BURUNÖREN

IGDELI

KALEKÖY

KARAÖZÜ

KIZILPINAR

SIVRIALAN

YERLIKUYU

 

Alevi inancında Nevruz ve Hz. Ali

AABF Dedeler Kurulu Başkanı HASAN KILAVUZ Dede

Nevruz Ortadogu halklarının vicdanına ateş olarak yerleşmiştir.

Ağrı Dağı kadar eski,

Munzur gözeleri kadar kutsaldır.

2600 yıldır Çin sınırından Fırat boylarına, oradan Balkanlar’daki Alevi Bektaşi dergâhlarına kadar geniş bir coğrafyada kutlanır. Nevruz ortadoğu halkları için kurtuluş günü olarak bilinir.

 

Tarihte Nevroz efsanesini anlatan, zulümkarlara karşı soylu bir direnişin destanlarını yaratan her halk, her dini inanış kendi efsanelerine inançsal ibareler eklemiş, birbirine yakın temalarla bu günü kutluyorlar. Bunların bazılarının içerisinde hüzün vardır. Bazılarında sevinç ve coşku bir bayram havası vardır. Bir gerçek varki tarihsel kutlamaların en renkli ve coşkulusu Dicle ve Fırat  boylarında yapılmıştır.

Newroz efsanesinde anlatılan, mitolojik kahramanlardan iki kişinin ismi Feridun ile Demirci Kawa`dır mitolojik krallardan ise zalim Dehak`ın ismi geçer.

 

İranlı İslam yazarlarından Şair Ömer Hayyam ( 1040 – 1122 ) Newrozname adlı eserinde şöyle anlatıyor. Kürt kahramanı Demirci Kawa`nın en yakın arkadaşı olan Feridun yandaşları ile sarayı basarak zalim Dehak`i esir alıyor. Bu destan kahramanı Feridun`un irani halkları bu zülümkar Dehak`in şerinden kurtardıği gün olarak, Kürtler o günü bayram olarak ilan etiklerini kayd ediyor.

Hayyam gibi büyük bir İslam düşünür ve yazarı 21 Mart Newroz bayramın bir Kürt Bayramı olduğunu zamanımızdan bin yıl öncesinden seslenerek bildiriyor.

Hayyam`ın bin yıl önceden yazdığı Newroznameden  yola çıkarak günümüzde Newroz`u ortadoğu halklarına kutlamayı yasaklayan talancıların elinden kurtarmak için insanlar inanç ve geleneklerinde onurluca direniyorlar.                                 

Geçmişte İslam adına Halife Ömer Mezopotamya ve bugünkü İran Azerbeycan topraklarını kılıç zoruyla işgal edince, kürtler müthiş bir direniş sergilediler, ama  sonunda yenildiler. Newrozu kutlayanlar, yani bu geleneği yaşayanları her yerde kolay takip etmek için, onlara kırmızı veya siyah bir başlık giymek zorunluluğu getirildi.( Juynbull. Nakl eden Tritton 1930 ) İşgalci arap ordu komutanları, oradaki yerleşik halkın Newroz bayramını yasakladı. Newrozu kutlayanları vergiye tabi tuttu, bir nevi haraç vermeye mecbur kıldı. ( Biruni, al- Aşâr  al- Bakiya  s. 185 ) O dönem islam dinini kabul etmeyen yerleşik halklara insafsız vergi memurlarının yaptığı eza ve cefa şöyle anlatılıyor. Meydanlara topladıkları kişileri başlarından kızgın yağı dökerek, acılar içerisinde ölümlerini göstererek insanlara göz dağı veriyorlardı.( Hamza al-İsfahani tarih Berlin, 1340 s.104 )

 

Çok tanrılı dinlerin mensubu olan yerleşik halk, ülkelerini işgal eden araplara karşı, ’’Ateşin yaratıldığı gece, ölülerin ruhlarının evlerini ziyaret ettikleri gece veya kötüye karşı direniş ve zafer gecesi olarak kabul edilen bu bayramlarını kutlamak hakkını korumak için onurluca direndiler.

