Seiteninhalt
Öncelikle yapilmasi gereken bu birlikdelige gönül vermek

- Baki Koc
Merhaba,
öncelikle Sayin Hüseyin Ekicinin ana sayfada okudugum yazisini güzel anlamli ve icerikli bir yazi olarak degerlendiriyor kendisini tebrik ediyorum.
Radyolarin birlesimi üzerine degerlendirmeleri bir sitede toparlayalim.
Dinleyici dostlarimiz icin, Radyolarin birlesmesi icin bir imza kampanyasi acmasini isteyelim. Bu vesile ile hala uykuda olan radyo sahiplerini zorlamis oluruz.
Bir gün ve zaman belirtilsin radyo sahipleri duyarliligini gösterip toplanilsin fikir alisverisi yapilsin.
Bu gecmisin hesaplasmasi degil gelecegin hesaplanmasi niyetinde olsun.
Simdiden güzel fikirleri ve önerileri okumak güzel bir olgunun simgesidir.
Benimde bir önerim söyle olacak.
Yeni bir isim altinda yapilansin.
Her Radyodan esit sayida kadro sunucusu alinip beli bir sayi ile kadro sinirlandirilsin.
Kadronun yogunluguna göre degerlendirilip gerek görülürse Kendi aralarinda üst kadro secilip görev dagilimi yapilsin.
Tüm sunucular yayin listesine arzu etikleri saatlarda yayin alsin.
Anket yapilip en sevilen bir radyo ismi secilsin.
Ayrica olasi Radyonun Radyo lisansi alinsin.
Öncelikle yapilmasi gereken bu birlikdelige gönül vermek gerisinin zamanla gelisecegine inaniyor bu konuda duyarli davranan tüm dostlara basarilar diliyorum.
Baki Koc
Saygilarimla (kisisel görüsümdür)
"Radyolar üzerine yapilan yorumlar"
keziban souris
17.November 2007 um 10:03 Uhr:
TEKNOLOJİNİN FENDİ İNSANOĞLUNU YENDİ
Teknolojinin nimetlerinden yararlanarak, şu sayısı dahi bilinmeyen yörelere ait radyolar, günlük yaşantımızı ne kadar etkiledi?
Toplumumuza geçmişten, geleceğe neler vaat ediyor?
Bunun içinde altı aydır bende dâhil neler öğrendik?
Kültür, eğitim, fikir düşünce ve insanlık adına neler yapılıyor?
İnsanları buluşturmak amacıyla radyo açan radyo sahipleri, bu olaydan ne kadar etkilendiler?
Bizler radyo ziyaretecileri olarak düşünce ve fikirlerin buluştuğu yer olarak algılaya bildik mi?
Bu kurulan radyolar topluma neyi sunuyor?
İnsanlarımızın iyi veya kötü, dilinin döndüğü kadar web sitelerine yazmış olduğu yazılar yazılmaz oldu. Yazanların yazısı ise okunmaz oldu. Gerçeklerden uzak düşünce ve fikirlerimizi paylaşamaz olduk.
Bizler duygusal Türk toplumu olarak kültürümüz gereği türkülerler ve değişlerle büyümüşüz her türkü de bir ağıt, bir dert, gerçeği anlatan kültür efsanesi. Kültürümüzü yaşatmak iyi bir şey ama bu bizim gelecekteki yaşantımıza ne kadar engel?
Yaşanan bu kötü zamanda Türk toplumu olarak zaten yaşamımızın bir parçası dert ve ağıtlarla dolu değil mi?
Dünyanın dört bir yanına yayılan savaşlar, kötülükler ve onca ölen gençlerimiz.
Dostun biri bir sohbette şöyle demişti bizler Türk toplumu olarak ilkokul birinci sınıfta öğrendiğimiz ilk sözler şunlar, uyu, uyu, yat, uyu. Bence uyuma yerine teknolojinin bizlere sunduğu, nimetleri iyi ve olumlu yönlerde değerlendirelim.
Bu radyolar hiç değilse bizim yörenin radyoları devamlı yaşlı ve orta yaşlı insanlara türkü ve ağıtlar değil de birazda ilim, bilim, eğitim ve spora ağırlık verseler. Devamlı saz çalan türkü söyleyen insanlarla değil, bilim adamlarıyla, dede'lerle, eğitimli insanlarla buluştursalar zannederim yurt içi ve yurt dışında yaşayan gençlerimizin buna daha fazla ihtiyacı var diye düşünüyorum.
Saygılar sunuyorum,
Keziban SOURİS
******************************************************
Baki Koc
27.Januar 2008 um 18:42 Uhr:
YÖREMIZE HITAB EDEN RADYOLARAYöremize hitab eden okadar cok radyo olustu ki artik. Sayisi beli olan ziyaretciler ücer beser dagildi Radyolara.Belkide Halka hizmet altinda acilan bu Radyolar hizmeten cok kisilerin Egoist duygularinimi tatmin ediyor!Degerli yöremizin Radyo sahibi güzel insanlari.Bizler ayni yörenin insanlariyiz biraz olaya lütven iyimser bakin.Evet bütün radyolarin ortak bir platformda yöremize hitab edebilecek bir isim ve cati altinda bulusmalarini sizlerden rica ediyorum.Bu olasiligin yöremiz icin güzel bir birlikdelik olabilecegini simdiden hisediyorum.Ayrica Radyo kisilerden ziyade halkin radyosu olabilesilinin ana ögelerini en temel madesinden biride Radyonun yönetim mekanizmasininda sunuculara ait olabilmesi gerekdiginide kabul etmek gerekiyor.Ayrica Radyolarimizda yapilan yazismalarda kulanilan (Türkce dilimizin) hali icler acisidir.Yazismalar hatali,yanlis ve eksik v.s.Bazi kardeslerimiz Radyolarin yayini üzerine güzel yazilar yazsalarda yazdiklari ile yapdiklari örtüsmüyor!Saygilarimla
******************************************************
kizilirmakradyo Sunuculari
Tek bir ses tek bir güc olalim. 31.03.08
Degerli yöremizin duyarli insanlari.
Amacimiz Radyomuzu reklam etmek degil tabiki.
Ama su bir gercekdirki bazi arkadaslarimizinda degindigi gibi.
Yöremize hitap eden Radyolarimiz cokdur.
Bizler sohbet ederken yöremiz insanlari olarak
“et tirnak gibiyiz veya kan baglarimiz var”gibi deyimleri
cok kulaniriz.
Ama buna ragmen kendi kisisel dogrulugumuzu savunmayi yegleriz.
Evet bizler kizilirmakradyo sunuculari olarak,yöremize hitab eden
Tüm Radyolara sesleniyoruz.
Gelin bir ses bir güc olalim.
Gerekirse yeni bir Radyo catisi altinda toplanalim.
Kisisel Radyolardan ziyade ,halkimizin Radyosu olalim.
Bu cagriya kulak verin.
kizilirmakradyo
Sunuculari
******************************************************
Muzaffer ARICA
LANDSHUT
31.Januar 2008 um 19:16 Uhr:
Saygi Deger Gardasim Baki KOC`a Saygilarimla...Sevgili Baki;yöremizde kurulan radyolarla ilgili düsünceni okudum.Düsüncelerine aynen katiliyorum.Ama bir eksigi var.Onuda müsadenle ben tamamlayayim.Sen hic hayatinda gördünmü,annen-baban,mezarda ki deden gördümü acaba bizim toplumun birlik vede beraberlik icerisinde hareket ettigini,birbirinin elinden tuttugunu,birbirinin ondugunu istedigini,birbirini saydigini-sevdigini,elestiri rken saygi ve sevgi cercevesini asmadigini ve ve ve devam eder gider.Gördükmü ki?Göreemeyizde.Evet söylemler dogru;bizler icin kuruldu bu siteler,bu radyolar.Bizler yararlaniyoruz maddiyatindan.Bu sözlere ben gülüyorum inan ki.Eger bizler icin,bizlerin birlik ve beraberligi-dostlugu icin kurulduysa ben asirette bir radyo bilemedim en fazla iki radyo yayini istiyorum.Böyle her köye bir muhtar gibi bekci gibi radyolar istemiyorum.Seni sevgiyle,saygiyla selamliyorum.Saglikli,mutlu, huzurlu yasam diliyorum.NOT : Bu arada unutuyordum.Cogunlugu akraabam olan Yerlikuyu ve Körkuyu Halkina sesleniyorum.Haydi radyo kurmaya bir sizin köyler kaldi.Baki gardasim,candan dostum beni kirmaz ben rica ederim.Sizlerin kuracagi radyoda o sunuculuk yapar bende sohbet ortami yaratirim.Saygilarimla...
******************************************************
Baki Koc
2.Februar 2008 um 14:08 Uhr:
Degerli Muzafer abicigim,öncelikle göstermis oldugun duyarliligin icin tesekür ediyyorum.Özelikle Radyo sunuculugu yapan arkadaslarimizin yorumlarini buradan okumayida cok isterdim.Görünen odur ki herkes halinden menmun.Degerli abim her köye ait bir radyo diyorsunda bazilarinda ikiser ücer oldu bile.Özelikle bazilari sülalelerine ait radyo bile acdilar ne diyelim yorumu dostlara.Degerli bir bayan kardesimiz iki yil önce bir Radyo sohbetinde Radyonun sayesinde iyice "Sosyal ve Kültürel " faliyetlerden yozlasdigini söylediginde kizmisdim o an bunun dogru olmadigini düsünmüsdüm.Görünen o ki bu tanimin tam yerinde bir tanim oldugudur.Evet bazi Radyolarda yapilan sohbetlere bakildiginda bizim Kültür ve Bilinc seviyemizin nekadar oldugunu burada yazmaya gerek yok diyorum.Cünkü kahvelerde bile yapilan sohbetler daha saglikli ve icerikli olabilir radyoya! kiyasla.Cünkü Radyoda düsündüklerinizi paylasmak güncel konular üzerine sohbet etmek bile yasaklanabiliyor.Peki o halde geriye ne kaliyor demeyin tabiki sohbet odecek seyler bulunabiliyor saatlarca sohbet edebilirsiniz otan sudan seylerle ne diyelim!Etmeyenlerde ortaligi karistiriyor bahanesi ile safdisi kalabiliyor!Degerli Muzafer abicigim neden sadece buraya yazdigimi soruyorsun.Sadece bu sitemizde bir Radyo olmadigi icin.Umarim böylede temiz ve tarafsiz kalir.Saygilarimla –Baki Koc
******************************************************
Mesut Sahin
18.Februar 2008 um 21:22 Uhr:
Sayin Baki Koç abim,Cok haklisin bu konuda bende ayni dusuncedeyim. Ben aksarayli oldugum halde burayi radyolari benimsedim ama gel gorki aradigim sicakligi her radyoda goremedim. Hep birlikte milletimizin girebilecegi bir radyo olsak ne olurki. Bu durumda millet hangi radyoya girecegini sasiriyor ve boluculuk oluyor. Benim dusuncem birliktelikten cok guzel seyler dogar.Saygilarimla,Mesut Sahin
******************************************************
Özgür UYSAL
Editör : 13.03.08
Merhaba,
elestirilerinizde haklilik payiniz var elbet, fakat dikkatinizi baska bir noktaya cekmek istiyorum.
Bizi analatabilecek radyolarimizdan bahsediyorsunuz, dikkat ediniz zaman ilerledikce yeni bir radyo aciliyor bunlarin arasindaki fark ne anlayabilmis degilim, toprak ayni toprak, insani ayni insan ama farkli catilar altinda kümelenmis kücük gruplara ayriliyoruz...
Gönül isterki bütün radyolar bir cati altinda birlessin ve yöremize ait bütün sitelerimiz bu radyoyu yayinlasin!
Insanlar bazen hizmet etmek isterken zarar veriyorlar, bilemiyorum bu belkide "ben" olabilme sevdasi yüzünden belkide farkinda olmadan gerceklesiyor ama bilinen bir gercek her acilan yeni bir radyo yeni bir gruplasmanin isaretidir...
Bu nedenlerden dolayi yöre halkimizin "biz" olabilme düsüncesini benimsemedigi sürece ne bir radyo acmayi nede herhangi bir radyo ile (iclerinde yakin dostlarimiz olsa bile) ortaklasa yayin yapmayi düsünmüyoruz...
Biz bu gruplasmanin disinda kalmayi tercih ediyoruz...
"Biz" düsüncesinin hakim oldugu her olusuma destek vermeye haziriz...
Ayrica belki bilmiyorsunuzdur, sitemizde yayinlanan Radyo Umut´ta görev alan Sn. Baris Ucurum ´da kendi yöremizin insani, bunu bir tesadüf sonucu ögrendim, demekki müziklerimiz,düsüncelerimiz ve kültürümüz bizim ortak noktamiz...
"Biz" olabildigimiz kadar mutlu ve güclüyüz".Ülkemizin cikmaza sürüklendigi bu günlerde bu birliktelige daha cok ihtiyacimiz var...
