| NO: |
694 |
| Datum: |
Mittwoch 19:06 25.06.2008 |
|
|
Baki Koc |
|
|
|
Bugünlerde, Aydin, Demokrat, Ilerici, Devrimci ve Yurtsever olabilmek zor olsa gerek!
Uzun yilardir sitelerimizde, eledik beledik yazildi ve okuduk.
Gönlümüz isterki tipki * yazidaki gibi düsünebilsek, olabilsek baska sorunlarimizi ele alabilsek.
Evet, yine her yasadigimiz olaylari andigimiz gibi.
Yine yasanan Sivas olayini animsayacagiz.
Yine duyarli olanlar sokaklarda olacak.
Duyarsiz olanlar ise yine kör olasi gözlerini kapayacaklar.
insanlik sucu olan ve resimlerden izledigimiz o manzaralara söyleyebilecek birsey bulabilmek zor.Bir örnek verelim, farzedinki öyle bir olayda yakininizi Anenizi, Babanizi veya kardeslerinizi kaybetiginizi düsünün!
Tarihde hep yasadik yasiyoruz. Susmak duyarsiz kalmak, Seriyatci ve Fasist olusumlarin ve yine benzeri saldirilarin yolunu acar.
Sivas Madimak, olayini planlayan, uygulayan ona destek cikan zihniyeti kiniyorum.
Hersey,daha güzel bir yarini yasayabilmek icin.
Baki Koc
(* Ziyaretci Defteri yazi NO:681 ) |
|
|
|
|
| NO: |
693 |
| Datum: |
Mittwoch 07:27 25.06.2008 |
|
|
ibrahim Dogan |
|
|
|
Burunören halkından Çerkez GÖRGÜLÜ amcanın vefaatını malesef ögrenmiş bulunmaktayız.Kendisine Allahtan Rahmet Kederli ailesine ve sevenlerine baş saglıgı diliyorum.Mekanı cennet olsun |
|
|
|
|
| NO: |
692 |
| Datum: |
Donnerstag 11:05 19.06.2008 |
|
|
Mersin Karaözü Kültür ve Dayanışma Dern |
|
|
|
Yöremizden Burunörenli Çerkez GÖRGÜLÜ'nün vefatini büyük bir üzüntüyle Ögrenmis bulunuyoruz. Merhuma HAK'tan Rahmet, Ailesi ve Tüm Yöremize başsaglığı dileriz.
Mersin Karaözü Kültür ve Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu Adına
Suzan YÜCEL |
|
|
|
|
| NO: |
691 |
| Datum: |
Mittwoch 19:53 18.06.2008 |
|
|
Aslan Dogan |
|
|
|
Burunören Köyünden Cerkez Amcanin vefatini büyük bir üzüntüyle Ögrenmis bulunuyorum. Kendisine ALLAHTAN Rahmet diler, Basta cocuklari olmak üzere kederli ailesine bassagligi dilerim.Topragi Bol Mekani Cennet olsun. |
|
|
|
|
| NO: |
690 |
| Datum: |
Dienstag 15:43 17.06.2008 |
|
|
Ali Can ARICA |
|
|
|
Cerkez dayinin olum haberine cok uzuldum. topragi bol mekani cennet olsun. tum gorgulu ailesine taziyelerimi iletirim.herkezin basi sagolsun
ALI CAN ARICA / AFGANISTAN |
|
|
|
|
| NO: |
689 |
| Datum: |
Dienstag 13:54 17.06.2008 |
|
|
adilkoç |
|
|
|
Cerkez amca'nin hak-a yürüdügünü üzüntü ile ögrenmis bulunuyorum kendisine hak-tan rahmet cocuklarina ve akrabalarina baş sagligi dilerim.Mekenin cenet olsun |
|
|
|
|
| NO: |
688 |
| Datum: |
Dienstag 12:04 17.06.2008 |
|
|
Secati Demir |
|
|
|
Değerli Dostlar,
tatilde olmam nedeniyle güncel olaylardan gecıkmeli olarak haberdar olmaktayım. Bu nedenle türkmensitesi bir müddet daha güncellikten uzak kalacaktır.
