BURUNÖREN

IGDELI

KALEKÖY

KARAÖZÜ

KIZILPINAR

SIVRIALAN

YERLIKUYU

 

MERSİN’DE İNANÇ MERKEZLERİNE BAĞLI
KURBAN TÖRENLERİ*
Yard. Doç. Dr. Nilgün ÇIBLAK**
ÖZET: İnsanoğlu çeşitli sebeplerden dolayı Tanrı’yı, Tanrı’yla
insanlar arasında aracı olduklarına inanılan yatırları, evliyaları veya bazı
doğaüstü güçleri memnun etmek, onların yardımlarını sağlamak, onlara
teşekkür etmek amacıyla kurbanlar sunmaktadır.
Mersin ilinde bu kurban törenlerinden bazılarının halk tarafından
kutsal kabul edilen, çevrelerinde birtakım inanç ve pratiklerin
kümelendiği çeşitli inanç merkezlerinde düzenlendiği görülmektedir. Bu
çalışmada Mersin’deki inanç merkezlerine bağlı kurban törenleri; “yatır
ve ziyaretlerde”, “mezarlıkta”, “ata ocağında ya da ocak başında” ve
“ormanda” düzenlenenler olmak üzere dört ana başlıkta ele alınıp
incelenmiştir. Çalışmamızın sonucunda hem inanç merkezlerinin
oluşumunda hem de bunlara bağlı kurban törenlerinde İslâmî unsurların
yanında İslâmiyet öncesi eski Türk inançlarına ait çeşitli izlere
rastlanmıştır.
Anahtar Kelimeler: İnanç Merkezleri, Kurban, Kurban
Törenleri, Mersin
Sacrifice Ceremonies Connected to Mersin’s Belief Points
SUMMARY: Humanbeings offer sacrificies to please God,
(Muslim) saints which are believed to be mediators between humans and
God, saints or some extraordinary powers; to get their help; and to express
gratitude.
It has been noticed in the Mersin province that people perform
* TÜKSEV ve KB işbirliğinde 23-27 Eylül 2002 tarihleri arasında Mersin’de düzenlenmiş
olan “Uluslar Arası Türk Dünyası İnanç Merkezleri Kongresi”nde bildiri olarak
sunulan metnin makale haline getirilmiş şeklidir.
** Mersin Üniv. Fen-Edeb. Fak. TDE Böl. nilciblak@mersin.edu.tr
TÜBAR-XVII-/2005-Bahar/Yard. Doç. Dr. Nilgün ÇIBLAK
156
some kinds of sacrifice ceremonies at various belief points, which are
believed to be sacred places and centers of some beliefs and (religious)
practices. This paper investigates sacrifice ceremonies connected to
Mersin’s belief points under four subheadings: At saints’ tombs and visits;
at cemetery; at father’s home; and at forest. At the end of the
investigation, Islamic elements as well as pre-Islamic Turkic beliefs were
traced in the formation of belief points and sacrifice ceremonies connected
to these places.
Key Words: Belief points, sacrifice, sacrifice ceremonies, Mersin
Dünyanın en eski milletlerinden olan Türkler, İslâmiyet’i kabul
etmeden önce, kendilerine özgü birtakım inanç sistemlerinden başka,
çeşitli vesilelerle temasta bulundukları kültür çevrelerinden etkilenerek
birbirinden farklı birçok dine girmiştir. Kabul edilen her yeni din,
Türklerin düşünce ve yaşam tarzlarını, âdet ve inanmalarını etkisi altına
alırken bir önceki dinin kimi öğretilerini, değerlerini, kurallarını da
bünyesine alarak Türk kültürüne uygun yeni bir şekil almıştır.
Geniş bir coğrafî alanda çeşitli topluluklarla kültür alış-verişinde
bulunulduğu bu tarihî süreç içerisinde inanç ve öğretileri yayan birçok
inanç merkezi oluşmuş ve bu merkezler, daha evvelki değerlerle beraber
Türk kültürünün korunup yaşatılmasında önemli bir görev
üstlenmişlerdir.
Günümüzde ocaklar, türbeler, yatır ve ziyaretler, mezarlıklar,
kutsal mekânlar vb. olarak sıralanabilen inanç merkezleri, Anadolu’nun
çeşitli yerlerinde varlığını devam ettirmekte ve bunların çevresinde eski
inanışların izlerini taşıyan çeşitli inanç ve pratiklere, törenlere
rastlanmaktadır.