Ulusal bir efsane olan Kawa Efsanesi üzerine bina edilen bu bayramı Kürtler – Farslardan çok değişik bir tarzda kutlarlar.

Kürt halkı için bayramın en anlamlı anları 20 Mart’ı  21 Mart’a bağlayan gecedir. Bu gece aydınlık karanlığı yener, yani günün uzunluğu geceyi geçer. Halk arasında bu gece bütün tabiat varlıklarının secdeye indiğine inanılır.

Ateş dinlerin önemli bir bölümünde kutsaldır. Hint-Avrupa  kavimlerinin eski inançlarında, alevler arasında bir tanrının varlığına inanılırdı. Newroz gecesi olarak kabul edilen bu gecede, halk kitleleri yaşadıkları yöreye yakın en yüksek dağın tepesinde, yakılan ve yerine göre direniş ya da kurtuluşu simgeleyen ateşi yakarak, etrafında coşkuyla ulusal oyunlarını oynarlar. Dini içkilerini içer (şarap veya homa )  dualar okurlar. Ertesi gün ise kutlamalar, çeşitli oyun ve eğlencelerle sürerdi.

 

Farslar bu bayramı özelikle 21 Mart’a gündüz vakti yaparlar. Törenlerde yöneticilere çeşitli hediyeler takdim edilerek törenler yapılır. Bu yüzlerce yıllık süreç içerisinde, krallara ve şahlara sadakat gösterilerine dönüşmüş.

İki irani halkın Newroz anlayışları, her iki tarafında dini inanç anlayışları arasındaki farklılıktan ileri geliyor. Kürtlerin ataları olan Medlerin dini felsefelerinde ’’kötüye karşı direniş’’ hakim iken,  Perslerin eski dini sistemlerine  krala sadakat ve kötüyü yatıştırma esası hakimdi. Hiç bir beşeri güç Hakkın insanda var ettigi özgür yaşama ve özgürce geleceğini düzenleme ruhunu yok edemez.  

 

Newroz iki sözcükten oluşan ve halk arasında “ Yeni Gün “ anlamına gelen İran ( fars ) kökenli bir sözcüktür. Gece ile gündüzün eşitlendiği, güneşin balık burcundan koç burcuna döndügü 21 Mart gününe rastlar. Anadolu’daki Kızılbaş Alevileri, yüzlerce yıldır ne serden geçti Pirlerini ve nede onlardan miras kalan inanç ve ibadet günlerini unutmadılar. Aleviler yaşadıkları coğrafyada, kendi vicdanlarının sesi neyi ön görüyorsa, töre ve törenlerini ona uygun bir şekilde kutlamışlar. Pire ikrar veren Anadolu Kızılbaş Alevileri, zulüm ve baskıya karşı direnme ruhlarını hiç bir zaman kaybetmediler.

 

O direnme ruhu ile Malya ovasında, Pir Baba Resul ve Baba İshak-la yürüdüler. Nurhak Başsaz yaylasında,  Postnişin Kalender Çelebiyle ser verdiler.

Aydın ovasında, Serez Çarşısı’nda  Şeyh Bedreddin ile asıldılar.    

Kızılırmak boylarında yalın kılçlarla biçildiler, yağlı urganlara çekildiler.

Bütün inanç değerlerini, kendileri yaratan yol bendesi Anadolu Alevi Bektaşileri, Newrozu kendi kültürleriyle emzirip beslemişler.

Binlerce yıllık uygarlıklardan süzülerek gelen 21 Mart Newroz günü, biribirlerini ziyaret edip barış, dostluk, sevgiyi paylaşmışlar. Gündüzleri halay çekmişler, akşamda  dergahlarda ’’Newroz Cemi’’ yapıp semah dönmüşler.