Antalya'dan selamlar |
|
|
|
|
| NO: |
687 |
| Datum: |
Dienstag 11:54 17.06.2008 |
|
|
Secati Demir |
|
|
|
Çerkez dayıma tanrıdan rahmet yakınlarına başsağlığı dilerim. |
|
|
|
|
| NO: |
686 |
| Datum: |
Sonntag 20:34 15.06.2008 |
|
|
Mersin Karaözü Kültür ve Dayanışma Dern |
|
|
|
Saygıdeğer Yöremiz İnsanlarından; Emekli İlköğretim Müfettişi Mustafa DOĞANAY'ın vefatını üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayız.AİLESİ VE TÜM YÖREMİZE BAŞSAĞLIĞI DİLERİZ.IŞIKLAR İÇİNDE UYUSUN.
Mersin Karaözü Kültür ve Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu Adına
Suzan YÜCEL |
|
|
|
|
| NO: |
685 |
| Datum: |
Freitag 02:17 13.06.2008 |
|
|
Muzaffer ARICA |
|
|
|
» Ahmet Hakan: Adımın Deniz Gezmiş’in yanına yazılma
Deniz Gezmiş ve arkadaşlarına terörist diyen Milli gazete yazarı Mehmet şevket Eygi’ye bir tepki de Ahmet Hakan’dan geldi.
İŞTE AHMET HAKAN’IN O YAZISI
Kanlı Pazar manifestosu
EĞER …
1969’un şubat ayının o soğuk ve “kanlı” ikinci pazar günü…
Yaşım elverseydi…
Ve Beyazıt Meydanı’nda olsa idim…
Dindar da olsam, imam hatip mektebine de gitsem, anam türbanlı, babam sakallı da olsa, “İslamcıyım” da desem…
Benim yerim…
Kesinlikle Amerikan 6. Filo’sunu protesto eden solcu gençlerin, yani Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının yanı olurdu…
Asla ve kata…
Polisle birlik olup o gençlere karşı tekbirlerle saldırıya geçen sözüm ona Müslümanların yanında olmazdım.
Çünkü…
Ben öyle bilirim ki…
Bu işin din / diyanetle, içine doğulan kültürel çevreyle, hatta ideolojik duruşla falan bir ilgisi yoktur.
Bu bir kişilik ve ahlak sorunudur.
Ve mesele bu kadar basittir.
* * *
Eğer…
Yaşım elverseydi…
O pazar günü…
Kalbim 6. Filo için değil…
6. Filo’yu protesto eden solcu gençler için atardı.
Bugünlerde Deniz Gezmiş ve arkadaşlarına ağız dolusu küfürler yağdıran Mehmet Şevket Eygi gibilerin, o günlerde “din / iman” adına yaptıkları aşağılık propagandanın ve kışkırtmanın etkisi altına girip galeyana gelmezdim.
Eygi ve onun gibilerin, “Bir yanda Sovyetler Birliği, bir yanda ABD var… Biz kötünün iyisi olarak ABD’den yana olmalıyız” şeklindeki izahlarına zerre kadar itibar etmezdim.
Çünkü…
Bu tür yaklaşım tarzını en azından “utanç verici” bulurdum…
Bir “kötü”den kurtuluşu, bir başka “kötü”de aramanın ve “kötüler arasında bir tercih” yapmaya kalkışmanın insanı küçük düşüren bir iş olduğunun ayırdında olurdum.
Böylesi bir tercihin insanlık onuruna yakışmayacağını düşünürdüm.
Hangi konjonktürde yaşarsam yaşayım…
Biraz izan, biraz insanlık ve biraz şuur sayesinde…
Hangi tarafı seçmem gerektiğini idrak edebilirdim.
Tekbirlerle saldırıya geçenlerin karşısına dikilirdim…
“Deli misiniz? Ne yapıyorsunuz?” diye haykırırdım.
“Kötünün iyisini savunmak size mi düştü?” derdim.
* * *
Gelin görün ki…
İlahi takdir işte!
O gün orada değildim…
Ve fakat…
Aklımın erdiği andan itibaren…
Orada olmadığım halde…
Orada olup bitenler nedeniyle “suçluluk” duydum.