İnanç merkezleri açısından zengin bir görünüm sergileyen
Mersin’de de söz konusu kültürel değerlerin varlığı tespit edilmiştir. Bu
çalışmada, Mersin ilindeki hem Alevî – Türkmen zümrelerinden birisi
olan Tahtacılar1 hem de bunların dışında kalan halk arasındaki inanç
1 Tahtacılar, geçimlerini ağaç kesip dilmek, kiriş ve tahta biçmekle sağlayan, bu
nedenle Anadolu’da genellikle ormanlık alanlarda, orman işçiliğinin yapılabildiği
bölgelerde yaşamlarını sürdürmüş Alevî- Türkmen zümrelerinden birisidir.
Günümüzde göçebe hayatından yerleşik düzene geçerek bir kısmının toprağa
bağlandığı bir kısmının da kendilerine daha farklı geçim kaynakları sağladığı görülen
bu topluluk mensupları, Anadolu’nun çeşitli yerlerinde olduğu gibi, Mersin’de de
birçok yerleşim biriminde yaşamlarını sürdürmektedir. Bu ilde kendilerine Çaylaklar,
Aydınlılar ve Menemenciler adı verilen toplam üç Tahtacı oymağı bulunmaktadır.
Bunlardan birincisi İzmir’in Narlıdere köyünde bulunan Yanınyatır Ocağı’na;
diğerleri ise Aydın’ın Reşadiye bucağındaki Hacı Emirli Ocağı’na bağlıdır. Not:
TÜBİAR-XVII-/2005-Bahar/Mersin’de İnanç Merkezleri...
157
merkezlerine bağlı kurban törenleri üzerinde durulacak; bu törenlerdeki
İslâmiyet öncesi ya da İslâmî unsurlar tespit edilmeye ve Türk örf, âdet
ve inanmalarının yaşatılmasına katkı sağlayan inanç merkezlerinin
toplum içerisindeki işlevlerine bu törenler aracılığıyla değinilmeye
çalışılacaktır.
Bilindiği üzere insanoğlu, sosyal hayatının hemen her aşamasında
çeşitli sebeplerden dolayı Tanrı’yı, ilâhî kuvvet yüklenen bazı tabiat
güçlerini, Tanrı vekili din adamlarını, Tanrı’dan şefaat dilemede aracı
olacak yatırları, evliyaları veya birtakım doğaüstü güçleri memnun etmek
için kurbanlar sunmuştur. Hatta içlerinde doğaüstü güçlerin bulunduğuna
inanılan dağ, kaya, göl, ırmak, su kaynakları ve ulu ağaçlar ile bazı
hayvanlara ibadet etmek veya onlardan yardım istemek amacıyla da
kurban vermiştir (Yörükân, 1998:277).
En eski dönemlerden bu yana uygulanmakta olan kurban sunma
geleneğinin temelinde; söz konusu güçlerle iyi geçinmek, onları memnun
etmek, onlardan herhangi bir dileğin gerçekleşmesinde yardımcı
olmalarını istemek, gerçekleşen dilek için onlara teşekkür etmek ya da
işlenen bir günahı, suçu bağışlattırmak düşüncesi yatmaktadır (Örnek,
1988: 87-88).
Kurbanlar, kanlı ve kansız olmak üzere ikiye ayrılır. Kanlı kurban,
bazı toplumlarda canı oluşturduğuna, taşıdığına inanılan insan veya
hayvan vücudundaki kanın doğaüstü güç adına akıtılması şeklinde
gerçekleştirilir. Bu durum kurbanın kesilmesiyle (boğazlanmasıyla)
olabileceği gibi herhangi bir yerinin kesilmesi; kulak memesi, parmak
boğumu, deri gibi küçük bir parçasının koparılması; bir damarının
delinmesi gibi uygulamalarla da yapılabilir. Kansız kurban ise, kan
taşıyan kurbanın kanının akıtılmadan sunulması; başıboş bırakılması (azat
edilmesi); süt, şarap, bira, rakı vb. alkollü / alkolsüz sıvıların; bazı
bitkilerin; çeşitli yiyecek, içeceğin veya eşyanın doğaüstü güçlere
sunulması esasına dayanır (Erginer, 1997:139-140). İster kanlı kurban
isterse kansız kurban olsun kurbanı sunma biçimleri de, sunulanın
niteliğine bağlı olarak değişiklikler göstermektedir. Genellikle hayvanları
ritüel eşliğinde kesmek kural gereğidir. Yiyecek, içecek gibi şeyler
mezarlara, sunaklara veya kutsal kabul edilen yerlere bırakılır. Kurbanın
sunulması ve bununla ilgili ritüelin uygulanması çoğu zaman belirli bir
yerde gerçekleştirilir (Örnek, 1998.88).
