulacaktır.
- Bu konular “Alevi Toplulukların Kökeni” adıyla planlanan bir kitapta, panellerde ve sempozyumlarda okura ve izleyicilere sunulacaktır. TÜRKMEN SiTESi
BİR GÜN BABAMIZIN RESMİDE ÖLÜR!
Attila Uçar
Çoğumuz babamız henüz hayattayken onun yüzüne bir kere bile dikkatle bakmayız. Baba 'baba' sözcüğünü kullanmaya başladığımız günden itibaren sürekli karşımızda duran bir alışkanlıktır. Yıllarca babamızdan değil, bir alışkanlıktan bahsederiz: Annemize, 'babam bu gün neden gecikti' diye sorarız; kardeşimize, 'babam yine su istiyor' der ve dertleniriz; bazen de, 'babama hangi yalanı uydursam, 'diye planlar kurarız kafamızda.
Baba her seferinde bize biraz uzak, biraz yabancı birisidir. Her gün elbiselerini giydirip sokaklara saldığımız o 'biraz' yabancının, zamanın karşısında an be an nasılda eriyip gittiğini farkedemeyiz bile.Oysa ilkin ve hep onun elbiseleri yaşlanır, ilkin ve hep onun saçları ağarır, ve hep o öksürür. Bizim, bir alışkanlığın perde gerisinden baktığımız o yüzde zaman, çizgilerden, girintilerde ve çıkıntılardan yeni bir yüz yapar, bunu da farketmeyiz. İçimizden az buçuk dikkatkesilenler bilirler ki, baba göz altlarındaki torbalarda yorgunluk biriktiren kederli göçmenidir evimizin. Bir an gelir, göz altlarındaki torbaların ağzını gözlerinin feriyle bağlayamaz olur artık. Bir an gelir, o iki bağcık da hiç ummadığımız bir vakitte, hiç ummadığımız bir yerde çözülüverir. Çözülüverir ve babamız, bizden sakladığı bütün yorgunluklarını orta yerde bırakıp, kasketinin altını terkeder. Biliyormusuz, babamız bir gün ilk defa gerçekten ölür!..
Babamız bir gün ilk defa gerçekten ölür ve biz ilk defa o gün anlarız, evimizde bir babamız olduğunu. O gün anlarız ki, aramızda dolaşan yalnızca alışkın olduğumuz bir gölge değildi; o gün anlarız ki artık annemizle anlaşarak kandıracağımız bir saflık, sessiz sedasız çekilip gitmiştir aramızdan; ve o gün anlarız ki'baba'dan bize kalan, bir kelimeden çok öte, çok daha ağır bakiyedir. Şeceremizi bir arada tutan en kalın damar ansızın kopmuş, şimdiya kadar nasıl durduğunu düşünmediğimiz aile şemsiyemiz yağmur vurdukça su geçirmeye başlamıştır. Daha başka şeyler de olmuştur baba gidince: içimizdeki korku kaybolmuştur artık; sofranın baş köşesinde yaşlı, kocaman bir boşluk açılmıştır; akşam haberlerinde esirgenmeden savrulan bir küfür orta yerde sahipsiz kalmıştır; dahası, babayla beraber ilgi duymadığımız pek çok memleket haberi de sınırlarımızın ötesine göçmüştür. Baba ölürken bize bir iyilik yapmış,üzerine dertlenilen bir ülkeyi de kendi gövdesiyle beraber ölmüştür...
Artık içimizden hiç kimsenin, babanın yerine baba olamayacağını, vaktin çıkıp çıkmadığını onun sesiyle soramayacağını anladığımızda, çaresiz bir şeyler yaparız: kendimizi babamızın hiç ölmediğine, şeceremizin hiç dağılmayacağına inandırmak için, onun en sevdiğimiz resmini büyülterek, annemizin ya da en büyük kardeşimizin odasındaki duvarın orta yerine konduruveririz. Konduruveririz ve resme bakarken ilk defa babamızın yüzüyle yüzleşiriz. Böylelikle ilk kez, babamızın gözlerinde bir göç öncesinin alınganlığını görürüz; babamızın saçlarının fazlasıyla beyazlaşmış olduğunu görürüz, ilk kez görürüz ki, babamızın alnı yaşadığımız coğrafyanın kaderiyle aynıdır: Babamızın alnı, sanki savaştan hiç kurtulmamış bir cephe yerine benzetilmektedir; babamızın alnı, bizzat hayatın alnıdır! Onu yeniden aramıza çağırmakla, onun yüzünü her gün görebileceğimiz bir yerde ağırlamakla, bir süreli ğine de olsa, ölü babamızla ilk kez içtenlikle baba evlat haline geliriz. Konuk ettiğimiz insanlara anlatırız onu,onun kim olduğunu soran çocuklara; öyle ki, onun kim olduğunu sormayanlara içlendiğimiz bile olur. Duvarda, bir yanlarını yeni yeni hatırladığımız, çerçeve içinde bir babamız vardır artık...
Ama mevsimler, gün gelir, babamızın duvardaki resmini de soldurmaya başlar. Babamızın göz altlarını tutan o incelmiş bağcıklar, bir kere daha unutkanlığımız tarafından kopmaya terk edilir. Aramızda heyecanla çağırdığımız sevgili ölümüzü yüzü, mahkum olduğu çerçeve içinde tekrardan bir gölgeye, tekrardan bir alışkanlığa dönüşür. Bir evden başka bir eve taşınırken, eşyalarımızın arasında can çekişir durur; yeni evimize uygun olup olmadığını düşünecek kadar uzaklaşır aramızdan. Nihayet, yeni evlerimiz, bu yakışıksız yabancının resmini duvarları için uygunsuz bulmaya başlar. Yeni evlerimizin duvarları, su kenarlarını, tarlaları, yorgun işçi tulumlarını, bir memurun çantasını, bir askerin kaputunu, bir kasketin alınlığını ve bütün o eski alışkanlıkları kabul etmez olur artık. Bir gün biz yine fark etmeden, duvardaki yerinden de devrilir babamız.
BİR GÜN BABAMIZ İKİNCİ KEZ ÖLÜR!
Attila Uçar
aktuelle Testnews für Aşiret
Aktüel
Mehmet Seçkin Atatürkçü Düşünce Derneği davetlisi olarak
29 Ocak 2012 Pazar günü Frankfurt'ta Konferans veriyor
4. Karpınar Köyü Kültür Şenliği
Tarih: 19.11.2011
Yer:
Alevi Kültür Derneği
Osterholz alle 142 -1
71636 Ludwigsburg





