Sevgi ve Saygilarimla...
Özgür UYSAL
******************************************************
Süleyman Görgülü
21.03.08
Yöremizin Radyoları ile ilgili,
Yöremizin Radoları ile ilgli konu ile ilgili yazılarınıza gereken cevabı Sevgili Özgür Uysal vermiş, bende bu konuya bir başka açıdan bakmak isdiyorum.
Bir Radyonun Özelliklerini hatırlıyalım, Hukuksal yönünü bir kenara bırakırsak.
1.Günlük her saat başı Aktuell haber vermek.
2. Hava durumu.
3. Reklam yapmak.
4. Halkı Kültürel ve sosayl yaşatıda bilgilendirmek.
Sadece yukarida yazdıklarım bunlardan birkaçı, daha buna benzer birçok haber ve olayaları
dinleyicileri ile paylaşmak.
Ben Umut Radyoyusunu fırsat buldukca dinliyorum, ve çok da begeniyorum, siz nasıl bir karsılaşdırma yapabilirsiniz Umut Radyosuyla bizim site Radyolarını?
Siteler üzerinden Yayın yapan Radyoların bizim kültürümüzle yakindan uzakdan hiç bir ilgisi yokdur, bir kaç Alevi türküleri ve Alevi deyişleri söylemekle Alevi kültürüne hizmet etmiş olunmaz ! Lümberde Lümberde gelin evlerin nerede? Birde bunu söyleyen kişileri bizlere sanatci diye takdim ediyorlar, bir kaset iki Cd çıkarmakla sanatcı olunulmaz, tabi her her emege saygım var, gerçek sanatcılarada.
Böylesi site Radyoları bizleri Kültürümüzden dahada yozlaşdırıyor, örneğin öncede sitelere
girildiginde haberler ve ziyaret defterleri okunur ve yazılılar yazılırdı, şimdi birkaç kişini
haricinde hiç yazı yazan yok, yazılan yazıların da okunulduguna inanmıyorum.
Siteyi açan kişi Radyoya giriyor ve tanıkları ile sohbet muhabet,ediyorlar çoğu zaman sahte isimlerle girip,Argo kelimeler, dedikodular, Küfürler, Flört, çöpçatanlik yapiliyor ben kendim çogu kez şahit oldum böylesi olaylara! bırakınız Allahınızı severseniz bumudur Alevi kültürü yaşayıp yaşatmak.
******************************************************
Keziban Sourist 23.03.2008 - 13:23
Merhaba Süleyman;
Yazini dikkatla okudun. Bu yazinda bazi eksikkeri tamamlamak isterim, İNTERNET RADYOSU bizlere neler çağrıştırıyor. Baştan bu güne karşı olduğum, bu radyolara halen karşıyım. Biri, biri ne kırılan dostlar ertesi gün radyo açtı. Öyle olmaz böyle olur misali. Şöyle bir yazi yazmiştim, İnternet Radyolarin da türküler söylenip, halaylar çekilmesin, Dini ve Kültürel ağırlıklı konulara değinelim, Yurt içi, Yurt dışı insanlarimiza, gençlerimize faydalı olalım.
Malesef benim bu yazilarım hiç bir işe yaramadığı gibi, bizler hepimiz, bir teknenin içinde televole dünyası yaşiyoruz. Sevgili Süleyman.
Ne yapmamiz lazim?
Bir Öneri: Radyo açan radyo sahiplerine. Birleşin, konuşun ve bir anlaşmaya, uzlaşmaya varın.
Karpinar, Kaleköy, İğdeli, Yerlikuyu, Burunören ve Karaözü bu Köylerin birer köy odasi olsun. Köylüler kendi arasında tüm hafta bir araya gelerek, kendi aralaında barışı ve dostluğu sağlasın. Bu Köy odalarının üstü bir radyomuz olsun. Tek bir radyo bu radyoda hafta sonu bir araya gelerek köylerimize neler yapılmasını, nasıl bir hizmet getirilmesini, hangi köyün nasil bir sorunu var bunlar masaya yatırılsın.
Öneri bizden takdir radyo sahibi olarak sizlerden. Umarim inasnlarımız sagduyulu bir karar alir. Sevgili Süleyman seninde belirttigin gibi ve hepimizin birdiği argo kelimelere, belden aşagi olaylarind, çöp çatanlıga bir son verilir.
Türkiyede yaşamış olduğumuz şu ortamda, kadınların üsyündeki baskı ve aydınlarımızın sabahın köründe yatagından kaldıralarak tutuklanmasına, sebeb olan çoğunluk bende istediğimi yaparım mantığını taşıyan bir Hükümetin ekmeğine yağ sürmeyelim. Alevi toplumu olarak kendimize yakışanı ve üstümüze düşen görevimizi yarine getirelim.
Saygılar.
Keziban SOURİS
******************************************************
Yüksel Sahin 01.04.08
Merhaba sevgili can insanlar sevgili dostlarım ve yedi avsarlar diye hitap ettigimiz güzel köylerimizin yürekli karekterli aydın kıblesi insan olan insanlarımız merhaba.Evet konumuz davet ve birleşme zaten ayrı degiliz ama tabi saolsunlar site ve yörelerimize hitap eden birleştirici kaynaştırıcı radyo ve siteler var evet malesef dogru sitelere yazılan yazıları okuyorum herkes kendine yakın radyoları veya siteleri tercih ediyor ya akrabasi vardır ya arkadası şimdi esas konu-kizilirmak radyo kurucu ve sunucu arkadasların yazısını okudum yüreklerini ortaya koymuslar gerçekten güzel bir davet bir çatı altında toplanırsak daha güzel işler ve daha yürekli saglam temeller atılacagına inanıyorum bu davete diger site ve radyo kurucu arkadasların dikkate alacagına inanıyor birligimizin ve beraberligimizin tek yürek olacagına bütün kalbimle inanıyor ve davete icabet etmelerini gönülden arzuluyorum saygı ve sevgilerimi sunarım ve sözü Pirsultan Abdal lın sözü ile bitiriyorum.
GELİN CANLAR BİR OLALIM
******************************************************
yanlış olan hiç bir şey, uzun süreli yaşayamaz!
Sevgili Dostlar,
Ankarada kurulan YEDİ BUCAK AVSARALRİ toplumsal dayanişma ve kültür dernegi olarak adi üstünde bütün köylerimizin insanlarindan olusan ve herkesin onayi ile kurulan web sitemiz ve yine bu site içinde olusturulan RADYO YEDİAVSARLAR bir yılını askin yayinina herhangi bir köy veya aile ayrimciligi yapmadan asil amaci insanlarimizi sanal ortamda taniştirmak ve kültürümüzü paylasmak görevini yine yöremizin degerli insanlarinin ortak çabalari ve fedakar çalişmalari ile gece gündüz sürdürüyor ve sürdürecekte.
Radyo yedi avsarlar i bu konuda ilgisi olan herkes takip ediyor denetliyor öneriyor dinliyor yada emek veriyorlar.
Bizler sadece emekciyiz bayrak tasiyoruz kim istediyse radyo konusunda teknik yardim ediyoruz kim yayin almak sunucu olmak istediyse ögrettik kimsenin radyo kurmasina engel olamayiz olmamaliyizda bence insanlarimiz tercihlerini istedigi yere koyar takdir neresi ise orasi zamanla gelişir.
İnsanlarimiz radyoyu dinler destekler kendilerine yakişan hale yine kendileri getirriler. Bilimsel olarak yeni güzel ilerici mantikli hiç bir sey asla engellenemez, yanliş olan hiç bir seyde uzun süreli yasayamaz bu nedenle bu konuda dayatmak yerine herseyi zamana birakalim derim.
Elestirilerinize, önerilerinize, katkilariniza herzaman açigiz fakat hakaret içeren herhangi bir yaziyi yedi avsarlar sitesinde vaya radyomuzda biz müsade etmiyoruz sizlerde müsade etmeyeceginizden süphemiz yok.
Radyonun sitenin editörü ve dernegin baskan yardimcisi olarak msn adresim ve mailim bu, öneri ve eleştirilerinizi WEB SİTEMİZE YAZABİLİRSİNİZ
Saygi ve sevgilerimle
ismail DOGAN
ismaildogan@semamodaevi.com
1 Nisan 2008
-o-
KURUCUSU HÜSEYİN EKİCİ’NİN TÜRKMENLERİNSESİ RADYOSUNUN KAPANIŞ NEDENİ İLE İLGİLİ BASIN BİLDİRİSİ
TÜRKMENLERİN SESİ RADYOSU
(Eski İğdelinin Sesi Radyosu)
TÜRKMENLERİN SESİ RADYOSU’NU NEDEN KAPATTIK
“İğdelinin Sesi Radyosu” “Türkmenlerin Online Sanal Radyosu” olarak kurduğumuz ve “Kuruluş Gerekçemizle Radyo Kurallarımızı” yayınlayarak yayına başlayıp daha sonra “Türkmenlerin Sesi” olarak yayınını sürdürdüğümüz Sanal Radyomuz 14.04.2008 tarihinde yazılı ve canlı yayına kapanmıştır.
Sanal bir radyo olarak hizmet veren, bir eğlence yeri olması gerekirken neden bu kadar kısa ömürlü olunduğunu ve neden kapatma kararı alarak üç gün süreyle tartışma platformu oluşturduğumuzu ve sonunda aldığımız kararı uyguladığımızı kamuoyunun bilgilerine sunmak isteriz.
GENEL OLARAK SANAL RADYODA OLMASI GEREKENLER
- 1- Radyo yayını sanal da olsa bir iletişim aracı olarak düşünülmelidir.
- 2- Radyonun yayını hangi tür bir müzik veya yayın formatı üzerine kurulmuşsa onu devam ettirmesi kuruluşu gereği ve kurucusunun istemleri ile izleyenleri arasındaki arz ve talebe göre oluşmaktadır.
- 3- Sanal Radyolar aynı zamanda bir eğlence aracıdır. Bu radyoyu dinleyenler bir yandan müzik dinlerken, diğer yandan isterlerse radyo üzerinde bulunan yazışma alanından kendisine bir “isim alarak” sohbete katılabilmektedir.
- 4- Hiçbir şekilde radyo dinleyicileri birbirleriyle tanışma zorunluluğu içinde olmamalı ve zorlanmamalıdır.
- 5- Yayıncı yayın politikasını serbestçe ve kendi iradesiyle oluşturduğu için bu konuda aynı zevki taşıyan kişilerce izlenebilmelidir.
- 6- Sanal Radyo da diğer iletişim araçlarında olduğu gibi basın ve ahlak yasasına uymak zorundadır.
FEODAL TOPLUMLARDA SANAL RADYO
Asıl bizim can alıcı olarak gördüğümüz nokta buradadır. Bizim baz olarak ele aldığımız ve ürkütücü olarak gördüğümüz ve bunun önüne geçilmediği taktirde vahim sonuçların ortaya çıkabileceğini düşündüğümüz konu, Feodaliteden henüz arınmamış toplumlardaki Sanal Radyolardır.
Her ne kadar eğitimli olursa olsun, dünyanın birçok uygar toplumunun içinde her türlü teknolojik olanakları kullanırsa kullansın ve hatta ekonomik sorununu çözerse çözsün bir kişinin beyni henüz feodal yapının gerektirdiği çağ dışılıktan kurtulamamışsa bu sanal radyo yayının ne kadar insanları birbirlerine düşman ettiğini ve kamplara böldüğünü ve bunun da ne kadar vahim sonuçlar doğurabileceğini her akli selim insan bilmekte ve görmektedir.
İlk Sanal Radyoyu kurduğumuzda gördüğümüz manzara bizleri ne kadar mutlu ettiyse gün geç tikçe mutsuzluğumuz da o derece artı.
Çünkü, sanal radyo kurduktan sonra sel gibi insanlar birbirleriye tanışmak ve akrabalarını yakınlarını bulmak gibi bir sevince kapıldı. Düğünlerini, doğumlarını, cenazelerini buradan duyurup anında iletişim kurmaya başlanıldı. Bizler de ne kadar doğru bir hizmet verdiğimizi çok yorucu çalışmalar ve emek olmasına karşın bu hizmeti onurla yapmaya devam ettik. Bu arada kendi yayın politikamızı sunarken, kesinlikle Türkçe Dil ve karakterine özen gösterdik. Türkçe yayın yapma çizgimizden asla taviz vermedik. İzleyicilerimiz bizi tuttu ve kısa dönemde yıllarca yayın yapan sanal radyoların da önüne geçerek hep gözde ve takdir edilen bir yayın oluşturduk.