Tahtacılar konusunda daha ayrıntılı bilgi için bkz. Nilgün Çıblak, İçel Tahtacıları -
Dinî İnanışlar ve Dinî Törenler, Halk Kültürü, Anonim Halk Edebiyatı-, Ç.Ü.
Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı, Adana, 2001
(Yayımlanmamış doktora tezi).
TÜBAR-XVII-/2005-Bahar/Yard. Doç. Dr. Nilgün ÇIBLAK
158
Bütün dinlerde ve topluluklarda olduğu gibi İslâmiyet öncesi ve
sonrası Türk topluluklarında da kurbanın önemli bir yeri bulunmaktadır.
Eski Türklerin hemen hemen bütün törenlerinde kanlı ya da kansız
kurban yer almıştır.
Kurban sözcüğü, Türkler arasında İslâmiyet’in kabul edilmesiyle
kullanılmaya başlanmıştır. Bundan evvel bu kavramın eski Türk
boylarında hangi sözcükle karşılandığı konusunda elde kesin bir bilgi
yoktur. Ancak bazı Türk boylarının örneğin Kırgız – Kazaklarının
“kudayı”; Yakutların “kereh”; Altay ve Teleüt Türklerinin “tayılga”,
“hayılga” (İnan, 1986:97-98) ve yine Altaylıların ata ruhlarının
kötülüklerinden korunmak için sundukları kurbana “toluu” (İnan, 1987:
428) adını verdikleri, kaynaklardan edinilen bilgiler arasında yer
almaktadır.
Eski Türklerde kansız kurbanlar sınıfında; saçı (her topluluğun
kendi emeğiyle kazandığı en değerli ve kutsal saydığı süt, kımız, yağ,
buğday, darı, şarap vb. yiyecek ve içeceklerin kutlu yerlere serpilmesi,
saçılması), yalma (ağaçlara ve şaman davuluna paçavra bağlama), tös
(ongon adı verilen kutsal hayvanı yedirme, onların ağzını yağlama), ateşe
yağ atma ve şarap serpme gibi törenler yer almaktadır. Kansız
kurbanların en önemlisi ruhlara bağışlanarak başıboş bırakılan ve “ıdık”
ya da “ıduk” adı verilen hayvanlardır. Kanlı kurbanlardan en önde geleni
ise at olup, bunu koyun izlemektedir. Bunların yanı sıra oğlağın da
kurban edildiği görülmekte; sığır kurban etme geleneğine ise pek
rastlanmamaktadır. Kurban için en makbul hayvan erkek hayvan kabul
edilmektedir (İnan, 1986: 54-57; 98-100).
Kanlı ya da kansız mutlaka bir kurbanın yer aldığı törenler, belirli
zamanlarda ya da tesadüfî olaylar sonucunda, yüce dağ başlarında,
ormanlarda, su kenarlarında vb. kutsal kabul edilen yerlerde düzenlenir.
Töreni, kam ya da şaman adı verilen topluluğun dinî lideri yönetir.
Törende yer alan kurbanlık hayvanlar, karınları yarılıp yürekleri
çıkartılarak; belkemikleri kırılarak ya da ağızları, burunları tıkanıp
boğularak kurban edilir (İnan, 1986: 48-65, 97; İnan, 1987:435). Bu
şekilde en eski dönemlerden bu yana kutsal kabul edilen ve canı
taşıdığına inanılan kanın yere akıtılması engellenmiş olur.
