BURUNÖREN

IGDELI

KALEKÖY

KARAÖZÜ

KIZILPINAR

SIVRIALAN

YERLIKUYU

 

BÜYÜK BULUŞMA

Antalya'da BÜYÜK BULUŞMA

Çorum’a bağlı KUŞSARAY-GÖKÇAM-KÖRÜCEK - MİSLEROVACIĞI, Kayseri- Felahiye ilçesine bağlı ACIRLI köyü, KARAÖZÜ ve ÇEVRESİ Köylerinden göç etmişlerdir.  Son yıllarda göç eden köylerimiz ile KARAÖZÜ,KARPINAR-İĞDELİ - YERLİKUYU-KALEKÖY – KIZILPINAR – KADILI-EBULHAYIR ve BURUNVİRAN‘dan oluşan çevre köylerimizin Ankara’da yaşayanları olarak derneklerin etkinliklerinde buluşulmuş ve tanışılmıştır.

 

Bu toplantılarda tüm hemşehrilerimizin bir dileği vardı;  “Yöremizin bugünü ve yarınının her açıdan değerlendirileceği bir toplantı yapılmalı ve kesinlikle sorunları tartışılmalıdır, Siyasi örgütlülük-yerel bazda derneklerin birleştirilmesi, Radyoları-İnternet Siteleri ve süreli yayınlarımızın  (ŞAHRUH ve KUŞSARAY Dergimiz) birleştirilerek tek ses olması gündeme alınmalıydı” diye hep düşünmüşüzdür…

 

Kısır döngü içindeki köy dernekçiliğine -kısır çekişmelere ve de hiç bir alanda sesimizin duyurulmamasına açıkçası üzülüyorum. Yöre insanlarımızın da benim gibi düşündüğünü sanıyorum. Sayıca az olmadığımız gibi başarılı insanlarımızın iyi konumlarda olmalarından dolayı da şanslıyız. Şu anda Türkiye'deki ekonomik olarak güçlü sayılabilecek büyük kuruluşların (Holdingler-Sanayii Kuruluşları) üst düzey yöneticileri başarılı insanlarımızca temsil edilmektedir. Bizlerin bunlardan hiç haberi yokmuş gibi davranmamız yöremize yapılabilecek en büyük kötülüktür.

Yöremizde üniversite kazananların yanı sıra, derece yaparak en iyi üniversiteleri bitirenlerle tanışıklığımız hemen hemen yok gibi. Gençlerimiz birbirlerini tanımıyorlar. Üzülerek söylemeliyim ki; Bizlerin de bu konuda onları tanıştırmak-kaynaştırmak gibi bir etkinliğimiz ve çabamız da yok.

 

Yöre insanlarımızın yazarları-çizerleri – uluslararası üne kavuşmuş Şairleri - ve her alanda başarılı beyin gücümüzü tanımak-tanıştırmak ve tespit etmek gerekmektedir.

 

İşadamlarımız, küçümsenmeyecek kadar büyük işlere buluşlara- üretimlere damgasını vurmaktadırlar. Ancak bu üretimin ve kazanımların yöremize hiç katkısı olmamaktadır. Katkı sunmak isteyenleri de yüreklendireceğimize, ötelemeye çalışmaktayız.

 

Bizler, yıllardır siyasette kullanılan oy deposu olduk. Ne acıdır ki biz seçtik ama hiç seçilmeyi beceremedik. Ya da seçilenlerimiz kendi çabaları ile başka yörelerden seçildiler. Bu seçilmiş insanlarımızla da iyi iletişim kuramadık, onların seçilmesinde etkimizde olmadı. Onlardan yararlanamadık.

 

Laik Cumhuriyetten yana olan etkin derneklerde ( ADD- ÇYDD) bireysel olarak kayıtlarımız var. Ancak bu derneklerde hiç güç olamadık, yönetimlerinde bulunamadık. Bazı istisnaları saymazsak, yönetimlerine aday olma cesaretimiz bile olmadı.

 

Ülkemizin her yöresinde bireysel de olsa siyasette varız. Hiçbir belediyemize bir yöre insanı yerleştiremediğimiz gibi, o belediyelerde çalışanlarımızın yükselmesine de katkı koyamadık. Hiçbir insanımız belediyelere ait ne bir dernek yeri alabildi ne de belediyelerin olanaklarından diğer yöreler gibi yararlanabildi. Daha üzücü olanı da; yöremizden kişisel çabaları ile Belediye Meclis Üyesi- İl genel Meclis Üyesi olanlar hariç, örgütlenerek bir insanımızı bu görevlere getirme başarısını da sağlayamadık. Bir şekilde bu görevlere gelenleri de kollamak ve bir kaç kişi daha bu görevlere getirmek ve de desteklemek için güç olamadığımız gibi, engellemeye varacak davranışlarda da bulunduk.

 

Köy Enstitülü öğretmenlerimizin ve Cumhuriyetin ilk yıllarında yaşayan atalarımızın mirasını tükettik. Onların yor yoksul hallerindeki başarılarına eşdeğer bir yükselme ve ilerleme gösteremedik. Günümüz Türkiye’sinde eskisi gibi kürem kürem polis-hemşire-öğretmen-trenci olamıyoruz. Bir kaç üniversite bitirmiş gençlerimiz bile iş olanağı bulamıyor. Kısacası siyasi iktidar bizleri yok sayıyor.

 

Tarımımız bitmiş, yörelerimizde meyve-sebzecilik ve hayvancılık sona gelmiştir.

Artık dur demenin, bu sorunu birlikte çözmenin zamanı geldi de; geçiyor bile… Bu girdaptan kurtulmanın çözüm yollarını bir an önce bulmalıyız. Federasyonlarımızla - Derneklerimizle, yazılı süreli yayınlarımızla, İnternet âlemindeki sitelerimizle-radyolarımızla, yurtdışında yaşayanlarımızla, Genel Müdürlerimiz-Bürokratlarımız ve Akademisyenlerimizle kısaca toplumumuzda “ben varım” diyebilenlerimizle bir araya gelip tartışmalı-birleşmeli yöre ve sarsılmaya çalışılan Cumhuriyetimiz  için doğrularda buluşmalıyız…

 

25-26 Aralık 2010 tarihinde kültür etkinliklerinin şehri Antalya'da yöremizin tanıtılması gerekir. Neden Antalya? Neden 25-26 Aralık 2010? Antalya Uluslararası Kültür etkinliklerinin yapıldığı bir şehir. Bu nedenledir ki; Yöremizin basında yer alması ve uluslararası bir platformda tartışılır olması önemlidir. Tarihlerine gelince de; Yurtdışındaki temsilcilerimizin bir çoğu bu tarihlerde Antalya’ya gelmektedirler. Yani AB ülkelerinin NOEL tatili olması nedeniyle orada yaşayan eş-dost akrabalarımız izinlidirler.

 

25-26 Aralık 2010 -Cumartesi ve Pazar günü yurtdışında yaşayan dernek temsilcileri, toplumda tanınan yazar-çizer, sanatçı ,internet sitesi ve radyo temsilcisi ya da gelebilecek tüm insanlarımızı "KARAÖZÜ ve ÇEVRE KÖYLERİ, Yöremizden 240-250 yıl önce ayrılıp  ÇORUM'a göç eden KUŞSARAY, GÖKCAM, MİSLEROVACIĞI, KÖRÜCEK ve Kayseri-ACIRLI yerleşkelerinde yaşayan akrabalarımız, Belediye Başkanlarımız- Muhtarlarımız, yerel yöneticilerimiz gelmek isteyen herkesi ANTALYA da bir etkinlikte buluşturmak istencim ve önerimdir.

 

Yöremizin yıllar önce yazılarıyla tanınmasını sağlayan, Antalya da yaşayan Fikret OTYAM ile söyleşi, Gökçam köyümüzden Prof. Dr. Veli SAPAZ hemşehrimizin de katılacağı bir sohbette  ,”YÖREMİZİN dünü, bugünü ve yarını, Sivil Toplum Örgütlerimizin durumu” konulu bir panel ayrıca da bir resim-karikatür sergisi düzenlemek de önerimdir.  Antalya’da yaşayan tüm köylerimizin insanları ile  buluşulmalı-tanışılmalı, türkü tadında bir gece geçirilmeli… Yerel sanatçılarımızdan Kadim Dostu, Sarp ÖZTÜRK'ü ve Hurşit HAS (Kuşsaraylı), Almanya'da Caner BAL'ı – Tanju DUMAN’ve Leman ÖZDEMİR ve grubunu, hatırlayamadığım yöre sanatçılarımız da getirilmeli. Çorum’da Kuşsaray'dan çizerimiz UĞUR PAMUK dostumuzun eserlerini ve ismini hatırlayamadığım (Soyadı, KOLUKISA)  bir bayan arkadaşımızın resim sergisini ilgiyle izledik. Bu dostlarımızla birlikte yöremiz insanlarından bu tür yeteneği ve eserleri olan sanatçılarımız da etkinlik için davet edilmeli, bu etkinliğimize renk katmaları sağlanmalıdır.

 

Antalya Abdal Musa dernek başkanı Eczacı GÜLÇİN AKÇA kardeşimizin Burunviran köyünden olduğunu duyuyorum, Atatürkçü Düşünce Dernek Yöneticilerini ve de Antalya’daki çağdaş derneklerimizin yöneticilerinin de katılacağı bir etkinlik olabilir mi; Düşüncesi şimdiden bana heyecan veriyor ...

Tüm dostlarımızın da bu etkinliğe heyecan katacak önerilerini bekliyorum.

 

Bu etkinliğe maddi katkı sağlayacağına inandığım, isminin burada açıklanmasını istemeyen, yüreği yöresi için çarpan dostlarımızın da olduğunu hatırlatmadan geçemeyeceğim. Belli mi olur! İçimizden Antalya’daki yemekli gecemizin ederini karşılayacak bir ya da birkaç yöre dostu çıkacaktır … Bunca yıl siyasette aktif olan bazı dostlarımız Genel Başkan- Genel Sekreter düzeyinde gecemize katılımlarını sağlayarak basında yeralmamıza katkı sağlayacaktır. Hatta maddi katkı sağlayanları da olacaktır.

Antalya’da yaşayan yöre insanlarımızdan birileri çıkacak, organizemize önderlik edecektir. Ev sahipliği görevini üstlenerek orada yaşayan dostlarımıza bu etkinliğimizi duyuracaktır. Yöre İnsanımıza çok güveniyorum. Haydi dersek başaramayacağımız- üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir sorun yoktur…

 

Yazarlarımız-Şairlerimiz - Ozanlarımız-Çizerlerimiz. Süreli yayınlarımızın Yayın Kurulu başkan ve Üyeleri. Yerel Yöneticilerimiz olan Belediye Başkanlarımız, Belediye Meclis Üyelerimiz-Muhtarlarımız, Azalarımız. Ankara-Çorum-İstanbul-İzmir - Mersin-Kayseri-Yurtdışındaki tüm yöre adına kurulmuş Federasyonlarımızın ve Derneklerimizin Başkanları ve Yönetim Kurulu Üyelerimiz. İnternet Sitelerimiz ve Radyolarımızın kurucuları ve sunucuları. İşadamlarımız. Bürokratlarımız - Akademisyenlerimiz, Genel Müdürlerimiz, Laik Cumhuriyetten ve ATATÜRK çizgisinden ödün vermeyen siyasi Partilerimizin Temsilcileri, Tüm sivil toplum yöneticilerimiz ; “ Yöremizin güzel insanları davetlimizdir”, diyebilmeli… Bu etkinliğe sahip çıkmalı …

Bu etkinliğimizin nasıl olacağı konusunda öneri ve katkılarınızın olacağını biliyor ve bekliyorum.

 

Ve diyorum ki: HAYIR’da HAYIR vardır. Umarım 12 Eylül’de de HAYIR çıkacaktır. Yöre insanımız HAYIR’ı sever. Hadi HAYIR’lısı…

Saygılarımla…

 

Eğitimci Vedat TATAR    

İletişim: vtatar@gmail.com,

tel: 0533 735 09 00- 0312 420 60 58

 

 

 

YA SAHİP ÇIKACAĞIZ YA KAYBEDECEĞİZ

Değerli yurtsever, milliyetçi, laik, demokrat, Atatürkçü ve bağımsız Türkiye sevdalıları;
12 Eylül de referanduma sunulan anayasa değişikliği ülkemizin bağımsızlığı, laiklik, bölünmez bütünlüğü ve yargı bağımsızlığımıza sahip çıkmamız için son fırsattır.

 

Bir tarafta;
Laiklik karşıtı örgütlenmeden odağı olmakla suçlu bir parti,  bölücü örgütün siyasi temsilcisi olan bir parti, AB, ABD, PKK, ölüleri bile oy kullanmaya çağıran cumhuriyet düşmanları var.
Diğer tarafta ise;
Laik, demokrat, cumhuriyetçi, milliyetçi be bağımsız Türkiye Sevdalılarılar.

 

Biliyoruz ki biz bölücülerden daha çoğunluktayız fakat sandık da oy sayılacak.
13 eylül sabahı geleceğimizi karartmak istemiyorsak 12 eylülde her türlü fedakarlığı yapıp OYUMUZU ÜLKEMİZİN HAYIR’I İÇİN KULLANALIM.
OYUNU NE BAHANE OLURSA OLSUN KULLANMAMAK VATANA İHNETTİR GELECEĞİMİZİ KARARAMAKTIR UNUTMA!

Karşındakiler ölüleri bile oy kullanmaya çağırıyor BİR OY BİR OYDUR!
Sevgi ve saygılarımla

İsmail DOĞAN
ANKARA

 

 

 

 

ANTALYA'DAN MEKTUP VAR

Ali Aksüt, Güldane ve Secati Demir. ANTALYA

Zaman zaman Yedibucak Avşarlarını daha yakından tanımak için Türkmen sitesine giriyorum. Bu site, çoğu zaman bilgi açlığımı gideriyor, bana ipuçları veriyor. Sağlıklı bir toplum, geçmişini bildiği oranda geleceğini sağlıklı inşa eder.

 

Bu bakımdan sözlü gelenek ürünlerinin bol bol rastlanıldığı bu tür yerel sitelere ihtiyaç vardır. Kadim dostum, kardeşim Secatipek Demir arkadaşım olağanüstü bir özveriyle bu siteyi yaşatıyor. Benim beklentim site okurlarının da kendi değerlerini hafifsemeden, yerel deyimlerden lakaplara, kaybolmaya yüz tutan mevkii adlarından, soy sop lakaplarına günümüzde kullanım alanı azalmış el araçlarından daha birçok folklorik değeri kayıt altına alıp kitlelerle buluşturmak görevi olmalıdır.

 

Bu verilerle Yedibucak Avşarlarının folklorik değerleriyle ilgili çok sayıda kitap yazılabilinir.  Dileğim, geniş ufuklu insanların elinde bu tür sitelerin çoğalmasıdır.

 

 

 

 

Gün başarıyı kutlamak, KARAÖZÜ'nün ve ÇEVRE KÖYLERİMİZİN sorunlarına el atmak, çözüm üretmek günüdür.

Photo by kilicdagli > mehmet öztürk
KARAÖZÜ

Sevgili dostlar;

 KARAÖZÜ'nün belediye olarak kalmasının tek dayanağı "KARAÖZÜ'lülerden çok ÇEVRE KÖYLÜ'lerimizin de cesaretli davranmaları ve fedakarlılıklarının yanı sıra muhtarlarımız, Çevre Köyleri Muhtarlarımız dahil tüm belediye çalışanlarının gayretli tutumlarıdır".

Elbette KARAÖZÜ ve ÇEVRE KÖYLERİMİZ ellerinden geleni yapacaklardı.

 

Asıl burada önemli olan AKSARAY SARATLI belediye başkanı Muharrem KAPLAN’ın, MESKİ teftiş kurulu başkanı Tekin KARABIYIK dostumun yol gösterici uyarılarıdır, kendilerine teşekkür ediyorum. ANKARA-MERSİN toplantılarımızda CHP Tokat Mvekili Orhan Ziya DİREN ve kasabamızla ilgisi olmayan dostların katkıları ayrıca çok önemlidir.Tüm Dernek başkanlarımız ve yöneticilerimiz hatta internet sitelerimizin-radyolarımızın yöneticileri seferber olmuşlardır.

 

Yurt dışındaki tüm dostlarımızın katkısı olmasa bu başarı olmazdı. Zeki IŞIK, Aybar AVCI, Ali KARADELİ ve Nihat ÇOBAN dostlarımızla elbirliği ile bu başarı gelmiştir. Emeği geçenleri alkışlamak ve teşekkür etmekten başka bizlere düşen başka bir görev yoktur. Sayın Çakır GENÇ elbette yapacaktı, göreviydi ancak olağanüstü gayret gösterdi. Belediye çalışanlarımıza hane numaralandırmasındaki gayretlerinden dolayı ayrıca teşekkür ediyorum.

 

Dr. Basri ÖZDEMİR bilgi ve belge yardımını esirgemedi. Davanın Avukatlarından bilgi ve belgeleri almakta zorlanmadığımız için de bu işi kotardık. Bu başarı KARAÖZÜ ve ÇEVRE KÖYLERİNİN BAŞARISIDIR. Ben buradan tüm derneklerimizin başkan ve yöneticilerine, İnternet ortamında Adrese Dayalı Nüfus sayımı sırasında ve de dava sürecinde yayımlarını esirgemeyen tüm eski ve yeni yöneticilerimize teşekkür ederim. Ancak "www.turkmensitesi.com" yöneticisi arkadaşım mükemmel bir sunum ve dizayn yapma becerisinden ve de KARAÖZÜ'lü sitelerimizin bazılarından daha duyarlı davranmasından- Ana sayfada duyurmasından dolayı Secati DEMİR kardeşime çok teşekkür ederim.

Kızılpınar köyümüzden sayın EMİN DEMİREL- Burunviran köyümüzden Keziban hanım gibi ismini anımsayamadığım dostların çabalarını takdirle karşılıyor kendilerine teşekkür ediyorum.

 

Bu arada bu çalışmalarda mesai konusunda ve her konuda katkılarını esirgemeyen DSP İstanbul M.vekilimiz- Yerel Yönetimlerden sorumlu Gen. Başkan Yardımcımız Hüseyin MERT beye saygı ve şükranlarımı sunarım. Dava süreci devam ederken belediye başkanlığı değişimi olmuş ve sayın ŞENER TATAR seçilmiştir. Davanın takibinde olağanüstü ilgi göstermiştir, kendisine de teşekkür ederiz.

 

Eğer benim de bu dava sürecinde bir nebze de olsa katkım olduysa, bunun nedeni; “KARAÖZÜ’yü, MAARİFÖZÜ yapanların ve şu anda da toprak altında nur içinde yatanların kemiklerinin sızlatılmaması gerektiği içindir. ”Cemal YAPICI dostuma selamlar o bu konunun lehimize sonuçlanması için bana bir söz etmişti (Ayrıntısını O biliyor, benim açıklamam doğru olmaz) o sözü yerine getirmekten de ayrıca mutluyum…

 

ANKARA-MERSİN toplantılarımızda maddi katkılarından dolayı Sayın Mustafa ÖZDEMİR-Hakan TAŞTAN’a  ve  Av. Fikret ARSLAN- Nihat-Caner ÖZTÜRK ve de AŞIK VEYSEL Derneği lokal yöneticileri dostlarıma, İzmir’de yaşayan Mansur AVCI- Ali TALAK  beylere de katkılarından dolayı teşekkür ederim.

 

TBMM’inde KARAÖZÜ’nün sorunlarını gündeme getiren 22. Dönem İzmir Milletvekili Dr. Muharrem TOPRAK beye ve bu sorunları kamuoyuna duyuran ŞAHRUH dergimizin yöneticileri adına İsmail KILIÇÖZGÜRLER’in şahsında yazım kuruluna da ayrıca teşekkürü bir borç biliyorum.

 

Gün başarıyı kutlamak, KARAÖZÜ'nün ve ÇEVRE KÖYLERİMİZİN sorunlarına el atmak, çözüm üretmek günüdür. Barış ve dostluk dileklerimle sevgi-saygı sunarım.

 

Eğitimci Vedat TATAR                                              

Mv. Danışmanı

12 Mayıs 2010

 

 

 

 

Cöp'ü yakmak ile ancak beynimizdeki cöpü yokedebiliriz?

Baki Koç

Dogayi ve insanimizi sevmekden olsa gerek yöremize olan duyarliligimiz ve sevgimiz.Yöremizdeki secimin arkasindan 9 ay gecmis olmasina ragmen gözle görülür bir degisikligin görülmemesi üzücü bir durumdur."Halk tabiri ile gelen gideni aratir", cümlesininde nekadar yerinde oldugu malumdur.


               Birkac yildir yöremizde yapdigim izin süreci icerisinde üzülerek seyirci kaldigimiz cöp sorunu gitikce dag gibi büyümekdedir.Yöremizde özelikle Yalcilarimizda,derelerde,yol kenarlarinda,piknik alanlari ve Kizilirmak kenarlari hep cöpden hemde kanalizasyonlardan nasibimi almakdadir.

 

Bazi sorumlular careyi cöpleri yakmak ile gidermeye calisada degisen bir sonuca erisememislerdir.Sorun yöremizin sorunudur amacimiz kisi veya kisileri suclamak degildir aksine hepimizin bu olumsuzlukda bir payi ve paydasi vardir.Düsünülmesi gereken bu sorun karsisinda  alinabilecek tedbirlerdir.Köyümüzde özelikle yogun yagisin ve daglarimizin yesil bitki örtüsünden yoksunlugu erozyona ugramis daglarimizinda biran önce agaclandirilmasinin önemini göstermekdedir.Aksi durumda dogal afetler kacinilmaz hale gelecekdir.Sizlere buradan sunacagimiz resimler ilede bu durumu ifade etmeye calisacagiz.


               Degerli yöre halkimizin bu sorunlar ile uzakdan ve yakindan bir ilgisinin olmamasi üzücü bir durumdur.Özelikle yöremizdeki son secimin ve yöremiz üzerinde sergilenen "sistemin" siyasi yansimalari yöre halkini bencil egoist bir yapiya sokmayi basarmisdir.Bütün bu olumsuzluklara ragmen bizler yöremizi sevenler olarak tüm duyarli insanlarimiza seslenmeyi bir görev olarak kabuleniyoruz.


                Yarin gec olmadan yöremizdeki bu sorunlara duyarliligimizi gösterelim.


          Teknik ve bilimin gelisdigi cagimizda hala ilkel metodlarla sorunlari göz arkasina itelemenin,sorunlari sadece ertelemekden baska bir ise yaramayacakdir.


            Kendi cöpünü kendin yok et.
              
  1.Bahcecilikle ugrasanlarinda bildigi gibi gübreleme sitemi ile ev cöpümüzün büyük bir bölümünü gübre olarak geri dönüsdürebiliriz.Resimdede gördügünüz gibi gübre kasaniza bir örtü toprak üzerine ev cöpünüz (yesilik, sebze,meyve,yemek artiklari atip üzerine tekrar toprak ile kapatarak devam edinilebilir.Birazcik yanmis kirec sepeleyerek hizli islem görmesinide saglayabiliriz.

  2.Demir teneke,naylon,sise, gibi geridönüsümü olan artiklari evlerimizde suyla durulayip temiz halde bir depoda birikdirip tekrar geri dönüsüm icin kulanilabilmesini saglayabiliriz.


  Birikdirilen bu cöplerin sehirlerden bedava gelip alabileceklerini biliyoruz.
  Böylelikle duyarsiz bir sekilde daglara tepelere yaylalarimiza sacdigimiz cöplerimizin büyük bir bölümünü yokedebilecegimizi düsünüyoruz.

Daha duyarli bir toplum olabilmemiz arzusu ile.
 

alamanyabeyleri.com
Baki K.

 

 

 

29 Mart 2009 Mahalli İdareler Seçim Sonuçları:

ÜZME GENDİNİ - ÜZÜLÜRÜK VALLA!

Soğan
Süleyman Görgülü

 

Millet de varsın yeşil soğan yesin, Zaten önümüz Yaz….

YİĞİT MUHTAÇ KURU SOĞANA

Başbakan Tayyip Erdoğan Elbistan’da  halka Aşık Mahzuni’nin "Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana" bir dörtlügü ile  sesleniyor.

 

Milletin sırtından doyan doyana

Bunu gören yürek nasıl dayana

Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana

Bilmem söylesem mi söylemesem mi?

 

Düşünebiliyormusunuz bir Başbakan çıkıp da seçim meydanlarında "Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana“ diyebiliyor? Evet ben düşünüyorum ve düşündükce de utanıp sıklıyorum.

 

Siz AKP olarak tek başınıza 7 sene bu ülkeyi yöneteceksiniz ve bir Başbakan olarak da çıkıp seçim meydanlarında "Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana“ diyeceksiniz. Bu nasıl bir anlayış?