Ancak , kısa bir süre sonra bizden özenen kişilerce yeni yeni sanal radyolar kurulmaya başlandı. Elbette çok seslilik güzeldir deyip biz de destekledik. Fakat gördük ki, bir cenaze olduğu zaman radyosunu kapatıp o acılı aileye destek vermek için “yayını durdurduk siz ne diye devam ediyorsunuz derhal radyonuzu kapatın” diye bize tehditler gelince “eyvah acılı ailelerin duyguları sömürülmeye başlandı bunun ardı gelecek” dedik. Gerçekten de öyle oldu. O acılı aile daha önce bizim radyoya giriyor, bizde hatta yayın bile yapıyordu. Biz cenazede radyo kapatmanın yanlış olduğun söyledik. Acılı ailelerin acılarını ne kadar paylaşsak da duygular aklın önüne geçmişti bile. O çok sevdiğimiz aileler bizden koptu ve yeni kurulan sanal radyolarda, ya da başka radyolarda yerini aldı. Ama bize de kırgınlıkları hala devam etmektedir. Halbuki her gün vatanı uğruna şehit düşen askerlerimizin cepheden cenazeleri gelirken aynı duyarlılığı gösteremedik. Bu şu demek miydi? Şehitlerimiz olmuşken tüm Türkiye yayınını durdurmalımıydı? Bunu anlatmaya çalıştık ama anlatamadık. Çünkü sömürülen insanların hassas noktalar olan kaybettiklerinin acılarıydı. Ölümdü.
Bu da yetmedi. Yeni kurulan sanal radyolar inanç bazında halkın hoşuna gidecek görsel yayınlar yapıp halkın duygularını sömürerek ben daha iyi inançlıyım imasını vererek inançlı toplum üzerinde çok kötü imajlar yaratıldı.
Bu da az geldi. Biz Avşar’mıyız? Türkmen’miyiz? Ya da bunların dışında mıyız, neyiz? tartışması yaratılarak bilim ve tarih hiçe sayılarak ehil olmayan kişilerce ırklar tartışılmaya başlandı. Nerde mi? Sanal Radyolarda. Her sanal radyo kendine taraftar bulabilmek için elinden geleni ardına koymadı ve devam etti.
Yüzlerce, binlerce birbirlerini sanal ortamda tanıyan insanların, akrabaların henüz birbirlerinin yüzlerini dahi görmeden kamplara bölünmesine sebep olunmaya başlandı.
Bu da yetmedi. Biz İslam Dininin içinde mi? yoksa dışında mıyız? gibi çağımızın ve insanlarımızın istemediği konular tartışılmaya başlandı. Sanal radyolara sızan bu tipler insanları birbirlerine düşürdüler ve yeni düşmanlıkların doğmasına neden oldular.
Bu da yetmedi. Bir radyoya girenin diğerine girmeme yasağı getirildi. Kim tarafından? Radyo kurucuları tarafından. Çünkü radyo sahipleri kural koymuşlardı. “Ya devamlı buraya gireceksiniz, ya da girmeyin” şeklinde tehdit ediliyordu. Ayrı radyolara girenleri casus olarak nitelendiriyorlardı. Onlarda casus olmadığını ispat için tek yerde bulunuyor, ya da mecburen ya girmiyorlardı, ya da isimsiz girmeyi tercih ediyorlardı. Radyo sahipleri yine tehdit ediyorlardı . “Biz sizin IP numaranızdan isimsiz de olsanız tanırız. Nere giderseniz biz sizi görürüz” gibi abuk sabuk savlar ileri sürüyorlar ve tehdit ediyorlardı.
Bu da yetmedi. Bu Sanal Radyoculuk işini tamamen kendi egolarını tatmin için kullanan henüz beyinleri olgunlaşmamış feodal yapıda olanlar ise, en tehlikeli sınıfı oluşturmaya başladılar. İlgili firmadan ücretsiz edindikleri radyoyu birilerinin adına açıp birilerine lütufta bulunmaya başladılar. “Bak sana radyo açtım başına geç yayını kendin yap” gibi son derece bilinçsiz ama bölmek parçalamak için çok güzel bir planın parçası olarak işlevini iyi sürdürüyorlardı.
Kişilerin zaaflarını çok iyi değerlendiriyorlardı. Kişi içki meraklısı ise ona göre davranıp “sen de radyo yöneticisi oldun hem de şu radyonun başına geç yöneticisin” deyip adeta memur tayin ediliyorlardı. Giren kişi istese de bir daha oradan çıkamıyordu. Çünkü mimleniyordu. Giderse casus muamelesine tabi olacaktı.
Radyo sahipleri veya orada bulunan taraftarlarca birbirlerine iletiler aracılığıyla tehditler yağmaya başlandı. Örneğin; “senin kemiklerini tek tek kırıp çuvala dolduracağım ulan” “senin filan yerde ne işin var, orası senin köyün mü?” “ben köyümün aşığıyım” “ben köyümün delisiyim” “radyoyu tekeline geçirmişsin” “radyo kurmuşsun ama kendi siten üzerinden bizi zıplatıyorsun” “biz senin siteni okumak zorunda mıyız?” “senin hanımın bizim köylü ulan, senin orda ne işin var?” “Seni bulunduğun yerde çivileyeceğim, parçalara ayıracağım, kemiklerini tek tek kıracağım” İşte bu ve buna benzer sözler. Tehditler, küfürler ve daha birçok şey. Birbirlerini hiç tanımayan ancak isimlerini ve köylerini buradan bilip öğrenen onca insanlara yapılan davranışlar ve sözlerden bir kaçı bunlar. Bunu yeni yetişen çocuklarımızın da okuduğunu bir düşünürseniz olayın vahametini daha iyi anlarsınız. Diğer tehditleri suç duyurusu olur diye yazmadım. Bu nereye doğru gittiğimizi gösteren vahim bir durumdur. Kendimizden biliyoruz ki, bize de gelen bu tehditleri yapanların düğününe, cenazesine veya gidilmesi gereken bir durumda nasıl yan yana gele bilineceğini hiç düşündünüz mü?
Sizin köyün radyosu yok al sana radyo. Sizin aşağı mahallenin radyosu var sizin niye yok alsana radyo. Sizin neden olmasın bir radyonuz alsana radyo?
Sanatçılarda radyoların sanatçısı olunmaya başlandı. Bir sanatçı bir radyoya çıkmışsa diğer radyo o sanatçıyı programlarına almamaya başladı. “Sen falan radyonun sanatçısısın git kardeşim bizden uzak dur.”
Bu neyi de beraberinde getiriyor bunun farkında değiller.
HUSUMET VE KAN DAVASINA DÖNÜŞÜYOR
Sanal Radyo önce köyler arasında bir husumet doğurdu. Sonra köylülerin atalarından gelen feodal alışkanlıklarını hortlattı. Senin baban benim babamla önceden beri hasımdı. Bu yeniden ortaya çıktı. Yeni nesil bunlarla tanıştı. Biz radyo kurucularının istemleri, hizmetleri yerinden saptı, başka mecralara doğru hızla toplumu birbirinden uzaklaştırmaya yöneldi.Kaş yapayım derken göz çıkarmaya başlanıldı. Yeni yeni husumetlerin ortaya çıkmasına neden olundu.
Bunun mutlak surette önüne geçilmesi ve yeni radyo kurmaya kalkışanlara itibar edilin memelidir. Hatta, var olan Sanal Radyolar kendi yöneticileri tarafından kapatılıp yepyeni bir kuruluş olarak organize bir şekilde ve resmi olarak kurulmalıdır. Toplumun birbirlerine düşman olunması acilen önlenmelidir. Taşın altına girebilecek elleri sokmadan ve bu işi profesyonel yapmadan kesinlikle bu “Sanal Radyo Terörü”nün önüne geçilemeyeceği kanısındayız. Eğer Sanal Radyo yöneticileri bunu yapmıyorsa, geriye bir şey kalıyor. İzleyiciler; ya bu düzene devam diyecekler, ya da hepsini birden protesto edip radyolara girmeyecekler. Sanal Radyoyu amacının dışında kullananlar ancak o zaman kendilerine çeki düzen vereceklerdir.
SONUÇ
Aksi taktirde, SANAL RADYO TERÖRÜ oluşmaktadır. Bu terörün içinde var olmamak için biz kendimizi fesh ederek Sanal Radyo Terörüne destek vermiyoruz. Senin radyon güzel değil, benim radyom güzel tartışması yerine tüm sanal radyoların gerekirse yeniden kapanıp ehil ve aklı başında kişiler tarafından yeniden oluşturulması kesinlikle şarttır.
Adları ne olursa olsun, sanal radyoların köy adına kurulması büyük sakıncalar doğurmaktadır. Bundan kesinlikle kaçınılmalıdır. Çünkü bizler henüz feodalizmden kurtulamamış ve o olgunluğa erememiş toplumlar olduğumuzu bir kez daha kanıtlamış olduk.
Bizim yöremizin insanları elbette kan davası gütmeyen mahkeme kapılarında bu gerici çağdışı geleneklerden dolayı, yasadışlıktan yargılanmayan aydın bir toplumdur. O halde, bunun gereğini yapmalıdır. Sanal Radyo Terörü’nden mutlak surette bir an önce kurtulmalıdır.
Deneme yayınlarına 09.10.2007 tarihinde başlayıp 14.04.2008 tarih saat 24:00’e kadar süren canlı yayın süresince 40.000 – 45.000 kişinin ziyaret ettiği yaklaşık 150 gün süren yayınımızda bizlerle birlikte olan ve bizleri yalnız bırakmayan canlarımıza,
- Radyo aracılığıyla tanıştığımız binlerce gönül dostlarımıza ve akrabalarımıza,
- Yeni yeni dostlukların pekiştirildiği bu mekanı bizimle birlikte paylaşan dünyanın dört bir tarafından bizlere katılan ve evlerine konuk eden tanımadığımız tüm gönül dostlarımıza, mihmandarlarımıza,
- Acı tatlı günlerimizde birlikte olduğumuz dostlarımıza,
Sonuna kadar kadar bizleri yalnız bırakmayan tüm dost ve canlarımıza vefa borcumuzun olduğunu bildirir, teşekkürlerimizle saygılarımızı sunarız.
15.04.2008
Türkmenlerin Sesi Radyo Kurucusu
Hüseyin EKİCİ
Üsküdar/İstanbul
-o-
AVŞAR TÜRKMENLERİ
KAŞ 'dan İĞDELİ YERLiKUYU ve KARAÖZÜ'ye BAKIŞ

- KAS 'dan iGDELi YERLiKUYU ve KARAÖZÜ iSTASYONU GÖRÜLÜYOR Fotograf: Secatipek Demir
BUYRUN CENAZE NAMAZINA ….!

- Attila Uçar
Biz aleviler yüzlerce yıldır katliam, imha ve sürgün politikaları ile “soykırım” uygulamasına maruz kalmışlardır. Aleviler o kadar çok istenmiyordu ki 7 den 70’e deftere yazılarak yeryüzünden kazınmak için sistematik olarak katledildiler.
Aleviler kendilerine yapılan asimilasyona, varolmak, bir olmak, diri olmak için direndiler. Belki de en iyi yaptıkları “direnme” ile bugünlere geldiler.
Bugünde resmi anlayış (DİNAYET) Aleviliği ret ve inkar etmektedir. Bazı alevi dostlarımızda Aleviliğe ihanet içerisindedir. Bunu da Alevilerin ibadeti olan cem’i karalayarak, içini boşaltarak ateistliğin başkalarının inancını yozlaştırmaktan geçtiğini sananlarca yapılmasıdır.
Karaözüne cem evini düşünme önerim, sözde okumuş ve aydın geçinen kişiler tarafından saldırıyla karşılandı. Soru çok netti. “Önce Karaözünün kültürünü belirlemek lazım, DİNCİMİ, LAİKMİ, ATATÜRK’ÇÜMÜ, AYDINMI, YOBAZMI, ATEİSTMİ ? ne olduğu belli olmayan kasabada cem evinin ne işi var “? Sorusu Karaözü sitesinin ziyaretçi defterine yazılmış ancak sadece Almanya’da yaşayan iki bayırın Türkmen inden başka karşı çıkan olmamıştır. Karaözü’den kimileri “Önceliğimiz cem evi değil”, “Hedef gösteriyorsun” (ne demekse?) Kimileri de ateistlikle aydın olmayı aynı potaya koyarak, “cem evine karşı çıkanların aydın görüşlü” olduğunu savundu. Bazı şahıslarda konu cem evi iken suya sabuna karışmadan dururken, Karaözüde “Cami Yaptırma Derneği” kurucuları yazılmaya söylenmeye başlandığında Don Kişot’luğa soyunarak bu derneği ve şahısları korumaya ve kollamaya çalıştı. Aynı şahıs benim “Karaözü’deki Cami Derneğine yardım talebimi “televole seyrine döndü” şeklinde yorumlarken kendi durumunun bir drama olduğunun farkında değildi.