Ne zaman o “Kanlı” Pazar gününden söz açılsa yüzüm kızardı…
Hele o günlerde milleti 6. Filo’nun yanında “Allah için cihada” çağırıp kışkırtan adamların, bugün bir parça utanç duyup en azından seslerini kesmek yerine…
Hálá eski kinlerini dipdiri tutup Deniz Gezmiş ve arkadaşlarına ağız dolusu küfürler yağdırdıklarını gördükçe…
Yüzüm kızarmaya devam ediyor.
Bu manifestoyu da işte bu yüz kızarıklığı içinde yazıyor ve diyorum ki:
Lütfen adımı Mehmet Şevket Eygi gibilerin hizasına yazmayın.
Eğer ille de birinin yanına yazacaksanız…
Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının hizasına yazabilirsiniz…
Hiç gocunmam…
Aksine şeref duyarım.
Ahmet HAKAN
iste bu yazi yayinlanir vede saygi ile okunur.Öyle medyalik olabilmek icin laga-luga yazanlara,kalb kirmaya calisanlara da örnek olur. |
muzaffer-arica@hotmail.de |
|
|
| NO: |
684 |
| Datum: |
Donnerstag 01:34 12.06.2008 |
|
|
ERTUĞRUL DOĞAN |
|
|
|
» Klick zum Vergrößern « SELAM CANLAR, BEN YERLİKUYU-FM SİTESİNDEN ERTUĞRUL DOĞAN. ÖNCELİKLE SİZLERİ SELAMLIYORUM, SİTENİZ ÇOK GÜZEL. AYRICA AYDIN DÜŞÜNCENİZDE ÇOK GÜZEL. BiZ İNSANLAR HERZAMAN BİRLİK BERABERLİK DOSTLUK KARDAŞLİK İÇİNDE OLMALIYIZ. SİZLERE TEŞEKKÜR EDERİZ SİTEMİZİN LİNKİNİ KOYDUNUZ; BÜYÜK İNCELİK SAGOLUN VAROLUN. HERZAMAN DOSTLAR İÇİN ELİMİZDEN GELENİ YAPCAMIZI BİLMENİZİ İSTERİZ. BÜTÜN DOSTLARA SELAM VE SAYGILARIMI İLETİYORUM. |
|
|
|
|
| NO: |
683 |
| Datum: |
Mittwoch 23:25 11.06.2008 |
|
|
adilkoç |
|
|
|
Kendini bilmek ya da tanımak, insanın değişmesi zorunluluğunun doğal bir uzantısıdır. Değişmek, uyanmak, şuurlanmak için fazlalıkları terk etmek, içsel bir mücadeleye ve çalışmaya girişmek, özdeşleşmeyi kolaylaştıran bağımlılıklardan uzaklaşmak gereklidir. İnsanlığın içinde bulunduğu şuursuz, otomatik uykuda vazife yapma aşamasının sonunda ortaya çıkacak olan şuurlu vazife hayatı, yani uyanmak, başka bir ifadesiyle kendini bilmek, Dünya Okulu'nda yapılacak olan en son eğitim ve uygulamadır. Kendini tanımada, kendini bilmede, hayatın anlam ve amacını, eşyanın kökenini bilmede ve anlamada gereken bilgileri elde edebilmek ve uygulamaları yapabilmek için bir yol ve öğrenim yöntemi gereklidir. Eskiden, bu çalışmalar özel yollar, tarikatlar aracılığı ile yapılırdı. Bugün, dar kapsamlı eski tür metotların devri geçmiştir.
Artık insanlar, inisiyasyonlarını, hayatın içinde, fevkalade geniş bir hürriyet ile ve kendi şuur ve vicdanlarında, kendi kendilerine geçirmek durumundadırlar. Bilgi, açık ve seçik olarak ortaya konur. Bunun aksiyonu ve sorumluluğu bu bilgi ile karşı karşıya olan insandadır.