 

Hiç bir Allahın kulu da çıkıp Sayın Başbakanım siz ne diyorsunuz, agzınızdan çıkanı kulagınız duyuyormu, bir Besmele çekin‘de kendinize gelin demiyor. Bu ülkeyi siz yönetiyorsunuz, siz kimi, kime şikayet ediyorsunuz diye sormuyor. Orada ki seçmenler, sormuyorsa ben soruyorum buradan.

Siz kimi kime şikayet ediyorsunuz Sayın Başbakan.

 

çok ünvanınınız da var

Sizin bir Başbakanlık haricinde, bir çok ünvanınınız da var malüm, seçim meydanlarında sizlere seçmenleriniz tarafından Davos Fatihi, ikinci Atatürk, son Padişah olarak ilan edildiniz, sizlerde çıkıp seçim meydanlarında,  "Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana“ diyeceksiniz her ne kadar siz kendinize yakıştırsanız da ben sizlere yakıştıramadım bu sözleri, bir Başbakan olarak.

 

Hükümet Başı

Hükümet sizin, Başbakan sizsiniz,  Cumhurbaşkanı sizden, Devletin en yüksek mülkiye amiri sizden ( Valiler ).  Sayın Deniz Baykal ile Polimige girip Tunceli Valisi için, halkın karşısına çıkıp da ben Vali‘mi kimseye yedirtmem diyebiliyorsunuz. Neden sizin Valiniz oluyor? Burada Sayın Başbakana bir hatırlatma yapmak istiyorum, Mülkiye amirleri Devlet amirleridir, Hükümet amirleri degildir, bu da gösteriyor ki Hükümet Devleti işgal etmişdir.

 

bir dokunamadığınız

Bir Ergenekon davası adı altında Atatürk ilkelerine sahip çıkan aydınları sorgusuz sualsiz içeri aldınız, bir dokunamadıgınız, kendileriniz Milletvekilleri kaldı ve bir‘de Askerler kaldı, Askerlerde  Rütbelerini çıkardıktan sonra, emekli olunca dokunup  içeri alıyorsunuz.

 

yiğitleri neden kuru soğana muhtaç etdiniz

Bunca zama tek başınıza bu ülkeyi yönetdiniz daha önceki Cumhurbaşkanı tarafından veto edilen yasaları şimdiki Cumhurbaşkanınız Gül sayesinde Meclisten „Gül“ gibi geçirdiniz elinize vuranmı oldu?  Hayır!  Peki bu yiğitleri neden bir kuru soğana muhtaç ettdiniz? 

 

Buna nazaran seçim meydanlarıa çıkıp, Muhalefet parti liderlerini Halka şikayet ediyorsunuz Yigit muhtaç olmuş kuru soğana diyerek.  

 

Diyebiliyormusunuz ki?

Yiğit muhtac olmuş, Buzdolabına,

Yiğit muhtac olmuş, Camaşır makinasına,

Yiğit muhtac olmuş, Bulaşık makinasına,

Yiğit muhtac olmuş, Çek yata,

Yiğit muhtac olmuş, Kömüre, Pirince, Makarnaya, Un’a  Bulgura.

Hayır diyemiyorsunuz, cünkü bunların hepsini verdiniz bir Oy ugruna yiğitlerimize. 

 

 

Millet de varsın yeşil soğan yesin….

Boş verin bir kuru soğan eksik olmuş yiğitlerimizin, kuru soğan olmasa da olur önümüz bahara geliyor Millet de varsın yeşil soğan yesin….


 

goerguelue@yahoo.de

Süleyman Görgülü

13.03.2009

 -o-

 

 

 

Yöremizin Radyoları ile ilgili gözlemlerim

Süleyman Görgülü
Süleyman Görgülü

Yöremizin Radoları ile ilgli konu ile ilgili yazılarınıza gereken cevabı Sevgili Özgür Uysal vermiş, bende bu konuya bir başka açıdan bakmak isdiyorum.

Bir Radyonun Özelliklerini hatırlıyalım, Hukuksal yönünü bir kenara bırakırsak;

 

  • 1.Günlük her saat başı Aktuell haber vermek.
  • 2. Hava durumu.
  • 3. Reklam yapmak.
  • 4. Halkı Kültürel ve sosayl yaşatıda bilgilendirmek.



Yukarida yazdıklarım bunlardan sadece birkaçı, daha buna benzer birçok haber ve olayaları
dinleyicileri ile paylaşmak.
Ben Umut Radyoyusunu fırsat buldukca dinliyorum, ve çok da begeniyorum, siz nasıl bir karsılaşdırma yapabilirsiniz Umut Radyosuyla bizim site Radyolarını?

Siteler üzerinden Yayın yapan Radyoların bizim kültürümüzle yakindan uzakdan hiç bir ilgisi yokdur, bir kaç Alevi türküleri ve Alevi deyişleri söylemekle Alevi kültürüne hizmet etmiş olunmaz ! Lümberde Lümberde gelin evlerin nerede? Birde bunu söyleyen kişileri bizlere sanatci diye takdim ediyorlar, bir kaset iki Cd çıkarmakla sanatcı olunulmaz, tabi her her emege saygım var, gerçek sanatcılarada.

Böylesi site Radyoları
bizleri Kültürümüzden dahada yozlaşdırıyor, örneğin öncede sitelere
girildiginde haberler ve ziyaret defterleri okunur ve yazılılar yazılırdı, şimdi birkaç kişini
haricinde hiç yazı yazan yok, yazılan yazıların da okunulduguna inanmıyorum.

Siteyi açan kişi Radyoya giriyor ve tanıkları ile sohbet muhabet, ediyorlar çoğu zaman sahte isimlerle girip,Argo kelimeler, dedikodular, Küfürler, Flört, çöpçatanlik yapiliyor ben kendim çogu kez şahit oldum böylesi olaylara! bırakınız Allahınızı severseniz bumudur Alevi kültürü yaşayıp yaşatmak.

Süleyman Görgülü

21 Mart 2008

-o-

 

 

13 Mart 2009 tarihinden itibaren KIZILIRMAK RADYO yayın hayatına son veriyor

Degerli KIZILIRMAK RADYO dinleyicileri,

Sizlerinde bildigi gibi asagi yukari 1 senedir yayindayiz. Radyo uc kurucu ile basladi ve en sonunda sadece ben kaldim. Radyoyu yurutmek icin elimizden geleni yaptik bence ama yine olmadi.


Bu yayin donemi bana ogrettiki bizim millet cikarci olmus ve bunu radyolara bile tasimayi basarmis.


Bazi kendini bilmezler radyolari rahatsiz etmeyi artik bir zevk haline getirmis.
Bu nedenle 13-03-2009 tarihinden itibaren KIZILIRMAK RADYO yayin hayatina son veriyor.

Saygilar,
KIZILIRMAK RADYO

Mesut Şahin

 

 

 

1924 tarihli Köy Kanunu

Köy Kanunu

Yayın : Resmi Gazete

Yayım Tarihi ve Sayısı : 07/04/1924 - 68

Numarası : 442

BİRİNCİ FASIL

Madde 1 - Nüfusu iki binden aşağı yurtlara (köy) ve nüfusu iki bin ile yirmi bin arasında olanlara (kasaba) ve yirmi binden çok nüfusu olanlara (şehir) denir. Nüfusu iki binden aşağı olsa dahi belediye teşkilatı mevcut olan nahiye, kaza ve vilayet merkezleri kasaba itibar olunur. Ve Belediye Kanununa tabidir.

Madde 2 - Cami, mektep, otlak, yaylak, baltalık gibi orta malları bulunan ve toplu veya dağınık evlerde oturan insanlar bağ ve bahçe ve tarlalariyle birlikte bir köy teşkil ederler.

Madde 3 - Bu kanunun hükmü başlar başlamaz her köyün sınırı ihtiyar meclisi tarafından bir kağıda yazılır. Sınır için komşu köyler ile aralarında uzlaşamadıkları yerler varsa bu da gösterilir ve yazılan sınır kağıdı ihtiyar meclisince mühürlenerek nahiye müdürüne gönderilir. Nahiye müdürü de bu sınır kağıdını kaza veya vilayete gönderir. Oralarda idare meclisince sınır kağıdı tetkik ve tasdik olunduktan sonra tasdikli bir örneği tekrar köy ihtiyar meclisine verilmek üzere nahiye müdürüne yollandığı gibi asıl sınır kağıdı da tasdikli olarak tapu idaresine verilir. İki köy arasında uzlaşılamıyan sınırlar için idare meclisleri tahkikat ve tetkikat yaparak sınırı beşinci maddeye göre çizip her iki
köye de tasdikli birer örneğini gönderir ve bu katidir. Kazadaki bütün köylerin tasdikli sınır kağıtları tapuca bir deftere yazılıp defterin altı idare meclisine tasdik ettirilir. Ayrıca bu tasdikli defterin bir suretide tapuca çıkarılıp idare meclisinde saklanmak üzere verilir. Köy sınırlarına ait işlerde Devlet
daireleri ve mahkemelerce bu tasdikli defterler esastır.

Madde 4 - Bir köyün sınırı aşağıda tarif edildiği şekilde çizilir.
1 - Eskiden beri bir köyün sayılan bütün tarla, bağ bahçe, çayır, zeytinlik palamutluk, baltalık ve ortaklar sınır içinde kalmalı.

2 - Dağlık ve ormanlık havalide ötede beride dağınık olan evler, tarlalar, meralar parça parça en yakın köye bağlı sayılmakla beraber bunlar sınır haricinde bırakılmalı yalnız her birinin adı sınır kağıdının altında yazılmalı.

3 - Sınır mümkün olduğu kadar kolay anlaşılacak surette dereler, tepeler, yollar veya diğer değişmeyen işaretli yerlerden geçmeli ve bu dere, tepe ve yolların veya işaretli yerlerin köylüce adları ne ise behemehal sınırda sırasiyle yazılmalı.
--------------------------------------------------------------------------
(1) Bu Kanunun; 31/8/1956 tarih ve 6830 sayılı mülga İstimlak Kanununa aykırı hükümleri,mezkür kanunun 35. maddesi ile; 29/8/1977 tarih ve 2108 sayılı Muhtar ödenek ve Sosyal Güvenlik Kanununa aykırı hükümleri de anılan Kanunun 7. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.

4 - Eğer bir köyün sınırını derelerden, tepelerden, yollardan veya diğer değişmeyen işaretli yerlerden geçirmek kabil olmazsa o halde sınır mümkün olduğu kadar düz yapılmalı ve büyük taşlar dikilerek sınır gösterilmeli.

5 - Bir köy ahalisinden bazı kimselerin başka bir köy arazisi içinde kalan dağınık tarla, bağ, bahçe gibi yerleri sahibinin bulunduğu köyün sınırında değil öteki köyün sınırında gösterilmeli.

6 - Bir köyün sınırı mutlaka diğer köyün sınıriyle birleşmek lazım gelmez. İki köyün sınırları arasında eskiden beri hiçbir köyün malı sayılmayan boş arazi, dağlar, ormanlar, yaylaklar varsa bunlar gene sınırın dışında bırakılmalı.

7 - Bir köyün malı olan yaylaların o köy ihtiyar meclisi tarafından ayrıca sınırı çizilmekle beraber bu sınır kağıdı asıl köyün sınır kağıdı ile birleştirilmeli.

Madde 5 - İki köy arasında nizalı sınırların çizilmesi için Hükümetin emriyle iki köy heyeti ihtiyariyesi bir araya toplanarak işin kendi aralarında düzeltilmesi için çalışılır. Gene uzlaşamadıkları halde idare meclisi tetkikat ve tahkikat yaparak altı ay içinde doğrudan doğruya sınırı çizer ve bu kati olur.Beş sene müddetle değiştirilemez. Bir köy sınırı; bu kanun mucibince çizildikten beş sene sonra hasıl olacak lüzum ve ihtiyaç üzerine ihtiyar meclisi sınırın büyültülüp küçültülmesi için müracaatta bulunabilir. Şayet bu sınırın büyütülmesi veya küçültülmesi başka bir köye dokunmuyorsa vilayet veya kaza idare meclisleri karariyle sınır tashih olunur ve tasdikli deftere yazılır. Sınırın büyültülmesi veya küçültülmesi başka bir köye dokunuyorsa bu maddenin birinci fıkrasına göre mesele halledilir.

Madde 6 - (Değişik: 25/2/1998 - 4342/34 md.) Birkaç köy arasında müşterek olan sıvat, sulak, pınar ve baltalık gibi yerler eğer bir köy sınırı içinde kalıyorsa o köyün malı olmakla beraber diğer köyler de eskisi gibi istifade ederler. Bu gibi müşterek yerler bir köy sınırı içinde kalmıyorsa buralardan istifade eden köylerin müştereken malı olup her köyün sınır kağıdında bu hakları yazılır ve müştereken koruyup eskisi gibi istifade ederler.

Madde 7 - Köy bir yerden bir yere götürülebilen veya götürülemiyen mallara sahip olan ve işbu kanun ile kendisine verilen işleri yapan başlı başına bir varlıktır. Buna (şahsı manevi) denir.

Madde 8 - Köyün orta malı kanun karşısında Devlet malı gibi korunur. Bu türlü mallara el uzatanlar Devlet malına el uzatanlar gibi ceza görürler.

Madde 9 - İşbu kanun ile köye verilen işleri görmek (Köy muhtarının) ve (İhtiyar meclisinin) vazifesidir.

Madde 10 - Muhtar, köyün başıdır. İşbu kanuna göre köy işlerinde söz söylemek, emir vermek ve emrini yaptırmak muhtarın hakkıdır. Muhtar Devletin memurudur. Devlet işlerinde vazifesini (36) ncı maddeye göre yapar.

Madde 11 - Köy muhtarının ve yapacağı işte köy muhtariyle birlik olanlara köy işlerinde fenalıkları anlaşılırsa Devlet memuru gibi muhakeme edilirler ve ceza görürler .

İKİNCİ FASIL

Köy işleri

Madde 12 - Köye ait işler ikiye ayrılır:
1 - Mecburi olan işler;

2 - Köylünün isteğine bağlı olan işler. Köylü mecburi olan işleri görmezse ceza görür. İsteğine bağlı olan işlerde ceza yoktur. Ancak köylünün isteğine bağlı bu gibi işlerde köy derneğinin yarısından çoğu hükmederler ve vilayete bağlı olan yerlerde vali ve kazaya bağlı olan köylerde kaymakamın rızasını alırlarsa o iş bütün köylü için mecburi olur. Ve yapmayan ceza görür.

Madde 13 - Köylünün mecburi işleri şunlardır:
1 - Sıtma, sivrisinek tarafından aşılandığı ve sivrisinek de su birikintilerinde barındığı ve ürediği için her şeyden evvel köy sınırı dahilindeki su birikintilerini kurutmak;

2 - Köye kapalı yoldan içilecek su getirmek ve çeşme yapmak, köyün içtiği su kapalı geliyorsa yolunda delik deşik bırakmamak ve mezarlıktan veya süprüntülük ve gübrelikten geçiyorsa yolunu değiştirmek;

3 - Köylerdeki kuyu ağızlarına bir arşın yüksekliğinde bilezik ve etrafını iki metre eninde harçlı döşeme ile çevirmek;

4 - Evlerde odalarla ahırları bir duvarla birbirinden ayırmak;

5 - Köyün her evinde üstü kapalı ve kuyulu veya lağımlı bir hala yapmak ve köyün münasip bir yerinde herkes için kuyusu kapalı veya lağımlı bir (hala) yapmak;

6 - Evlerden dökülecek pis suların kuyu, çeşme, pınar sularına karışmayarak ayrıca akıp gitmesi için üstü kapalı akıntı yapmak;

7 - Köyde evlerin etrafını ve köyün sokaklarını temiz tutmak, her ev kendi önünü süpürmek;

8 - Çeşme, kuyu ve pınar başlarında gübre, süprüntü bulundurmayıp daima temiz tutmak, ve fazla sular etrafa yayılarak bataklık yapmaması için akıntı yapmak;

9 - Köyün süprüntü ve gübreliğini köyden uzakça yol üstü olmayan sapa ve rüzgar altı yerlerde yapmak ve herkese o gübrelikten ayrı yerler gösterilmek;

10 - Her köyün bir başından öbür başına kadar çaprazlama iki yol yapmak (bu yollar köy meydanından geçecektir.)

11 - Köyün büyüklüğüne göre orta yerinde ve mümkün olamazsa kenarında bir meydan açmak;

12 - Köy meydanının bir tarafında ihtiyar meclisinin toplanıp köyün işlerini görüşmeleri için bir köy odası yapmak;

13 - Köy, yol üzerinde uğrak ve konuk ise köy odası yanında ocaklı ve ahırlı bir konuk odası yapmak;

14 - Köyde bir mescit yapmak (yeniden yapılacak ise köy meydanının bir tarafına yapılacaktır.)

15 - Köyde maarif idarelerinin vereceği örneğe göre bir mektep yapmak (yeniden yapılacak ise köyün en havadar bir tarafına yapılacak ve mektebin herhalde bir bahçesi bulunacaktır.);

16 - Köy yollarının ve meydanının etrafına ve köyün içinde ve etrafındaki su kenarlarına ve mezarlıklara ve mezarlık ile köy arasına ağaç dikmek. (Köylü her sene adam başına en az bir ağaç dikecek ve bu ağaç tamamen tutup yeşilleninceye kadar ağaca bakacak va yeni dikilmişlere hayvanların sürünerek ve kemirerek zarar vermesinin önünü almak için etrafına çalı çırpı sarıp muhkemce bağlıyacaktır.);

17 - Köy korusunu muhafaza etmek;

18 - Köyden Hükümet merkezine veya komşu köylere giden yolların kendi sınırı içindeki kısmını yapmak ve onarmak ve yollar üzerindeki küçük hendek ve derelerin üstlerine köprü yapmak ve yol üzerinden gelip gitmeğe zorluk verecek şeyleri kırmak, kaldırmak. (Bir yol üzerindeki işlerin köyden köy sınırının bittiği yere kadar olanı o köyündür.);

19 - Köy halkından askerde bulunanların ve bakacağı olmayan öksüzlerin tarlalarını, bağ ve bahçelerini (imece) yoliyle sürüp ekmek, harmanlarını kaldırmak;

20 - Köy namına nalbant, bakkal, arabacı dükkanları yaptırmak;

21 - Köye ortaklama korucu, sığırtmaç, danacı ve çoban tutmak;

22 - Köyde insanlarda salgın ve bulaşık bir hastalık çıkarsa veya frengili adam görülürse o gün bir adam yollayarak Hükümete haber vermek. (Bu haber üzerine kazadan memur gelinciye kadar hastanın yanına bakacaklardan başkalarını sokmamak lazımdır.);

23 - Köy hayvanlarında salgın ve bulaşık bir hastalık görülürse o gün bir adam yollayarak Hükümete haber vermek; bu haber üzerine kazadan bir memur gelinciye kadar hasta olan hayvanı diğerlerinden ayırmak ve hasta hayvan ile beraber bulunmuş olan hayvanları köyün hasta olmayan hayvanları ile karıştırmamak;

24 - Köyde su basması olursa birleşerek selin yolunu değiştirmek;

25 - Ekine, mahsule, yemişli, yemişsiz ağaçlara, bağlara, bahçelere zarar veren kuşları, böcekleri, tırtılları öldürmek. (Bunun için hangi türlü kuşların ve böceklerin hangi zamanlarda ve nasıl öldürülmesi lazım geldiği Hükümetten sorulacak ve nasıl öğretilirse öyle yapılacaktır.);

26 - Köy halkının ekilmiş ve dikilmiş mahsullerini, ağaçlarını her türlü zarar ve ziyandan muhafaza etmek;

27 - Mecbur olmadıkça yol üzerine halkın kolaylıkla gelip geçmesine dokunacak şeyler koymamak;

28 - Birdenbire yıkılarak altında adam ve hayvanat kalacak derecede çürümüş veya eğilmiş duvar veya damları bir sakatlık çıkarmaması için yıktırmak veya tamir ettirmek;

29 - (Değişik: 2/12/1925 - 684/1. md.) (Köy içinde bila zaruretin hayvan koşturmamak).

30 - Muhafazasına mecbur oldukları yırtıcı ve azgın hayvanları başı boş salıvermemek;

31 - Devlet parasını kıymetinden aşağı aldırtmamak;

32 - Bir adamın suda veya başka suretle başına bir felaket gelince onu kurtarmak elinde iken yardım etmek;

33 - Köyde çürümüş ve kokmuş meyve vesair sıhhate muzır şeyler köyden dışarıya götürülür ve gömülür;

34 - Bir hayvana götüremiyecek kadar yük yüklettirmemek;

35 - Yaylımlara başlı başına hayvan salmamak ve ortaklama çayırları biçmemek;

36 - Bir yeri kazarak başkalarının hayvan ve davarlarının düşüp ölmesine ve sakatlanmasına sebep olmasına meydan vermemek;

37 - İhtiyar meclisleri tarafından şahitlik için çağrılınca herhalde gelmek ve eğer gelmeyecek kadar mazereti varsa bildirmek.

Madde 14 - Yapılması köylünün isteğine bağlı olan şeyler şunlardır:
1 - Köyün evlerinde ahırları odalardan ayrı bir yere yapmak;

2 - Ev, ahır, hela duvarlarının iç ve dışları senede bir defa badanalanmak;

3 - Her köyün bir başından öbür başına kadar olan yolları taş kaldırım ile döşemek;

4 - Köy mezarlığının köyden ve caddeden uzak bir yerde, suların geldiği tarafta değil, akıp gittiği tarafta olmasına çalışmak ve etrafını duvarla çevirerek içersine hayvan girmesinin önünü almak ve mezarlığa gübre süprüntü dökmemek, herkes mezarlarına iyi bakmak;

5 - Köyde bir çamaşırlık yapmak;

6 - Köyde bir hamam yapmak;

7 - Pazar ve çarşı yerleri yapmak;

8 - Köyün sınırı içinde münasip yerlerde ve tepelerde orman yetiştirmek;

9 - Köyü, kasaba ve komşu köylere bitiştiren yolların iki kenarına ağaç dikmek ve köy sınırı içindeki yabani ağaçları aşılamak;

10 - Köyde ekilip biçilen ve toplanan mahsulatın veya yapılan eşyanın değeriyle satılabilmesi için köy namına alıcı adam aramak;

11 - Köy tarla ve bahçelerini sulamak için bütün köye ortaklama ark yapmak;

12 - Köye ortaklama her türlü ziraat, pulluk, orak, harman makineleri almak;

13 - Köyde peynir ve yağ yapmak için makine almak;

14 - Köye ortaklama değirmen yapmak veya getirtmek;

15 - Köylülerin giydiği esvapları köyde dokutmağa çalışmak;

16 - Köylüden berber yetiştirmek;

17 - Köylüden ayakkabıcı yetiştirmek;

18 - Köylüden nalbant, demirci, arabacı, kalaycı yetiştirmek;

19 - Ekinden çok gelir almak için yapma gübre getirtmek;

20 - Köylünün bilgisini artıracak kitap getirtmek;

21 - Yemeklik ve para ile köy fıkarasına ve öksüzlere yardım etmek,kimsesiz çocukları sünnet ettirmek ve kızları evlendirmek için yardım etmek ve fukara cenazelerinin kefen vesairesinin tedarikine çalışmak;

22 - Kazaen yanan veya yıkılan fukara evlerini bütün köy yardımı ile yapmak;

23 - Bütün köy için bankadan para kaldırmak ve tarla, bahçe, çift ve tohum almak isteyenlere vermek ve bu paranın her sene borçlarını toplayarak bankaya yatırmak;

24 - Köyde güreş, cirit, nişan talimleri gibi köy oyunlarını yaptırmak;

25 - Kağnıları dört veya iki tekerlekli arabaya çevirmek ve köy parasiyle araba yapacak ve onaracak bir tezgah açtırıp köy namına idare etmek;

26 - Her köyde köy sandığından bir ambar yaptırıp bunun bir bölmesine harman zamanında herkesten köy namına mahsullerine göre birer miktar zahire ödünç alınarak konulmak ve bu zahireyi muhtaç köylülere gene köy namına yemeklik veya tohumluk olarak ödünç vermek ve her sene ambarda artan zahireyi yeni mahsul ile değiştirmek;

27 - Her sene köy namına bir veya daha ziyade tarla ektirerek mahsulünü imece yoliyle biçip elde ettikten ve gelecek sene için tohumu ayırdıktan sonra artanını satarak parasını köy sandığına yatırmak;

28 - Köy namına iyi cinsten boğa, aygır, teke, koç satın almak;

29 - Köy korusu olmayan yerlerde koru yetiştirmek;

30 - Köyde sağlık işlerine bakmak üzere bir sağlık korucusu bulundurmak, yok ise vilayet veya kaza merkezinde açılacak sağlık derslerine adam göndererek yetiştirmek suretiyle köyde istihdam etmek;

31 - Hükümet tarafından sağlık işlerinde kullanılmak üzere verilecek ilaçları korumak.

32 - (Ek: 12/2/1954 - 6250/1. md.) Köye elektrik tesisatı vücuda getirmek.