Değerli dostlar, Aleviliği, cemi bırakalım da kültürümüz gelecek yüzyıllarda ölüp gitsin mi? Kaldı ki, Cem evi talebim düşünce bazında sorulmuş bir sorudur. Laiklik, demokrasi ve eşitlik istemem; temel insan hakları bağlamında bir istektir.
Bir alevinin çıkıp ta “Alevi-Sünni birdir, arada ayrılık gayrılık yoktur, hepimiz müslümanız” demesi önce alevinin bilincini dağıtır, çarpıtır ve bulanıklaştırır. Bu durumda kişi algılama bozukluğu yaşar. “Alevilik Hz.Ali’yi sevmekse, bizde Ali’yi seviyoruz, bizde Aleviyiz” söylemi bulanıklaştırmanın başka işlenişidir.
Alevilere yıllardır yapılan asimilasyonun aktörünü, patronunu sistem olarak bilirdim. Ancak bu durum Karaözü beldesinde değişti, nasıl mı?
Karaözüne cami yapılmasını sağlamak için dernek kuran o beldenin insanı alevi olarak tutumunu, duruşunu nasıl açıklayabilirler ? alevi öğretisinde Caminin, Namazın herhangi bir yerinin olmadığı biline biline alevi köyüne cami yapılması, Sünni imam atanması, sanki köyde katılım fazla da ikinci bir cami yapma isteği, üstüne üstlük sanki bir ayıbı yüze vururcasına namaz bilmeyen halka günde beş vakit bağırarak “HAYDİ NAMAZA” çağrılması dernek üyelerinin vicdanlarını sızlatmayacak mı?
Dernek üyeleri yaşlı ve büyüğüm olduğu için tek tek isimlerini yazarak teşhir etmek istemiyorum. Bu vicdansızlık alevi inancına hakaret değil midir? Bulhayır, Alamettin, Sarıoğlana kilise yapıldığını düşünün, hemen birileri “kilisenin ne işi var” diye sorarlarsa; yanıtınız, Karaözü ve çevre alevi köylerde caminin ne işi var olmalısıdır.
Aleviler tüm dinlere/inançlara saygı duymaktadır. Aynı saygıyı da beklemesi en doğal hakkı değil midir?
Bugün cem evi yerine cami yapmak için dernek kuran zihniyet yarın “hadi buyrun teravihe, bayram namazına, kuran kursuna, hacca ve de cenaze namazına” diyebilir.
Attila UÇAR
Anadolu’muzun Alevisiyim - Aydın Alkan
Sevgili Canlar,
Geçtiğimiz günlerde katıldığım bir panelde Sivaslı Hüseyin Gazi Metin’in (kendisi aynı zamanda bir Alevi dedesidir) Isveçli bir araştırmacının ‘’Dede Alevilik Ali’den mi Veli’den mi geldi, gökten mi indi, nurdan mı indi, bana bir anlatır mısın?’’ sorusuna cevaben sazıyla söylediği deyişi aşağıya aktarıyorum.
Anadolu’muzun Alevisiyim dedik. Isveçli araştırmacı dedi ki, ‘’dedem, daha karıştırma; şurayı burayı dolaştırmaya gerek yok, ben alacağımı aldım. Senin bu dörtlüklerinde gereçekten de Anadolu’nun Alevisini tarif ettin, teşekkür ederim’’ dedi.
Ben de diyorum ki; Alevili Kültürünü bilmeden/ tanımadan, öğrenmeden karşı çıkan, halen cenazelerimizi imam ile kaldırmaya devam eden Bucak Avşarı canlara, işte gerçek Anadolu Aleviliği budur. Selamlarımla.
Aydın Alkan
İŞTE ALEVİLİK
Enel Hak diyerek geri dönmeyen
Anadolu’muzun Alevisiyim
Huri gılman cennetine kanmayan
Anadolu’muzun Alevisiyim
Sevgidir dinimiz, Kabemiz insan
Kırklar ceminde eşittir her can
Bizim için birdir gavur, müslüman
Anadolu’muzun Alevisiyim
Allah ile insanları korkutmam
Cennet ile cahilleri uyutmam
Kıl köprüsü, hayal, hurafe yutmam
Anadolu’muzun Alevisiyim
Vahiye aldanmam, bilimde varım
Akılla mantıkla yaparım yorum
Çağı yakalamak amacım, zorum
Anadolu’muzun Alevisiyim
Ele, bele, dile sahip özümüz
Can evinden uyanmıştır gözümüz
Kanundur, senettir bizim sözümüz
Anadolu’muzun Alevisiyim
Mum söndü iftira, kuyudur kazdığın
Asıp, kesip, zindanlarda ezdiğin
Kafir diye derisini yüzdüğün
Anadolu’muzun Alevisiyim
Kuyucular, Yavuz Selimler
Toplu katliamlar yaptı zalimler
Zalimin zulmünden korkmaz alimler
Anadolu’muzun Alevisiyim
Bizim için yapılmıştı zindanlar
Yargısız infazlar, kayıp insanlar
Özgürlük uğruna çok verdik canlar
Anadolu’muzun Alevisiyim
Ezilen halk dostum, ezen düşmanım
Sivas’ta yaktınız otuz beş canım
Vursan, bombalasan değişmem yönüm
Anadolu’muzun Alevisiyim
Kızılbaşlık şöhretimiz, tacımız
Gelin bir olalım bitsin acımız
Bir ölür bin doğar bizim gücümüz
Anadolu’muzun Alevisiyim
Diyaneti, din dersini kaldırın
Örümcek kafaya bilim doldurun
Kimliğimizi tüm dünyaya bildirin
Anadolu’muzun Alevisiyim
Beş vakit camide yatıramadın
Asimile edip bitiremedin
Şeytan taşlaya götüremedin
Anadolu’muzun Alevisiyim
Yeni bir taktik, yeni bir oyun
Alın trilyonlar, ayrıldı payın
Satılık değiliz iyice duyun
Anadolu’muzun Alevisiyim
Gazi Metin silahım yok, sazım var
Horasan’dan Çamşığı’na izim var
Boyun eğmez, baş kaldıran özüm var
Anadolu’muzun Alevisiyim
YEDİ BUCAK AVŞARI / Hamza Aksüt
YEDİ BUCAK AVŞARI / Hamza Aksüt (1)
(Bu yazının hazırlanmasına, yöreye bizi davet ederek büyük konukseverlik, içtenlik ve özveri gösteren Burunören köyünden Secatipek Demir ve Güldane Demir vesile olmuştur. Kısacık tatillerinde, yöredeki köyleri gezdirmek için bize zaman ayıran bu değerli canlara, konukseverliğinden ve sıcak ilgisinden dolayı, yöre halkına teşekkür ederim.)
Bu yazıda Kayseri ilinin Sarıoğlan ilçesinde yer alan Alevi yerleşimlerin tarihi ele alınacaktır. Burunören, İğdeli, Kaleköy, Karaözü, Karpınar, Yerlikuyu adını taşıyan bu yerleşimler, Kızılırmak’ın iki yakasında yer almaktadır. Burunören, sol yakada, öteki yerleşimler sağ yakadadır. Karaözü’nün sol yakada da toprakları vardır. Bu yerleşimlerden Karaözü kasaba, ötekiler köydür. Yerlikuyu köyü, yan yana olan Yerliburun ve Körkuyu köylerinin birleşmesiyle oluşmuştur.
Karaözü’nün tarihi, köy halkından Ahmet Özerdem tarafından ayrıntılı biçimde incelenmiş ve kitap olarak yayınlanmıştır. Kasaba halkının büyük bölümü, Malatya’nın Hekimhan ilçesinin Ardahan, Güvenç, Çırzı; Yazıhan ilçesinin Karaca köylerinden ve Kuluncak ilçesinin Kuluncak kasabasından gelmiştir. (Malatya’nın bu köylerinin tarihi ve Karaözü’ne göçleri üzerine ayrıntılı bilgi için bakınız, Hamza Aksüt, Anadolu Aleviliğinin Sosyal ve Coğrafi Kökenleri, Art Yayıncılık, 2002, Ankara)
Temmuz 2005’te yaptığımız araştırma gezisi sırasında halktan derlediğimiz bilgileri genel olarak şöyle sıralayabiliriz:
a- Bu yöreye ya da bu yöredeki Alevi köylerin halkına (Karaözü hariç) Yedi Bucak Avşarı denmektedir. Bu nitelemeyi daha çok çevre köylerin halkı kullanmaktadır. Karaözülüler ise bu niteleme yerine Türkmen’i yeğlemektedir. (Edindiğim izlenim, Türkmen’e “göçebe” anlamının yüklenmiş olmasıdır. Avşarlar, 24 Oğuz boyunun bir parçası olduğuna göre, Türkmen nitelemesi ile Avşar nitelemesinin bir çelişki oluşturmadığı, tersine, bir uyum gösterdiği açıktır.)
b- Köyleri kuranlar Halep kökenlidir. Halep’teki Bucak, Deli Bucak ya da Halep-Altı adlı bir yerden gelmişlerdir. (Halep, şimdiki gibi yalnızca Halep kentini değil, Kuzey Suriye’yi ve Güneydoğu Anadolu’nun bir bölümünü ifade ediyordu. Anadolu Alevilerinin ezici bir çoğunluğunun kökeni Halep Türkmenleridir ki, bu Türkmenler Urfa, Antep, Antakya ve Halep kırsalında kışlıyordu. Birçok Alevi topluluk, köken olarak ‘Halep-altı’ nitelemesini kullanmaktadır.)
c- Yedi nitelemesi, köylerin sayısının yedi olmasıyla açıklanıyorsa da, Yedi Bucak Avşarı olarak nitelenen köy sayısı altıdır. (Bu köyler, Burunören, Kaleköy, Yerliburun, Körkuyu, İğdeli, Karpınar’dır. Hatta, Kızılırmak’ın sol yakasındaki Burunören, bazı kaynaklarca Yedi Bucak Avşarı nitelemesine dahil edilmemektedir. Karaözü’nün Yedi Bucak Avşarı kapsamında olmadığı konusunda kaynak kişilerin tümü görüş birliğindedir.)
YEDİ BUCAK AVŞARI / Hamza Aksüt (2)
KÖYLERDEKİ SÜLALELER
Konumuz olan köylerde birçok sülale vardır. Doğal olarak, bunların tümünün izini tarih içinde izleme olanağından yoksunuz. Burada yalnızca tarihsel ad taşıyan sülalelerin izini sürmeye çalışacağız. Bundan önce sülalelerin bir dökümünü sunalım:
Burunören: Ağcalı, Emirli (ya da İmirli), Hameduşağı
Yerlikuyu’nun Körkuyu bölümü: Karahasanuşağı
Yerlikuyu’nın Yerliburun bölümü:
Lökcüler: Devecilik yapanlar anlamındadır, Halep’ten geldikleri söyleniyor
Sarıveliler: Halep’ten geldikleri söyleniyor. Solaklar (ayrıntı yarın)
Üsülüler: Çorum’un Gökçam köyünden geldikleri söyleniyor. Bunlara Aksarı (ya da Haksarı da deniyor.)
İğdeli: Dervişliler, Kara Cumalar, Mısıroğulları, Mülhümuşağı, Bektaşoğulları, Başıbüyükler
Karpınar:
Hodalar: Halep’ten gelme
Mahmudoğlu: Halep’ten gelme
Gayret Ahmetler: Halep’ten gelme
Kaleköy:
Asker-uşağı: Çorum’un Gökdere’den gelme
YEDİ BUCAK AVŞARI
Bilindiği gibi Avşar, Oğuz boylarından biridir. Avşarlar, birçok önadla nitelenmektedir. Bu önadlardan birisinin de Bucak olduğu anlaşılmaktadır.
Bucak Avşarı adlı bir oba, Yeni-İl Türkmenleri içindeydi ve Yeni-İl kazasında yurt tutmuştu. Yeni-İl kazası, Divriği’nin batısından Şarkışla’ya, bazı tahrirlerde ise Bozok ve Zamantı nahiyelerine kadar uzanan bir yönetim birimi idi. (Bu konudaki kayıt, 1700’lü yıllara aittir. On altıncı ve on yedinci yüzyılda yapılan birçok tahrirde Yeni-İl Türkmenleri arasında birçok Avşar obasının adı geçmekle birlikte, Bucak Avşarının adı geçmemektedir. Bucak Avşarı bu yüzyılda İmanlu Avşarı içinde yer alıyordu.) Günümüzdeki Alevi Türklerin atalarının önemli bir bölümü Yeni-İl Türkmenleridir. Bu Türkmenlerin kışlağı Halep’ti.
Bucak Avşarı nitelemesine bir başka örnek; on altıncı yüzyılda Alaiye (Alanya) yöresinde adı geçen Bucak Avşar köyüdür.