İslâmiyet öncesi Türklerde, kurban sunmanın çeşitli sebepleri
vardır. Bunlar; Tanrıların en yücesi olarak bilinen Gök Tanrı’ya saygı
amacıyla; iyi ruh olarak tanınan Han Ülgen’i anmak için; karanlıklar
aleminin tanrısı diye bilinen Erlik Han’ın kötülüklerinden korunmak için;
atalara saygı belirtisi olarak; yer-su diye adlandırılan dağ, göl, ırmak vb.
kutsal sayılan yerlerden ruh – Tanrı sıfatıyla yardım istemek için;
boyların meydana getirdiği obaların tamamlanışında kutsal yer belirtisi
TÜBİAR-XVII-/2005-Bahar/Mersin’de İnanç Merkezleri...
159
olarak ve obalarda düzenlenen şaman âyinlerini kutlamak amacıyla; kutlu
kabul edilen orman ve ağaçlara saygı ifadesi olarak; herhangi bir dileğin
gerçekleşmesi öncesi ve sonrasında Tanrı’ya şükran duygusunu sunmak
için düzenlenen törenler olmak üzere çeşitli şekillerde sıralanmaktadır
(Köksal, 1985: 525-526). Böylelikle söz konusu doğaüstü güçlere
yalvarılıp yakarılarak, onları memnun etmek ve gerektiği durumlarda bu
güçlerin yardımına hak kazanabilmek istenmektedir.
Türkler, İslâmiyet’i kabul ettikten sonra da Tanrı’nın lütfunu
kazanmak, O’na yakın olmak için kurbanlar sunmaya devam etmiştir. Bu
dönemdeki kurban törenleri de belirli zamanlarda ibadet maksadıyla veya
ferdî ihtiyaçlar doğrultusunda düzenlenmiştir. Törenlerde kurban hayvanı
olarak koyun, keçi ya da sığır seçilmekte ve hayvan, boğazı kesilip kanı
akıtılarak kurban edilmektedir. Öte yandan bu törenlerde, eski inanç
sistemlerine özgü kimi ritüellerin izlerine de rastlanmaktadır.
Bu çalışmada, inceleme alanı olarak seçilen Mersin’deki gerek
Tahtacılar gerekse bunların dışındaki diğer halk arasında, hayatın her
önemli olayında veya aşamasında mutlaka kurban sunma geleneğinin
bulunduğu tespit edilmiştir. Bunlardan bir kısmı belirli günlerde bir kısmı
da belirsiz zamanlarda, bireysel ihtiyaçlar veya toplumun isteği üzerine
yerine getirilmektedir. Buna göre Mersin halkı bayramlarda, çeşitli
törenlerde, kutlamalarda kanlı ya da kansız kurban sunmuştur. Kanlı
kurban olarak koyun, keçi veya horoz kesilmiş; kömbe ya da bişi adı
verilen hamurdan yapılmış bir çeşit çörek, bunun yanı sıra lokum, şeker,
bisküvi vb. yiyecekler ile yatır ve ziyaretlere, ulu ağaçlara bağlanan
bezler de kansız kurban yerine geçmiştir.
Mersin’de inanç merkezleri çevresinde düzenlenen kurban törenleri
genel olarak;
I. Yatır ve Ziyaretlerde Düzenlenen Kurban Törenleri
II. Mezarlıkta Düzenlenen Kurban Törenleri
III. Ocakta Düzenlenen Kurban Törenleri
IV. Ormanda Düzenlenen Kurban Töreni
olmak üzere dört ana başlıkta ele alınıp incelenmiştir.
Burada hem Tahtacılar hem de diğer halk arasında düzenlenen
kurban törenleri, bir bütün halinde sınıflandırılmış, ancak ilgili konu
başlıklarında hangi törenlerin kimler tarafından uygulandığı belirtilmiştir.
Kaynak kişiler ise, metin içerisinde “K” kısaltması ile verilmiş olup, bu
kişilerle ilgili bilgiler çalışmanın sonuna eklenmiştir.
Törenlerin yapılan sınıflandırmaya göre değerlendirilmesi şu
TÜBAR-XVII-/2005-Bahar/Yard. Doç. Dr. Nilgün ÇIBLAK
160
şekildedir:
I. Yatır ve Ziyaretlerde Düzenlenen Kurban Törenleri
İnsanlar, gerçekleşmesi güç bazı isteklerinin yerine gelmesi için
olağanüstü özelliklere sahip olduğuna inandıkları ya da kutsal kabul
ettikleri varlıklara, yerlere yönelerek ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırlar.