ÜÇÜNCÜ FASIL

İmece ve köy parası

Madde 15 - Köy işlerinin bir çoğu bütün köylü birleşerek imece ile yapılır.

Madde 16 - (Değişik: 5/7/1939 - 3664/1 md.)
Köy gelirleri, köy işlerini gören köyün aylıklı adamlarının aylık ve yıllıklariyle köy sınırları içinde yapılacak mecburi köy işlerine yetmezse: En yüksek haddi yirmi lirayı aşmamak üzere herkesin hal ve vaktine göre köy ihtiyar meclisi karariyle köyde oturanlara ve köyde maddi alakası bulunanlara
salma salınır (1).

Madde 17 - Köy parası şunlardır:
1 - İhtiyar meclisi tarafından köylüye salınacak para;

2 - İşbu kanuna göre alınacak ceza paraları;

3 - Köy namına yazılı emlak ve arazi geliri;

4 - Yoliyle vakfedilen arazi ve emlak geliri;

5 - Avarrız gelirleri (ağaç, arazi, emlak, para);

6 - Hediye ve bağışlanmış paralar ve mallar, (ianat ve teberruat);

7 - Köy namına ekilen tarla geliri;

8 - Köy tezgah ve ambar ve dükkanları geliri;

9 - Mühürlenecek ilmühaberlerden alınacak para, (bu para ihtiyar meclisince yapılıp kaymakam veya vali tarafından tasdik olunan cetvele göre alınır);

10 - Köy sınırı içindeki taş, kireç, tuğla, kiremit, çorak, kil gibi ocaklardan alınacak para (nısıf kutru elliden yüz metreye kadar olanlardan);

11 - Çay ve nehirler üzerindeki kayık ve sallardan alınacak para, (senenin altı ayı işliyenlere mahsustur. Bundan fazla işliyenler vilayet idarelerinindir);

12 - Köy sınırı içindeki otlaklardan ve meralardan fazlasının kira paraları;

13 - Köyde satılmak için kesilen hayvanlardan alınacak para, (zephiye resmi);

14 - Köy sınırı içinde satılan hayvanlardan alınacak ihtisap resmi;

15 - Köy sınırı içinde sahipsiz ağaçların ve yemişlerin geliri;

16 - Köy sınırı içindeki kaplıcalar, maden suları, (şimdiye kadar belediye, idarei hususiye, maliye, evkaf ve eşhas tarafından yoliyle elde edilenler hariç);

17 - Geliri yetişmeyen köylerde muhtar, imam, katip, korucu, sığırtmaç, danacı gibi köy adamlarının aylıkları veya senelikleri için salınacak para veya mahsuller. (2)
---------------------------------------
(1) Bu madde ile ilgili olarak 1,2,3,4 ve 5 inci Ek maddelere bakınız.
(2) Bu bendin uygulanmasında Ek 1 - 5 inci maddelere bakınız.

Madde 18 - Köy namına harcanacak para iki türlüdür. Biri köylünün isteğine bağlı olmayan, diğeri köylünün isteğine bağlı olandır.

Madde 19 - (Değişik: 2/6/1934 - 2491/2 md.)
Köylünün isteğine bağlı olmayarak harcanacak paralar şunlardır :
1 - Köy muhtarının köy derneğince kesilen aylık veya seneliği, (1)

2 - Varsa katip aylığı,

3- Köy namına yazılı veya vakıf emlak ve arazinin vergi ve başka masrafı,

4 - Köyün mecburi işlerine lazım olacak paralar,

5 - 12 nci madde mucibince isteğe bağlı iken mecburi yapılan işlere lazım olacak paralar,

6 - Köy işine bakacak adamların aylığı.



DÖRDÜNCÜ FASIL

Köy Muhtarının ve ihtiyar meclisi azalarının seçilme yolu

Madde 20 - (Değişik: 26/10/1933 - 2329/1 md.)
Her köyde bir köy derneği, bir köy muhtarı, bir de ihtiyar meclisi bulunur. Köyde 24 üncü maddeye göre köy muhtarını ve ihtiyar meclisi azalarını seçmeğe hakkı olan kadın ve erkek köylülerin toplanmasına köy derneği derler. Köy muhtarı ve ihtiyar meclisi azaları doğrudan doğruya köy derneği tarafından ve köylü kadın ve erkekler arasından seçilir. Köy muhtarı ihtiyar meclisinin başıdır.

Madde 21 - (Mülga: 18/7/1963 - 286/3 md.)

Madde 22 - (Mülga: 18/1/1984 - 2972/37 md.)

Madde 23 - Köyün imamı ile muallimi veya başmuallimi ihtiyar meclisinin her zaman azasıdırlar.

Madde 24 - (Mülga: 18/7/1963 - 286/3 md.)

Madde 25 - (Mülga: 18/1/1984 - 2972/37 md.)

Madde 26-27 - (Mülga: 17/7/1950 - 5672/3 md.)

Madde 28 - (Mülga: 18/7/1963 - 286/3 md.)

Madde 29 - (Mülga: 17/7/1950 - 5672/3 md.)

Madde 30 - (Değişik: 26/10/1983 - 2329/2 md.)
Karı, koca, ana, baba, kız, oğul, gelin, güvey ve kardeşlerin ihtiyar meclisinde aza olarak bir arada bulunmaları yasaktır. Bunların seçilmiş olduğu görülür ise içlerinden en çok sayı kazanmış olan kadın veya erkek azalıkta bırakılır. Sayıları beraber olur ise evli olan, ikisi de evli ise yaşı büyük olan,
yaşları da beraber ise çocuğu çok olan tercih olunur. Çocuk adedi de beraber olur ise kur'a çekilerek kur'ada adı önce çıkan azalığa alınır.

Madde 31 - 32 - (Mülga: 7/7/1950 - 5672/3 md.)

Madde 33 - (Değişik: 18/7/1963 - 286/2 md.)
a) Köy muhtarlığına ve ihtiyar meclisi üyeliğine seçildikten sonra:

1. Kısıtlı veya kamu hizmetlerinden yasaklı olanlar,

2. İzinsiz olarak yabancı Devlet resmi hizmetlerinde bulunanlar,

3. Ağır hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı kesin olarak hüküm giyenler,

4. Taksirli suçlar hariç olmak üzere 5 yıldan fazla hapis cezasiyle kesin olarak hüküm giyenler,
---------------------------------------------------------------------------------------------
(1) 29/8/1977 tarih ve 2108 sayılı Kanunun 1 inci maddesine bakınız.

5. Zimmet, ihtilas, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanmak, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı suçlardan biri ile kesin olarak hüküm giymiş olanlar,

6. Devletin, katma bütçeli idarelerin, özel idare ve belediyelerin, köylerin, İktisadi Devlet Teşekküllerinin veya bunlara bağlı daire ve müesseselerle ortaklarının ve imtiyazlı şirketlerin memur ve müstahdemi olanlar,

7. Cumhuriyet Senatosu üyesi, milletvekili, il genel meclisi üyesi, belediye meclisi üyesi, belediye başkanı olanlar,

8. Köy içlerinin mütaahhidi, bu işlerle ilgili kimselerin kefili veya ortağı olanlar ve bu cihetlerden köye borçlu bulunanlar, Muhtar ve ihtiyar meclisi üyeliğinden, il veya ilçe idare kurulunca çıkarılırlar.

b) Köy tüzel kişiliği ile davacı ve davalı olan muhtar ve ihtiyar meclisi üyeleri bu davalarda köy tüzel kişiliğini temsil edemezler. Yetkili temsilciyi köy derneği seçer.


BEŞİNCİ FASIL

Muhtarın göreceği işler

Madde 34 - Köyün sınırı içinde köylüye ait işleri yapmak ve yaptırmak muhtarla onun başında bulunduğu ihtiyar meclisinin vazifesidir.

Madde 35 - Muhtarın göreceği işler ikiye ayrılır:
1 - Devlet işleri;
2 - Köy işleri.

Madde 36 - Muhtarın göreceği Devlet işleri şunlardır:
1 - Hükümet tarafından bildirilecek kanunları, nizamları köy içinde ilan etmek ve halka anlatmak ve kanunlar, nizamlar, talimatlar, emirler ile kendisine verilecek işleri görmek;

2 - Köyün sınırı içinde dirlik ve düzenliği korumak (asayişi korumak);

3 - Salgın ve bulaşık hastalıkları günü gününe Hükümete haber vermek;

4 - Hekim olmayanların ve üfürükçülerin hastalara ilaç yapmasını menetmek ve Hükümete haber vermek;

5 - Köylünün çiçek ve bulaşık hastalıklar aşısı ile aşılanıp hastalıktan kurtulmasına çalışmak;

6 - Köye gelip gidenlerin niçin gelip gitmekte olduklarını anlamak ve bunlar içinde şüpheli adamlar veyahut ecnebiler görülürse hemen yakın karakola haber vermek;

7 - Her ay içinde köyde doğan, ölen, nikahlanan ve boşananların defterini yapıp ertesi ayın onuncu gününden evvel nüfus memuruna vermek ve köyün nüfus defterini birlikte götürerek vukuatı yürüttürmek;

8 - Vergi toplamak için gelen tahsildarlara yol göstermek, yardım etmek ve tahsildarların yolsuzluğunu görürse Hükümete haber vermek.

9 - Asker toplamak ve bakaya ve kaçakları Hükümete haber vermek;

10 - Köy civarında eşkıya görürse Hükümete haber vermek ve elinden gelirse tutturmak;

11 - Köylünün ırzına ve canına ve malına el uzatan ve Hükümet kanunlarını dinlemeyen kimseleri köy korucuları ve gönüllü korucularla yakalattırarak Hükümete göndermek;

12 - Köy sınırı içinde yangın ve sel olursa köylüleri toplayıp söndürmeğe ve çevirmeğe çalışmak, (orman yangınlarında sınırdan dışarı olsa dahi yardıma mecburdurlar.);

13 - Mahkemelerden gönderilen celpname ve her türlü tezkere ve hükümleri lazım gelenlere bildirerek istenilen işleri yapmak ve mahkeme mubaşirine ve jandarmaya vazifesinde kolaylık göstermek;

14 - İhzar ve tevkif müzekkereleri (bazı adamların kanun namına tutulmasını emreden mahkeme kağıdı) gösterildikte aranılan kimseleri kağıdı getirenlere tutturmak;

15 - Zarar görenlerin şikayeti ve bilip işidenlerin haber vermesi üzerine sorup araştırmak;

16 - Bu kanunda ismi geçen davaları ihtiyar meclisine söyleyip hükmünü almak.

Madde 37 - Muhtarın göreceği köy işleri şunlardır:
1 - 13 üncü maddede sayılan işleri ihtiyar meclisi ile görüşerek yapmak ve yaptırmak;

2 - 14 üncü maddede sayılan işlerin yapılabilmesi için köylülere öğüt vermek;

3 - İhtiyar meclisi ile görüştükten sonra köylüyü işe çağırmak;

4 - İhtiyar meclisi kararı ile köy işlerine harcanacak parayı toplamak;

5 - Köy işlerine harcanacak parayı topladıktan sonra harcamak için emir vermek;

6 - Bir ay içinde nerelere ve ne kadar para harcamış ise gelecek ay başında hesabatını ihtiyar meclisine vermek;

7 - Köy işlerinde hem davacı, hem hasım olarak mahkemede bulunmak ve isterse mahkemeye diğer birini yerine (vekil) göndermektir.

Madde 38 - Köy muhtarına köy işlerini gördükleri zaman karşı gelen ve kötü söyleyenler Devlet memuruna karşı koyanlar gibi ceza görürler.

Madde 39 - Muhtar yazılarını köy katibine yazdırır. Köyde katip bulunmazsa bu işi köyün muallimine ve yoksa imamına yaptırır.

Madde 40 - Köy muhtarının köylü faydasına olmayan kararlarını kaymakam bozabilir. Fakat, onun yerine kaymakam kendiliğinden karar veremez. Karar, gene köylü tarafından verilir.

Madde 41 - (Değişik: 18/7/1963 - 286/2 md.)
İl merkezine bağlı köylerde vali, ilçelere bağlı köylerde kaymakamlar, muhtarın köy işlerini ve kanunlarla verilen diğer görevlerini yapmadığını görürlerse muhtara yazılı ihtarda bulunurlar. Buna rağmen iş görmeyen muhtar, yetkili idare kurulu karariyle görevinden uzaklaştırılır.

İhtiyar meclisinin göreceği işler
Madde 42 - İhtiyar meclisi en az haftada bir defa toplanıp konuşur. İhtiyar meclisini muhtar toplanmağa çağırır. İhtiyar meclisi köy muhtarının çağırmadığı ve meclisin toplanma günü olmadığı vakitlerde dahi köy muhtarına haber vererek kendi isteği ile toplanabilir.

Madde 43 - İhtiyar meclisi köy işlerini en ziyade lazım olandan başlayarak bir sıraya koyar ve biri yapılıp bittikten sonra sırasiyle hepsini köylüye gördürmeğe çalışır. Evvel yapılması lazım gelen sağlık, yol, mektep işlerinin geri bırakıldığı haber alınır veya şikayet edilirse köyün bağlı olduğu kaymakam veya vali tarafından gösterilen yolda yapılır.

Madde 44 - İhtiyar meclisinin göreceği işler şunlardır:
1 - İhtiyar meclisi köylüye ait işleri konuşur ve hangi işleri köylü tarafından kendileri çalışarak doğrudan doğruya ve hangi işlerin para ile veya ırgat ile görülebileceğine karar verir. "Köy işlerinden köy ahalisinin imece ile çalışarak yapacakları işi, köylünün çift ve çubuğu ile uğraşmadıkları boş zamanlara bırakır."

2 - (Değişik: 12/2/1954 - 6250/2 md.) İhtiyar Meclisi bu Kanunun 13 ve 14 üncü maddelerinde yazılı mecburi ve ihtiyari işleri yapmak için lüzumu halinde köy sınırı içindeki gayrimenkulleri değer pahasiyle satın alır. Mal sahibi razı olmazsa köyün bağlı bulunduğu kaza veya vilayet idare heyeti işi gözden geçirir.İdare heyetinin kararına söz yoktur.

3 - Tarlası olmıyan veya yetişmiyen köylüye köyün sınırı içinden boz haliden bir parça ayırıp vermek ve tasarrufu malsandığına veya sair dairelere geçmiş olan araziyi köy namına satın alıp arazisi olmıyanlara vermek ve bedelini taksitle köy sandığına ödetmek mecburidir.

4 - İhtiyar meclisi köylünün kaçar gün çalışacağını kestirir.

5 - Köy işi için beher köylüye haline göre salınacak paranın ne olacağını keser.

Madde 45 - Paranın harcanmasında hiçbir fenalık olmamasına ve faydasız yere para verilmemesine köy muhtarı ve ihtiyar meclisi azaları göz kulak olurlar ve paranın harcanmasında fenalık ve yolsuzluk olduğu Hükümetçe anlaşılırsa kaza idare meclisinin hükmü ile Tahsili Emval Kanununa göre köy muhtarı ve ihtiyar meclisi azasının malları satılarak köylünün parası ödenir.

Madde 46 - (Değişik: 7/7/1950 - 5672/2 md.)
Mecburi işleri gördürmiyen ve toplanması isteğe bağlı olmayan paraları toplamayan ve toplattırmayan köy muhtarı ve ihtiyar meclisi üyelerine köyün bağlı bulunduğu idare kurulunca 10 liradan 50 liraya kadar para cezası hükmolunur. Bu ceza Maliyece Tahsili Emval Kanununa tevfikan tahsil ve köy sandığına teslim olunur.

İki ve daha ziyade köylere düşen işler
Madde 47 - İki ve daha ziyade köyler arasındaki işler için o köylerin muhtar ve ihtiyar meclisleri kendi aralarında kararlaştıracakları bir köyde toplanarak konuşurlar ve ne türlü yapılacağını ve her köyün o işte ne türlü yardım edeceğini kararlaştırırlar ve ondan sonra Hükümete haber vererek alacakları izne göre işe başlarlar.

Madde 48 - İki veya daha ziyade köylere düşen işler için köylerin ihtiyar meclisleri kendi aralarında anlaşamazlarsa bunlardan bir tarafın dilemesi üzerine köyün bağlı olduğu Hükümet reisi işe karışır ve o köylerin ihtiyar meclislerini toplıyarak işi bitirir.


ALTINCI FASIL

İhtiyar meclislerinin göreceği davalar

Madde 49 - 52 - (Mülga: 18/7/1963-286/3 md.)

Madde 53 - İhtiyar meclisleri köylünün iki tarafın uzlaşmasiyle bitirilebilen her türlü işlerini görürler. (Sulh).

Madde 54 - 55 - (Mülga: 2/7/1941 .4081/36 md.)

Madde 56 - 13 üncü maddede yazılan mecburi işleri yapmıyan köylüden ihtiyar meclisinin karariyle haline göre bir kuruştan yüz kuruşa kadar ceza alınır. Ceza parasını vermiyenler hakkında (66) ncı maddeye göre muamele yapılır. Cezaya mahküm olan adam o işten gene kaçarsa evvelki ceza iki kat olarak alınır. İhtiyar meclisince salınan parayı ödemiyenlerden iki katı (66) ncı maddeye
göre tahsil olunur.


YEDİNCİ FASIL

Davaların nasıl görüleceği

Madde 57 - 65 - (Mülga: 18/7/1963-286/3 md.)

Madde 66 - Köyce salınan parayı ve ihtiyar meclisince hükmedilen paraları vermiyenlere yirmi bir gün zarfında borcunu vermesi için köy muhtarı tarafından haber gönderilir. Yirmi bir günün sonunda borçlu gene borcunu vermezse ihtiyar meclisinin mazbatası Hükümete gönderilir. Vali veya kaymakam veya nahiye müdürü aşağıdaki usule göre parayı tahsil ve köy sandığına veya ihtiyar meclisi vasıtasıyle alacaklılara teslim eder. Şöyle ki:
1 - Borçlu veya cezalıya lazım olandan gayri ev eşyası satılmak suretiyle alınır. Fazla eşyası bulunamazsa veyahut alınan eşya borcu ödeyemezse bir yerden diğer bir yere götürülebilen diğer malları, bu da yoksa tarla bağ ve bahçe gibi bir yerden diğer bir yere götürülemiyen malları satılır. Çift ve çubuğu ve çift hayvanatı satılamaz.

2 - Ev eşyasiyle bir yerden diğer bir yere naklonulabilen her nevi eşya haczi gününden başlıyarak üç gün içinde ihtiyar meclisinin gözü önünde ve kasabada belediye vasıtasıyle sattırılır. Yetecek kadarı köy sandığına veya alacaklıya ve üst tarafı mal sahibine verilir. Üç gün içinde borcunu verenlerin
malı geri verilir.

3 - Oturduğu ev ile geçimi için lazım olan tarla, bağ, bahçenin ve dört senelik mahsulü veya kirası borca yetişen ve bir yerden diğer yere götürülemiyen malların satılması yasaktır.

4 - Haczolunan ve bir yerden diğer yere götürülemiyen mallar yirmi gün müddetle müzayedeye çıkarılır. Bu müddet bittikte sürülen peyler kafi görülürse on gün müddetle askıya alınır ve on gün bitince herkaç kuruşa çıkmış ise Hükümetçe talibine ihale olunur.

5 - Satılan şeylere köy ihtiyar meclisi azaları doğrudan doğruya kendileri veya başkaları vasıtasiyle pey süremezler ve satın alamazlar.

Madde 67 - (Mülga: 18/7/1963-286/3 md.)


SEKİZİNCİ FASIL

Köy korucuları ve göreceği işler

Madde 68 - Köy sınırı içinde herkesin ırzını, canını ve malını korumak için köy korucuları bulundurulur.

Madde 69 - Her köyde en aşağı bir korucu bulunur. Nüfusu binden yukarı köylerde her beş yüz kişiye bir korucu daha tutulur.

Madde 70 - Korucular ihtiyar meclisi tarafından tutulur ve köy muhtarının vereceği haber üzerine kaymakamın buyurultusu ile işe başlar.

Madde 71 - (Değişik: 12/5/1928 - 1256/1 md.)
Korucuların 22 yaşından küçük ve altmış yaşından büyük olmaması ve bir cürüm ile cezalandırılmamış ve iyi huylu tanınmış bulunması ve herkesle kavga çıkarmak, serhoşluk gibi huysuzlukları olmaması şarttır.

Madde 72 - Korucular köy muhtarının emri altındadır. Resmi işlerde onun her emrini tutmağa mecburdur.

Madde 73 - Korucular silahlıdırlar. Kendilerine karşı gelenler jandarmaya karşı gelmiş gibi ceza görürler. KANUNLAR, TEMMUZ 1990 (Ek - 6)

Madde 74 - Köy muhtarı ve ihtiyar meclisi mahsul zamanlarında çapulcular ve eşkiya türemiş ise yağmadan köy halkını korumak için köylünün eli silah tutanlarından lüzumu kadarını gönüllü korucu ayırarak bunların isimlerini bir kağıda yazıp kaymakama götürür. Kaymakamın müsaadesi olursa bu gönüllü korucular asıl korucularla beraber yağmacılara ve eşkiyaya karşı köy ve köylüyü korurlar.
(Ek: 26/3/1985 - 3175/1 md.; Değişik: 7/2/1990 - 3612/2 md.) Bakanlar Kurulunca tespit edilecek illerde; olağanüstü hal ilanını gerektiren sebeplere ve şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin köyde veya çevrede ortaya çıkması veya ne sebeple olursa olsun köylünün canına ve malına tecavüz hareketlerinin artması hallerinde de, Valinin teklifi ve İçişleri Bakanlığının onayı ile yeteri kadar "geçici köy korucusu" görevlendirilebilir. Bu şekilde görevlendirilen geçici köy korucularına görevleri süresince ödenecek ücret ile hizmetin bitiminde verilecek tazminat miktarı ve giyim bedelleri İçişleri ile Maliye ve Gümrük Bakanlıklarınca müştereken tespit edilir ve Maliye ve Gümrük Bakanlığı bütçesinin ilgili transfer harcamaları bölümünden İçişleri Bakanlığı bütçesine aktarılacak ödenekten bu Bakanlıkça karşılanır. (Ek : 26/3/1985 - 3175/1 md.) Köy Korucuları ve Geçici Köy Korucularının
görevde bulundukları süre içinde yaralanmaları, sakatlanmaları veya ölümleri halinde "2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun" hükümleri uygulanır.

Madde 75 - Koruculara verilecek silahlar ve cephaneler Hükümet tarafından ihtiyar meclisine mazbata mukabilinde demirbaş olarak verilir.

Madde 76 - Korucular kendilerine verilen resmi silah ve cephaneleri ancak kendileri kullanırlar. Başkalarına emanet veremezler.

Madde 77 - Korucular aşağıdaki hallerde silah kullanabilirler:
1 - Vazifesini yaparken kendisine saldıran ve hayatını tehlikeye koyan kimselere karşı hayatını korumak için mecburi olursa;

2 - Vazifesini yaparken ahaliden bir kimsenin can veya ırz tehlikesi altında kaldığını görür ve onu kurtarmak için başka bir çare bulamaz da bunalırsa;

3 - Cürmü meşhutta (yani yapılırken veyahut yapıldıktan sonra henüz izi meydanda iken) bir cinayetin failini yahut maznun bir şahsı yakalamak istediği halde o kimse silahla karşı korsa;

4 - Tutulan bir cani kaçar ve "dur" emrini dinlemez ve onu tekrar yakalamak için silah kullanmaktan başka çare bulunmazsa;

5 - Eşkiya takibi sırasında yatak olan yerlerden süpheli bir adam çıkar ve korucunun "dur" emrine itaat etmeyip kaçarsa. Yukarda sayılan ahvalden maada korucu silahını kullandığından dolayı ceza görür. Korucu silah kullanmağa mecbur olduğu zaman bile mümkün mertebe öldürmeksizin yaralıyarak tutmağa dikkat eder.

Madde 78 - (Değişik: 22/9/1941 - 4114/1 md.)
1 - (Değişik: 4/7/1988 - KHK - 336/1 md.; Aynen Kabul: 7/2/1990-3612/3 md.) Korucuların kıyafetleri ve silahlarının şekli İçişleri Bakanlığınca tayin olunur.

2 - Korucu elbiselerinin parası köy gelirinden senede bir defa verilir. İki senede bir de gocuk veya kepenek verilir.

3 - Korucular, ellerine verilen koruculuk cüzdanını daima üzerinde bulundurur ve korucusu olduğu köyün adı kalın yazı ve vilayet ve kaza adları ince yazı ile yazılmış olmak üzere gösterilen örneğe göre pirinçten bir levhayı göğüslerinin sol tarafına daima asmağa mecburdurlar.

4 - Korucuların taşıyacakları silahların cinsi harb silahlarındandır.

Madde 79 - Ölen veya koruculuğu bırakan veyahut çıkarılan korucuların silah, fişek, tezkere ve levhaları ve gocuk veya kepeneği, yerlerine geleceklere verilmek üzere köy muhtarı tarafından alınıp saklanır.