Konumuz olan yörede Bucak Avşarı nitelemesinin bir hayli eskiye dayandığı anlaşılmaktadır. Dulkadır padişahı Alaüddevle’nin oğlu Şahruh, Bucak Avşarı Kışlası, Bayır Deresi ve Karaözü köylerinin gelirlerinin bir bölümünü, Karaözü köyünde bulunan ve Şahruh Beğ köprüsü olarak anılan köprünün onarımı için ayırmıştı. Bu gelirlerin bir bölümü ise Şeyh İbrahim adlı dede ocağının zaviyesi olan İbrahim Hacı zaviyesine ayrılmıştı. Vakfiye suretinde ise Karaözü köyü ile Anbarlu ve Ağca Kışla mezralarının yarısının zaviyeye ayrıldığı yazılıdır. Vakfiye sureti 1494 tarihini taşımaktadır.
Bucak Avşarı Kışlası, Kızılırmak kenarında olmalıdır. Daha doğrusu, burası, konumuz olan yöredir. Bu ad, Bucak Avşarı topluluğunun burada kışladığını belirtmektedir. Bayır Deresi, Karaözü kasabasında bir yer adı olan Deli Bayır olmalıdır.
Yedi nitelemesinin kökenini tam olarak belirleme olanağından yoksunuz. Bu niteleme, Halep’teki Yedi Bucak adlı bir yerle ilgili olabilir ki; şimdilik böyle bir yer belirlemiş değiliz. Halep’te yer alan Siverek’te, Bucak adlı bir yer varsa da, burasının Yedi ile nitelenip nitelenmediğini bilmiyoruz. Buna karşın, Yeni-İl Türkmenleri içindeki Avşar’ın bir kolunun Sekiz Avşarı olarak nitelendiğini biliyoruz.
Kısacası; Bucak Avşarı ya da Yedi Bucak Avşarı bir Avşar obasıdır. Bucak Avşarı, en azından Dulkadır dönemine kadar uzanan bir nitelemedir. Obanın adı, Alevi toplulukları barındıran ve Halep’te kışlayan Yeni-İl Türkmenleri arasında geçmektedir.
YEDİ BUCAK AVŞARI / Hamza Aksüt (3)
KÖYLERDEKİ SÜLALELERİN TARİHİ
1- Mahmud-oğlu
Halep’ten Karpınar köyüne ilk gelen sülalelerden olduğu söylenmektedir.
Mahmudoğlu obası, 1631 yılındaki tahrire göre, Mısırlı obasıyla birlikte Ali Kethüda’nın yönetimindeydi ve Yeni-İl’deki İmanlu Avşarı içindeydi. Oba, 1641 yılında Bozok’taki Karapınar ve Bekmez-Götürdü yurdunda yaylamaya başlamıştı. Obanın tahrir nüfusu, 1631 yılında 42 idi. İmanlu Avşarı, 1548 yılında Yeni-İl’deki Kızıl Çukur yurdunda yaylıyordu. Dolaysıyla, Mahmudoğlu da bu yurtta yaylıyordu.
Adı geçen Karapınar köyü, incelediğimiz köylerden biri olan Karpınar olmalıdır. Buna göre Mahmudoğlu obasının Karpınar köyünü 1641 yılında yurt tuttuğu anlaşılmaktadır. (Karpınar, Arapça yazım gereği Kara Pınar olarak da okunabilir ki, araştırmacılar Kara Pınar’ı yeğlemiştir.)
1647 yılında da Karapınar’da yaylayan Mahmudoğlu obası, 1703 yılında Rakka’ya sürülen Receblü Avşarı arasındaydı. Birkaç yıl Rakka’da kalan bu Avşarlar, Zamantı yöresine kaçmıştı. Bu yılda Mahmudoğlu obası, 11 bennak + 9 mücerred = 20 tahrir nüfusuna sahipti. (Vergi nüfusunu 5 ile çarpıp mücerred sayısını eklediğimizde obanın nüfusu ortaya çıkar ki, bu nüfus 64 kişidir.) Karpınarlı kaynak kişi, Mahmudoğlu’nun ağılının Kaleköy olduğunu belirtmiştir.
2- Emirler
Burunören köyünde yaşayan bir sülaledir. Emir obası, 1631 yılında Yeni-İl Türkmenlerinin İmanlu Avşarı kolunda olup 35 vergi nüfusuna ve 16.050 adet koyuna sahipti. Obanın yöneticisi Emir Ali idi. Oba, 1641 yılında Bozok nahiyesindeki Karapınar ve Bekmez Götürdü yurtlarında yaylamaya başlamıştı. Buradaki Emir, Ali’nin obasının adıdır. Adı geçen Karapınar yurdu, incelediğimiz köylerden Karpınar olmalıdır. İmanlu Avşarı, 1548 yılında Yeni-İl’deki Kızıl Çukur yurdunda yayladığından Emir obasının da burada yayladığı anlaşılmaktadır.
Kayseri’nin Tomarza ilçesindeki Avşar köylerinden Emir-uşağı’nın bu Emirlerin bir parçası olduğu söylenebilir.
3-Mısıroğulları
İğdeli köyünde yaşayan bir sülaledir.
Mısırlu obası, Yeni-İl Türkmenleri arasındaki İmanlu-Afşarı ve Dokuz oymağı içinde yer alıyordu. 1583 yılında Dokuz oymağına bağlı olan ve vergileri İmanlu Avşarı ile birlikte kaydedilen Mısırlu, Yeni-İl’de, Koyuncu-Viran adlı bir yerde yaylıyordu. Oba, 1630 yılında 14 vergi nüfusu ve 5.330 adet koyuna sahipti. Mısırlu, 1641 yılında Bozok’taki Karapınar ve Bekmez-Götürdü yurtlarında yaylamaya başlamıştı.
Adı geçen Karapınar, incelediğimiz köylerden Karpınar olmalıdır.
4- Hodalar
Karpınar köyünün kurucu sülalelerinden olduğu söylenmektedir. Hoda, doğal olarak, yöre halkının anlam veremediği ve ad vurma geleneğinde yer vermediği ilginç bir addır. Bu durumda Hoda, büyük bir olasılıkla bir obanın adıdır. Bilindiği gibi, halk, Farsça’da tanrı anlamındaki ‘Hüda’ya, ‘Hoda’ der.
Hüda adlı bir oba, on altıncı yüzyılda Elbistan’ın Hurman nahiyesindeki (Pınarbaşının güneyinde) Binboğa dağlarında yaylaya çıkıyordu ve her yıl 100 akçe yaylak haracı ödüyordu. Obanın adı ‘Hüda’ kökenli olmayıp Hoda adlı bir yer olduğu halde, tahrir memuru bu adı ‘Hüda’ olarak yazmayı yeğlemiş olabilir.
Asıl önemlisi; bazen Hoda bazen de Hoba olarak kaydedilen bir Avşar obası belirlemiş durumdayız. Oba, Halep Türkmenlerine bağlı Receplü Avşarı içindeydi. Obanın adı, Yeni-İl, Rakka, Karaman, Kırşehri, Sis, Kayseriyye, Adana, Kars-ı Meraş (Kadirli), Zülkadriye (Maraş) ve Zamantı kazasıyla ilgili kayıtlarda geçmektedir.
“Türkmen taifesinden” biçiminde nitelenen Hoda, 1703 yılında Rakka’ya sürülmüştür. Obanın yurtları arasında, konumuz olan yöreye en yakın olanı, Zamantı kazası ve Kayseriyye livasıdır. Kayseriyye ile kastedilen, Zamantı’dır. İncelediğimiz köylerin halkları, Zamantı üzerinden buraya gelindiğini söylemektedir. Ayrıca; Alevi toplulukları barındıran Yeni-İl Türkmenlerinin bir bölümünün Zamantı nahiyesinde kayıtlı olduğunu biliyoruz.
Obanın yurtları arasında sayılan bazı yerler, obanın asıl yurdu olmayıp sürgünü ve göçebeliğiyle ilgilidir. Örneğin, Rakka, obanın sürgün yeri, Adana, Kadirli gibi yerler ise obanın göç yoludur. Karaman ve Kırşehri de obanın asıl yurdu değildir, obanın bir ara asıl yurdunu bırakarak buralara sarkmak istemesiyle ilgilidir.
Hoda-Hoba obasının yurtlarından en ilginci, kuşkusuz, Yeni-İl’dir. Rakka’ya sürülen topluluk, Yeni-İl Türkmenleri arasındaki bu obadır. (Sürgün tutanağındaki kayda göre obanın adı Hobalı değil, Hodalı olarak okunabilir.) Rakka sürgünü için 1729 yılında yapılan tahrirde oba, 10 bennak + 6 mücerred =16 vergi nüfusluydu (yaklaşık 56 kişi). Hoba’nın ya da Hoda’nın adının geçtiği kayıtlar 1690’lı yıllardan sonraya aittir. Bundan önceki tahrirlerde, Yeni-İl Türkmenleri arasında bu oba yer almamaktadır. Buna karşın, obanın bağlı olduğu Receplü Avşarı, Yeni-İl Türkmenlerinin Halep Türkmenleri kolunda adı geçen bir oymaktır.
5- Ağcalı
Anlatılanlara göre Ağcalı topluluğu Pınarbaşı’nın Hasa köyünden İğdeli köyüne oradan da Burunören köyüne gelmiştir. Hasa, 1563 yılı tahririne göre Maraş’ın Zamantı kazasının (Pınarbaşı ve Sarıoğlan’ın bir bölümü) Çörmüşek nahiyesinde yer alan 55 vergi nüfuslu bir köydü. Köy halkı Müslüman değildi. Hasa köyünde günümüzde Avşar’ın Kara Receb obası oturmaktadır.
On altıncı yüzyıl kayıtlarına göre Ağcalu topluluğu, başta Boğazlıyan olmak üzere Bozok’ta birçok yerde yurt tutmuştu. Burunören topraklarının bulunduğu Çubuk nahiyesinde Seyrekağıl, Örtülüce, Hamzalı ve Gevhertaş köylerinde de Ağcalu obası -göçebe olarak- barınıyordu. Bunlardan Örtülüce’nin öteki adı Resullü idi ki, 1240 yılında ortaya çıkan Baba Resul olayının önderi Baba Resul’e ad veren obadır.
Karaözü köyündeki Şeyh İbrahim zaviyesi için 1494 yılında düzenlenen bir tutanakta Ağca Kışla adlı bir mezranın adı geçmektedir. Bu mezra Karaözü köyü topraklarındadır.
Ağçalu obasının bir kolu Yeni-İl Türkmenleri arasındaydı. 1548 yılında Kangal’ın Mancılık yöresindeki Gökaven Hisarı yurdunda yaşayan Ağçalu, 4 neferan nüfusa sahipti. 1583’te 5 mücerred + 10 müzevvec = 15 vergi nüfusuna (55 kişi) sahipti. 1630-31 yılında Sultan Kethüda yönetiminde 3 neferana ve 410 koyuna sahip olan oba, 1641-42 yılında yine 3 neferan nüfusa sahipti ve Bozok nahiyesindeki Yosun Pınarı ve Kan yurtlarında yaylamaya başlamıştı. Bu son tahrirde, oba nüfusunun adı geçen yurtta bulunamadığı kayıtlıdır. 1644 yılında ise iki grup halinde Ekinci nahiyesinde yaşayan obanın 4 hanelik kolu, “perişan ve perakende” bir durumda, Güğercinlik’te (Kahramanmaraş ile Gaziantep arasındaki İslahiye yöresi) kışlıyordu. Obanın öteki kolu da aynı durumda olup 5 neferan nüfusluydu.
Bu Ağçalu obası, Şarkışla yöresindeki Gaziler-Mağarası ve Deli-İlyaslı köylerinin yakınında bir köye ad vermişti. Obanın buradan ayrılarak yukarıda sunduğumuz yurtlarda hareket etmeye başladığı anlaşılmaktadır.
1703 yılında Rakka’ya sürülen Receblü Avşarı obaları arasında Akça-Ali adlı bir oba yer almaktadır. Osmanlı tahrir yazıcısının -kendince bir anlam vererek- adı Ağcalı olan bu obayı, Akça-Ali biçiminde kaydetmiş olması mümkündür. 1729 yılında tahriri yapılan Akça-Ali obası, 16 bennak + 8 mücerred = 24 vergi nüfusuna (88 kişi) sahipti.
Ağcalı’nın en ünlü obası Hacılar’dır. Hacılar obası Anadolu’da birçok köy kurmuştur. Hacılar obasının önemli bir bölümü Safevi devletinin kuruluşuna katılmış ve devletin kuruluşundan sonra da etkin roller üstlenmiştir.
Tahrir kayıtlarında bu topluluk, Ağça ya da Ağca olarak okunmaktadır. Ağça’nın Alevi toplulukların ilk yurdundaki yeri, Kerkük’ün kuzeyidir. Topluluktan adını alan Kerkük’ün 46 km kuzeyindeki Ağçalar köyü sufilerin merkezidir. 1558 yılı tahririnde burası 80 neferanlı bir yerleşimdi.