Zor durumda olanlara yardımı dokunacağına inanılan söz konusu
varlıkların ya da yerlerin en önemlilerinden birisi yatır ve ziyaretlerdir.
Yatır, “Belli bir yerde mezarı olan, doğaüstü gücü bulunduğuna ve
insanlara yardım ettiğine inanılan ölü, evliya” şeklinde tanımlanır
(Türkçe Sözlük, 1988:2409). Veli, ermiş, eren, dede adları verilen bu
şahıslar; Allah’ın sevgili kulları olarak kabul edilir.
Tasavvuf terminolojisinde veli kavramı, Kur’an-ı Kerim’de bu
kelimenin dost anlamında geçtiği âyetlere dayandırılarak “Allah’ı seven,
dost edinen ve O’nun tarafından dost edinilen” karşılığında
kullanılmıştır. Ancak bu kavram zamanla genişlemiş ve benliğini Allah
katında yok etmek suretiyle birtakım olağanüstülükler; kerâmetler
gösterebilen büyük insan anlamında kullanılmaya başlanmıştır (Ocak,
1992:1).
Ziyaret kavramı da, aynı şekilde herhangi bir dileğin gerçekleşmesi
ya da hayır işlemek için gidilen kutsal yer anlamında kullanılır. Burası bir
yatır olabileceği gibi, ermişlerin bir araya geldiklerine inanılan yüksek bir
tepe, kutsal sayılan bir mağara, bir su kenarı da olabilir.
Halk arasında yaygın bir şekilde varlığını sürdüren yatır ve ziyaret
inancı, velinin kült haline dönüşmesiyle açıklanabilir. Veli kültü,
olağanüstü kuvvet ve kudretlerle donatılmış Allah’a yakın kabul edilen
bir şahsın, sağ ya da ölü iken, yardımının dokunacağına inanılması ve
bunu sağlamak için ritüel yollara başvurulması şeklinde tarif edilebilir.
Müslüman Türklerin yaşadığı çevrelerde ve dolayısıyla Anadolu’da, veli
kültü ele alınıp incelendiğinde bunun kaynağını İslâmiyet öncesi eski
Türk inançlarının oluşturduğu görülür. Eski Türk şamanları ile Türk veli
tipi arasındaki büyük benzerlikler göz önünde bulundurulduğunda veli
kültünün temelinin Şamanist dönemde atıldığı söylenebilir. Ancak veli
kültünün kaynağını esas olarak Türklerin en eski ve köklü inanç
sistemlerinden biri olan atalar kültü oluşturmuştur. Genel olarak ecdadın
kutsallaştırılmasına dayanan ancak atanın bizzat kendisine tapınma
şeklinde olmayan atalar kültü, atanın öldükten sonra üstün birtakım
güçlerle donatılarak ailesine yardım edebileceği inancından doğan korku
ve saygıyla karışık bir anlayıştır. Bu nedenle ata ruhlarına kurban kesilir,
onların eşyaları da mezarları da kutsal kabul edilir (Ocak, 1992: 6, 10-
12).
TÜBİAR-XVII-/2005-Bahar/Mersin’de İnanç Merkezleri...
161
İslâmiyet’in kabulüyle beraber tasavvuf akımının
yaygınlaşmasından sonra, atalar kültü, tasavvuftaki veli anlayışına bağlı
olarak veli kültüne dönüşmüştür. Kült haline gelen velinin mensubu
olduğu toplumun sosyal, dinî veya ahlâkî değerlerinin tamamının ya da
bir kısmının temsilcisi olduğuna inanılır. Böylece veli, sıradan bir insan
olmaktan çıkıp halkın inandığı değerler bütününün kendisi olur (Ocak,
1992: 4-5, 7). Çevresinde hayattayken ya da öldükten sonra gösterdiğine
inanılan kerâmetleri anlatılır, mezar veya türbeleri kutsal kabul edilip
dilek kapısı olarak görülür.
Günümüzde de Anadolu’nun çeşitli yerlerinde velilerin Allah’a
yakın kişiler olarak kabul edilmeleri dolayısıyla Allah katında hatırlarının
kırılamayacağına inanılır ve bu nedenle mezar ve türbeleri birtakım
hastalıkların tedavisinde ya da bazı dileklerin gerçekleştirilmesinde
başvurulan kutsal mekânlar arasında yer alır. Buralara gelen ziyaretçiler,
veli aracılığıyla Allah’a yalvarır, dileklerinin gerçekleşmesi için dualar
eder, kurbanlar keser.