Madde 80 - Vazifesinde kayıtsızlığı ve tenbelliği ve aşağıda sayılan yasak işleri yapan korucular, ihtiyar meclisi tarafından ilk defasında tekdir, ikincisinde tevbih olunur ve her iki ceza da tezkerelerine işaret edilir. Üçüncü defasında işten çıkarılır.

Madde 81 - Koruculara yasak olan işler şunlardır:
1 - Koruculuktan başka iş yapmak: mesela dükkan, kahvehane, han açıp işletmek veya bunlara ortaklık etmek;

2 - Köylüden herhangi birinin veya kendi hizmetinde bulunmak için izinsiz vazifesini terketmek;

3 - Koruduğu bağ ve bahçe ve ekinlerden fuzili faydalanmak;

4 - Kendi hayvanlarını otlatmak ve köye çobanlık etmek;

5 - Levha, elbise ve silah ve cüzdanını üzerinde taşımamak veya değiştirmek.

Madde 82 - Silahını ve cephanesini kayıtsızlığı yüzünden kaybeden veya isteğiyle aharın eline geçmesine sebep olan korucu hemen çıkarılarak hakkında ayrıca ceza yapılmak üzere Hükümete haber verilir ve silah ve cephane parası ödettirilir.


DOKUZUNCU FASIL

Köy imamları

Madde 83 - Köy imamları köy derneğinin intihabı ve müftünün buyurultusiyle tayin olunurlar. Bu kanunun neşri tarihinde mevcut olan imamlar yeniden buyrultu almağa mecburdurlar.

Madde 84 - İmam olacaklar yirmi dördüncü maddeye göre (ikinci fıkrasından başka) lazım gelen sıfatları haiz olmakla beraber ilmihal, amalierbaa ve kafi derecede Türkiye coğrafyası ve Türk ve İslam tarihini ve sağlık işlerini bilmek ve okunaklı yazı yazmak lazımdır.

Madde 85 - Köy imamlarına köyce şimdiye kadar ne veriliyorsa gene o verilecektir. Ancak verilen şeyler, ihtiyar meclisi vasıtasiyle toplanır ve verilir.

Madde 86 - Bir köyde birden fazla imam bulunursa ihtiyar meclisinde aza olarak bulunacak imamı kaymakam seçer.


ONUNCU FASIL

Müteferrik maddeler

Madde 87 - Türkiye Cumhuriyeti tabiiyetinde bulunmıyan gerek şahıslar, gerek şahıs hükmünde olan cemiyet ve şirketlerin (eşhası hususiye ve hükmiye) köylerde arazi ve emlak almaları memnudur.
(Ek fıkra: 21/6/1984-3029/2 md.; İptal: Anayasa Mahkemesinin 13/6/1985 tarih, E. 1984/14, K. 1985/7 sayılı Kararı ile.) (Ek fıkralar: 22/4/1986-3278/2 md.; İptal: Anayasa Mahkemesinin 9/10/1986 tarih, E. 1986/18, K. 1986/24 sayılı kararı ile.)

Madde 88 - Ecnebi tebaası köylerde ikamet etmek için Dahiliye Vekaletinden resmi tezkere alacaklardır. Bu tezkerelerin verilip verilmemesi ve ikamet müddetlerinin azaltılıp çoğaltılması Dahiliye Vekaletine aittir.

Madde 89 - İşbu Köy Kanunu kadın ve erkek nüfusu yüz elliden yukarı olan köyler içindir. Nüfusu yüz elliden aşağı olan köyler bu kanuna göre köy ahalisinden seçim hakkı olanların yarısından çoğunun istemesiyle etrafındaki bir saat ve ondan aşağı olan köylerden birine bağlanırlar veyahut vali veya kaymakam bu kanunun hangi maddeleri yapılacağını ayrıca emreder. Bu kabil köyler hiçbir köye bağlanmaz ve vali veya kaymakam da hiçbir emir vermezse eski göreneklerine göre
işlerini yaparlar.

Madde 90 - Yüz elli nüfustan aşağı birkaç köy bir arada bulunursa her köydeki seçim hakkı onların yarısından çoğunun isteğiyle birleşerek bu kanuna göre bir köy olurlar.

Madde 91 - İşbu kanunun bir tanesini köy odasında diğer bir tanesini de köyün cami veyahut mektebinde bulundurmayan köy muhtarı kaymakamın emriyle köy sandığına beş lira ceza parası verir.

Madde 92 - İşbu kanundaki cezayinakdiler köy sandığının varidatıdır.

Madde 93 - Köy mühürleri bu kanuna merbut numune veçhile bir çeşitle vilayetlerce yaptırılıp gönderilir. Köy mühürü bir kutu içinde bulundurulur ve üzeri ihtiyar meclisinin en az iki azası tarafından mühürlenir ve ihtiyar meclisi önünde açılır.

Madde 94 - İşbu Köy Kanunu köy mekteplerinde çocuklara belletilir.

Madde 95 - İşbu kanuna muhalif ve köylere ait bütün kanunlar, nizamlar ve maddeler kaldırılmıştır.

Ek Madde 1- (5/7/1939 tarih ve 3664 sayılı Kanunun 2 nci maddesi hükmü olup, ek maddeye çevrilerek teselsül için numaralandırılmıştır.) Salma köyde oturanlar için hane başına tevzi edilir. Bir hanede oturanların kendilerine ait gelirleri olduğu takdirde bunlar dahi ayrı hane sahibi sayılırlar. Salma tevzi edilirken her hanenin tediye kudreti esas olarak göz önünde tutulur. Köy haricinde oturup da köyde maddi alakası bulunanların vergi miktarı, o köydeki alaka ve istifadelerinin derecesi nisbetiyle ölçülür ve ona göre tayin olunur.

Ek Madde 2 - (5/7/1939 tarih ve 3664 sayılı Kanunun 3 üncü maddesi hükmü olup, ek maddeye çevrilerek numarası teselsül ettirilmiştir.) Köyün aylıklı adamlarının ücretleriyle mecburi işlerden başka hiç bir iş için ve hiç bir nam ve maksatla salma salınamaz. Bu suretle toplanan paralar bu
işlerden maada hiç bir yere ve hizmete tahsis olunamaz.

Ek Madde 3 - (5/7/1939 tarih ve 3664 sayılı Kanunun 4 üncü maddesi hükmü olup, ek maddeye çevrilerek numarası teselsül ettirilmiştir.) Köy İhtiyar meclisi salınacak salmanın nisbet, cins ve mikdarını İkinci kanun ayı içinde tayin ve tevzi cetvellerini tanzim ederek on beş gün müddetle umumun görebileceği yerlere asmak suretiyle ilan ve hariçte bulunanlara tebliğ eder. Salınan salmalarda kanun hükümlerine uygunsuzluk veya nisbetsizlik olduğunu iddia edenler ilan veya tebliğ müddetinin hitamından itibaren on gün içinde itirazlarını köy muhtarına söylerler veya yazı ile bildirirler ve müracaatlarını tutulacak deftere yazdırarak bir ilmühaber alırlar. Köy ihtiyar meclisi bir hafta içinde itirazlara bakarak kararını vermeğe ve itiraz edenlere bildirmeğe mecburdur. Bu kararlar aleyhine tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde merkez kazasında valiye, diğer kazalarda kaymakamlara müracaat edilebilir. Bunların verecekleri kararlar kat'i olup aleyhine Devlet
Şurasına müracaat edilemez.

Ek Madde 4 - (5/7/1939 tarih ve 3664 sayılı Kanunun 5 inci maddesi hükmü olup, ek maddeye çevrilerek numarası teselsül ettirilmiştir.) Salma kararlarının köy karar defterine geçirilmesi ve tadilatının işaret olunması mecburidir.

Ek Madde 5 - (5/7/1939 tarih ve 3664 sayılı Kanunun 6 ıncı maddesi hükmü olup, ek maddeye çevrilerek numarası teselsül ettirilmiştir.) Salma mükellefiyetini aynen veya nakden ifa edemiyenler bedenen çalıştırılabilirler.

Ek Madde 6 - (Ek: 18/7/1963 - 286/1 md.)
Seçim tutanaklarının verilmesi ilçe seçim kurullarına aittir. Bu kurullar, muhtarlığa ve ihtiyar meclisi asil ve yedek üyeliklerini kazananların tutanaklarını geciktirmeksizin verir. İlçe seçim kurulu başkanı köy muhtarlığına ve ihtiyar meclisi asıl ve yedek üyeliğine seçilenleri gösteren tutanağın bir suretini o seçim çevresinde derhal ilan ettirir. Diğer bir suretini de bir hafta süre ile ilçe seçim kurulu kapısına astırır. Muhtarlıkları, ihtiyar meclisi asıl ve yedek üyeliklerini kazananların köyler itibariyle bir listesi ilçe seçim kurullarınca vali veya kaymakamlara verilir.

Ek Madde 7 - (Ek: 18/7/1963-286/1 md.)
İlçe seçim kurullarının kararlarına; 26 Nisan 1961 tarihli ve 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri hakkındaki Kanunun 129 uncu maddesinde belirtilen süreler içinde, Seçimin iptaline dair kararlarına da 15 gün zarfında, İl seçim kurullarına itiraz edilebilir. İl seçim kurulları itirazları inceliyerek en geç bir ay içinde kesin olarak karara bağlarlar. İl seçim kurullarınca muhtar ve ihtiyar meclisi seçimlerinin iptali halinde aşağıda yazıldığı şekilde hareket edilir.
A) Muhtar ve ihtiyar meclisi seçimi iptal edilmişse eski muhtar ve ihtiyar meclisi yeni seçim yapılıncaya kadar görevlerine devam ederler.
B) Sadece muhtar seçimi iptal edilmişse yeni muhtar seçilinceye kadar muhtarlık görevlerini yeni seçilen birinci üye görür. (Muhtarın geçici olarak görevini yapamıyacağı hallerde de görevi, aldıkları oy sırasına göre üyeler tarafından yürütülür.)
C) Yalnız ihtiyar meclisi seçimi iptal edilmişse eski meclis yeni seçime kadar görevine devam eder.

Ek Madde 8 - (18/7/1963 - 286/1 md. ile gelen ek 9 uncu madde hükmü olup madde numarası teselsül ettirilmiştir.) Devlet İstatistik Enstitüsü İlçe seçim kurulları tarafından seçimi takip eden bir ay zarfında kendisine intikal ettirilecek belgelere dayanarak köyler itibariyle seçmenler sayısını, oy kullananlar sayısını ve muteber sayılan oy sayısını, seçimi takip eden bir yıl içinde yayımlar. Ara seçimlerinin sonuçları Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından yayımlanmaz.

Ek Madde 9 - (20/5/1987-3367/1 md. ile gelen ek 11 inci md. hükmü olup madde numarası teselsül ettirilmiştir.) Köy muhtarı, köy ihtiyar meclisinin olumlu kararını aldıktan sonra, köy yerleşme planının yapılmasını bağlı bulunduğu mülki amirinden talep edebilir. Köy yerleşme planı, köy yerleşik ve gelişme alanını ihtiva eder.

Ek Madde 10 - (20/5/1987-3367/1 md. ile gelen ek 12 inci md. hükmü olup madde numarası teselsül ettirilmiştir.) Valilikçe resen veya köy muhtarının talebi uygun bulunduğu takdirde, köy
yerleşme planının yapılması için Köy Yerleşme Alanı Tespit Komisyonuna gönderilir. Köy Yerleşme Alanı Tespit Komisyonu, Vali Yardımcısı başkanlığında Maliye ve Gümrük, Bayındırlık ve İskan, Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlıkları ve Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü mahalli kuruluşlarının birer teknik elemanı ile köy temsilcisinden oluşur. Gerektiğinde bu komisyona ilgili diğer kuruluşlardan da uzman eleman iştirak ettirilir. Komisyon, köyün halihazır ve gelişme durumunu dikkate alarak, konut ve
genel ihtiyaçlarına göre köy yerleşme planını düzenler. Bu plan üzerinde Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığı, meri İmar Kanunu ve bu konudaki yönetmelik hükümlerine tabi olmaksızın, parsellerin konumunu belirleyen işleri yapar veya yaptırır. Bu plan valilikçe onaylanarak kesinleştirilir ve yürürlüğe girer.

Ek Madde 11 - (20/5/1987-3367/1 md. ile gelen ek 13 üncü md. hükmü olup madde numarası teselsül ettirilmiştir.) Komisyon kararı ve köy yerleşme planı köy muhtarlığına tebliğ edilir. İtiraz edilmezse valinin onayı ile kesinleşir. Köy muhtarı köy ihtiyar meclisinin kararına dayanarak komisyon kararına karşı en geç 30 gün içinde valiliğe itiraz edebilir, itiraz valilikçe 15 gün içinde karara bağlanır. Bu karar kesindir. Kesinleşen kararlar Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığı tarafından uygulanır.

Ek Madde 12 - (20/5/1987 - 3367/1 md. ile gelen ek 14 üncü md. hükmü olup madde numarası teselsül ettirilmiştir.) Köy yerleşme planında konut alanı ve köy genel ihtiyaçlarına ayrılan yerler,
Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan mera, yaylak, seyrangah, yol, harman ve panayır yerleri gibi alanlar ve Hazinenin mülkiyetinde olup kamu hizmetine tahsis edilmemiş taşınmaz mallar köy yerleşme planının onayı ile bu vasıflarını kendiliğinden kaybeder ve valiliğin talebi üzerine köy tüzelkişiliği adına resen tapuya tescil edilir.

Ek Madde 13 - (20/5/1987 - 3367/1 md. ile gelen ek 15 inci md. hükmü olup madde numarası teselsül ettirilmiştir.) Köy tüzelkişiliği adına, köy yerleşme planına göre en çok 2000 m2 olmak
üzere tescil edilen parseller köyde ikamet eden ve köy nüfusuna kayıtlı olup evi bulunmayan ihtiyaç sahiplerine ihtiyar meclisi kararı ile rayiç bedel üzerinden satılır. Satış bedeli peşin veya en çok 5 yılda ve 5 eşit taksitle tahsil edilerek, o köyün imar işlerinde kullanılmak üzere köy sandığına yatırılır.
Köy ihtiyar meclisince satılan parseller üzerine satış tarihinden itibaren en geç 5 yıl içinde bina yapılması zorunludur. Hak sahipleri bu yerleri 10 yıl müddetle başkalarına devir ve temlik edemez-
ler.

Ek Madde 14 - (20/5/1987 - 3367/1 md. ile gelen ek 16 ncı md. hükmü olup madde numarası teselsül ettirilmiştir.) 6831 sayılı, Orman, 2634 sayılı Turizmi Teşvik, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat
Varlıklarını Koruma, 1051 sayılı Kanunla değişik 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair ve 2565 sayılı Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanunları bu Kanun kapsamı dışındadır. Bu Kanunun hükümleri, belediye mücavir alanında bulunan köyler için, valinin teklifi ve Bayındırlık ve İskan Bakanlığının onayı ile uygulanır.

Ek Madde 15 - (20/5/1987 - 3367/1 md. ile gelen ek 17 inci md. hükmü olup madde numarası teselsül ettirilmiştir.) Komisyonun teşkili, çalışma ve karar verme esas ve usulleri, köy tüzelkişi-
liği adına yapılacak tesciller, köy yerleşme planı düzenleme esas ve usulleri, ihtiyaç sahiplerinde aranan vasıflar, devir yasakları, taşınmaz malların amaca uygun kullanılma esasları, rayiç bedel tayini, satış esasları ve diğer hususlar, bir yönetmelikle belirlenir. Bu yönetmelik, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç iki ay içinde Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığı ile Tapu ve Kadastro Genel Müdürlünce ve ilgili kuruluşların görüşleri alınarak hazırlanır.

Madde 96 - İşbu kanunun hükümleri neşir ve ilanı tarihinden başlar.

Madde 97 - İşbu kanunun hükümlerini yaptırmağa Dahiliye ve Adliye Vekilleri memurdur.

 

 

 

BİZİM KÖYLERİMİZ, BİZİM MİLLETİMİZ, BİZİM İNANCIMIZ

Konu ile ilgili önceki tartışmaları izlemek için radyo'nun üzerine tıklayınız

Ozan Kılıç

Bizim aşiret diye adlandırdığımız Sarıoğlan İlçesinin İğdeli, Kale,Yerlikuyu, Karpınar, Burunören, Karaözü olan Alevi köylerinin 2 büyük eksiği var. Benim bakış açım ve izlenimime göre eksikleri tespit ederken kendi köyüm olan Kale Köy den başladım. Peki nedir Kale Köyün eksiği?

 

BİRLİK VE BERABERLİKTEN YOKSUN OLUŞUMUZ

Kale Köylü insanı birlik beraberlik içerisinde olmaz ve bir araya gelip bir şey organize edemezler. Her kafadan bir ses çıkar. Yani çok seslilik vardır Kale Köyde. Dedikodu boldur. Kavgası, nizası, mahkemesi hiç eksik olmaz ve de en kötüsü birbirlerinin iyiliklerini istemezler. Diğer köylerimizde “asker uşağı” diye bilinen Kale Köylü böyledir işte. Bu durum beni çok üzerdi. Ama, Kale Köylü kendi içerisinde böyledir, dışarıya karşı birlik olur sanırdım. Diğer köylerimizde şenlikler, festivaller düzenleniyor ben ise, o köylerdeki bu birlik ve beraberliğe gıpta ile bakıyordum.

Bizim köyü sanalda temsil eden web sitesinde bunu dile getirdik. Birlik olup böyle bir organizasyon çağrısında bulunduk. Söylemesi ayıptır, çoğu masrafı da üzerimize aldık. (sanatçı, havai fişek vs.) Ama gelin görün ki; üç beş kişi bir araya gelip de bir komite oluşturamadık. Bu iş böylece kapandı.

Bizde bazı insanlarımız okusun bilgilensin diye sitemizde gerek kendi yazılarımızdan oluşan, gerek alıntı yaparak Alevilik hakkında yazılar yazmaya başladım. Ama bir de ne olsun; Alevi dediğimiz, erenlerden dediğimiz, kendi köylümüz dediğimiz üç beş kişi yazılarıma 21.yüzyılda Alevilik mi kaldı ? gibisinden cevaplar yazmaya başladılar. Meğer onlara göre bizim Alevilik batıl inançmış. Site yönetimi de bu şahıslara destek verip Aleviliği sitesinde dahi bulundurmayacaklarını bize bildirince Kale Köy web sitesi ile yollarımız ve yazılarımız ayrıldı.

Biz de diğer köylere yazmaya başladık. Kendi köyümüzde gördüğümüz kadarıyla birinci eksikliğimiz “birlik ve beraberlikten uzak oluşumuz”. İkinci eksiklik ise, “din duygusundaki ve inançtaki zayıflama” olduğunu gözlemledik. Tabi köyümüzün bu durumu bizi çok üzdü. Diğer köylerdeki şenliklere imrenmekle yetindik.

Derken İğdeli Köyünden Sayın Hüseyin EKİCİ bir sanal radyo kurdu “İğdelinin Sesi” adıyla. Bu radyo bizim köylümüzün olunca benimde kurucuları arasında olduğum İngiltere üzerinden yayın yapan “Radyo Ehlibeyt’i” kapattık ve “İğdelinin Sesi"ne katıldık. Her şey çok güzel gidiyordu. Aşiretten insanlarımızı hemşerilerimizi tanıyor, görmediğimiz akrabalarımızla iletişim kuruyorduk. Bunu da gören bilen Sayın EKİCİ baktı ki radyoya her köyden katılım var. Benimde çok yerinde bulduğum bir davranış sergiledi ve radyonun adını “Türkmenlerin Sesi” olarak değiştirdi. Belli bir zaman sonra Sayın EKİCİ gerek gördüğü neden üzerine radyomuzun yayınını kesti. Peki bakalım neymiş bu neden ? Radyonun "Kapınış Gerekçesi"nde detayları var isteyen oradan bir daha okuyabilir.

 

RADYO ENFLASYONU OLUŞTU-HAKARETLER ARTTI

Radyo sakinlerinden olan bazı dostlarımız bu radyomuzda bu işi öğrenip başka isimler ile yine bizim aşirete hitap eden radyolar kurmuşlardı. Tabi başta çoğalıyoruz çok seslilik gibi görünüyor. Daha sonra doğal olarak ikilik başladı. Birbirlerimize düşürdüler. Bu da efendim bizim parçalanmamıza yol açtı. Tek ve gür seslilik kadar güzel bir şey olamaz. Radyomuz “Türkmenlerin Sesi” Sarıoğlan Türkmen-Alevilerin sesini oluşturmaktaydı. Ama araya hizipçilik girdi ve bölündük. İşte burada gördüm ki, bizim diğer köylerde birlik berberlik içerisinde değillermiş. Bunları yaşayarak görünce gerçekten çok üzüldüm. Radyomuz bir süre kapalı durdu. Ardından imza kampanyası vs. gibi baskı yapılarak radyo yeniden 30 Ağustos Zafer Bayramı'nda yayına geri açıldı. Ancak, yönetimini “Anadolu Sevgi Birliği Derneği”ne devrederek buna çözüm buldular.

Görünüyor ki, burada Birlik ve Beraberlikten yoksunluk sadece Kale Köyün değil, bizim aşiret köylerinin tümünün büyük bir eksikliğidir. Burada bunu demek istedim.

Bir başka izlenimin ise, Kayseri deki Alevi kardeşlerimiz üzerinde oldu. Kayseri Hacı Bektaş Veli Derneği’ne gidip geliyorum. Bu dernek çok güzel çalışmaktadır. Cem Töreni düzenliyor, çevre köylere cemlere gidiliyor. Karaözü’ye de geldiler. Sarız'ın köylerinde her türlü törenlerini ve hatta Alevi erkanına göre cenaze törenleri düzenliyorlar. Dernek yöneticilerine ve Dedelik görevini yapan Dedeye buradan çok teşekkür ediyorum. Emeklerine sağlık. Bu derneğin eksiği de aynı bizim köylerde olduğu gibi birlik ve beraberlikten yoksunlar. Bu derneğimiz Kayseri Pir Sultan Abdal Derneği ile küs gibiler. Birine giden diğerine gitmiyor, bizim radyolar misali.

 

SÖZÜMÜZÜ ÖZETLERSEK

Her kafadan bir ses çıkması, parçalanmışlık, bölünmüşlük inanın bu bizleri çok üzüyor.İzlenimlerime ve düşüncelerime göre birlik beraberlikten yoksunluk sadece Kale Köyün değil, Sarıoğlan aşiret köylerin de değil, Kayseri Alevilerinin de değil, Türkiye Cumhuriyeti içerisindeki bütün Alevi vatandaşlar olarak hepimizin sorunu ve eksikliklerimizdir.

Demek ki, bu sorunlara çözüm bulmadan ne Kale Köyün, ne aşiret köylerinin, ne de Alevilerin bir bütün olarak sorunlarının çözümü mümkün görünmüyor.

Bu eksikliklerimiz giderilmeden, bencilikten vazgeçmeden, birlik ve beraberlik sağlanmadan, sorunlarımızın çözülemeyeceği hakkındaki görüşlerimi paylaştım.

İkinci eksikliklerimiz olan “din duygusu, din olgusu” hakkındaki görüşlerimizi paylaşana kadar dostça kalın ....

 

Öffnet internen Link im aktuellen Fenster Konu ile ilgili önceki tartışmaları izlemek için buraya (bu yazının üzerine tıklayınız)

 

 

 

Öncelikle yapilmasi gereken bu birlikdelige gönül vermek


Baki Koc

Merhaba,
öncelikle Sayin Hüseyin Ekicinin ana sayfada okudugum yazisini güzel anlamli ve icerikli bir yazi olarak degerlendiriyor kendisini tebrik ediyorum.

Radyolarin birlesimi üzerine degerlendirmeleri bir sitede toparlayalim.

Dinleyici dostlarimiz icin, Radyolarin birlesmesi icin bir imza kampanyasi acmasini isteyelim. Bu vesile ile hala uykuda olan radyo sahiplerini zorlamis oluruz.

Bir gün ve zaman belirtilsin radyo sahipleri duyarliligini gösterip toplanilsin fikir alisverisi yapilsin.
Bu gecmisin hesaplasmasi degil gelecegin hesaplanmasi niyetinde olsun.

Simdiden güzel fikirleri ve önerileri okumak güzel bir olgunun simgesidir.

Benimde bir önerim söyle olacak.
Yeni bir isim altinda yapilansin.
Her Radyodan esit sayida kadro sunucusu alinip beli bir sayi ile kadro sinirlandirilsin.
Kadronun yogunluguna göre degerlendirilip gerek görülürse Kendi aralarinda üst kadro secilip görev dagilimi yapilsin.
Tüm sunucular yayin listesine arzu etikleri saatlarda yayin alsin.
Anket yapilip en sevilen bir radyo ismi secilsin.
Ayrica olasi Radyonun Radyo lisansi alinsin.