6- Başıbüyükler
İğdeli köyünde yaşayan bir sülaledir. Bu sülalenin kökeni, Yeni-İl Türkmenleri arasındaki Başıbüyüklü obası olmalıdır.
1641 yılında Başıbüyük-oğlu olarak da kaydedilen oba, Kangal’ın batısında, Mancılık nahiyesindeki Han-ı Kesük (Kesük Han) yurdunda yaylıyordu. Bu tarihte 5 vergi nüfusu olan oba, 500 koyuna ve 12 deveye sahipti. Kayıtta Başıbüyük obasının Avşar boyuyla bir ilgisinden söz edilmiyor. Buna karşın, obanın Yeni-İl’in Halep Türkmenleri kolunda olduğu görülüyor.
7- Solaklar
Bu ünlü Alevi obasının adına Yerlikuyu köyünde rastlanmaktadır. Solaklar, Safevi devletinde adı geçen obalardandır. Pınarbaşı’nın Solaklar köyünü kuran Avşarlarla, İğdeli’deki bu Solakların ilgisi olmalıdır. Oba, Avşar’ın Koca-Nallı kolundandır ve 1702’de Rakka’ya sürülmüştür.
8- Hamed-uşağı
Eğer bu ad Hamid’in telaffuzuysa, (ki; halkın telaffuzu doğrudur. Arapça yazım gereği, Hamed ile Hamed’in yazımı aynıdır.) Yeni-İl Türkmenleri içindeki Hamid adlı oba, bu sülalenin kökeni olabilir. Yeni-İl tahrirlerinde adına yalnızca 1583 tarihinde rastlanan Hamid obası, Pir Bende Kethüda adlı birisinin yönetimindeydi ve 42 vergi nüfusuna sahipti. Hamid obası, Halep yöresinde Timur-İli adlı bir yerde kışlıyordu. Obanın Avşar boyuyla bir ilgisine rastlamış değiliz. Ancak; gerek yaylada gerekse kışlada Yeni-İl Avşarlarıyla aynı coğrafi ortamda bulunduğunu biliyoruz.
Asıl önemlisi; Kuzey Suriye’de, Türkmenlerin ‘Hamed’ olarak telaffuz ettiği bir yer vardı. Konumuz olan Avşarlarla birlikte Rakka’ya sürülen Beğdililerin bir destanında bu Hamed adı geçmektedir:
Taş-Demir’im de söyler özünden
Methedelim Beğdili’nin yazından
Ala Bucak, Kettele’nin düzünden
Hamed’in sancağın bastı Beğdili
Dolaysıyla, konumuz olan Hamed-uşağı, bu Hamed’den ad almış olmalıdır. Hamid adlı oba ile Hamed adlı bu yerin ilgisi konusunda kesin bir şey söyleyemiyoruz. Ayrıca; destandaki ‘Ala Bucak’ adı, bucak sözcüğünü içermesi yönüyle, konumuz açısından dikkat çekicidir.
Kısacası; Hamed-uşağı, Kuzey Suriye’deki Hamed’den gelmiştir. Bu durum, tarihini incelediğimiz halkın Halep kökenli olmasının kanıtlarından biridir.
9- Karahasan-uşağı
Körkuyu köyü halkının tümü bu sülaledendir. Karahasanlı, daha çok Maraş’ta rastladığımız ünlü bir Alevi obasıdır. Obanın Alevi toplulukların ilk yurdundaki yeri Kerkük’ün güneydoğusuydu.
Tahrir kayıtlarına göre Bozok’un Akdağ nahiyesinde Azizlü-Karahasan adlı bir kışlak vardır. On altıncı yüzyılda bu kışlakta Kırıklı adlı bir topluluk kışlıyordu. Akdağ nahiyesinin Karpınar, Yerlikuyu, İğdeli, Kaleköy ve Karaözü topraklarını içerdiğini yukarıda belirtmiştik. (Kırıklı, Safevi hükümdarı Nadir Şah’ın obasıydı. Oba, Avşar’a bağlıydı. Karpınarlı kaynağımız Gıröğzün diye bir yerden söz etmişti. Sözcüğün aslının Kırık-özü olması gerekir. Burasının Körkuyu köyüne yakın olup olmadığı konusunda okurların yardımını bekliyorum.)
Buna ek olarak; 1563 yılı kaydına göre Maraş’ın Zamantı kazasının Çörmüşek nahiyesindeki (Sarıoğlan’ın güney kesimi) Bücüş köyünde Kara-Hasanlılar vardı. Oba üyelerinin bir bölümü sipahiydi. İsmail oğlu Selman, Süleyman, Sarı, Ümmet, Hüseyin ve Uğurlu adlı kişiler bu sipahi ailesindendi. Bu adların Alevi ad vurma geleneğiyle uyumu dikkat çekicidir.
Karahasanlı, kışlağı Mardin olan Bozulus Türkmenleri arasında adı geçen obalardandır. On altıncı yüzyıl Bozulus tahririne göre bu oba, Veli Dede adlı birisinin yönetimindeydi.
Obanın bir kolu Yeni-İl Türkmenleri arasındaydı. Beğdili boyuna bağlı olan oba, 1583 yılında Kangal’ın Yellüce köyünde yaylıyordu. Oba, 1642 yılında da aynı yöredeydi.
Safevi devletine katılmak için Azerbaycan’a giden topluluklar arasında Kara-Hasanlu adlı bir oba vardı. Bu oba Avşar boyundandı.
Görüldüğü gibi, Yeni-İl Türkmenleri arasında Beğdili boyuna bağlı olan Karahasan obası, Azerbaycan’da Avşar boyuna bağlıdır. Azerbaycan’daki Türkmen oymaklarının sosyal yapılarının daha tutucu olduğu dikkate
lınacak olursa Karahasan obasının Avşar boyundan olması daha olasıdır.
10- Aksarı (ya da Haksarı)
Haksarı’ların bir bölümü İran’da yaşamaktadır ve Alevi’dir. Bu ada Sarıoğlan yöresinde, daha doğrusu, Anadolu’da rastlamamız çok ilginçtir ve bu konuda daha ayrıntılı bir araştırmaya gerek vardır.
11- Bektaşoğulları
İğdeli köyünde yaşayan bir sülaledir. Bu ad Bektaşlu biçiminde olsaydı, Bayındır boyunun bir obası diyecektik. Ne var ki, edindiğimiz izlenim, yakın zamanda yaşamış olan Bektaş adlı birisinin sülalesi biçimindedir.
Sonuç: İncelediğimiz sülalelerden Emirler, Mahmudoğlu, Hodalı, Karahasanuşağı, Mısıroğulları, Ağcalı ve Solaklar, Yeni-İl Türkmenleri içindeki Avşarlardandır. Başıbüyük de Yeni-İl Türkmenlerindendir. Yeni-İl Türkmenlerinin bir bölümünü Halep Türkmenleri oluşturuyordu. Bunlar, Kuzey Suriye’de kışlıyor, Divriği, Kangal, Şarkışla, hatta Pınarbaşı ve Bozok yörelerinde yaylaya çıkıyordu.
YEDİ BUCAK AVŞARI / Hamza Aksüt (4)
BÖLGEDEKİ AVŞARLAR
İmanlu Avşarı ve Receblü Avşarı
Konumuz olan sülaleler ilkönce, İmanlu Avşarı olarak anılan oymakta yer alırken 1702 yılındaki Rakka sürgünü sırasında Receblü Avşarı oymağı içinde yer almaktadır. Receblü Avşarı adı 1641 yılında da kayıtlarda geçmektedir. Bu kayda göre daha önce Taifi Avşarı olarak anılan bir topluluk Receblü Avşarı olarak da anılmaktadır. Receblü Avşarı, bu yılda Bozok nahiyesindeki Kızıl-Çöken yurdunda yaylamaktadır. Obanın vergi nüfusu 42, koyun sayısı 465, deve sayısı 2 idi. Kızıl-Çöken’in yerini belirlemiş değiliz. Karpınar’ın komşusu olan Kızılpınar’la bu adın ilgisi olabilir.
Taifi Avşarı
Taifi Avşarı, 1583 yılında biri Receb Kethüda yönetiminde, biri de Avretlü-Başcılar adlı olmak üzere iki obayla Yeni-İl’de yaylıyordu ve 303 hane + 35 mücerred = 338 vergi nüfusuna sahipti. 1641 yılında Bozok nahiyesindeki Kızıl-Çöken adlı bir yerde yaylayan obanın Bozuşat adlı bir obası daha kayıtlıdır. Taifi Avşarı, 1702 yılında Rakka’daki Belih ırmağı ile Akçakale yörelerine sürgün edildi.
Antep’te kışlayan Receblü Avşarı obaları, 1702 ile 1730 yılları arasında Urfa’nın güneyindeki Rakka çölüne sürüldü. Bunların büyük bölümü, Pınarbaşı yöresine kaçtı. 1732 yılında Anadolu müfettişi vezir Ahmet Paşa’ya gönderilen bir fermanda, Receblü Avşarı’nın iskanının kesinlikle sağlanması gerektiği, iskan fermanına uymayanların öldürülmeleri emredilmişti. Yukarıda verdiğimiz bilgilere göre bunlar yalnızca Pınarbaşı’na değil, Bozok nahiyesindeki eski yaylalarına, yani, konumuz olan köylere de kaçmışlardır ve günümüze dek burayı yurt edinmişlerdir.
Pınarbaşı ve Tomarza’daki Avşarlarla Yedi Bucak Avşarının İlgisi
Merak edilen durumlardan biri, Yedi Bucak Avşarı ile Kayseri’nin Pınarbaşı ve Tomarza ilçelerindeki Avşarların ilgisidir. Çünkü; Pınarbaşı ve Tomarza’daki Avşarlar günümüzde Sünni, Yedi Bucak Avşarı, Alevi’dir.
Pınarbaşı ve Tomarza’daki Avşarlar
Bucak Avşarı gibi Yeni-İl Türkmenleri arasındaydı. Hatta bunların bir bölümü, Yedi Bucak Avşarı gibi Receblü Avşarındandı. Örneğin, 1702 yılında Mahmudoğlu, Hodalı-Hobalı gibi Receblü Avşarı obalarıyla birlikte Rakka’ya sürülen Kara-Şeyhlü obası, bugün Pınarbaşı’nın Hanköyü, Gültepe; Tomarza’nın Kaman, Şabanlı, Ala, Arslanbeğli köylerindedir. Kara Şeyhlü obası, on altıncı yüzyılda, Yeni-İl’de yaylayan ve Körkuyu köyünü kuran Kara-Hasanlu obasıyla birlikteydi.
Emir (ya da İmir) sülalesi
Konumuz olan Emir (ya da İmir) sülalesinin bir bölümü ise Tomarza’nın Emir-Uşağı köyünü kurmuş olmalıdır. İmiruşağı, kayıtlarda adı geçen İmir Avşarı obasından olmalıdır. Yerlikuyu köyünde adı geçen Solaklar’ın bir bölümü, Pınarbaşı’nın Solaklar köyündedir. Yine; Pınarbaşı’da İğdeli adlı bir köy vardır ve burada Avşar’ın Deliler obası yerleşiktir.
Görüldüğü gibi, bu konuda şimdilik söylenebilecek olan tek şey, günümüzde ayrı mezheplere bağlı olan bu iki Avşar grubunun ‘emmidaş’ olduğudur. Ancak, bu konuda daha ayrıntılı bir çalışmaya ihtiyaç olduğu kesindir.
YEDİ BUCAK AVŞARI / Hamza Aksüt (5)
KÖYLERİN KURULUŞ TARİHİ
Halktan derlediğimiz bilgilere göre konumuz olan köylerin kuruluşu 1700’lü yıllardır. Kaynak kişilerden yalnızca birisi –en güvenilir kaynak kişi- köylerin 500 yıldan daha fazla bir zaman önce kurulduğunu belirtiyor.
Tahrir kayıtlarında Akdağ nahiyesinde Yellüce Kışla, Yellüce Viran ve Kuyulu Viran adlı yerleşimlere rastlanmaktadır. Akdağ nahiyesi şimdiki Çayıralan ilçesi ve çevresini kapsıyordu. Karaözü ve çevresi de bu nahiyedeydi. Bu köylerin Yerliburun ve Körkuyu köyleriyle ilgisi konusunda kesin bir şey söyleyemiyoruz. Aynı nahiyede yer alan İğdelüce köyünün konumuz olan İğdeli ile aynı olup olmadığını bilmiyoruz. İğdelüce’nün bir başka adı Halil Abdal idi ve burada bir zaviye vardı.