 

Binlerce yıldır, insanlık kendi tarihinde daima doğa varlıkları ile ilişkilerini hep saklı tutmuş. Bu ilişkilere yer yer kutsallık yükleyerek törensel bir şekilde, zamana ve çağa uyarak, özünü bozmadan sürdürmüştür. İyiye, güzele, doğruya ve yeniye dair ne varsa onu en sevdikleri ile paylaşmıştır.

Ağır ve zorlu geçen kış aylarından sonra, toprağı işleyecek, durağanlıktan harekete geçebilecek, bitkilerin yeşermesi, dalların boy vermesi, kuzuların melemesi, toprağın canlanması, dolayısı ile bereketin ve bolluğun başlangıcı bir gündür 21 Mart Sultan-ı Newroz.

 

Alevilerce Newroz yeni yıl ve baharın başlangıcı ile beraber inançsal boyutta Hz.Alinin hem doğumgünü, hem de Hz.Fatima ile evlendiği, yaradılışın sevgi ve mutluluğun alevlendiği, yeşerip boy verdigi bir gün olarak kutlarlar. Geçmişte Alevi-Bektaşiler Newroz günü, baharın çiçekleri ve gülleri ile süslenmiş, mumlarla aydınlatılmış cemevine, herkes en temiz ve güzel elbiselerini giyerek gelirlerdi. Günün anlamı Sultan-ı Newroz ve Hz.Ali hakkında muhabbet edilirdi. Gülbenkler, deyişler okunur, canlar getirdikleri lokmaları paylaşır, şerbetler (dem ) içilerek kutlanırdı.

Eskiden Nevruziyyeler Dergâh bahçelerinde, hattâ kırlarda, yeşillik yerlerde de okunurdu. 

 

Cümle eşya bugün destur aldılar             Erenler dergâhı ruşen bu günde

Aşk ile didâra karşı yandılar                   Doldurmuş bâdeyi, sunar elinde

Erenler ceminde bâde sundular               Susuz olan kanar kendi gönlünde

Himmeti erince Nevruz Sultan’ın             Himmeti  erince Nevruz Sultan’ın

                                                                                                 

Pir Sultan

                                                                                                             

Ne mutluki Ali gibi bir Serdar böylesi kutsal bir günde dünyaya gelmiştir. Aleviler Cem Evleri’nde ve dergahlarında Şah-ı Merdan Ali’yi kendilerince bir başka güzellikte anlatırlar.

İlim ve irfan kaynağı, gizli ve aşikar hazinelerin sahibi, temkin ve edep sofrasının efendisi, silsileyi zehep halkasının mest omuşu Ali kendisidir.

Ali oniki imamın başıdır. Ondan sonra zuhur eden neslin imameti, yalnızca kabul ve makbuldur. İmamlık Ali ile başlar Mehdi ile biter.

Sessiz gücü, inanç konusundaki açık görüşü, duyuş derinliği, ve üzerinde topladığı üç özelliği olan, yiğitlik, bilgi ve bağlılık, bunlardan ötürü kendisine  Esedullah  (Tanrının Arslanı) Arifibillah (Tanrının Arifi) gibi şanlar verilmiştir.

Aleviler Hz.Ali’yi 21 Mart’ta anlatırlarken, kendi inanç ve ibadetlerinde en yüce makamda onu görürler ve ona kutsanmış eşsiz bir kimlik yüklerler.

O hakiki murşidi kamilin sohbeti dertlere deva, bakışı hastalara şifadır derler.

Sözleri ölü olan kalplere hayat vermektedir, sohbeti vesveseli kararsız gönüllere huzur sunan bir sakidir.

Bu ilmin güneşi herkese muhabbetine göre parlamaktadır derler.

Aleviler Hz.Ali’yi kendilerinde uzakta değil, gönüllerinde hep mihman kalan odur, deyişlerinde her dem onun ismi zikir edilir. O ay yüzlü, turna avazlı, tok sözlü, gül kokuludur. Dünya malına metelik vermeyen, kanatkar, paylaşımcı, bir derviş idi. Bütün varlığı Hakka adadığı canı idi. Yoksul ile lokmasını bölüşen, aç kalıp şükür eden, var olanıda yoksula dağıtan Ali`dir.