Öncelikle yapilmasi gereken bu birlikdelige gönül vermek gerisinin zamanla gelisecegine inaniyor bu konuda duyarli davranan tüm dostlara basarilar diliyorum.
Baki Koc
Saygilarimla (kisisel görüsümdür)



"Radyolar üzerine yapilan yorumlar"

 

keziban souris

17.November 2007 um 10:03 Uhr:

TEKNOLOJİNİN FENDİ İNSANOĞLUNU YENDİ

Teknolojinin nimetlerinden yararlanarak, şu sayısı dahi bilinmeyen yörelere ait radyolar, günlük yaşantımızı ne kadar etkiledi?

Toplumumuza geçmişten, geleceğe neler vaat ediyor?

Bunun içinde altı aydır bende dâhil neler öğrendik?

Kültür, eğitim, fikir düşünce ve insanlık adına neler yapılıyor?

İnsanları buluşturmak amacıyla radyo açan radyo sahipleri, bu olaydan ne kadar etkilendiler?

Bizler radyo ziyaretecileri olarak düşünce ve fikirlerin buluştuğu yer olarak algılaya bildik mi?
Bu kurulan radyolar topluma neyi sunuyor?
İnsanlarımızın iyi veya kötü, dilinin döndüğü kadar web sitelerine yazmış olduğu yazılar yazılmaz oldu. Yazanların yazısı ise okunmaz oldu. Gerçeklerden uzak düşünce ve fikirlerimizi paylaşamaz olduk.

Bizler duygusal Türk toplumu olarak kültürümüz gereği türkülerler ve değişlerle büyümüşüz her türkü de bir ağıt, bir dert, gerçeği anlatan kültür efsanesi. Kültürümüzü yaşatmak iyi bir şey ama bu bizim gelecekteki yaşantımıza ne kadar engel?

Yaşanan bu kötü zamanda Türk toplumu olarak zaten yaşamımızın bir parçası dert ve ağıtlarla dolu değil mi?

Dünyanın dört bir yanına yayılan savaşlar, kötülükler ve onca ölen gençlerimiz.
Dostun biri bir sohbette şöyle demişti bizler Türk toplumu olarak ilkokul birinci sınıfta öğrendiğimiz ilk sözler şunlar, uyu, uyu, yat, uyu. Bence uyuma yerine teknolojinin bizlere sunduğu, nimetleri iyi ve olumlu yönlerde değerlendirelim.

Bu radyolar hiç değilse bizim yörenin radyoları devamlı yaşlı ve orta yaşlı insanlara türkü ve ağıtlar değil de birazda ilim, bilim, eğitim ve spora ağırlık verseler. Devamlı saz çalan türkü söyleyen insanlarla değil, bilim adamlarıyla, dede'lerle, eğitimli insanlarla buluştursalar zannederim yurt içi ve yurt dışında yaşayan gençlerimizin buna daha fazla ihtiyacı var diye düşünüyorum.

Saygılar sunuyorum,

Keziban SOURİS

******************************************************

 

Baki Koc

27.Januar 2008 um 18:42 Uhr:


YÖREMIZE HITAB EDEN RADYOLARAYöremize hitab eden okadar cok radyo olustu ki artik. Sayisi beli olan ziyaretciler ücer beser dagildi Radyolara.Belkide Halka hizmet altinda acilan bu Radyolar hizmeten cok kisilerin Egoist duygularinimi tatmin ediyor!Degerli yöremizin Radyo sahibi güzel insanlari.Bizler ayni yörenin insanlariyiz biraz olaya lütven iyimser bakin.Evet bütün radyolarin ortak bir platformda yöremize hitab edebilecek bir isim ve cati altinda bulusmalarini sizlerden rica ediyorum.Bu olasiligin yöremiz icin güzel bir birlikdelik olabilecegini simdiden hisediyorum.Ayrica Radyo kisilerden ziyade halkin radyosu olabilesilinin ana ögelerini en temel madesinden biride Radyonun yönetim mekanizmasininda sunuculara ait olabilmesi gerekdiginide kabul etmek gerekiyor.Ayrica Radyolarimizda yapilan yazismalarda kulanilan (Türkce dilimizin) hali icler acisidir.Yazismalar hatali,yanlis ve eksik v.s.Bazi kardeslerimiz Radyolarin yayini üzerine güzel yazilar yazsalarda yazdiklari ile yapdiklari örtüsmüyor!Saygilarimla


******************************************************

 

kizilirmakradyo Sunuculari

Tek bir ses tek bir güc olalim. 31.03.08

Degerli yöremizin duyarli insanlari.
Amacimiz Radyomuzu reklam etmek degil tabiki.
Ama su bir gercekdirki bazi arkadaslarimizinda degindigi gibi.
Yöremize hitap eden Radyolarimiz cokdur.

Bizler sohbet ederken yöremiz insanlari olarak
“et tirnak gibiyiz veya kan baglarimiz var”gibi deyimleri
cok kulaniriz.
Ama buna ragmen kendi kisisel dogrulugumuzu savunmayi yegleriz.

Evet bizler kizilirmakradyo sunuculari olarak,yöremize hitab eden
Tüm Radyolara sesleniyoruz.

Gelin bir ses bir güc olalim.

Gerekirse yeni bir Radyo catisi altinda toplanalim.
Kisisel Radyolardan ziyade ,halkimizin Radyosu olalim.
Bu cagriya kulak verin.

kizilirmakradyo
Sunuculari

******************************************************

 

Muzaffer ARICA

LANDSHUT
31.Januar 2008 um 19:16 Uhr:


Saygi Deger Gardasim Baki KOC`a Saygilarimla...Sevgili Baki;yöremizde kurulan radyolarla ilgili düsünceni okudum.Düsüncelerine aynen katiliyorum.Ama bir eksigi var.Onuda müsadenle ben tamamlayayim.Sen hic hayatinda gördünmü,annen-baban,mezarda ki deden gördümü acaba bizim toplumun birlik vede beraberlik icerisinde hareket ettigini,birbirinin elinden tuttugunu,birbirinin ondugunu istedigini,birbirini saydigini-sevdigini,elestiri rken saygi ve sevgi cercevesini asmadigini ve ve ve devam eder gider.Gördükmü ki?Göreemeyizde.Evet söylemler dogru;bizler icin kuruldu bu siteler,bu radyolar.Bizler yararlaniyoruz maddiyatindan.Bu sözlere ben gülüyorum inan ki.Eger bizler icin,bizlerin birlik ve beraberligi-dostlugu icin kurulduysa ben asirette bir radyo bilemedim en fazla iki radyo yayini istiyorum.Böyle her köye bir muhtar gibi bekci gibi radyolar istemiyorum.Seni sevgiyle,saygiyla selamliyorum.Saglikli,mutlu, huzurlu yasam diliyorum.NOT : Bu arada unutuyordum.Cogunlugu akraabam olan Yerlikuyu ve Körkuyu Halkina sesleniyorum.Haydi radyo kurmaya bir sizin köyler kaldi.Baki gardasim,candan dostum beni kirmaz ben rica ederim.Sizlerin kuracagi radyoda o sunuculuk yapar bende sohbet ortami yaratirim.Saygilarimla...


******************************************************

 

Baki Koc

2.Februar 2008 um 14:08 Uhr:


Degerli Muzafer abicigim,öncelikle göstermis oldugun duyarliligin icin tesekür ediyyorum.Özelikle Radyo sunuculugu yapan arkadaslarimizin yorumlarini buradan okumayida cok isterdim.Görünen odur ki herkes halinden menmun.Degerli abim her köye ait bir radyo diyorsunda bazilarinda ikiser ücer oldu bile.Özelikle bazilari sülalelerine ait radyo bile acdilar ne diyelim yorumu dostlara.Degerli bir bayan kardesimiz iki yil önce bir Radyo sohbetinde Radyonun sayesinde iyice "Sosyal ve Kültürel " faliyetlerden yozlasdigini söylediginde kizmisdim o an bunun dogru olmadigini düsünmüsdüm.Görünen o ki bu tanimin tam yerinde bir tanim oldugudur.Evet bazi Radyolarda yapilan sohbetlere bakildiginda bizim Kültür ve Bilinc seviyemizin nekadar oldugunu burada yazmaya gerek yok diyorum.Cünkü kahvelerde bile yapilan sohbetler daha saglikli ve icerikli olabilir radyoya! kiyasla.Cünkü Radyoda düsündüklerinizi paylasmak güncel konular üzerine sohbet etmek bile yasaklanabiliyor.Peki o halde geriye ne kaliyor demeyin tabiki sohbet odecek seyler bulunabiliyor saatlarca sohbet edebilirsiniz otan sudan seylerle ne diyelim!Etmeyenlerde ortaligi karistiriyor bahanesi ile safdisi kalabiliyor!Degerli Muzafer abicigim neden sadece buraya yazdigimi soruyorsun.Sadece bu sitemizde bir Radyo olmadigi icin.Umarim böylede temiz ve tarafsiz kalir.Saygilarimla –Baki Koc

******************************************************

 

Mesut Sahin

18.Februar 2008 um 21:22 Uhr:


Sayin Baki Koç abim,Cok haklisin bu konuda bende ayni dusuncedeyim. Ben aksarayli oldugum halde burayi radyolari benimsedim ama gel gorki aradigim sicakligi her radyoda goremedim. Hep birlikte milletimizin girebilecegi bir radyo olsak ne olurki. Bu durumda millet hangi radyoya girecegini sasiriyor ve boluculuk oluyor. Benim dusuncem birliktelikten cok guzel seyler dogar.Saygilarimla,Mesut Sahin

******************************************************

 

 

Özgür UYSAL

Editör : 13.03.08

Merhaba,

elestirilerinizde haklilik payiniz var elbet, fakat dikkatinizi baska bir noktaya cekmek istiyorum.

Bizi analatabilecek radyolarimizdan bahsediyorsunuz, dikkat ediniz zaman ilerledikce yeni bir radyo aciliyor bunlarin arasindaki fark ne anlayabilmis degilim, toprak ayni toprak, insani ayni insan ama farkli catilar altinda kümelenmis kücük gruplara ayriliyoruz...

Gönül isterki bütün radyolar bir cati altinda birlessin ve yöremize ait bütün sitelerimiz bu radyoyu yayinlasin!
Insanlar bazen hizmet etmek isterken zarar veriyorlar, bilemiyorum bu belkide "ben" olabilme sevdasi yüzünden belkide farkinda olmadan gerceklesiyor ama bilinen bir gercek her acilan yeni bir radyo yeni bir gruplasmanin isaretidir...

Bu nedenlerden dolayi yöre halkimizin "biz" olabilme düsüncesini benimsemedigi sürece ne bir radyo acmayi nede herhangi bir radyo ile (iclerinde yakin dostlarimiz olsa bile) ortaklasa yayin yapmayi düsünmüyoruz...
Biz bu gruplasmanin disinda kalmayi tercih ediyoruz...

"Biz" düsüncesinin hakim oldugu her olusuma destek vermeye haziriz...

Ayrica belki bilmiyorsunuzdur, sitemizde yayinlanan Radyo Umut´ta görev alan Sn. Baris Ucurum ´da kendi yöremizin insani, bunu bir tesadüf sonucu ögrendim, demekki müziklerimiz,düsüncelerimiz ve kültürümüz bizim ortak noktamiz...

"Biz" olabildigimiz kadar mutlu ve güclüyüz".Ülkemizin cikmaza sürüklendigi bu günlerde bu birliktelige daha cok ihtiyacimiz var...

Sevgi ve Saygilarimla...
Özgür UYSAL
******************************************************

 

Süleyman Görgülü

21.03.08



Yöremizin Radyoları ile ilgili,

Yöremizin Radoları ile ilgli konu ile ilgili yazılarınıza gereken cevabı Sevgili Özgür Uysal vermiş, bende bu konuya bir başka açıdan bakmak isdiyorum.
Bir Radyonun Özelliklerini hatırlıyalım, Hukuksal yönünü bir kenara bırakırsak.
1.Günlük her saat başı Aktuell haber vermek.
2. Hava durumu.
3. Reklam yapmak.
4. Halkı Kültürel ve sosayl yaşatıda bilgilendirmek.


Sadece yukarida yazdıklarım bunlardan birkaçı, daha buna benzer birçok haber ve olayaları
dinleyicileri ile paylaşmak.
Ben Umut Radyoyusunu fırsat buldukca dinliyorum, ve çok da begeniyorum, siz nasıl bir karsılaşdırma yapabilirsiniz Umut Radyosuyla bizim site Radyolarını?

Siteler üzerinden Yayın yapan Radyoların bizim kültürümüzle yakindan uzakdan hiç bir ilgisi yokdur, bir kaç Alevi türküleri ve Alevi deyişleri söylemekle Alevi kültürüne hizmet etmiş olunmaz ! Lümberde Lümberde gelin evlerin nerede? Birde bunu söyleyen kişileri bizlere sanatci diye takdim ediyorlar, bir kaset iki Cd çıkarmakla sanatcı olunulmaz, tabi her her emege saygım var, gerçek sanatcılarada.

Böylesi site Radyoları bizleri Kültürümüzden dahada yozlaşdırıyor, örneğin öncede sitelere
girildiginde haberler ve ziyaret defterleri okunur ve yazılılar yazılırdı, şimdi birkaç kişini
haricinde hiç yazı yazan yok, yazılan yazıların da okunulduguna inanmıyorum.

Siteyi açan kişi Radyoya giriyor ve tanıkları ile sohbet muhabet,ediyorlar çoğu zaman sahte isimlerle girip,Argo kelimeler, dedikodular, Küfürler, Flört, çöpçatanlik yapiliyor ben kendim çogu kez şahit oldum böylesi olaylara! bırakınız Allahınızı severseniz bumudur Alevi kültürü yaşayıp yaşatmak.


******************************************************

 

Keziban Sourist 23.03.2008 - 13:23


Merhaba Süleyman;

Yazini dikkatla okudun. Bu yazinda bazi eksikkeri tamamlamak isterim, İNTERNET RADYOSU bizlere neler çağrıştırıyor. Baştan bu güne karşı olduğum, bu radyolara halen karşıyım. Biri, biri ne kırılan dostlar ertesi gün radyo açtı. Öyle olmaz böyle olur misali. Şöyle bir yazi yazmiştim, İnternet Radyolarin da türküler söylenip, halaylar çekilmesin, Dini ve Kültürel ağırlıklı konulara değinelim, Yurt içi, Yurt dışı insanlarimiza, gençlerimize faydalı olalım.

Malesef benim bu yazilarım hiç bir işe yaramadığı gibi, bizler hepimiz, bir teknenin içinde televole dünyası yaşiyoruz. Sevgili Süleyman.
Ne yapmamiz lazim?

Bir Öneri: Radyo açan radyo sahiplerine. Birleşin, konuşun ve bir anlaşmaya, uzlaşmaya varın.

Karpinar, Kaleköy, İğdeli, Yerlikuyu, Burunören ve Karaözü bu Köylerin birer köy odasi olsun. Köylüler kendi arasında tüm hafta bir araya gelerek, kendi aralaında barışı ve dostluğu sağlasın. Bu Köy odalarının üstü bir radyomuz olsun. Tek bir radyo bu radyoda hafta sonu bir araya gelerek köylerimize neler yapılmasını, nasıl bir hizmet getirilmesini, hangi köyün nasil bir sorunu var bunlar masaya yatırılsın.
Öneri bizden takdir radyo sahibi olarak sizlerden. Umarim inasnlarımız sagduyulu bir karar alir. Sevgili Süleyman seninde belirttigin gibi ve hepimizin birdiği argo kelimelere, belden aşagi olaylarind, çöp çatanlıga bir son verilir.

Türkiyede yaşamış olduğumuz şu ortamda, kadınların üsyündeki baskı ve aydınlarımızın sabahın köründe yatagından kaldıralarak tutuklanmasına, sebeb olan çoğunluk bende istediğimi yaparım mantığını taşıyan bir Hükümetin ekmeğine yağ sürmeyelim. Alevi toplumu olarak kendimize yakışanı ve üstümüze düşen görevimizi yarine getirelim.

Saygılar.
Keziban SOURİS

******************************************************



Yüksel Sahin 01.04.08

Merhaba sevgili can insanlar sevgili dostlarım ve yedi avsarlar diye hitap ettigimiz güzel köylerimizin yürekli karekterli aydın kıblesi insan olan insanlarımız merhaba.Evet konumuz davet ve birleşme zaten ayrı degiliz ama tabi saolsunlar site ve yörelerimize hitap eden birleştirici kaynaştırıcı radyo ve siteler var evet malesef dogru sitelere yazılan yazıları okuyorum herkes kendine yakın radyoları veya siteleri tercih ediyor ya akrabasi vardır ya arkadası şimdi esas konu-kizilirmak radyo kurucu ve sunucu arkadasların yazısını okudum yüreklerini ortaya koymuslar gerçekten güzel bir davet bir çatı altında toplanırsak daha güzel işler ve daha yürekli saglam temeller atılacagına inanıyorum bu davete diger site ve radyo kurucu arkadasların dikkate alacagına inanıyor birligimizin ve beraberligimizin tek yürek olacagına bütün kalbimle inanıyor ve davete icabet etmelerini gönülden arzuluyorum saygı ve sevgilerimi sunarım ve sözü Pirsultan Abdal lın sözü ile bitiriyorum.

GELİN CANLAR BİR OLALIM


******************************************************

 

 

 

yanlış olan hiç bir şey, uzun süreli yaşayamaz!

Sevgili Dostlar,
Ankarada kurulan  YEDİ BUCAK AVSARALRİ toplumsal dayanişma ve kültür dernegi olarak adi üstünde bütün köylerimizin insanlarindan olusan ve herkesin onayi ile kurulan  web sitemiz ve  yine bu site içinde olusturulan  RADYO YEDİAVSARLAR  bir yılını askin yayinina herhangi bir köy veya aile ayrimciligi yapmadan  asil amaci insanlarimizi sanal ortamda taniştirmak ve kültürümüzü paylasmak görevini yine yöremizin degerli insanlarinin ortak çabalari ve fedakar çalişmalari ile gece gündüz sürdürüyor ve sürdürecekte.


Radyo yedi avsarlar i bu konuda ilgisi olan herkes takip ediyor denetliyor öneriyor dinliyor yada emek veriyorlar.
Bizler sadece emekciyiz bayrak tasiyoruz  kim istediyse radyo konusunda teknik yardim ediyoruz kim yayin almak sunucu olmak istediyse ögrettik kimsenin radyo kurmasina engel olamayiz olmamaliyizda bence insanlarimiz tercihlerini istedigi yere koyar takdir neresi ise orasi zamanla gelişir.


İnsanlarimiz radyoyu dinler destekler kendilerine yakişan hale yine kendileri getirriler. Bilimsel olarak yeni güzel ilerici mantikli hiç bir sey asla engellenemez, yanliş olan hiç bir seyde uzun süreli yasayamaz bu nedenle bu konuda dayatmak yerine herseyi zamana birakalim derim.


Elestirilerinize, önerilerinize, katkilariniza herzaman açigiz fakat hakaret içeren herhangi bir yaziyi  yedi avsarlar sitesinde vaya radyomuzda biz müsade etmiyoruz sizlerde müsade etmeyeceginizden süphemiz yok.


Radyonun sitenin editörü ve dernegin baskan yardimcisi olarak msn adresim ve mailim bu, öneri ve eleştirilerinizi WEB SİTEMİZE YAZABİLİRSİNİZ
Saygi ve sevgilerimle

ismail DOGAN
ismaildogan@semamodaevi.com

1 Nisan 2008

-o-

 

 

KURUCUSU HÜSEYİN EKİCİ’NİN TÜRKMENLERİNSESİ RADYOSUNUN KAPANIŞ NEDENİ İLE İLGİLİ BASIN BİLDİRİSİ


Türkmenlerin Sesi Radyo Kurucusu Hüseyin EKİCİ
Hüseyin EKİCİ
TÜRKMENLERİN SESİ RADYOSU
(Eski İğdelinin Sesi Radyosu)

TÜRKMENLERİN SESİ RADYOSU’NU NEDEN KAPATTIK

İğdelinin Sesi Radyosu” “Türkmenlerin Online Sanal Radyosu” olarak kurduğumuz ve “Kuruluş Gerekçemizle Radyo Kurallarımızı” yayınlayarak yayına başlayıp daha sonra “Türkmenlerin Sesi” olarak yayınını sürdürdüğümüz Sanal Radyomuz 14.04.2008 tarihinde yazılı ve canlı yayına kapanmıştır.

Sanal bir radyo olarak hizmet veren, bir eğlence yeri olması gerekirken neden bu kadar kısa ömürlü olunduğunu ve neden kapatma kararı alarak üç gün süreyle tartışma platformu oluşturduğumuzu ve sonunda aldığımız kararı uyguladığımızı kamuoyunun bilgilerine sunmak isteriz.

GENEL OLARAK SANAL RADYODA OLMASI GEREKENLER

 

  • 1- Radyo yayını sanal da olsa bir iletişim aracı olarak düşünülmelidir.
  • 2- Radyonun yayını hangi tür bir müzik veya yayın formatı üzerine kurulmuşsa onu devam ettirmesi kuruluşu gereği ve kurucusunun istemleri ile izleyenleri arasındaki arz ve talebe göre oluşmaktadır.
  • 3- Sanal Radyolar aynı zamanda bir eğlence aracıdır. Bu radyoyu dinleyenler bir yandan müzik dinlerken, diğer yandan isterlerse radyo üzerinde bulunan yazışma alanından kendisine bir “isim alarak” sohbete katılabilmektedir.
  • 4- Hiçbir şekilde radyo dinleyicileri birbirleriyle tanışma zorunluluğu içinde olmamalı ve zorlanmamalıdır.
  • 5- Yayıncı yayın politikasını serbestçe ve kendi iradesiyle oluşturduğu için bu konuda aynı zevki taşıyan kişilerce izlenebilmelidir.
  • 6- Sanal Radyo da diğer iletişim araçlarında olduğu gibi basın ve ahlak yasasına uymak zorundadır.

 

FEODAL TOPLUMLARDA SANAL RADYO


Asıl bizim can alıcı olarak gördüğümüz nokta buradadır. Bizim baz olarak ele aldığımız ve ürkütücü olarak gördüğümüz ve bunun önüne geçilmediği taktirde vahim sonuçların ortaya çıkabileceğini düşündüğümüz konu, Feodaliteden henüz arınmamış toplumlardaki Sanal Radyolardır.

Her ne kadar eğitimli olursa olsun, dünyanın birçok uygar toplumunun içinde her türlü teknolojik olanakları kullanırsa kullansın ve hatta ekonomik sorununu çözerse çözsün bir kişinin beyni henüz feodal yapının gerektirdiği çağ dışılıktan kurtulamamışsa bu sanal radyo yayının ne kadar insanları birbirlerine düşman ettiğini ve kamplara böldüğünü ve bunun da ne kadar vahim sonuçlar doğurabileceğini her akli selim insan bilmekte ve görmektedir.

İlk Sanal Radyoyu kurduğumuzda gördüğümüz manzara bizleri ne kadar mutlu ettiyse gün geç tikçe mutsuzluğumuz da o derece artı.

Çünkü, sanal radyo kurduktan sonra sel gibi insanlar birbirleriye tanışmak ve akrabalarını yakınlarını bulmak gibi bir sevince kapıldı. Düğünlerini, doğumlarını, cenazelerini buradan duyurup anında iletişim kurmaya başlanıldı. Bizler de ne kadar doğru bir hizmet verdiğimizi çok yorucu çalışmalar ve emek olmasına karşın bu hizmeti onurla yapmaya devam ettik. Bu arada kendi yayın politikamızı sunarken, kesinlikle Türkçe Dil ve karakterine özen gösterdik. Türkçe yayın yapma çizgimizden asla taviz vermedik. İzleyicilerimiz bizi tuttu ve kısa dönemde yıllarca yayın yapan sanal radyoların da önüne geçerek hep gözde ve takdir edilen bir yayın oluşturduk.

Ancak , kısa bir süre sonra bizden özenen kişilerce yeni yeni sanal radyolar kurulmaya başlandı. Elbette çok seslilik güzeldir deyip biz de destekledik. Fakat gördük ki, bir cenaze olduğu zaman radyosunu kapatıp o acılı aileye destek vermek için “yayını durdurduk siz ne diye devam ediyorsunuz derhal radyonuzu kapatın” diye bize tehditler gelince “eyvah acılı ailelerin duyguları sömürülmeye başlandı bunun ardı gelecek” dedik. Gerçekten de öyle oldu. O acılı aile daha önce bizim radyoya giriyor, bizde hatta yayın bile yapıyordu. Biz cenazede radyo kapatmanın yanlış olduğun söyledik. Acılı ailelerin acılarını ne kadar paylaşsak da duygular aklın önüne geçmişti bile. O çok sevdiğimiz aileler bizden koptu ve yeni kurulan sanal radyolarda, ya da başka radyolarda yerini aldı. Ama bize de kırgınlıkları hala devam etmektedir. Halbuki her gün vatanı uğruna şehit düşen askerlerimizin cepheden cenazeleri gelirken aynı duyarlılığı gösteremedik. Bu şu demek miydi? Şehitlerimiz olmuşken tüm Türkiye yayınını durdurmalımıydı? Bunu anlatmaya çalıştık ama anlatamadık. Çünkü sömürülen insanların hassas noktalar olan kaybettiklerinin acılarıydı. Ölümdü.