İnsan kendi üzerindeki çalşımada, en kaba taraflarından (içgüdülerinden), en üstün şuur hallerine kadar bir arınma ve kendini bilme süreci yaşayacaktır. Bir fikir edinebilmek için konularımızdan bazılarını şöyle sıralayabiliriz:
Nefsaniyet, zaaflar, yalanlar, benliklerimiz, maskelerimiz, tamponlarımız, bencillik ve açgözlülük, tutkular ve eşkoşmalar, alınganlıklar, duygu hayatımız ve kontrolü, düşünce hayatımız ve kontrolü, şuur altı temizliği, pozitif düşünce, istekler ve arzular, ıstıraplar, imajinasyon ve gündüz düşleri, kendi kendimizi müşahede, vicdan ve makul vicdan, vb.Saygilarimla dostlar. |
|
|
|
|
| NO: |
682 |
| Datum: |
Mittwoch 13:57 11.06.2008 |
|
|
SILA RADYO |
|
|
|
12 HAZİRAN 2008 GÜNÜ SAAT 15:00 I GÖSTERDİGİNDE HÜSEYİN UĞURLU'YU SİZLER BULUŞTURMAK İSTİYORUZ. ŞAHRUH'TAN GEÇENLERİ AZ ÖTEDE KALANLARI SEVDASI KÖYÜ OLANLARI VE KARAÖZÜ EĞİTİM YUVALARINDA BÜYÜMÜŞ TÜM DOSTLARI SILA RADYO'DA GÖRMEK BİZLERİ MEMNUN EDECEK.
www.karaozununsesi.com SILA RADYO |
|
|
|
|
| NO: |
681 |
| Datum: |
Dienstag 21:35 10.06.2008 |
|
|
Onur hasan ERDEM |
|
|
|
DEVRIM ve DIN
Devrimciler din nasil bakarlar?
Bugünkü toplum, tamamen geniş emekçi kitlelerin nüfusunun ufak bir azınlığı; yani toprak sahipleri ve kapitalistler sınıfı tarafından sömürülmesi esası üzerine kurulmuştur.
Bütün yaşamları boyunca kapitalistler hesabına çalışan "özgür" işçilere sadece kazanç sağlayan kölelerin yaşamını sürdürmeye, kapitalist köleliğin güvenini ve sürekliliğini sağlamaya yetecek oranda geçim olanağı "tanındığından", bu toplum bir köle toplumudur.
işçileri
İşçilerin ekonomik baskı altında olmaları, kaçınılmaz biçimde her türlü siyasal baskıya, toplumsal aşağılanmaya, kitlelerin ruhsal ve moral çöküntüsünün artmasına yol açar. İşçiler ekonomik kurtuluşları adına az ya da çok ölçüde siyasal özgürlük elde etmek için savaşabilirler. Ne var ki, kapital gücü yönetimden yok edilmedikçe ne oranda olursa olsun elde edilecek siyasal özgürlük, işçileri yoksulluktan, işsizlikten ve baskıdan kurtaramayacaktır.
DIN ve İşçi Sinifi
Başkaları hesabına çalışmaktan, yerine getirilmeyen isteklerden ve yalnız bırakılmışlıktan yılmış halk kitleleri üzerine her yerde büyük ağırlıkla yüklenen ruhsal baskı biçimlerinden biri dindir.
Doğaya yenik düşen ilk insanların tanrılara, şeytanlara, mucizelere ve benzeri şeylere inanmasına yol açışı gibi, sömürülen sınıfların sömürenlere karşı mücadeledeki yetersizliği de kaçınılmaz olarak ölümden sonra daha iyi bir yaşamın varlığına inanmalarına yol açar.
Din, bütün yaşamı boyunca çalışan ve yokluk çekenlere, bu dünyada azla yetinmeyi, kısmete boyun eğmeyi, sabırlı olmayı ve öteki dünyada bir cennet umudunu sürdürmeyi öğretir. Oysa yine din, başkalarının emeğinin sırtından geçinenlere bu dünyada hayırseverlik yapmayı öğreterek, sömürücü varlıklarının ceremesini pek ucuza ödemek kolaylığını gösterir ve cenette de rahat yaşamaları için ehven fiyatlı bilet satmaya bakar.
Böylelikle din, halkı uyutmak için afyon niteliğindedir. Din, sermaye kölelerinin insancıl düşlerini, insana daha yaraşan bir yaşam isteklerini içinde boğdukları bir çeşit ruhsal içkidir.