16. yüz yılda Derviş Kamberi onun için diyor ki;  Önce insan kılığına girdi kendini gizledi ( Tanrı Misyonu ) sonrada yeryüzüne Şah-ı Merdan olarak indi.

 

Ali’nin işleri daim sır ilen

Kısvetini kırmızıdan örünen

Nar içinde Cebrail’e görünen

Hünkâr Hacı Bektaş Ali kendidir

                                               Kul Hasan  

 

Kızılbaş Alevi inancının Anadoluda mayalanan, köklü geleneklerinin özü eskimez. İtikat ile yanan çırası sönmez.

Bu çırayı bir meşale gibi Avrupa’ya taşıyıp tutuşturanlar, bin yıllar önceden , en kahırlı dönemlerde Sultan’lara baş egmeyen ve sarayların kapısında el pençe durmayan, pirlerine ikrar veren yol taliplerinin, yılgınlığa düşmeyen korkusuz torunlarıdır.

Almanyanın başkenti Berlin’e  idiş edilmiş 5 dede yerine, 500 pasaportluda gönderseler Avrupadaki Alevi örgütlemesi arasında maya tutmaz. 

Alevilerin bu genç kuşağı, kahır ve zulüm görmüş atalarına öncülük eden ve yol gösteren,  verdikleri mücadeleleriyle destanlar yazan, yüce Pirlerinin isimlerini hiç bir zaman unutmadılar.

Yüzlerce yıl hükümdarların verdikleri fermanlar, camilerde yazılan fetvalar, dünya malını görünce ihanet eden temahkarlar, bütün uğraşılarına rağmen, Alevi inancının bu serden geçti Pir’lerin isimlerini deyiş ve gülbenklerimizden çıkaramadılar. Alevi Pirleri ve kendilerine bağlı gönüldaşları, yaşadıkları coğrafyadaki hakim olan inanç ve dinin amansız saldırılarına rağmen direniş ruhlarını teslim etmediler. 

İkbal peşinde koşan sözde dedeleri, aleviler asla af etmez! Alevilere kahır sözü söyleyenlerin, alevi inanç ve ibadetini tanımayan, resmi yazışmalarında alevi olgusundan bahsetmeyen, ’’alevi dedesi’’ (piri) deyimi ile Cem Evi diye bir ibadet merkezini tanımayanların sofrasına Pir Sultan`ın itleri dahi oturmamış.

Bu nasıl bir teslimiyet ve onursuzluktur ki, kendilerine pasaport almak için  Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kapısına gidip, bir acizliğin ifadesi olarak ruhlarınıda teslim ediyorlar! (T.C. Başbakanlık Diyanet İşleri Başkanlığı Sayı: B.02. 1.DIB.0.76..03.090.10 )  Diyanet`in kapısında bunların boynuna asılan vebal torbaları ile bunlar ömürleri boyunca bir daha başlarını dik tutamayacaklardır. Onların Diyanet’ten aldıkları bu pasaportlar onların onursuzluk madalyası olarak kabir taşlarına yazılacaktır. 

Bugün yaşadığımız Avrupa’daki Alevi örgütlerini temsilen AABK ile  Türkiye’de ABF ile olsun, aleviler örgütlü güçleriyle ne kadar övünseler azdır. Yirmi yıllık bir geçmişi olan bu örgütlemenin başarıları ve onur duyduğu yürekli yöneticilerin, alevilerin inanç boyutundaki haklı istemlerini korkusuzca talep etmeleri, kamuoyunda yaratılan güven, görsel ve yazılı medyada alınan yol,  geride bıraktığımız ikiyüz yıla bedeldir. Bu örgütlü çalışmalara omuz veren her cana, her dem aşkı niyazlarım vardır.

 

Newroz ateşi gür ola, daim baki ola.

Ali düşmanları hor ve hakir ola.

Mümin olan gitmez, eğri yola

Newroz bütün halklara mübarek ola.