Bu da yetmedi. Yeni kurulan sanal radyolar inanç bazında halkın hoşuna gidecek görsel yayınlar yapıp halkın duygularını sömürerek ben daha iyi inançlıyım imasını vererek inançlı toplum üzerinde çok kötü imajlar yaratıldı.

Bu da az geldi. Biz Avşar’mıyız? Türkmen’miyiz? Ya da bunların dışında mıyız, neyiz? tartışması yaratılarak bilim ve tarih hiçe sayılarak ehil olmayan kişilerce ırklar tartışılmaya başlandı. Nerde mi? Sanal Radyolarda. Her sanal radyo kendine taraftar bulabilmek için elinden geleni ardına koymadı ve devam etti.

Yüzlerce, binlerce birbirlerini sanal ortamda tanıyan insanların, akrabaların henüz birbirlerinin yüzlerini dahi görmeden kamplara bölünmesine sebep olunmaya başlandı.

Bu da yetmedi. Biz İslam Dininin içinde mi? yoksa dışında mıyız? gibi çağımızın ve insanlarımızın istemediği konular tartışılmaya başlandı. Sanal radyolara sızan bu tipler insanları birbirlerine düşürdüler ve yeni düşmanlıkların doğmasına neden oldular.

Bu da yetmedi
. Bir radyoya girenin diğerine girmeme yasağı getirildi. Kim tarafından? Radyo kurucuları tarafından. Çünkü radyo sahipleri kural koymuşlardı. “Ya devamlı buraya gireceksiniz, ya da girmeyin” şeklinde tehdit ediliyordu. Ayrı radyolara girenleri casus olarak nitelendiriyorlardı. Onlarda casus olmadığını ispat için tek yerde bulunuyor, ya da mecburen ya girmiyorlardı, ya da isimsiz girmeyi tercih ediyorlardı. Radyo sahipleri yine tehdit ediyorlardı . “Biz sizin IP numaranızdan isimsiz de olsanız tanırız. Nere giderseniz biz sizi görürüz” gibi abuk sabuk savlar ileri sürüyorlar ve tehdit ediyorlardı.

Bu da yetmedi
. Bu Sanal Radyoculuk işini tamamen kendi egolarını tatmin için kullanan henüz beyinleri olgunlaşmamış feodal yapıda olanlar ise, en tehlikeli sınıfı oluşturmaya başladılar. İlgili firmadan ücretsiz edindikleri radyoyu birilerinin adına açıp birilerine lütufta bulunmaya başladılar. “Bak sana radyo açtım başına geç yayını kendin yap” gibi son derece bilinçsiz ama bölmek parçalamak için çok güzel bir planın parçası olarak işlevini iyi sürdürüyorlardı.

Kişilerin zaaflarını çok iyi değerlendiriyorlardı. Kişi içki meraklısı ise ona göre davranıp “sen de radyo yöneticisi oldun hem de şu radyonun başına geç yöneticisin” deyip adeta memur tayin ediliyorlardı. Giren kişi istese de bir daha oradan çıkamıyordu. Çünkü mimleniyordu. Giderse casus muamelesine tabi olacaktı.

Radyo sahipleri veya orada bulunan taraftarlarca birbirlerine iletiler aracılığıyla tehditler yağmaya başlandı. Örneğin; “senin kemiklerini tek tek kırıp çuvala dolduracağım ulan” “senin filan yerde ne işin var, orası senin köyün mü?” “ben köyümün aşığıyım” “ben köyümün delisiyim” “radyoyu tekeline geçirmişsin” “radyo kurmuşsun ama kendi siten üzerinden bizi zıplatıyorsun” “biz senin siteni okumak zorunda mıyız?” “senin hanımın bizim köylü ulan, senin orda ne işin var?” “Seni bulunduğun yerde çivileyeceğim, parçalara ayıracağım, kemiklerini tek tek kıracağım” İşte bu ve buna benzer sözler. Tehditler, küfürler ve daha birçok şey. Birbirlerini hiç tanımayan ancak isimlerini ve köylerini buradan bilip öğrenen onca insanlara yapılan davranışlar ve sözlerden bir kaçı bunlar. Bunu yeni yetişen çocuklarımızın da okuduğunu bir düşünürseniz olayın vahametini daha iyi anlarsınız. Diğer tehditleri suç duyurusu olur diye yazmadım. Bu nereye doğru gittiğimizi gösteren vahim bir durumdur. Kendimizden biliyoruz ki, bize de gelen bu tehditleri yapanların düğününe, cenazesine veya gidilmesi gereken bir durumda nasıl yan yana gele bilineceğini hiç düşündünüz mü?

Sizin köyün radyosu yok al sana radyo. Sizin aşağı mahallenin radyosu var sizin niye yok alsana radyo. Sizin neden olmasın bir radyonuz alsana radyo?

Sanatçılarda radyoların sanatçısı olunmaya başlandı. Bir sanatçı bir radyoya çıkmışsa diğer radyo o sanatçıyı programlarına almamaya başladı. “Sen falan radyonun sanatçısısın git kardeşim bizden uzak dur.”

Bu neyi de beraberinde getiriyor bunun farkında değiller.

HUSUMET VE KAN DAVASINA DÖNÜŞÜYOR


Sanal Radyo önce köyler arasında bir husumet doğurdu. Sonra köylülerin atalarından gelen feodal alışkanlıklarını hortlattı. Senin baban benim babamla önceden beri hasımdı. Bu yeniden ortaya çıktı. Yeni nesil bunlarla tanıştı. Biz radyo kurucularının istemleri, hizmetleri yerinden saptı, başka mecralara doğru hızla toplumu birbirinden uzaklaştırmaya yöneldi.Kaş yapayım derken göz çıkarmaya başlanıldı. Yeni yeni husumetlerin ortaya çıkmasına neden olundu.

Bunun mutlak surette önüne geçilmesi ve yeni radyo kurmaya kalkışanlara itibar edilin memelidir. Hatta, var olan Sanal Radyolar kendi yöneticileri tarafından kapatılıp yepyeni bir kuruluş olarak organize bir şekilde ve resmi olarak kurulmalıdır. Toplumun birbirlerine düşman olunması acilen önlenmelidir. Taşın altına girebilecek elleri sokmadan ve bu işi profesyonel yapmadan kesinlikle bu “Sanal Radyo Terörü”nün önüne geçilemeyeceği kanısındayız. Eğer Sanal Radyo yöneticileri bunu yapmıyorsa, geriye bir şey kalıyor. İzleyiciler; ya bu düzene devam diyecekler, ya da hepsini birden protesto edip radyolara girmeyecekler. Sanal Radyoyu amacının dışında kullananlar ancak o zaman kendilerine çeki düzen vereceklerdir.

 

SONUÇ

Aksi taktirde, SANAL RADYO TERÖRÜ oluşmaktadır. Bu terörün içinde var olmamak için biz kendimizi fesh ederek Sanal Radyo Terörüne destek vermiyoruz. Senin radyon güzel değil, benim radyom güzel tartışması yerine tüm sanal radyoların gerekirse yeniden kapanıp ehil ve aklı başında kişiler tarafından yeniden oluşturulması kesinlikle şarttır.

Adları ne olursa olsun, sanal radyoların köy adına kurulması büyük sakıncalar doğurmaktadır. Bundan kesinlikle kaçınılmalıdır. Çünkü bizler henüz feodalizmden kurtulamamış ve o olgunluğa erememiş toplumlar olduğumuzu bir kez daha kanıtlamış olduk.

Bizim yöremizin insanları elbette kan davası gütmeyen mahkeme kapılarında bu gerici çağdışı geleneklerden dolayı, yasadışlıktan yargılanmayan aydın bir toplumdur. O halde, bunun gereğini yapmalıdır. Sanal Radyo Terörü’nden mutlak surette bir an önce kurtulmalıdır.

 

Deneme yayınlarına 09.10.2007 tarihinde başlayıp 14.04.2008 tarih saat 24:00’e kadar süren canlı yayın süresince 40.000 – 45.000 kişinin ziyaret ettiği yaklaşık 150 gün süren yayınımızda bizlerle birlikte olan ve bizleri yalnız bırakmayan canlarımıza,

  • Radyo aracılığıyla tanıştığımız binlerce gönül dostlarımıza ve akrabalarımıza,
  • Yeni yeni dostlukların pekiştirildiği bu mekanı bizimle birlikte paylaşan dünyanın dört bir tarafından bizlere katılan ve evlerine konuk eden tanımadığımız tüm gönül dostlarımıza, mihmandarlarımıza,
  • Acı tatlı günlerimizde birlikte olduğumuz dostlarımıza,

Sonuna kadar kadar bizleri yalnız bırakmayan tüm dost ve canlarımıza vefa borcumuzun olduğunu bildirir, teşekkürlerimizle saygılarımızı sunarız.

15.04.2008

 

Türkmenlerin Sesi Radyo Kurucusu

Hüseyin EKİCİ

Üsküdar/İstanbul

-o-

 

 

 

AVŞAR TÜRKMENLERİ

HAMZA AKSÜT'ÜN TAVSİYE ETTİĞİ KİTAP
Yazar: Adnan Menderes KAYA. (Kayseri'li) Avşarlar üzerine Kaynak kitaplardan biri.

YEDİ BUCAK AVŞARI / Hamza Aksüt

YEDİ BUCAK AVŞARI / Hamza Aksüt (1)

(Bu yazının hazırlanmasına, yöreye bizi davet ederek büyük konukseverlik, içtenlik ve özveri gösteren Burunören köyünden Secatipek Demir ve Güldane Demir vesile olmuştur. Kısacık tatillerinde, yöredeki köyleri gezdirmek için bize zaman ayıran bu değerli canlara, konukseverliğinden ve sıcak ilgisinden dolayı, yöre halkına teşekkür ederim.)

 

Bu yazıda Kayseri ilinin Sarıoğlan ilçesinde yer alan Alevi yerleşimlerin tarihi ele alınacaktır. Burunören, İğdeli, Kaleköy, Karaözü, Karpınar, Yerlikuyu adını taşıyan bu yerleşimler, Kızılırmak’ın iki yakasında yer almaktadır. Burunören, sol yakada, öteki yerleşimler sağ yakadadır. Karaözü’nün sol yakada da toprakları vardır. Bu yerleşimlerden Karaözü kasaba, ötekiler köydür. Yerlikuyu köyü, yan yana olan Yerliburun ve Körkuyu köylerinin birleşmesiyle oluşmuştur.

Karaözü’nün tarihi, köy halkından Ahmet Özerdem tarafından ayrıntılı biçimde incelenmiş ve kitap olarak yayınlanmıştır. Kasaba halkının büyük bölümü, Malatya’nın Hekimhan ilçesinin Ardahan, Güvenç, Çırzı; Yazıhan ilçesinin Karaca köylerinden ve Kuluncak ilçesinin Kuluncak kasabasından gelmiştir. (Malatya’nın bu köylerinin tarihi ve Karaözü’ne göçleri üzerine ayrıntılı bilgi için bakınız, Hamza Aksüt, Anadolu Aleviliğinin Sosyal ve Coğrafi Kökenleri, Art Yayıncılık, 2002, Ankara)

Temmuz 2005’te yaptığımız araştırma gezisi sırasında halktan derlediğimiz bilgileri genel olarak şöyle sıralayabiliriz:

a- Bu yöreye ya da bu yöredeki Alevi köylerin halkına (Karaözü hariç) Yedi Bucak Avşarı denmektedir. Bu nitelemeyi daha çok çevre köylerin halkı kullanmaktadır. Karaözülüler ise bu niteleme yerine Türkmen’i yeğlemektedir. (Edindiğim izlenim, Türkmen’e “göçebe” anlamının yüklenmiş olmasıdır. Avşarlar, 24 Oğuz boyunun bir parçası olduğuna göre, Türkmen nitelemesi ile Avşar nitelemesinin bir çelişki oluşturmadığı, tersine, bir uyum gösterdiği açıktır.)

b- Köyleri kuranlar Halep kökenlidir. Halep’teki Bucak, Deli Bucak ya da Halep-Altı adlı bir yerden gelmişlerdir. (Halep, şimdiki gibi yalnızca Halep kentini değil, Kuzey Suriye’yi ve Güneydoğu Anadolu’nun bir bölümünü ifade ediyordu. Anadolu Alevilerinin ezici bir çoğunluğunun kökeni Halep Türkmenleridir ki, bu Türkmenler Urfa, Antep, Antakya ve Halep kırsalında kışlıyordu. Birçok Alevi topluluk, köken olarak ‘Halep-altı’ nitelemesini kullanmaktadır.)

c- Yedi nitelemesi, köylerin sayısının yedi olmasıyla açıklanıyorsa da, Yedi Bucak Avşarı olarak nitelenen köy sayısı altıdır. (Bu köyler, Burunören, Kaleköy, Yerliburun, Körkuyu, İğdeli, Karpınar’dır. Hatta, Kızılırmak’ın sol yakasındaki Burunören, bazı kaynaklarca Yedi Bucak Avşarı nitelemesine dahil edilmemektedir. Karaözü’nün Yedi Bucak Avşarı kapsamında olmadığı konusunda kaynak kişilerin tümü görüş birliğindedir.)

 

YEDİ BUCAK AVŞARI / Hamza Aksüt (2)

KÖYLERDEKİ SÜLALELER

Konumuz olan köylerde birçok sülale vardır. Doğal olarak, bunların tümünün izini tarih içinde izleme olanağından yoksunuz. Burada yalnızca tarihsel ad taşıyan sülalelerin izini sürmeye çalışacağız. Bundan önce sülalelerin bir dökümünü sunalım:


Burunören: Ağcalı, Emirli (ya da İmirli), Hameduşağı
Yerlikuyu’nun Körkuyu bölümü: Karahasanuşağı
Yerlikuyu’nın Yerliburun bölümü:
Lökcüler: Devecilik yapanlar anlamındadır, Halep’ten geldikleri söyleniyor
Sarıveliler: Halep’ten geldikleri söyleniyor. Solaklar (ayrıntı yarın)
Üsülüler: Çorum’un Gökçam köyünden geldikleri söyleniyor. Bunlara Aksarı (ya da Haksarı da deniyor.)
İğdeli: Dervişliler, Kara Cumalar, Mısıroğulları, Mülhümuşağı, Bektaşoğulları, Başıbüyükler
Karpınar:
Hodalar: Halep’ten gelme
Mahmudoğlu: Halep’ten gelme
Gayret Ahmetler: Halep’ten gelme
Kaleköy:
Asker-uşağı: Çorum’un Gökdere’den gelme


YEDİ BUCAK AVŞARI
Bilindiği gibi Avşar, Oğuz boylarından biridir. Avşarlar, birçok önadla nitelenmektedir. Bu önadlardan birisinin de Bucak olduğu anlaşılmaktadır.
Bucak Avşarı adlı bir oba, Yeni-İl Türkmenleri içindeydi ve Yeni-İl kazasında yurt tutmuştu. Yeni-İl kazası, Divriği’nin batısından Şarkışla’ya, bazı tahrirlerde ise Bozok ve Zamantı nahiyelerine kadar uzanan bir yönetim birimi idi. (Bu konudaki kayıt, 1700’lü yıllara aittir. On altıncı ve on yedinci yüzyılda yapılan birçok tahrirde Yeni-İl Türkmenleri arasında birçok Avşar obasının adı geçmekle birlikte, Bucak Avşarının adı geçmemektedir. Bucak Avşarı bu yüzyılda İmanlu Avşarı içinde yer alıyordu.) Günümüzdeki Alevi Türklerin atalarının önemli bir bölümü Yeni-İl Türkmenleridir. Bu Türkmenlerin kışlağı Halep’ti.


Bucak Avşarı nitelemesine bir başka örnek; on altıncı yüzyılda Alaiye (Alanya) yöresinde adı geçen Bucak Avşar köyüdür.
Konumuz olan yörede Bucak Avşarı nitelemesinin bir hayli eskiye dayandığı anlaşılmaktadır. Dulkadır padişahı Alaüddevle’nin oğlu Şahruh, Bucak Avşarı Kışlası, Bayır Deresi ve Karaözü köylerinin gelirlerinin bir bölümünü, Karaözü köyünde bulunan ve Şahruh Beğ köprüsü olarak anılan köprünün onarımı için ayırmıştı. Bu gelirlerin bir bölümü ise Şeyh İbrahim adlı dede ocağının zaviyesi olan İbrahim Hacı zaviyesine ayrılmıştı. Vakfiye suretinde ise Karaözü köyü ile Anbarlu ve Ağca Kışla mezralarının yarısının zaviyeye ayrıldığı yazılıdır. Vakfiye sureti 1494 tarihini taşımaktadır.


Bucak Avşarı Kışlası, Kızılırmak kenarında olmalıdır. Daha doğrusu, burası, konumuz olan yöredir. Bu ad, Bucak Avşarı topluluğunun burada kışladığını belirtmektedir. Bayır Deresi, Karaözü kasabasında bir yer adı olan Deli Bayır olmalıdır.


Yedi nitelemesinin kökenini tam olarak belirleme olanağından yoksunuz. Bu niteleme, Halep’teki Yedi Bucak adlı bir yerle ilgili olabilir ki; şimdilik böyle bir yer belirlemiş değiliz. Halep’te yer alan Siverek’te, Bucak adlı bir yer varsa da, burasının Yedi ile nitelenip nitelenmediğini bilmiyoruz. Buna karşın, Yeni-İl Türkmenleri içindeki Avşar’ın bir kolunun Sekiz Avşarı olarak nitelendiğini biliyoruz.


Kısacası; Bucak Avşarı ya da Yedi Bucak Avşarı bir Avşar obasıdır. Bucak Avşarı, en azından Dulkadır dönemine kadar uzanan bir nitelemedir. Obanın adı, Alevi toplulukları barındıran ve Halep’te kışlayan Yeni-İl Türkmenleri arasında geçmektedir.

 

 

YEDİ BUCAK AVŞARI / Hamza Aksüt (3)

 

KÖYLERDEKİ SÜLALELERİN TARİHİ

 1- Mahmud-oğlu

Halep’ten Karpınar köyüne ilk gelen sülalelerden olduğu söylenmektedir.
Mahmudoğlu obası, 1631 yılındaki tahrire göre, Mısırlı obasıyla birlikte Ali Kethüda’nın yönetimindeydi ve Yeni-İl’deki İmanlu Avşarı içindeydi. Oba, 1641 yılında Bozok’taki Karapınar ve Bekmez-Götürdü yurdunda yaylamaya başlamıştı. Obanın tahrir nüfusu, 1631 yılında 42 idi. İmanlu Avşarı, 1548 yılında Yeni-İl’deki Kızıl Çukur yurdunda yaylıyordu. Dolaysıyla, Mahmudoğlu da bu yurtta yaylıyordu.
Adı geçen Karapınar köyü, incelediğimiz köylerden biri olan Karpınar olmalıdır. Buna göre Mahmudoğlu obasının Karpınar köyünü 1641 yılında yurt tuttuğu anlaşılmaktadır. (Karpınar, Arapça yazım gereği Kara Pınar olarak da okunabilir ki, araştırmacılar Kara Pınar’ı yeğlemiştir.)
1647 yılında da Karapınar’da yaylayan Mahmudoğlu obası, 1703 yılında Rakka’ya sürülen Receblü Avşarı arasındaydı. Birkaç yıl Rakka’da kalan bu Avşarlar, Zamantı yöresine kaçmıştı. Bu yılda Mahmudoğlu obası, 11 bennak + 9 mücerred = 20 tahrir nüfusuna sahipti. (Vergi nüfusunu 5 ile çarpıp mücerred sayısını eklediğimizde obanın nüfusu ortaya çıkar ki, bu nüfus 64 kişidir.) Karpınarlı kaynak kişi, Mahmudoğlu’nun ağılının Kaleköy olduğunu belirtmiştir.

 

2- Emirler

Burunören köyünde yaşayan bir sülaledir. Emir obası, 1631 yılında Yeni-İl Türkmenlerinin İmanlu Avşarı kolunda olup 35 vergi nüfusuna ve 16.050 adet koyuna sahipti. Obanın yöneticisi Emir Ali idi. Oba, 1641 yılında Bozok nahiyesindeki Karapınar ve Bekmez Götürdü yurtlarında yaylamaya başlamıştı. Buradaki Emir, Ali’nin obasının adıdır. Adı geçen Karapınar yurdu, incelediğimiz köylerden Karpınar olmalıdır. İmanlu Avşarı, 1548 yılında Yeni-İl’deki Kızıl Çukur yurdunda yayladığından Emir obasının da burada yayladığı anlaşılmaktadır.

Kayseri’nin Tomarza ilçesindeki Avşar köylerinden Emir-uşağı’nın bu Emirlerin bir parçası olduğu söylenebilir.

 

 3-Mısıroğulları

İğdeli köyünde yaşayan bir sülaledir.
Mısırlu obası, Yeni-İl Türkmenleri arasındaki İmanlu-Afşarı ve Dokuz oymağı içinde yer alıyordu. 1583 yılında Dokuz oymağına bağlı olan ve vergileri İmanlu Avşarı ile birlikte kaydedilen Mısırlu, Yeni-İl’de, Koyuncu-Viran adlı bir yerde yaylıyordu. Oba, 1630 yılında 14 vergi nüfusu ve 5.330 adet koyuna sahipti. Mısırlu, 1641 yılında Bozok’taki Karapınar ve Bekmez-Götürdü yurtlarında yaylamaya başlamıştı.
Adı geçen Karapınar, incelediğimiz köylerden Karpınar olmalıdır.

4- Hodalar

 

Karpınar köyünün kurucu sülalelerinden olduğu söylenmektedir. Hoda, doğal olarak, yöre halkının anlam veremediği ve ad vurma geleneğinde yer vermediği ilginç bir addır. Bu durumda Hoda, büyük bir olasılıkla bir obanın adıdır. Bilindiği gibi, halk, Farsça’da tanrı anlamındaki ‘Hüda’ya, ‘Hoda’ der.
Hüda adlı bir oba, on altıncı yüzyılda Elbistan’ın Hurman nahiyesindeki (Pınarbaşının güneyinde) Binboğa dağlarında yaylaya çıkıyordu ve her yıl 100 akçe yaylak haracı ödüyordu. Obanın adı ‘Hüda’ kökenli olmayıp Hoda adlı bir yer olduğu halde, tahrir memuru bu adı ‘Hüda’ olarak yazmayı yeğlemiş olabilir.
Asıl önemlisi; bazen Hoda bazen de Hoba olarak kaydedilen bir Avşar obası belirlemiş durumdayız. Oba, Halep Türkmenlerine bağlı Receplü Avşarı içindeydi. Obanın adı, Yeni-İl, Rakka, Karaman, Kırşehri, Sis, Kayseriyye, Adana, Kars-ı Meraş (Kadirli), Zülkadriye (Maraş) ve Zamantı kazasıyla ilgili kayıtlarda geçmektedir.
“Türkmen taifesinden” biçiminde nitelenen Hoda, 1703 yılında Rakka’ya sürülmüştür. Obanın yurtları arasında, konumuz olan yöreye en yakın olanı, Zamantı kazası ve Kayseriyye livasıdır. Kayseriyye ile kastedilen, Zamantı’dır. İncelediğimiz köylerin halkları, Zamantı üzerinden buraya gelindiğini söylemektedir. Ayrıca; Alevi toplulukları barındıran Yeni-İl Türkmenlerinin bir bölümünün Zamantı nahiyesinde kayıtlı olduğunu biliyoruz.
Obanın yurtları arasında sayılan bazı yerler, obanın asıl yurdu olmayıp sürgünü ve göçebeliğiyle ilgilidir. Örneğin, Rakka, obanın sürgün yeri, Adana, Kadirli gibi yerler ise obanın göç yoludur. Karaman ve Kırşehri de obanın asıl yurdu değildir, obanın bir ara asıl yurdunu bırakarak buralara sarkmak istemesiyle ilgilidir.
Hoda-Hoba obasının yurtlarından en ilginci, kuşkusuz, Yeni-İl’dir. Rakka’ya sürülen topluluk, Yeni-İl Türkmenleri arasındaki bu obadır. (Sürgün tutanağındaki kayda göre obanın adı Hobalı değil, Hodalı olarak okunabilir.) Rakka sürgünü için 1729 yılında yapılan tahrirde oba, 10 bennak + 6 mücerred =16 vergi nüfusluydu (yaklaşık 56 kişi). Hoba’nın ya da Hoda’nın adının geçtiği kayıtlar 1690’lı yıllardan sonraya aittir. Bundan önceki tahrirlerde, Yeni-İl Türkmenleri arasında bu oba yer almamaktadır. Buna karşın, obanın bağlı olduğu Receplü Avşarı, Yeni-İl Türkmenlerinin Halep Türkmenleri kolunda adı geçen bir oymaktır.