Ne var ki, köleliğinin bilincine varmış ve kurtuluşu için mücadeleye başlamış köle, kölelikten yarı yarıya çıkmış demektir. Fabrika endüstrisinin yetiştirdiği ve kent yaşamının aydınlattığı modern, sınıf bilinçli işçi, dinsel önyargıları bir yana atar, cenneti papazlara ve burjuva bağnazlarına bırakır ve bu dünyada kendisi için daha iyi bir yaşam elde etmeye çalışır.
Bugünün proletaryası, din bulutuna karşı savaşta bilimden yararlanan ve işçileri bu dünyada daha iyi bir yaşam adına kavga vermek için birleştirerek öteki dünya inancından kurtaran sosyalizmin yanında yer alır.
Din, kişinin özel sorunu olarak kabul edilmelidir. Sosyalistler, din konusundaki tavırlarını genellikle bu sözlerle belirtirler. Oysa herhangi bir yanlış anlamaya yol açmamak için bu sözlerin anlamı kesinlikle açıklanmalıdır. Devlet açısından ele alındığı sürece, dinin kişisel bir sorun olarak kalmasını isteriz. Ancak, Partimiz açısından dini kişisel bir sorun olarak göremeyiz.
Din ve Devlet
Dinin devletle ilişkisi olmaması, dinsel kurumların hükümete değin yetkileri bulunmaması gerekir.
Herkes istediği dini izlemek ya da dinsiz, yani kural olarak bütün sosyalistler gibi ateist olmakta tamamen özgür olmalıdır. Vatandaşlar arasında dinsel inançları nedeniyle ayrım yapılmasına kesinlikle göz yumulamaz. Resmi belgelerde bir vatandaşın dininden söz edilmesine de son verilmelidir. Kiliseye ve dinsel kurumlara hiçbir devlet yardımı yapılmamalı, hiçbir ödenek verilmemelidir.
Bunlar, devletten tamamen bağımsız, aynı düşüncedeki kişilerin oluşturduğu kurumlar niteliğinde olmalıdır.
Ancak bu isteklerin kesinlikle yerine gelmesi halinde, kilisenin devlete Rus vatandaşların ise kiliseye feodal bağımlılıklarının sürdüğü, (bügüne kadar ceza yasalarımızda ve hukuk kitaplarımızda yer alan) engizisyon yasalarının var olduğu ve uygulandığı, insanları inançları ya da inançsızlıkları nedeniyle cezalandırdığı, insanların vicdan özgürlüğünü baltaladığı ve kilisenin şu ya da bu afyonlamasıyla hükümetten gelir ya da mevki sağladığı utanç verici geçmişe son verilebilir. Sosyalist proletaryanın modern devlet ve modern kiliseden istediği, kilise ile devletin birbirlerinden kesinlikle ayrılmasıdır.
Rus devrimi, bu isteği siyasal özgürlüğün bir gereği olarak gerçekleştirmelidir. Polis yönetimli feodal otokrasiye bağlı memurların başkaldırısı, kilise evresinde bile huzursuzluk, tedirginlik ve öfke yarrattığı için din ve devleti ayırma isteğini gerçekleştirmek konusunda Rus devrimi özellikle elverişli bir ortamdadır.
Rus Ortodoks din adamları her ne kadar cahilseler de, onlar bile Rusya'daki eski, ortaçağa uygun düzenin yıkılmasıyla patlayan gümbürtüden uyandılar. Onlar bile özgürlük isteğinde birleşiyor, onlar bile bürokratik uygulamalara ve memur zihniyetine, "Tanrının hizmetkârları"nı zorla polise casusluk ettirmek isteyenlere karşı çıkıyorlar. Biz sosyalistler, bu hareketi desteklemeli, kilisenin dürüst ve içten üyelerine doğru sonuca ulaşmaları konusunda yardımcı olmalı, onların özgürlük isteklerini sürdürmelerini sağlamalı ve kilise ile polis arasındaki ilişkiyi koparmalarını onlardan istemeliyiz.