Halk dilinde “yerli” ile “yelli” sözcüklerinin telaffuzu aynıdır. Dolaysıyla, günümüzde resmi yazımda “yerli” ile belirtilen ad büyük bir olasılıkla “yelli” idi. Çünkü; “yerliburun” sözcüğü Türkçede bir anlam içermiyor. Yelliburun, “rüzgarlı-burun” anlamına geliyorsa da Beğdili boyundan olan Yellü obasının yurt tuttuğu yer anlamında da olabilir. (Yellü obası, Kangal’ın Yellüce köyüne ad vermiştir. Bu köy, Şeyh Şazeli ocağının merkezidir ve Yozgat yöresinde de talipleri vardır.) On altıncı yüzyılda Yellüce Kışla köyünde Yahyalu topluluğu göçebe olarak yaşamaktaydı. Bu durum, Yellü obasının buraya ad verdiği, ancak, daha sonra başka bir yerde yurt tuttuğu anlamına gelir.
Öte yandan; Yeni-İl kazasının sınırlarını belirten bir tutanakta Yelliburun adlı bir yerden söz edilmektedir. Yakınında Sekiz Afşar Yurdu, Yıva, Saru Yol, Kara Durak Gedüğü, Kuş Kayası, Kafile Geçüdü gibi yerler bulunan bu yerin konumuz olan Yerliburunla aynı olup olmadığı hakkında bir görüş öne sürmek için yörede bu yer adlarını soruşturmak gerekmektedir. Yıva adını dikkate alırsak, burası Gürün’ün Yuva köyü olabilir ki; bu durumda, adı geçen Yelliburun köyünün konumuz olan köy ile aynı olmadığı ortaya çıkar.
Tahrir defterlerinde Kaleköy’ün adına rastlanmıyor. Zamantı kazasının Pınarbaşı nahiyesinde Burun Viran adlı bir köy kayıtlıysa da, yöreye çok yakın olmasına karşın, burasının konumuz olan Burunören’le bir ilgisi olmasa gerektir. Çünkü; konumuz olan Burunören köyü toprakları on altıncı yüzyılda Bozok’un Çubuk nahiyesinde yer almaktadır. Bu nahiyenin güney sınırı, Maraş’ın kazası olan Zamantı’ya aittir.
Karpınar’a gelince: Yukarıda belirttiğimiz gibi burası 1641 yılındaki Yeni-İl tahririnde adı geçen bir yayladır. Yani; henüz köy değildir.
Yukarıda incelediğimiz sülalelerin bir bölümünün en azından 1641 yılında Karpınar köyünde yayladığını belirlemiş durumdayız. Köylerde yerleşik yaşama geçiş ise 1730’larda biten Rakka sürgününün hemen sonrasında olmalıdır.
Sonuç olarak; Yedi Bucak Avşarı’nın yöreyle göçebe olarak tanışması 600-700 yılık, köylere yerleşimi ise yaklaşık 260 yıllıktır, denebilir.
YEDİ BUCAK AVŞARI / Hamza Aksüt (6)
YÖRENİN ALEVİLİKLE İLGİSİ
Yedi Bucak Avşarı’nın barındığı yöre Osmanlı egemenliğinden (1516) çok önce Alevi obalarca yurt tutulmuştu. Özellikle Dede Garkın ocağına bağlı dede ocakları ve talip toplulukları bu yöreyi on üçüncü yüzyılda yurt edinmişti.
Dede Garkın ocağına bağlı Şeyh İbrahim ocağının zaviyelerinden birisi Karaözü köyünde Kızılırmak kenarındaydı. Bu konuda günümüze ulaşmış ilk kayıt, Dulkadır beylerinden Şahruh’un 1494 yılında onayladığı tutanaktır. Zaviye, Sivas-Kayseri, Sivas-Bozok ve Maraş-Bozok yollarının kavşağında, yani, çok önemli bir yerdeydi.
Şeyh İbrahim zaviyesinin tam yeri, Karaözü’de, Kızılırmak üzerinde yapılmış olan köprünün doğu ucunda, Kayseri yolu sapağının batısındaydı. Zaviye kalıntısı 1970’lerde yol yapımı sırasında yok edilmiştir.
Dede Garkın ocağının ve ona bağlı olan Şeyh İbrahim ocağının yörede önemli bir yere sahip olduğu anlaşılmaktadır. Çubuk nahiyesindeki Garkın, Resullü, Dokuzlar ve Dokuzderesi köyleri bu durumun kanıtlarıdır. Ayrıca, Sarıoğlan’ın hemen yanında yer alan Demürci Viranı, Sarıoğlan’dan daha güneydeki Sarımbeğ Viranı (öteki adı Ebul Hayr Kışlası’dır), Tersakan, Kaynar Pınar gibi birçok köyde Şeyh İbrahim talibi olan Demircili obası barınıyordu. Bozok yöresinde ise aynı ocağa bağlı Salmanlı oymağı, bir yöreye ad verecek kadar nüfusa ve etkinliğe sahipti.
Ocağın kurucusu, Şeyh İbrahim Hacı adını taşımaktadır. Ancak, bu ad konusunda okurların bilmesi gereken bir durum vardır. Bu ad, “İbrahim Hacı obasından olan şeyh” anlamında bir sosyal addır. Yani, ocak kurucusunun üyesi olduğu oba, İbrahim Hacı’dır. Şeyh İbrahim Hacı’nın doğuştaki adı ise büyük bir olasılıkla Şah Veli’dir. Şeyh İbrahim Hacı, Dede Garkın’ın halifesidir ve on üçüncü yüzyılda yaşamıştır. Dede Garkın ve Şeyh İbrahim Hacı, talip topluluklarıyla birlikte Mardin’in batısından Anadolu içlerine yönelmiştir. Talip topluluklardan olan Salmanlı, Demirci, Şekerhacılı, Dedeşli, Sülüklü gibi obaların coğrafi kökeni, Nusaybin’in batısındaki Suriye-Türkiye sınır bölgesi boyunca uzanan düzlüktür.
Ocağı kuran oba –yani, İbrahim Hacı obası- on altıncı yüzyılda bir köy olan Sarıoğlan’da oturan Çiçekli obasıyla ve Bozok’un Yukarı Kanak nahiyesinde göçebe olarak yaşayan Bahaeddinli obasıyla (bugünkü Bahadın kasabasını kuran topluluk) aynı grupta idi. İbrahim Hacı obası, Çubuk’ta Kesik Viran (ya da Kesek Viranı) köyünde barınıyordu. Bu köyün yeri Sarıoğlan kasabası yakınında olmalıdır. Çünkü, bazı kayıtlarda bu köy Maraş livasının Zamantı kazasının Hınzıri nahiyesinde görünmektedir. Hınzıri nahiyesinin sınırı Sarıoğlan’ın hemen yanından başlamaktadır. Kesek Viran köyünde, köyün adını taşıyan bir zaviye kayıtlıdır. Vakfiye suretini Dulkadır hükümdarı Alauddevle (ölümü 1516) onaylamıştır. Şeyh İbrahim ocağının en önemli talip grubu Salmanlı Avşarı’dır. Çok geniş bir coğrafyada yurt tutmuş olan Salmanlı Avşarı, Bozok yöresinde öteden beri kalabalık bir kitleye sahiptir.
Yörede etkin olan bir başka dede ocağı Malatya-Hekimhan’ın Kınık, Basak, Güvenç köyleri ile Yazıhan’ın Karaca köyünde üyeleri olan Hacım Sultan’dı. Bu ocağın etkinliği, Karaözü köyünün şimdiki topluluğunun yöreye gelmesiyle, yani, on yedinci yüzyılda (1600-1700 yılları arası) başlamıştır. Karaözülüler, Malatya’da adı geçen bu köylerde iken de aynı ocağa bağlıydılar. Yani, talipler Malatya’dan Kayseri gibi uzak bir yere gelmiş, ancak dede ocağından ayrılmamıştır.
Sözünü ettiğimiz yüzyıllarda yörede etkin olan bir başka dede ocağı Seyyid Selahaddin idi. Ocak üyeleri Pınarbaşı’nın Kızancık köyünde oturuyordu. Ocağın zaviyelerine Dulkadır devleti tarafından birçok yerleşimin vergi geliri tahsis edilmişti.
Seyyid Selahaddin ocağının bir zaviyesi ise Burunören köyü yakınında olduğunu tahmin ettiğimiz Toklucalu köyündeydi. Bu zaviyede iki kişi zaviyedardı.
Seyyid Selahaddin ocağı ile Şeyh İbrahim ocağının yakınlığı günümüze dek ulaşmıştır. Örneğin, Kangal’ın Hamal köyü halkının bir bölümü Şeyh İbrahim, bir bölümü ise Seyyid Selahaddin talibidir. Selahhaddin ocağı üyeleri (dedeleri) günümüzde Yozgat’tadır.
Tüm bu bilgilerden çıkan sonuç, tarihini araştırdığımız Yedi Bucak Avşarı yöresinin on üçüncü yüzyıldan (1200-1300 yılları arası) bu yana Alevi obalarla meskun olduğudur. (Değerli bilim adamı Faruk Sümer’in Bozok yöresindeki Türkmen topluluklarının yerleşme zamanını, bu bölgedeki Tatarların Timur tarafından götürülmesinden sonraki zamana bağlayan tahmini gerçeklerle bağdaşmıyor. Çünkü yöredeki Dede Garkın ve Şeyh İbrahim Hacı ocakları ve talip topluluklar on üçüncü yüzyılın ögeleridir.)
YEDİ BUCAK AVŞARI / Hamza Aksüt (7)
YÖRE'NİN OSMANLILARCA İŞGALİ
Konumuz olan yöre 1517 yılında Osmanlı devletince işgal edildi. Bu işgal ve mezhep farklılığı, Osmanlı devletiyle Türklerin, özellikle Alevi Türklerin önemli savaşlarına neden oldu. Bu savaşların bazıları konumuz olan yörede gerçekleşti.
Savaşların ilki, Tekelü Şah Kulu ile Osmanlı vezir-i azamı Hadım Ali Paşa arasında olanıdır. Antalya yöresi Türkmenlerinden olan Şah Kulu (Osmanlı yazarlar Şeytan Kulu diyorlar), Osmanlı güçlerini defalarca yendikten sonra Orta Anadolu’ya hareketlendi. İki ordu Çubuk ovasında 1511 yılında karşılaştı. Burada yapılan savaşta Osmanlı ordusu yine bozguna uğradı. Osmanlı veziriazamı Hadım Ali Paşa yaşamını yitirdi. Ne var ki; Şah Kulu da bu savaşta öldü. Şah Kulu’nun askerleri Azerbaycan’a giderek oraya yerleşti.
Savaşın yapıldığı Çubuk ovası, Sarıoğlan’ın bulunduğu düzlüktür. Çubuk, batıda Tuzhisar ile doğuda Akkışla köyü (şimdi kasaba) ve Gemerek arasındaki yörenin adıydı. Bununla birlikte bazı Osmanlı yazarları, (örneğin; Gelibolulu Mustafa Ali) savaşın Sarımsaklı’da cereyan ettiğini belirtmektedir.
Osmanlılarla Alevi Türkmenler arasındaki ikinci savaş da konumuz olan yörede cereyan etmişti. Boz-Oklu Şah Veli, Osmanlılarla ittifak kuran Dulkadır beği Şehsüvar-oğlu Ali’nin ve Boz-Ok valisi Üveys’in evlerini basarak olay çıkardı. Dulkadır ailesinden Hisar Beğ de Şah Veli’nin yanında idi. Şah Veli’nin üzerine yürüyen Osmanlının Rum mirmiranı Şadi Paşa, Zile’de yapılan savaşta yenik düşerek kaçtı.
Bunun üzerine Osmanlılar tekrar asker toplayarak Şah Veli’nin üzerine yürüdü. Karaman, Sivas vilayetleri ve Ali Beğ’in askerleriyle Şah Veli’nin askerleri Karaözü köyündeki Şahruh köprüsü yakınında karşılaştı.(24 Nisan 1519) Sabahtan karanlık basana kadar süren savaşta yenilen Şah Veli ve Dulkadır beyi Hisar Beğ, Zile’ye kaçtı. Şah Veli ve Hisar Beğ Tokat yöresindeki Çunkar topluluğu tarafından yakalandı. Şah Veli öldürüldü. Hisar Beğ, karısı ve çocuklarıyla birlikte hapse atıldı. Osmanlı kaynakları Celali nitelemesini ilk kez Şah Veli için kullanmıştır.
Kendi ailesine ve devletine karşı Osmanlılarla ittifak yapan ve onların hizmetine giren Ali Beğ, Kanuni’nin emriyle 1522 yılında öldürüldü.
Olayın öyküsü hazin ve ibret vericidir:
Kanuni’nin fermanı elinde olan Osmanlı paşası Ferhat, Safeviler üzerine sefer yapılacağı kandırmacası ile Ali Beğ’i ve oğullarını Tokat’a çağırdı. Ali Beğ’i, Artova’da törenle karşılayan Ferhat Paşa, ziyafet sofrasında onu ve beş oğlunu öldürterek soyunu kuruttu. Bu olay üzerine Anadolu halkı “Osmanlı yiğit basandır” sözünü üretti.