 

5- Ağcalı

Anlatılanlara göre Ağcalı topluluğu Pınarbaşı’nın Hasa köyünden İğdeli köyüne oradan da Burunören köyüne gelmiştir. Hasa, 1563 yılı tahririne göre Maraş’ın Zamantı kazasının (Pınarbaşı ve Sarıoğlan’ın bir bölümü) Çörmüşek nahiyesinde yer alan 55 vergi nüfuslu bir köydü. Köy halkı Müslüman değildi. Hasa köyünde günümüzde Avşar’ın Kara Receb obası oturmaktadır.
On altıncı yüzyıl kayıtlarına göre Ağcalu topluluğu, başta Boğazlıyan olmak üzere Bozok’ta birçok yerde yurt tutmuştu. Burunören topraklarının bulunduğu Çubuk nahiyesinde Seyrekağıl, Örtülüce, Hamzalı ve Gevhertaş köylerinde de Ağcalu obası -göçebe olarak- barınıyordu. Bunlardan Örtülüce’nin öteki adı Resullü idi ki, 1240 yılında ortaya çıkan Baba Resul olayının önderi Baba Resul’e ad veren obadır.
Karaözü köyündeki Şeyh İbrahim zaviyesi için 1494 yılında düzenlenen bir tutanakta Ağca Kışla adlı bir mezranın adı geçmektedir. Bu mezra Karaözü köyü topraklarındadır.
Ağçalu obasının bir kolu Yeni-İl Türkmenleri arasındaydı. 1548 yılında Kangal’ın Mancılık yöresindeki Gökaven Hisarı yurdunda yaşayan Ağçalu, 4 neferan nüfusa sahipti. 1583’te 5 mücerred + 10 müzevvec = 15 vergi nüfusuna (55 kişi) sahipti. 1630-31 yılında Sultan Kethüda yönetiminde 3 neferana ve 410 koyuna sahip olan oba, 1641-42 yılında yine 3 neferan nüfusa sahipti ve Bozok nahiyesindeki Yosun Pınarı ve Kan yurtlarında yaylamaya başlamıştı. Bu son tahrirde, oba nüfusunun adı geçen yurtta bulunamadığı kayıtlıdır. 1644 yılında ise iki grup halinde Ekinci nahiyesinde yaşayan obanın 4 hanelik kolu, “perişan ve perakende” bir durumda, Güğercinlik’te (Kahramanmaraş ile Gaziantep arasındaki İslahiye yöresi) kışlıyordu. Obanın öteki kolu da aynı durumda olup 5 neferan nüfusluydu.
Bu Ağçalu obası, Şarkışla yöresindeki Gaziler-Mağarası ve Deli-İlyaslı köylerinin yakınında bir köye ad vermişti. Obanın buradan ayrılarak yukarıda sunduğumuz yurtlarda hareket etmeye başladığı anlaşılmaktadır.
1703 yılında Rakka’ya sürülen Receblü Avşarı obaları arasında Akça-Ali adlı bir oba yer almaktadır. Osmanlı tahrir yazıcısının -kendince bir anlam vererek- adı Ağcalı olan bu obayı, Akça-Ali biçiminde kaydetmiş olması mümkündür. 1729 yılında tahriri yapılan Akça-Ali obası, 16 bennak + 8 mücerred = 24 vergi nüfusuna (88 kişi) sahipti.
Ağcalı’nın en ünlü obası Hacılar’dır. Hacılar obası Anadolu’da birçok köy kurmuştur. Hacılar obasının önemli bir bölümü Safevi devletinin kuruluşuna katılmış ve devletin kuruluşundan sonra da etkin roller üstlenmiştir.
Tahrir kayıtlarında bu topluluk, Ağça ya da Ağca olarak okunmaktadır. Ağça’nın Alevi toplulukların ilk yurdundaki yeri, Kerkük’ün kuzeyidir. Topluluktan adını alan Kerkük’ün 46 km kuzeyindeki Ağçalar köyü sufilerin merkezidir. 1558 yılı tahririnde burası 80 neferanlı bir yerleşimdi.

 

6- Başıbüyükler

İğdeli köyünde yaşayan bir sülaledir. Bu sülalenin kökeni, Yeni-İl Türkmenleri arasındaki Başıbüyüklü obası olmalıdır.
1641 yılında Başıbüyük-oğlu olarak da kaydedilen oba, Kangal’ın batısında, Mancılık nahiyesindeki Han-ı Kesük (Kesük Han) yurdunda yaylıyordu. Bu tarihte 5 vergi nüfusu olan oba, 500 koyuna ve 12 deveye sahipti. Kayıtta Başıbüyük obasının Avşar boyuyla bir ilgisinden söz edilmiyor. Buna karşın, obanın Yeni-İl’in Halep Türkmenleri kolunda olduğu görülüyor.

 

7- Solaklar

Bu ünlü Alevi obasının adına Yerlikuyu köyünde rastlanmaktadır. Solaklar, Safevi devletinde adı geçen obalardandır. Pınarbaşı’nın Solaklar köyünü kuran Avşarlarla, İğdeli’deki bu Solakların ilgisi olmalıdır. Oba, Avşar’ın Koca-Nallı kolundandır ve 1702’de Rakka’ya sürülmüştür.

 

8- Hamed-uşağı

Eğer bu ad Hamid’in telaffuzuysa, (ki; halkın telaffuzu doğrudur. Arapça yazım gereği, Hamed ile Hamed’in yazımı aynıdır.) Yeni-İl Türkmenleri içindeki Hamid adlı oba, bu sülalenin kökeni olabilir. Yeni-İl tahrirlerinde adına yalnızca 1583 tarihinde rastlanan Hamid obası, Pir Bende Kethüda adlı birisinin yönetimindeydi ve 42 vergi nüfusuna sahipti. Hamid obası, Halep yöresinde Timur-İli adlı bir yerde kışlıyordu. Obanın Avşar boyuyla bir ilgisine rastlamış değiliz. Ancak; gerek yaylada gerekse kışlada Yeni-İl Avşarlarıyla aynı coğrafi ortamda bulunduğunu biliyoruz.
Asıl önemlisi; Kuzey Suriye’de, Türkmenlerin ‘Hamed’ olarak telaffuz ettiği bir yer vardı. Konumuz olan Avşarlarla birlikte Rakka’ya sürülen Beğdililerin bir destanında bu Hamed adı geçmektedir:
Taş-Demir’im de söyler özünden
Methedelim Beğdili’nin yazından
Ala Bucak, Kettele’nin düzünden
Hamed’in sancağın bastı Beğdili
Dolaysıyla, konumuz olan Hamed-uşağı, bu Hamed’den ad almış olmalıdır. Hamid adlı oba ile Hamed adlı bu yerin ilgisi konusunda kesin bir şey söyleyemiyoruz. Ayrıca; destandaki ‘Ala Bucak’ adı, bucak sözcüğünü içermesi yönüyle, konumuz açısından dikkat çekicidir.
Kısacası; Hamed-uşağı, Kuzey Suriye’deki Hamed’den gelmiştir. Bu durum, tarihini incelediğimiz halkın Halep kökenli olmasının kanıtlarından biridir.

 

9- Karahasan-uşağı

Körkuyu köyü halkının tümü bu sülaledendir. Karahasanlı, daha çok Maraş’ta rastladığımız ünlü bir Alevi obasıdır. Obanın Alevi toplulukların ilk yurdundaki yeri Kerkük’ün güneydoğusuydu.
Tahrir kayıtlarına göre Bozok’un Akdağ nahiyesinde Azizlü-Karahasan adlı bir kışlak vardır. On altıncı yüzyılda bu kışlakta Kırıklı adlı bir topluluk kışlıyordu. Akdağ nahiyesinin Karpınar, Yerlikuyu, İğdeli, Kaleköy ve Karaözü topraklarını içerdiğini yukarıda belirtmiştik. (Kırıklı, Safevi hükümdarı Nadir Şah’ın obasıydı. Oba, Avşar’a bağlıydı. Karpınarlı kaynağımız Gıröğzün diye bir yerden söz etmişti. Sözcüğün aslının Kırık-özü olması gerekir. Burasının Körkuyu köyüne yakın olup olmadığı konusunda okurların yardımını bekliyorum.)
Buna ek olarak; 1563 yılı kaydına göre Maraş’ın Zamantı kazasının Çörmüşek nahiyesindeki (Sarıoğlan’ın güney kesimi) Bücüş köyünde Kara-Hasanlılar vardı. Oba üyelerinin bir bölümü sipahiydi. İsmail oğlu Selman, Süleyman, Sarı, Ümmet, Hüseyin ve Uğurlu adlı kişiler bu sipahi ailesindendi. Bu adların Alevi ad vurma geleneğiyle uyumu dikkat çekicidir.
Karahasanlı, kışlağı Mardin olan Bozulus Türkmenleri arasında adı geçen obalardandır. On altıncı yüzyıl Bozulus tahririne göre bu oba, Veli Dede adlı birisinin yönetimindeydi.
Obanın bir kolu Yeni-İl Türkmenleri arasındaydı. Beğdili boyuna bağlı olan oba, 1583 yılında Kangal’ın Yellüce köyünde yaylıyordu. Oba, 1642 yılında da aynı yöredeydi.
Safevi devletine katılmak için Azerbaycan’a giden topluluklar arasında Kara-Hasanlu adlı bir oba vardı. Bu oba Avşar boyundandı.
Görüldüğü gibi, Yeni-İl Türkmenleri arasında Beğdili boyuna bağlı olan Karahasan obası, Azerbaycan’da Avşar boyuna bağlıdır. Azerbaycan’daki Türkmen oymaklarının sosyal yapılarının daha tutucu olduğu dikkate
lınacak olursa Karahasan obasının Avşar boyundan olması daha olasıdır.

 

 10- Aksarı (ya da Haksarı)

Haksarı’ların bir bölümü İran’da yaşamaktadır ve Alevi’dir. Bu ada Sarıoğlan yöresinde, daha doğrusu, Anadolu’da rastlamamız çok ilginçtir ve bu konuda daha ayrıntılı bir araştırmaya gerek vardır.

 

 11- Bektaşoğulları

İğdeli köyünde yaşayan bir sülaledir. Bu ad Bektaşlu biçiminde olsaydı, Bayındır boyunun bir obası diyecektik. Ne var ki, edindiğimiz izlenim, yakın zamanda yaşamış olan Bektaş adlı birisinin sülalesi biçimindedir.
Sonuç: İncelediğimiz sülalelerden Emirler, Mahmudoğlu, Hodalı, Karahasanuşağı, Mısıroğulları, Ağcalı ve Solaklar, Yeni-İl Türkmenleri içindeki Avşarlardandır. Başıbüyük de Yeni-İl Türkmenlerindendir. Yeni-İl Türkmenlerinin bir bölümünü Halep Türkmenleri oluşturuyordu. Bunlar, Kuzey Suriye’de kışlıyor, Divriği, Kangal, Şarkışla, hatta Pınarbaşı ve Bozok yörelerinde yaylaya çıkıyordu.

 

YEDİ BUCAK AVŞARI / Hamza Aksüt (4)

 

 

BÖLGEDEKİ AVŞARLAR

İmanlu Avşarı ve Receblü Avşarı

Konumuz olan sülaleler ilkönce, İmanlu Avşarı olarak anılan oymakta yer alırken 1702 yılındaki Rakka sürgünü sırasında Receblü Avşarı oymağı içinde yer almaktadır. Receblü Avşarı adı 1641 yılında da kayıtlarda geçmektedir. Bu kayda göre daha önce Taifi Avşarı olarak anılan bir topluluk Receblü Avşarı olarak da anılmaktadır. Receblü Avşarı, bu yılda Bozok nahiyesindeki Kızıl-Çöken yurdunda yaylamaktadır. Obanın vergi nüfusu 42, koyun sayısı 465, deve sayısı 2 idi. Kızıl-Çöken’in yerini belirlemiş değiliz. Karpınar’ın komşusu olan Kızılpınar’la bu adın ilgisi olabilir.

Taifi Avşarı

Taifi Avşarı, 1583 yılında biri Receb Kethüda yönetiminde, biri de Avretlü-Başcılar adlı olmak üzere iki obayla Yeni-İl’de yaylıyordu ve 303 hane + 35 mücerred = 338 vergi nüfusuna sahipti. 1641 yılında Bozok nahiyesindeki Kızıl-Çöken adlı bir yerde yaylayan obanın Bozuşat adlı bir obası daha kayıtlıdır. Taifi Avşarı, 1702 yılında Rakka’daki Belih ırmağı ile Akçakale yörelerine sürgün edildi.

Antep’te kışlayan Receblü Avşarı obaları, 1702 ile 1730 yılları arasında Urfa’nın güneyindeki Rakka çölüne sürüldü. Bunların büyük bölümü, Pınarbaşı yöresine kaçtı. 1732 yılında Anadolu müfettişi vezir Ahmet Paşa’ya gönderilen bir fermanda, Receblü Avşarı’nın iskanının kesinlikle sağlanması gerektiği, iskan fermanına uymayanların öldürülmeleri emredilmişti. Yukarıda verdiğimiz bilgilere göre bunlar yalnızca Pınarbaşı’na değil, Bozok nahiyesindeki eski yaylalarına, yani, konumuz olan köylere de kaçmışlardır ve günümüze dek burayı yurt edinmişlerdir.

Pınarbaşı ve Tomarza’daki Avşarlarla Yedi Bucak Avşarının İlgisi

Merak edilen durumlardan biri, Yedi Bucak Avşarı ile Kayseri’nin Pınarbaşı ve Tomarza ilçelerindeki Avşarların ilgisidir. Çünkü; Pınarbaşı ve Tomarza’daki Avşarlar günümüzde Sünni, Yedi Bucak Avşarı, Alevi’dir.

Pınarbaşı ve Tomarza’daki Avşarlar

Bucak Avşarı gibi Yeni-İl Türkmenleri arasındaydı. Hatta bunların bir bölümü, Yedi Bucak Avşarı gibi Receblü Avşarındandı. Örneğin, 1702 yılında Mahmudoğlu, Hodalı-Hobalı gibi Receblü Avşarı obalarıyla birlikte Rakka’ya sürülen Kara-Şeyhlü obası, bugün Pınarbaşı’nın Hanköyü, Gültepe; Tomarza’nın Kaman, Şabanlı, Ala, Arslanbeğli köylerindedir. Kara Şeyhlü obası, on altıncı yüzyılda, Yeni-İl’de yaylayan ve Körkuyu köyünü kuran Kara-Hasanlu obasıyla birlikteydi.

Emir (ya da İmir) sülalesi

Konumuz olan Emir (ya da İmir) sülalesinin bir bölümü ise Tomarza’nın Emir-Uşağı köyünü kurmuş olmalıdır. İmiruşağı, kayıtlarda adı geçen İmir Avşarı obasından olmalıdır. Yerlikuyu köyünde adı geçen Solaklar’ın bir bölümü, Pınarbaşı’nın Solaklar köyündedir. Yine; Pınarbaşı’da İğdeli adlı bir köy vardır ve burada Avşar’ın Deliler obası yerleşiktir.


Görüldüğü gibi, bu konuda şimdilik söylenebilecek olan tek şey, günümüzde ayrı mezheplere bağlı olan bu iki Avşar grubunun ‘emmidaş’ olduğudur. Ancak, bu konuda daha ayrıntılı bir çalışmaya ihtiyaç olduğu kesindir.

 

YEDİ BUCAK AVŞARI / Hamza Aksüt (5)

KÖYLERİN KURULUŞ TARİHİ


Halktan derlediğimiz bilgilere göre konumuz olan köylerin kuruluşu 1700’lü yıllardır. Kaynak kişilerden yalnızca birisi –en güvenilir kaynak kişi- köylerin 500 yıldan daha fazla bir zaman önce kurulduğunu belirtiyor.
Tahrir kayıtlarında Akdağ nahiyesinde Yellüce Kışla, Yellüce Viran ve Kuyulu Viran adlı yerleşimlere rastlanmaktadır. Akdağ nahiyesi şimdiki Çayıralan ilçesi ve çevresini kapsıyordu. Karaözü ve çevresi de bu nahiyedeydi. Bu köylerin Yerliburun ve Körkuyu köyleriyle ilgisi konusunda kesin bir şey söyleyemiyoruz. Aynı nahiyede yer alan İğdelüce köyünün konumuz olan İğdeli ile aynı olup olmadığını bilmiyoruz. İğdelüce’nün bir başka adı Halil Abdal idi ve burada bir zaviye vardı.

 
Halk dilinde “yerli” ile “yelli” sözcüklerinin telaffuzu aynıdır. Dolaysıyla, günümüzde resmi yazımda “yerli” ile belirtilen ad büyük bir olasılıkla “yelli” idi. Çünkü; “yerliburun” sözcüğü Türkçede bir anlam içermiyor. Yelliburun, “rüzgarlı-burun” anlamına geliyorsa da Beğdili boyundan olan Yellü obasının yurt tuttuğu yer anlamında da olabilir. (Yellü obası, Kangal’ın Yellüce köyüne ad vermiştir. Bu köy, Şeyh Şazeli ocağının merkezidir ve Yozgat yöresinde de talipleri vardır.) On altıncı yüzyılda Yellüce Kışla köyünde Yahyalu topluluğu göçebe olarak yaşamaktaydı. Bu durum, Yellü obasının buraya ad verdiği, ancak, daha sonra başka bir yerde yurt tuttuğu anlamına gelir.


Öte yandan; Yeni-İl kazasının sınırlarını belirten bir tutanakta Yelliburun adlı bir yerden söz edilmektedir. Yakınında Sekiz Afşar Yurdu, Yıva, Saru Yol, Kara Durak Gedüğü, Kuş Kayası, Kafile Geçüdü gibi yerler bulunan bu yerin konumuz olan Yerliburunla aynı olup olmadığı hakkında bir görüş öne sürmek için yörede bu yer adlarını soruşturmak gerekmektedir. Yıva adını dikkate alırsak, burası Gürün’ün Yuva köyü olabilir ki; bu durumda, adı geçen Yelliburun köyünün konumuz olan köy ile aynı olmadığı ortaya çıkar.
Tahrir defterlerinde Kaleköy’ün adına rastlanmıyor. Zamantı kazasının Pınarbaşı nahiyesinde Burun Viran adlı bir köy kayıtlıysa da, yöreye çok yakın olmasına karşın, burasının konumuz olan Burunören’le bir ilgisi olmasa gerektir. Çünkü; konumuz olan Burunören köyü toprakları on altıncı yüzyılda Bozok’un Çubuk nahiyesinde yer almaktadır. Bu nahiyenin güney sınırı, Maraş’ın kazası olan Zamantı’ya aittir.

 
Karpınar’a gelince: Yukarıda belirttiğimiz gibi burası 1641 yılındaki Yeni-İl tahririnde adı geçen bir yayladır. Yani; henüz köy değildir.
Yukarıda incelediğimiz sülalelerin bir bölümünün en azından 1641 yılında Karpınar köyünde yayladığını belirlemiş durumdayız. Köylerde yerleşik yaşama geçiş ise 1730’larda biten Rakka sürgününün hemen sonrasında olmalıdır.
Sonuç olarak; Yedi Bucak Avşarı’nın yöreyle göçebe olarak tanışması 600-700 yılık, köylere yerleşimi ise yaklaşık 260 yıllıktır, denebilir.


 

YEDİ BUCAK AVŞARI / Hamza Aksüt (6)

YÖRENİN ALEVİLİKLE İLGİSİ


Yedi Bucak Avşarı’nın barındığı yöre Osmanlı egemenliğinden (1516) çok önce Alevi obalarca yurt tutulmuştu. Özellikle Dede Garkın ocağına bağlı dede ocakları ve talip toplulukları bu yöreyi on üçüncü yüzyılda yurt edinmişti.
Dede Garkın ocağına bağlı Şeyh İbrahim ocağının zaviyelerinden birisi Karaözü köyünde Kızılırmak kenarındaydı. Bu konuda günümüze ulaşmış ilk kayıt, Dulkadır beylerinden Şahruh’un 1494 yılında onayladığı tutanaktır. Zaviye, Sivas-Kayseri, Sivas-Bozok ve Maraş-Bozok yollarının kavşağında, yani, çok önemli bir yerdeydi.
Şeyh İbrahim zaviyesinin tam yeri, Karaözü’de, Kızılırmak üzerinde yapılmış olan köprünün doğu ucunda, Kayseri yolu sapağının batısındaydı. Zaviye kalıntısı 1970’lerde yol yapımı sırasında yok edilmiştir.

 
Dede Garkın ocağının ve ona bağlı olan Şeyh İbrahim ocağının yörede önemli bir yere sahip olduğu anlaşılmaktadır. Çubuk nahiyesindeki Garkın, Resullü, Dokuzlar ve Dokuzderesi köyleri bu durumun kanıtlarıdır. Ayrıca, Sarıoğlan’ın hemen yanında yer alan Demürci Viranı, Sarıoğlan’dan daha güneydeki Sarımbeğ Viranı (öteki adı Ebul Hayr Kışlası’dır), Tersakan, Kaynar Pınar gibi birçok köyde Şeyh İbrahim talibi olan Demircili obası barınıyordu. Bozok yöresinde ise aynı ocağa bağlı Salmanlı oymağı, bir yöreye ad verecek kadar nüfusa ve etkinliğe sahipti.


Ocağın kurucusu, Şeyh İbrahim Hacı adını taşımaktadır. Ancak, bu ad konusunda okurların bilmesi gereken bir durum vardır. Bu ad, “İbrahim Hacı obasından olan şeyh” anlamında bir sosyal addır. Yani, ocak kurucusunun üyesi olduğu oba, İbrahim Hacı’dır. Şeyh İbrahim Hacı’nın doğuştaki adı ise büyük bir olasılıkla Şah Veli’dir. Şeyh İbrahim Hacı, Dede Garkın’ın halifesidir ve on üçüncü yüzyılda yaşamıştır. Dede Garkın ve Şeyh İbrahim Hacı, talip topluluklarıyla birlikte Mardin’in batısından Anadolu içlerine yönelmiştir. Talip topluluklardan olan Salmanlı, Demirci, Şekerhacılı, Dedeşli, Sülüklü gibi obaların coğrafi kökeni, Nusaybin’in batısındaki Suriye-Türkiye sınır bölgesi boyunca uzanan düzlüktür.

Ocağı kuran oba –yani, İbrahim Hacı obası- on altıncı yüzyılda bir köy olan Sarıoğlan’da oturan Çiçekli obasıyla ve Bozok’un Yukarı Kanak nahiyesinde göçebe olarak yaşayan Bahaeddinli obasıyla (bugünkü Bahadın kasabasını kuran topluluk) aynı grupta idi. İbrahim Hacı obası, Çubuk’ta Kesik Viran (ya da Kesek Viranı) köyünde barınıyordu. Bu köyün yeri Sarıoğlan kasabası yakınında olmalıdır. Çünkü, bazı kayıtlarda bu köy Maraş livasının Zamantı kazasının Hınzıri nahiyesinde görünmektedir. Hınzıri nahiyesinin sınırı Sarıoğlan’ın hemen yanından başlamaktadır. Kesek Viran köyünde, köyün adını taşıyan bir zaviye kayıtlıdır. Vakfiye suretini Dulkadır hükümdarı Alauddevle (ölümü 1516) onaylamıştır. Şeyh İbrahim ocağının en önemli talip grubu Salmanlı Avşarı’dır. Çok geniş bir coğrafyada yurt tutmuş olan Salmanlı Avşarı, Bozok yöresinde öteden beri kalabalık bir kitleye sahiptir.

 
Yörede etkin olan bir başka dede ocağı Malatya-Hekimhan’ın Kınık, Basak, Güvenç köyleri ile Yazıhan’ın Karaca köyünde üyeleri olan Hacım Sultan’dı. Bu ocağın etkinliği, Karaözü köyünün şimdiki topluluğunun yöreye gelmesiyle, yani, on yedinci yüzyılda (1600-1700 yılları arası) başlamıştır. Karaözülüler, Malatya’da adı geçen bu köylerde iken de aynı ocağa bağlıydılar. Yani, talipler Malatya’dan Kayseri gibi uzak bir yere gelmiş, ancak dede ocağından ayrılmamıştır.

Sözünü ettiğimiz yüzyıllarda yörede etkin olan bir başka dede ocağı Seyyid Selahaddin idi. Ocak üyeleri Pınarbaşı’nın Kızancık köyünde oturuyordu. Ocağın zaviyelerine Dulkadır devleti tarafından birçok yerleşimin vergi geliri tahsis edilmişti.
Seyyid Selahaddin ocağının bir zaviyesi ise Burunören köyü yakınında olduğunu tahmin ettiğimiz Toklucalu köyündeydi. Bu zaviyede iki kişi zaviyedardı.