Ya içtenlikli ve dürüstsünüzdür, ki o zaman kilise ile devletin ve kilise ile okulun kesinlikle birbirlerinden ayrılmasından, dinin tamamen kişisel bir sorun olarak kabul edilmesinden yana olursunuz. Ya da özgürlük konusunda bu tutarlı istekleri benimsemezsiniz, ki o zaman da engizisyon geleneklerinin hâlâ tutsağı demeksinizdir; rahat memuriyetlerinize ve hükümet kaynaklı gelirlerinize bağlısınız demektir; silahınızın ruhsal gücüne inanmıyorsunuz ve devletten rüşvet almayı sürdürüyorsunuz demektir.
O takdirde de bütün Rusya'daki sınıf bilinçli işçiler size amansız bir savaş açacaklardır.
Marksistler ve Din
Sosyalist proletaryanın partisi açısından, din kişisel bir konu değildir. Partimiz, işçi sınıfının kurtuluşu adına bir araya gelmiş sınıf bilinçli, ileri savaşçıların toplandıkları bir yerdir. Böylesi bir birlik dinsel inanç biçiminde ortaya sürülen sınıf bilinci yoksunluğuna, bilgisizliğe ve geri kafalılığa kayıtsız kalamaz ve kalmamalıdır. Din diye tanımlanan ve halkın üzerine indirilen koyu sisle, sözlerimizi ve yazılarımızı kullanarak tamamen ideolojik silahlarla savaşabilmek için kilisenin kaldırılmasını istiyoruz.
Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisini, işçilerin her türlü dinsel uyutmacadan kurtulması adına mücadele etmek için kurduk. Bizim için ideolojik mücadele kişisel bir sorun değil, bütün Partinin, bütün proletaryanın sorunudur.
Madem ki durum böyledir, o halde Programımızda ateist olduğumuzu neden açıklamıyoruz? Hıristiyanların ve öteki dinlere inananların partimize girmesini neden yasaklamıyoruz?
Bu soruya verilecek cevap, din sorununun burjuva demokratları tarafından ortaya konuluşu ile Sosyal Demokratlar (Marksistler-b.n.) tarafından ortaya konuluşu arasındaki ayrımı belirleyecektir.
Bizim Programımız tamamen bilimsel, dahası materyalist dünya görüşü temeli üzerindedir. Bu nedenle Programımızın açıklanması demek, din sisinin gerçek tarihsel ve ekonomik kökenlerinin açıklanmasını da zorunlu kılacak demektir. Propagandamız kaçınılmaz olarak ateizm propagandasını, gerekli bilimsel yayımların yapılmasını, otokrat feodal hükümetin bugüne kadar yasakladığı ve kovuşturduğu yazıların Parti çalışmalarımızın bir dalı haline getirilmesini de içermektedir.
Bir zamanlar Engels'in Alman sosyalistlerine verdiği öğüdü şimdi bizim izlememiz gerekebilir: Onsekizinci yüzyıl Fransız Aydınlanma dönemi düşünür ve ateistlerinin yazıları çevirilmeli ve geniş ölçüde yayılmalıdır.
Ancak, hiçbir koşulda din sorununu burjuva radikal demokratlarının sık sık yaptığı gibi, soyut, ülkücü bir biçimde, sınıf mücadelesinden kopuk "entellektüel" bir sorun olarak ortaya koymak yanlışına düşmememiz gerekir. Aşırı baskı temeline oturan ve işçilerin eğitilmediği bir toplumda, dinsel önyargıların sadece propaganda yöntemleriyle yok edilebileceğini sanmak budalalık olur.
İnsanlığın üzerindeki din boyunduruğunun, toplumdaki ekonomik boyunduruğun bir sonucu ve yansıması olduğunu akıldan çıkarmak burjuva dar görüşlülüğünden başka birşey değildir. Proletarya kapitalizmin karanlık güçlerine karşı kendi mücadelesiyle aydınlanmadıkça, ne kadar bildiri dağıtılırsa dağıtılsın, ne kadar söz söylenirse söylensin proletaryayı aydınlatmak olanaksızdır.
Devrimcilerin amaçı ne ? :din sorununun birinci plana alınması demek değildir.
Bizim açımızdan ezilen sınıfın bu dünyada bir cennet yaratmak adına gerçek devrimci mücadelede birleşmesi, öteki dünya cenneti konusunda proletaryanın görüş birliğine gelmesinden daha önemlidir.