Özet olarak anlattığımız bu savaşlardan başka, Kalender Çelebi, Baba Zünnun ve Şah İsmail adı verilen ayaklanmalar da incelediğimiz yörede etkin olmuştur.
İncelediğimiz yöre halkının kökeninin Halep Türkmenleri içindeki Avşarlar olması, yöre halkının Alevi olmasıyla yakından ilgilidir. Halep Türkmenlerinin beyi olan Mansur, buyruğundaki kalabalık bir Avşar kitlesiyle bir süre Akkoyunluların hizmetine bulunmuş, Safevi devletinin kurulmasıyla birlikte Azerbaycan’a giderek Fars valisi olmuştur. Mansur Beğ’in sülalesi de yöneticiliklerde bulunmuştur. Örneğin; torunu Şah-Ruh Sultan, Kuh-Giluye valisiydi. Çaldıran savaşında Safevi ordusunun önemli bir bölümü Avşarlardan oluşuyordu.
YEDİ BUCAK AVŞARI / Hamza Aksüt (8)
YEDİ BUCAK AVŞARI KÖYLERİNİN DEDE OCAĞI
Yöre halkının dede ocağı Sarı İsmail’dir. Ocağın Antep kökenli olduğu söylenmektedir. Ocak hakkında görüştüğümüz bir dededen ocağın tarih içinde izini sürmemize yarayacak herhangi bir ipucu elde edemedik. Görüştüğümüz kaynak, modern yayınlardan son derece etkilenmiş, ocağın tarihini de bu son derece genel bilgilerle uyumlu kılmak için bir hayli amatör çaba sergilemiş birisiydi. Örneğin; ocağın mürşidini öğrenememiş olmamız, konumuz açısından büyük bir veri eksikliği oluşturdu.
Tüm bunlara karşın ocağın kökeninin Antep olması, halkın kökeniyle uyumludur. Çünkü; Antep, Halep’te yer almaktadır. Bize göre ocak, büyük bir olasılıkla Gaziantep’in Sarılar-Milelis ve Sarılar-Çepni köylerindeki dede ocağı kökenlidir ya da en azından onlarla ilişki halindedir. Gaziantep’teki bu ocağın Yozgat’ın Akdağ yöresindeki Evci ve Çukurören köylerinde talipleri olduğunu biliyoruz. Ocakla bu köylerin halkının dede-talip ilişkisi 1940’lı yıllarda devam ediyordu.
Yörenin bir başka dede ocağı, Şarkışla’nın Hüyük köyünde yaşayan Ahioğlu’dur. Ahioğlu ocağı, Sivas’ın Zara ilçesinin Eymür köyü kökenlidir. Ocak, Şeyh Merzifani zaviyesi kökenlidir.
Bir başka dede ocağı Üryan Hızır’dır. Yerlikuyu köyünde talipleri olan bu ocak, Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesindeki Karahasanlıların da dede ocağıdır. Karahasanlı adlı obanın Körkuyu köyünün kurucusu olduğu dikkate alındığında bu, çok ilginç bir durumdur.
YEDİ BUCAK AVŞARI / Hamza Aksüt (9)
SÖZLÜK
Akdağ nahiyesi: Kızılırmak sınır olmak üzere Kayseri-Sarıoğlan ve Yozgat Çayıralan ilçelerinin topraklarını kapsayan nahiye. Konumuz olan köylerin bulunduğu yer (Burunören hariç)
Boy: Oğuzların 24 biriminden her biri, aşiret
Bozok nahiyesi: On yedinci yüzyılda Bozok’taki Yeni-İl Türkmenlerinden vergi almak için oluşturulan nahiye. Bu nahiye yalnızca göçebe birimleri kapsar.
Bozok: Yozgat’ın Akdağmadeni dışındaki yerlerini, Şarkışla’nın Emlek yöresini ve Sarıoğlan-Gemerek çizgisinin kuzeyini kapsayan yönetim birimi (Yozgat, on altıncı yüzyılda Bozok’un bir köyüydü.)
Çubuk nahiyesi: Tuzhisar’dan başlayıp Gemerek’te biten, Kızılırmak ile sınırlanan ve Bozok’a bağlı olan yer
Kaza: Genellikle herhangi bir merkezi (kasabası) olmayan, nahiyelerin toplamı olan yer.
Nahiye: Herhangi bir merkezi (kasabası) olmayan yönetim birimi, yer.
Oba: Boyun parçaları
Oymak: Yaylada ve kışlada birlikte hareket eden obaların toplamına verilen ad
Sülale: Obanın parçası
Yeni-İl kazası: Divriği’nin batısı, Gürün’ün kuzeyi, Kangal ve Ulaş ilçelerinin tamamı, Şarkışla’nın güney bölümünü kapsayan kaza. Bu kaza on altıncı yüzyılda oluşmuştur. 1600’lü yıllarda Zamantı ve Bozok nahiyeleri de Yeni-İl kapsamına alınmıştır.
Yeni-İl Türkmenleri: Yeni-İl kazasında yaylayan ve yerleşik bulunan Türkmenlerin tümüdür. Bunların göçebe olan grubu Halep Türkmenleri olarak ad almıştır. Aralarında çok az da olsa Kürt obaları vardır.
Zamantı kazası: Elbistan’ın kuzeyinden Tuzhisar, Sarıoğlan ve Gemerek’e dek uzanan ve Maraş livasına bağlı olan kaza.
Zamantı nahiyesi: Zamantı kazasının merkez nahiyesi
Halk Tarihi Araştırmacısı Hamza Aksüt, Araştırmacı Ali Aksüt tarafından
- Değerli site ziyaretçileri;
- Sarıoğlan’a bağlı Burunören, Kaleköy, Yerlikuyu (Yelliboyun + Körkuyu), İğdeli, Karpınar, Karaözü ve Kızılpınar yerleşimleriyle ilgili bir araştırma yapılmıştır.
- Yöre insanı Secatipek Demir, Halk Tarihi Araştırmacısı Hamza Aksüt, Araştırmacı Ali Aksüt tarafından yapılan bu çalışmada:Bu yerleşimlerin tarihi,
- Folklorik değerleri,
- İnanç yapıları ele alınacaktır.
- Ayrıca; Emlek yöresindeki Ortaköy, Hüyük, Sivrialan, Sarıkaya (Kürtler) ve Eskiyurt (Alakilise) köylerinin de üzerinde durulacaktır.
- Bu konular “Alevi Toplulukların Kökeni” adıyla planlanan bir kitapta, panellerde ve sempozyumlarda okura ve izleyicilere sunulacaktır. TÜRKMEN SiTESi
BİR GÜN BABAMIZIN RESMİDE ÖLÜR!
Attila Uçar
Çoğumuz babamız henüz hayattayken onun yüzüne bir kere bile dikkatle bakmayız. Baba 'baba' sözcüğünü kullanmaya başladığımız günden itibaren sürekli karşımızda duran bir alışkanlıktır. Yıllarca babamızdan değil, bir alışkanlıktan bahsederiz: Annemize, 'babam bu gün neden gecikti' diye sorarız; kardeşimize, 'babam yine su istiyor' der ve dertleniriz; bazen de, 'babama hangi yalanı uydursam, 'diye planlar kurarız kafamızda.
Baba her seferinde bize biraz uzak, biraz yabancı birisidir. Her gün elbiselerini giydirip sokaklara saldığımız o 'biraz' yabancının, zamanın karşısında an be an nasılda eriyip gittiğini farkedemeyiz bile.Oysa ilkin ve hep onun elbiseleri yaşlanır, ilkin ve hep onun saçları ağarır, ve hep o öksürür. Bizim, bir alışkanlığın perde gerisinden baktığımız o yüzde zaman, çizgilerden, girintilerde ve çıkıntılardan yeni bir yüz yapar, bunu da farketmeyiz. İçimizden az buçuk dikkatkesilenler bilirler ki, baba göz altlarındaki torbalarda yorgunluk biriktiren kederli göçmenidir evimizin. Bir an gelir, göz altlarındaki torbaların ağzını gözlerinin feriyle bağlayamaz olur artık. Bir an gelir, o iki bağcık da hiç ummadığımız bir vakitte, hiç ummadığımız bir yerde çözülüverir. Çözülüverir ve babamız, bizden sakladığı bütün yorgunluklarını orta yerde bırakıp, kasketinin altını terkeder. Biliyormusuz, babamız bir gün ilk defa gerçekten ölür!..
Babamız bir gün ilk defa gerçekten ölür ve biz ilk defa o gün anlarız, evimizde bir babamız olduğunu. O gün anlarız ki, aramızda dolaşan yalnızca alışkın olduğumuz bir gölge değildi; o gün anlarız ki artık annemizle anlaşarak kandıracağımız bir saflık, sessiz sedasız çekilip gitmiştir aramızdan; ve o gün anlarız ki'baba'dan bize kalan, bir kelimeden çok öte, çok daha ağır bakiyedir. Şeceremizi bir arada tutan en kalın damar ansızın kopmuş, şimdiya kadar nasıl durduğunu düşünmediğimiz aile şemsiyemiz yağmur vurdukça su geçirmeye başlamıştır. Daha başka şeyler de olmuştur baba gidince: içimizdeki korku kaybolmuştur artık; sofranın baş köşesinde yaşlı, kocaman bir boşluk açılmıştır; akşam haberlerinde esirgenmeden savrulan bir küfür orta yerde sahipsiz kalmıştır; dahası, babayla beraber ilgi duymadığımız pek çok memleket haberi de sınırlarımızın ötesine göçmüştür. Baba ölürken bize bir iyilik yapmış,üzerine dertlenilen bir ülkeyi de kendi gövdesiyle beraber ölmüştür...
Artık içimizden hiç kimsenin, babanın yerine baba olamayacağını, vaktin çıkıp çıkmadığını onun sesiyle soramayacağını anladığımızda, çaresiz bir şeyler yaparız: kendimizi babamızın hiç ölmediğine, şeceremizin hiç dağılmayacağına inandırmak için, onun en sevdiğimiz resmini büyülterek, annemizin ya da en büyük kardeşimizin odasındaki duvarın orta yerine konduruveririz. Konduruveririz ve resme bakarken ilk defa babamızın yüzüyle yüzleşiriz. Böylelikle ilk kez, babamızın gözlerinde bir göç öncesinin alınganlığını görürüz; babamızın saçlarının fazlasıyla beyazlaşmış olduğunu görürüz, ilk kez görürüz ki, babamızın alnı yaşadığımız coğrafyanın kaderiyle aynıdır: Babamızın alnı, sanki savaştan hiç kurtulmamış bir cephe yerine benzetilmektedir; babamızın alnı, bizzat hayatın alnıdır! Onu yeniden aramıza çağırmakla, onun yüzünü her gün görebileceğimiz bir yerde ağırlamakla, bir süreli ğine de olsa, ölü babamızla ilk kez içtenlikle baba evlat haline geliriz. Konuk ettiğimiz insanlara anlatırız onu,onun kim olduğunu soran çocuklara; öyle ki, onun kim olduğunu sormayanlara içlendiğimiz bile olur. Duvarda, bir yanlarını yeni yeni hatırladığımız, çerçeve içinde bir babamız vardır artık...
Ama mevsimler, gün gelir, babamızın duvardaki resmini de soldurmaya başlar. Babamızın göz altlarını tutan o incelmiş bağcıklar, bir kere daha unutkanlığımız tarafından kopmaya terk edilir. Aramızda heyecanla çağırdığımız sevgili ölümüzü yüzü, mahkum olduğu çerçeve içinde tekrardan bir gölgeye, tekrardan bir alışkanlığa dönüşür. Bir evden başka bir eve taşınırken, eşyalarımızın arasında can çekişir durur; yeni evimize uygun olup olmadığını düşünecek kadar uzaklaşır aramızdan. Nihayet, yeni evlerimiz, bu yakışıksız yabancının resmini duvarları için uygunsuz bulmaya başlar. Yeni evlerimizin duvarları, su kenarlarını, tarlaları, yorgun işçi tulumlarını, bir memurun çantasını, bir askerin kaputunu, bir kasketin alınlığını ve bütün o eski alışkanlıkları kabul etmez olur artık. Bir gün biz yine fark etmeden, duvardaki yerinden de devrilir babamız.
BİR GÜN BABAMIZ İKİNCİ KEZ ÖLÜR!
Attila Uçar
aktuelle Testnews für Aşiret
Flash haber:
TANIŞMA KAYNAŞMA DAYANIŞMA GECESİ
26 Nisan 2008, Cumartesi
YEDİBUCAK AVŞARALRI TOPLUMSAL DAYANIŞMA VE KÜLTÜR DERNEĞİ
ANKARA
ALEVİLİK VE LAİKLİK
TARİH: 05 Nisan 2008 Cumartesi Saat 14-17
Yer: Hubyar Eğitim Vakfı Salonu
Mahmut Şevket Paşa...