Seyyid Selahaddin ocağı ile Şeyh İbrahim ocağının yakınlığı günümüze dek ulaşmıştır. Örneğin, Kangal’ın Hamal köyü halkının bir bölümü Şeyh İbrahim, bir bölümü ise Seyyid Selahaddin talibidir. Selahhaddin ocağı üyeleri (dedeleri) günümüzde Yozgat’tadır.

Tüm bu bilgilerden çıkan sonuç, tarihini araştırdığımız Yedi Bucak Avşarı yöresinin on üçüncü yüzyıldan (1200-1300 yılları arası) bu yana Alevi obalarla meskun olduğudur. (Değerli bilim adamı Faruk Sümer’in Bozok yöresindeki Türkmen topluluklarının yerleşme zamanını, bu bölgedeki Tatarların Timur tarafından götürülmesinden sonraki zamana bağlayan tahmini gerçeklerle bağdaşmıyor. Çünkü yöredeki Dede Garkın ve Şeyh İbrahim Hacı ocakları ve talip topluluklar on üçüncü yüzyılın ögeleridir.)

 

YEDİ BUCAK AVŞARI / Hamza Aksüt (7)

YÖRE'NİN OSMANLILARCA İŞGALİ

Konumuz olan yöre 1517 yılında Osmanlı devletince işgal edildi. Bu işgal ve mezhep farklılığı, Osmanlı devletiyle Türklerin, özellikle Alevi Türklerin önemli savaşlarına neden oldu. Bu savaşların bazıları konumuz olan yörede gerçekleşti.
Savaşların ilki, Tekelü Şah Kulu ile Osmanlı vezir-i azamı Hadım Ali Paşa arasında olanıdır. Antalya yöresi Türkmenlerinden olan Şah Kulu (Osmanlı yazarlar Şeytan Kulu diyorlar), Osmanlı güçlerini defalarca yendikten sonra Orta Anadolu’ya hareketlendi. İki ordu Çubuk ovasında 1511 yılında karşılaştı. Burada yapılan savaşta Osmanlı ordusu yine bozguna uğradı. Osmanlı veziriazamı Hadım Ali Paşa yaşamını yitirdi. Ne var ki; Şah Kulu da bu savaşta öldü. Şah Kulu’nun askerleri Azerbaycan’a giderek oraya yerleşti.

Savaşın yapıldığı Çubuk ovası, Sarıoğlan’ın bulunduğu düzlüktür. Çubuk, batıda Tuzhisar ile doğuda Akkışla köyü (şimdi kasaba) ve Gemerek arasındaki yörenin adıydı. Bununla birlikte bazı Osmanlı yazarları, (örneğin; Gelibolulu Mustafa Ali) savaşın Sarımsaklı’da cereyan ettiğini belirtmektedir.

Osmanlılarla Alevi Türkmenler arasındaki ikinci savaş da konumuz olan yörede cereyan etmişti. Boz-Oklu Şah Veli, Osmanlılarla ittifak kuran Dulkadır beği Şehsüvar-oğlu Ali’nin ve Boz-Ok valisi Üveys’in evlerini basarak olay çıkardı. Dulkadır ailesinden Hisar Beğ de Şah Veli’nin yanında idi. Şah Veli’nin üzerine yürüyen Osmanlının Rum mirmiranı Şadi Paşa, Zile’de yapılan savaşta yenik düşerek kaçtı.
Bunun üzerine Osmanlılar tekrar asker toplayarak Şah Veli’nin üzerine yürüdü. Karaman, Sivas vilayetleri ve Ali Beğ’in askerleriyle Şah Veli’nin askerleri Karaözü köyündeki Şahruh köprüsü yakınında karşılaştı.(24 Nisan 1519) Sabahtan karanlık basana kadar süren savaşta yenilen Şah Veli ve Dulkadır beyi Hisar Beğ, Zile’ye kaçtı. Şah Veli ve Hisar Beğ Tokat yöresindeki Çunkar topluluğu tarafından yakalandı. Şah Veli öldürüldü. Hisar Beğ, karısı ve çocuklarıyla birlikte hapse atıldı. Osmanlı kaynakları Celali nitelemesini ilk kez Şah Veli için kullanmıştır.

Kendi ailesine ve devletine karşı Osmanlılarla ittifak yapan ve onların hizmetine giren Ali Beğ, Kanuni’nin emriyle 1522 yılında öldürüldü.

Olayın öykühazin ve ibret vericidir:
Kanuni’nin fermanı elinde olan Osmanlı paşası Ferhat, Safeviler üzerine sefer yapılacağı kandırmacası ile Ali Beğ’i ve oğullarını Tokat’a çağırdı. Ali Beğ’i, Artova’da törenle karşılayan Ferhat Paşa, ziyafet sofrasında onu ve beş oğlunu öldürterek soyunu kuruttu. Bu olay üzerine Anadolu halkı “Osmanlı yiğit basandır” sözünü üretti.
Özet olarak anlattığımız bu savaşlardan başka, Kalender Çelebi, Baba Zünnun ve Şah İsmail adı verilen ayaklanmalar da incelediğimiz yörede etkin olmuştur.

İncelediğimiz yöre halkının kökeninin Halep Türkmenleri içindeki Avşarlar olması, yöre halkının Alevi olmasıyla yakından ilgilidir. Halep Türkmenlerinin beyi olan Mansur, buyruğundaki kalabalık bir Avşar kitlesiyle bir süre Akkoyunluların hizmetine bulunmuş, Safevi devletinin kurulmasıyla birlikte Azerbaycan’a giderek Fars valisi olmuştur. Mansur Beğ’in sülalesi de yöneticiliklerde bulunmuştur. Örneğin; torunu Şah-Ruh Sultan, Kuh-Giluye valisiydi. Çaldıran savaşında Safevi ordusunun önemli bir bölümü Avşarlardan oluşuyordu.


YEDİ BUCAK AVŞARI / Hamza Aksüt (8)

YEDİ BUCAK AVŞARI KÖYLERİNİN DEDE OCAĞI

Yöre halkının dede ocağı Sarı İsmail’dir. Ocağın Antep kökenli olduğu söylenmektedir. Ocak hakkında görüştüğümüz bir dededen ocağın tarih içinde izini sürmemize yarayacak herhangi bir ipucu elde edemedik. Görüştüğümüz kaynak, modern yayınlardan son derece etkilenmiş, ocağın tarihini de bu son derece genel bilgilerle uyumlu kılmak için bir hayli amatör çaba sergilemiş birisiydi. Örneğin; ocağın mürşidini öğrenememiş olmamız, konumuz açısından büyük bir veri eksikliği oluşturdu.
Tüm bunlara karşın ocağın kökeninin Antep olması, halkın kökeniyle uyumludur. Çünkü; Antep, Halep’te yer almaktadır. Bize göre ocak, büyük bir olasılıkla Gaziantep’in Sarılar-Milelis ve Sarılar-Çepni köylerindeki dede ocağı kökenlidir ya da en azından onlarla ilişki halindedir. Gaziantep’teki bu ocağın Yozgat’ın Akdağ yöresindeki Evci ve Çukurören köylerinde talipleri olduğunu biliyoruz. Ocakla bu köylerin halkının dede-talip ilişkisi 1940’lı yıllarda devam ediyordu.

Yörenin bir başka dede ocağı, Şarkışla’nın Hüyük köyünde yaşayan Ahioğlu’dur. Ahioğlu ocağı, Sivas’ın Zara ilçesinin Eymür köyü kökenlidir. Ocak, Şeyh Merzifani zaviyesi kökenlidir.
Bir başka dede ocağı Üryan Hızır’dır. Yerlikuyu köyünde talipleri olan bu ocak, Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesindeki Karahasanlıların da dede ocağıdır. Karahasanlı adlı obanın Körkuyu köyünün kurucusu olduğu dikkate alındığında bu, çok ilginç bir durumdur.


YEDİ BUCAK AVŞARI / Hamza Aksüt (9)

 

SÖZLÜK
Akdağ nahiyesi: Kızılırmak sınır olmak üzere Kayseri-Sarıoğlan ve Yozgat Çayıralan ilçelerinin topraklarını kapsayan nahiye. Konumuz olan köylerin bulunduğu yer (Burunören hariç)
Boy: Oğuzların 24 biriminden her biri, aşiret
Bozok nahiyesi: On yedinci yüzyılda Bozok’taki Yeni-İl Türkmenlerinden vergi almak için oluşturulan nahiye. Bu nahiye yalnızca göçebe birimleri kapsar.
Bozok: Yozgat’ın Akdağmadeni dışındaki yerlerini, Şarkışla’nın Emlek yöresini ve Sarıoğlan-Gemerek çizgisinin kuzeyini kapsayan yönetim birimi (Yozgat, on altıncı yüzyılda Bozok’un bir köyüydü.)
Çubuk nahiyesi: Tuzhisar’dan başlayıp Gemerek’te biten, Kızılırmak ile sınırlanan ve Bozok’a bağlı olan yer
Kaza: Genellikle herhangi bir merkezi (kasabası) olmayan, nahiyelerin toplamı olan yer.
Nahiye: Herhangi bir merkezi (kasabası) olmayan yönetim birimi, yer.
Oba: Boyun parçaları
Oymak: Yaylada ve kışlada birlikte hareket eden obaların toplamına verilen ad
Sülale: Obanın parçası
Yeni-İl kazası: Divriği’nin batısı, Gürün’ün kuzeyi, Kangal ve Ulaş ilçelerinin tamamı, Şarkışla’nın güney bölümünü kapsayan kaza. Bu kaza on altıncı yüzyılda oluşmuştur. 1600’lü yıllarda Zamantı ve Bozok nahiyeleri de Yeni-İl kapsamına alınmıştır.
Yeni-İl Türkmenleri: Yeni-İl kazasında yaylayan ve yerleşik bulunan Türkmenlerin tümüdür. Bunların göçebe olan grubu Halep Türkmenleri olarak ad almıştır. Aralarında çok az da olsa Kürt obaları vardır.
Zamantı kazası: Elbistan’ın kuzeyinden Tuzhisar, Sarıoğlan ve Gemerek’e dek uzanan ve Maraş livasına bağlı olan kaza.
Zamantı nahiyesi: Zamantı kazasının merkez nahiyesi

Halk Tarihi Araştırmacısı Hamza Aksüt, Araştırmacı Ali Aksüt tarafından

  • Değerli site ziyaretçileri;
  • Sarıoğlan’a bağlı Burunören, Kaleköy, Yerlikuyu (Yelliboyun + Körkuyu), İğdeli, Karpınar, Karaözü ve Kızılpınar yerleşimleriyle ilgili bir araştırma yapılmıştır.
  • Yöre insanı Secatipek Demir, Halk Tarihi Araştırmacısı Hamza Aksüt, Araştırmacı Ali Aksüt tarafından yapılan bu çalışmada:Bu yerleşimlerin tarihi,
  • Folklorik değerleri,
  • İnanç yapıları ele alınacaktır.
  • Ayrıca; Emlek yöresindeki Ortaköy, Hüyük, Sivrialan, Sarıkaya (Kürtler) ve Eskiyurt (Alakilise) köylerinin de üzerinde durulacaktır.
  • Bu konular “Alevi Toplulukların Kökeni” adıyla planlanan bir kitapta, panellerde ve sempozyumlarda okura ve izleyicilere sunulacaktır. TÜRKMEN SiTESi

BİR GÜN BABAMIZIN RESMİDE ÖLÜR!

Attila Uçar

 

Çoğumuz babamız henüz hayattayken onun yüzüne bir kere bile dikkatle bakmayız. Baba 'baba' sözcüğünü kullanmaya başladığımız günden itibaren sürekli karşımızda duran bir alışkanlıktır. Yıllarca babamızdan değil, bir alışkanlıktan bahsederiz: Annemize, 'babam bu gün neden gecikti' diye sorarız; kardeşimize, 'babam yine su istiyor' der ve dertleniriz; bazen de, 'babama hangi yalanı uydursam, 'diye planlar kurarız kafamızda.

Baba her seferinde bize biraz uzak, biraz yabancı birisidir. Her gün elbiselerini giydirip sokaklara saldığımız o 'biraz' yabancının, zamanın karşısında an be an nasılda eriyip gittiğini farkedemeyiz bile.Oysa ilkin ve hep onun elbiseleri yaşlanır, ilkin ve hep onun saçları ağarır, ve hep o öksürür. Bizim, bir alışkanlığın perde gerisinden baktığımız o yüzde zaman, çizgilerden, girintilerde ve çıkıntılardan yeni bir yüz yapar, bunu da farketmeyiz. İçimizden az buçuk dikkatkesilenler bilirler ki, baba göz  altlarındaki torbalarda yorgunluk biriktiren kederli göçmenidir evimizin. Bir an gelir, göz altlarındaki torbaların ağzını gözlerinin feriyle bağlayamaz olur artık. Bir an gelir, o iki bağcık da hiç ummadığımız bir vakitte, hiç ummadığımız bir yerde çözülüverir. Çözülüverir ve babamız, bizden sakladığı bütün yorgunluklarını orta yerde bırakıp, kasketinin altını terkeder. Biliyormusuz, babamız bir gün ilk defa gerçekten ölür!..


Babamız bir gün ilk defa gerçekten ölür ve biz ilk defa o gün anlarız, evimizde bir babamız olduğunu. O gün anlarız ki, aramızda dolaşan yalnızca alışkın olduğumuz bir gölge değildi; o gün anlarız ki artık annemizle anlaşarak kandıracağımız bir saflık, sessiz sedasız çekilip gitmiştir aramızdan; ve o gün anlarız ki'baba'dan bize kalan, bir kelimeden çok öte, çok daha ağır bakiyedir. Şeceremizi bir arada tutan en kalın damar ansızın kopmuş, şimdiya kadar nasıl durduğunu düşünmediğimiz aile şemsiyemiz yağmur vurdukça su geçirmeye başlamıştır. Daha başka şeyler de olmuştur baba gidince: içimizdeki korku kaybolmuştur artık; sofranın baş köşesinde yaşlı, kocaman bir boşluk açılmıştır; akşam haberlerinde esirgenmeden savrulan bir küfür orta yerde sahipsiz kalmıştır; dahası, babayla beraber ilgi duymadığımız pek çok memleket haberi de sınırlarımızın ötesine göçmüştür. Baba ölürken bize bir iyilik yapmış,üzerine dertlenilen bir ülkeyi de kendi gövdesiyle beraber ölmüştür...

 

Artık içimizden hiç kimsenin, babanın yerine baba olamayacağını, vaktin çıkıp çıkmadığını onun sesiyle soramayacağını anladığımızda, çaresiz bir şeyler yaparız: kendimizi babamızın hiç ölmediğine, şeceremizin hiç dağılmayacağına inandırmak için, onun en sevdiğimiz resmini büyülterek, annemizin ya da en büyük kardeşimizin odasındaki duvarın orta yerine konduruveririz. Konduruveririz ve resme bakarken ilk defa babamızın yüzüyle yüzleşiriz. Böylelikle ilk kez, babamızın gözlerinde bir göç öncesinin alınganlığını görürüz; babamızın saçlarının fazlasıyla beyazlaşmış olduğunu görürüz, ilk kez görürüz ki, babamızın alnı yaşadığımız coğrafyanın kaderiyle aynıdır: Babamızın alnı, sanki savaştan hiç kurtulmamış bir cephe yerine benzetilmektedir; babamızın alnı, bizzat hayatın alnıdır! Onu yeniden aramıza çağırmakla, onun yüzünü her gün görebileceğimiz bir yerde ağırlamakla, bir süreli ğine de olsa, ölü babamızla ilk kez içtenlikle baba evlat haline geliriz. Konuk ettiğimiz insanlara anlatırız onu,onun kim olduğunu soran çocuklara; öyle ki, onun kim olduğunu sormayanlara içlendiğimiz bile olur. Duvarda, bir yanlarını yeni yeni hatırladığımız, çerçeve içinde bir babamız vardır artık...

 

Ama mevsimler, gün gelir, babamızın duvardaki resmini de soldurmaya başlar. Babamızın göz altlarını tutan o incelmiş bağcıklar, bir kere daha unutkanlığımız tarafından kopmaya terk edilir. Aramızda heyecanla çağırdığımız sevgili ölümüzü yüzü, mahkum olduğu çerçeve içinde tekrardan bir gölgeye, tekrardan bir alışkanlığa dönüşür. Bir evden başka bir eve taşınırken, eşyalarımızın arasında can çekişir durur; yeni evimize uygun olup olmadığını düşünecek kadar uzaklaşır aramızdan. Nihayet, yeni evlerimiz, bu yakışıksız yabancının resmini duvarları için uygunsuz bulmaya başlar. Yeni evlerimizin duvarları, su kenarlarını, tarlaları, yorgun işçi tulumlarını, bir memurun çantasını, bir askerin kaputunu, bir kasketin alınlığını ve bütün o eski alışkanlıkları kabul etmez olur artık. Bir gün biz yine fark etmeden, duvardaki yerinden de devrilir babamız.


BİR GÜN BABAMIZ İKİNCİ KEZ ÖLÜR!

Attila Uçar

 
 

aktuelle Testnews für Aşiret

Flash haber:

07.09.10 08:51

Antalya'a BULUŞMA

Bu etkinliğimizin nasıl olacağı konusunda öneri ve katkılarınızın olacağını biliyor ve bekliyorum....


28.07.10 07:07

28-29 temmuz'da Çepni'de Sempozyum

28 - 29 temmuz da Çepni'de sempozyum

 

Gemerek İlçesi Çepni Belediye Başkanlığı

 

Değerli...


17.06.10 18:12

DAYANIŞMA YEMEĞİ

17 HAZİRAN PERŞEMBE GÜNÜ SAAT 19:00 DA

YEDİ BUCAK AVŞARLAR FUTBOL TAKIMI DAYANIŞMA...


Saturday, 13. 02 2010 21:45 zaman: 206 Tage

PANEL

 

Sonderschule Sorunu

13 Şubat 2010 Saat: 13.00

Duisburg-Essen Üniversitesi

Sonderschule / Förderschule Sorunu ve Göçmen Toplumu
PANEL
13 Şubat 2010
Panel 2010
Konuşmacılar:
Prof. Dr. Rolf WERNING (Hannover Üniversitesi Felsefe Fakültesi Dekanı)
Prof. Dr. Mehmet ÖZYÜREK
(Gazi Üniversitesi Zihinsel Engelliler Eğitimi Anabilim Dalı Başkanı)
Prof. Dr. Wolfgang JANTZEN
(Bremen Üniversitesi)
Prof. Dr. Ali UÇAR
(Alice Salomon Hochschule Berlin)
Yrd. Doç. Dr. Berrin BAYDIK
(Ankara Üniversitesi Zihin Engelliler Eğitimi Anabilim Dalı)

13 ŞUBAT 2010 Saat: 13.00

Yer: Duisburg-Essen Üniversitesi

Essen Kampusu, Glaspavillon

 

Düzenleyen: .. ve Eğimi Geliştirmek İçin İnisiyatif e.V.”

“Die Gaste”



Amaç: İstatistiksel olarak Türkiyeli çocukların %7’sini kapsayan, ancak Integrierte Gesamtschule vb. adlarla yeni oluşturulan okullarla bu oranın %10’lara çıktığı Sondurschule/Förderschule sorununun eğitsel ve toplumsal konumunu saptamak, bilimselliği içerisinde tartışılarak bu alandaki sorunları ortaya çıkarmak ve toplumun çözüm yolları aramasında destek olmak.
Genel alan gözlemlerine göre, birinci sınıfa başlayan göçmen çocuklarının büyük çoğunluğu, ilk üç yıl içinde değişik testlerden geçirilerek çokluk “öğrenim özürlü” olarak Sonderschule/Förderschule’l[..] gönderilmektedir.


Kimi durumda, özellikle küçük köy ve kasabalarda, öğretmenlerin, sınıfın genel seviyesini koruma adına göçmen çocuklarını bu okullara gönderilmesi yönünde genel bir eğilim gösterdikleri de gözlenmektedir.
Bu durum, aileler üzerinde psikolojik sorunlar yarattığı gibi, ailelerin toplumsal ilişkilerinde de sorunlar yaratmaktadır. Sonderschule’ler genel olarak “geri zekalılar okulu” olarak görüldüğünden, ailelerin karşı karşıya kaldığı sorunlar belli ölçülerde eğitsel ve kültürel nitelikte olmakla birlikte, bu okullara gönderilen çocukların, okulda uygulanan programlara bağlı olarak zihinsel ve fiziksel faaliyetlerinde önemli bir gerileme olduğu da alan gözlemlerinde açıkça görülebilmektedir.


Bu çocuklar, zorunlu eğitim süresini tamamladıktan sonra zihinsel ve fiziksel faaliyetleri zayıflamış, toplumsal ilişkileri tümüyle kopmuş bireyler olarak aile ortamında yapayalnız kalmaktadırlar.
Bu yalnızlık ortamında çocuklara hiç bir yardım yapılamadığı gibi, aile bu çocuklarla iletişim kuramamakta ve giderek kendilerine bir yük olarak görmeye başlamaktadırlar.


Bugün, yeterli veri bulunmamakla birlikte, yüzbinden daha fazla çocuk, yetişkin olarak toplum içinde yaşamaya çalışmaktadırlar.
Bunun yanında, gerçek anlamda “zihinsel özürlü” olan göçmen çocuklarının erken teşhisine ilişkin de ciddi sorunlar olduğu görülmektedir.
Son dönemlerde “öğrenim özürlü” çocukların yanında yaygın biçimde “konuşma özürlü” çocuklar görülmeye başlanmıştır.


Bu ampirik gözlemlerden yola çıkarak panelde ele alınması gereken konular ve sorunlar şu şekilde saptanabilmektedir:


1) Doğum anından itibaren göçmen çocuklarının dört yaşına kadar gerçek anlamda “zihinsel özürlü” olup olmadıklarının doğru biçimde ve zamanında saptanıp saptanmadığı,
2) “Zihinsel özürlü” olarak saptanan göçmen çocuklarının eğitiminde hangi programların uygulandığı ve bu programların yeterli olup olmadığı,
3) Daha ileri yaşlarda “zihinsel özürlü” oldukları saptanan göçmen çocukları için uygulanabilecek eğitsel programların olup olmadığı,
4) İlkokul 1. ve 4. sınıf arasında “öğrenme özürlü” olduğuna ilişkin saptamalarda kullanılan testlerin doğruluk oranları,
5) Bu çocukların test sonuçlarına göre sonderschule’lere gönderilmesi sonucunda ortaya çıkan fiziksel ve zihinsel geriliklerin nedenleri,
6) Zorunlu eğitim süresi sonrasında ailenin sorumluluğuna terk edilen bu çocukların ileri yaşlardaki sorunlarına ilişkin farklı eğitsel, kültürel ve psikolojik programların gerekliliği ve uygulanabilirliği,
7) “Konuşma özürlü” olarak saptanan çocuklara yapılan psikolojik ve eğitsel desteklerin yeterliliği ve göçmenlik nitelikleriyle, özellikle de anadili Türkçe olmasından kaynaklanan durumlarıyla uyumlu olup olmadıkları,
8) 18 üstü yaştaki sonderschule/förderschule çocuklarının toplumsal uyum sorunları ve iş olanakları,
9) Tüm bu konularda çalışan eğitmen, danışman, öğretmen, uzman, psikolog vb. kişilerin göçmenlik ve anadili sorununu kavramış olmalarının ne ölçüde gerekli olduğu,
10) Oluşturulabilecek anadili temelli Almanca öğrenim/eğitim programının (4-7 yaş grubu düzeyinde) bu alanda nasıl bir katkıda bulunabileceği,
11) Tüm bu konulara ve sorunlara ilişkin olarak ailelerin eğitimi ve toplumun bilgilendirilmesi.

PROGRAM


Panel Yöneticisi: Prof. Dr. Emel Huber

13:00 – Açılış Konuşmaları
Prof. Dr. Emel Huber
(Duisburg Essen Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği Bölümü Başkanı)
Dr. Andreas Goldberg
(Türkiye Araştırmalar Merkezi Vakfı Genel Müdürü)
Ailelerin Konuşmaları
Zeynel Korkmaz (Die Gaste Genel Yayın Yönetmeni)

14:00 – Ara

14:30 – Sunumlar I
Prof. Dr. Rolf Werning
(Hannover Üniversitesi Felsefe Fakültesi Dekanı)
Prof. Dr. Mehmet Özyürek
(Gazi Üniversitesi Zihinsel Engelliler Eğitimi Anabilim Dalı Başkanı)

15:15 – Ara

15:30 – Sunumlar II
Prof. Dr. Wolfgang Jantzen
(Bremen Üniversitesi)
Prof. Dr. Ali Uçar
(Alice Salomon Hochschule Berlin)
Yrd. Doç. Dr. Berrin Baydık
(Ankara Üniversitesi Zihin Engelliler Eğitimi Anabilim Dalı)

16:30 – Ara


16:45 – Sorular ve Yanıtlar


18:00 – Kapanış

 

Gönderen / Kaynak:

Baki Koç