İşte bu nedenle Programımızda ateist olduğumuzu belirtmiyoruz ve böyle davranmak zorundayız. İşte bu nedenle, eski önyargılarını henüz sürdüren proleterlerin Partimize katılmalarını engellemiyoruz ve engellememek zorundayız.
Biz her zaman bilimsel dünya görüşünü öğütleyeceğiz ve çeşitli "Hıristiyanlar"ın tutarsızlıklarıyla savaşacağız. Fakat bu hiçbir zaman, yeri olmadığı halde din sorununun birinci plana alınması demek değildir.
Yine bu hiçbir zaman, gerçekten devrimci ekonomik ve siyasal mücadele güçlerinin üçüncü sınıf görüşler ya da anlamsız fikirler nedeniyle birbirlerinden kopmasına, siyasal önemlerini kaybetmesine, ekonomik gelişim karşısında bir yana itilivermesine göz yummamız da demek değildir.
Her yerde ve şimdilerde de Rusya'da reaksiyoner burjuvazi, gerçekten önemli, temel ekonomik ve siyasal sorunlardan, yani Rus proletaryasının devrimci mücadelede birleşmesiyle bugünlerde çözümlenmeye başlanmış olan sorunlardan kitlelerin dikkatini uzaklaştırmak amacıyla din adına mücadeleyi kendine uğraş edinmiştir.
Bugün kendini Kara Yüzler kıyımlarında gösteren ve devrimci mücadeleyi bölmeyi amaçlayan bu reaksiyoner tutum, yarın çok başka ve çok ustalıklı biçimler alabilir.
Biz, durum ne olursa olsun, bu reaksiyoner tutum karşısında serinkanlı, dirençli olacağız ve temelde olmayan ayrımların etkilemeyeceği bir öğretiyi, bilimsel dünya görüşünü ve proleter dayanışmasını öğreteceğiz.
Dinin devletten ayrılması açısından, devrimci proletarya dini gerçekten kişisel bir sorun durumuna getirmeyi başaracaktır.
Ve ortaçağ kalıntısı küflenmiş görüşlerden arınmış, bu siyasal düzende, proletarya, din aldatmacasının gerçek kaynağı olan ekonomik köleliğin kalkması için açık ve yaygın mücadele verecektir. |
|
|
|
|
| NO: |
680 |
| Datum: |
Dienstag 13:10 10.06.2008 |
|
|
www.turkmensitesi.com |
|
|
|
BAŞSAĞLIĞI
Burunören Köyünden Sultan Tunç 09.06.2008 Pazartesi günü Antalya''da hakka yürümüştür, ve 09.06.2008 Salı günü Burunören'de toprağa verilecektir. Kendisine tanrıdan rahmet; ailesi, yakınları ve Burunören’lilere başsağlığı dileriz. |
|
|
|
|
| NO: |
679 |
| Datum: |
Dienstag 13:06 10.06.2008 |
|
|
Hasan Tasyürek |
|
|
|
SULTAN TUNC teyzenin hakka yürüdügünü üzülerek duyduk,topragı bol olsun, mekani cennet olsun. Ailesine ve bütün sevenlerine bassaglıgı dileklerimi iletir ,acılarını paylaşırım.
Hasan Tasyürek |
|
|
|
|
| NO: |
678 |
| Datum: |
Montag 23:02 09.06.2008 |
|
|
Muzaffer ARICA |
|
|
|
Köyümüz büyüklerinden Sultan bininin de bizleri terk ederek öbür dünyaya göc ettigini ögrenmis bulunuyorum.
Basta Musa agbime,Bahattin agbime,Abdi agbime ve torunlarina,akrabalarina,sev enlerine taziyelerimi sunar sabirlar dilerim.
Rahmetli Sultan bibiye de Cenabi Allah`tan rahmet,mekaninin cennet olmasini,nurlar icinde yatmasini dilerim.
Topragin bol olsun Sultan bibi.
Muzaffer ARICA / KUMHAUSEN |
|
|
|
|
| NO: |
677 |
| Datum: |
Montag 21:01 09.06.2008 |
|
|
Anadolu Sevgi Birliği Kültür ve |
|
|
|
|
Çok De | | | |