İnceleme alanı Mersin’de de hastalıktan kurtulma, evlenme, çocuk
sahibi olma, iş bulma, herhangi sıkıntılı bir durumdan kurtulma, malmülk
edinme, mahsulün bereketli olması ya da ibadet etme gibi çeşitli
sebeplerden dolayı yatır ve ziyaretlere başvurulduğu görülmektedir.
Bunlardan bazılarının isimleri ve bulundukları yerler şu şekilde
sıralanabilir:
Muğdat Dede Türbesi (merkezde), Şıh Salih Türbesi (merkezde),
Çiçek Baba Ziyareti (Mersin’in Çağlarca köyünde), Karacellez (Karaca
İlyas) Ziyareti (Mersin’in Kuzucubelen köyünde), Köşekbükü Mağarası
(Anamur’un Abanoz Yaylası’nda), Şeyh Ömer Türbesi (Gülnar’ın
Şeyhömer köyünde), Mağras (Mağaras) Dede Ziyareti (Mut sınırları
içerisinde bulunan Mağaras Dağı’nda), Pınarbaşı Ziyareti (Mut’un Zeyne
köyünde), Karanfil Baba Ziyareti (Mut’un Kumaçukuru köyünde), Şah Er
Durağı (Silifke’nin İmamuşağı köyünde), Kırtıl Dede Ziyareti
(Silifke’deki Kırtıl Dağı’nda), Şıh Zekeriye Ziyareti (Silifke’nin
Kızılgeçit köyünde), Eshab-ı Kehf Ziyareti, Lokman Hekim Türbesi, Şit
Peygamber Türbesi, Halife Me’mun Türbesi, Şeyh Muhammed Hasanî
Türbesi, Danıyal Peygamber Türbesi (son altı ziyaret Tarsus’ta).
Görüldüğü gibi söz konusu yatır ve ziyaretlerden bazısı bir
yerleşim biriminde bazısı bir tepede ya da dağın zirvesinde bazısı da bir
su kenarında bulunmaktadır.
Bunlardan tepelerde ya da dağlarda bulunan veliler, İslâmiyet
öncesi Türk topluluklarında yaygın bir şekilde yer alan dağ kültüyle
ilgilidir. Dağ ve yüksek tepelerde bulunduğuna inanılan bazı doğaüstü
güçler ve ruhlar, İslâmî dönemde kimliği belli olmayan veliler şeklinde
TÜBAR-XVII-/2005-Bahar/Yard. Doç. Dr. Nilgün ÇIBLAK
162
düşünülmüş, bu şekilde dağ kültleri yaşama imkânı bulmuştur. Türkler,
Anadolu’ya geldikten sonra da, Orta Asya’da olduğu gibi, kimi dağ ve
tepeleri kutsal kabul etmeye devam etmiş, bunları hayalî velilerle
özdeşleştirmiştir (Ocak, 1992: 22-23).
Aynı şekilde su kenarlarında bulunan ziyaretler de eski Türkler’de
yaygın olarak yer alan yer-su kültünün bir kalıntısı olmalıdır. İslâm
öncesi dönemde çeşitli Türk boylarında su kutsal kabul edilmiş ve
çevresinde törenler düzenlenmiştir (İnan, 1987: 491-492). İslâmiyet’in
kabul edilmesinden sonra da kimi su kaynakları ya da su kenarları kutlu
sayılarak bunların bir velinin kerâmeti sonucunda ortaya çıktığına
inanılmıştır.
Mersin’de çeşitli yerlerde bulunan yatır ve ziyaretlerin her birinin
çevresinde ayrı ayrı menkâbeler veya efsaneler oluşmuştur. Bunlar
kuşaktan kuşağa sözlü ortamda aktarılarak yatır ve ziyaretlerin halk
üzerindeki etkisini arttırmada yardımcı olmuştur. Diğer taraftan bu inanç
merkezlerinde kimi kurban törenlerinin eskiden olduğu gibi günümüzde
de düzenlendiği görülmektedir. Halk kendisini Allah’a daha yakın
hissettiği bu kutsal yerlerde düzenlemiş olduğu törenlerle dileklerinin
daha kolay gerçekleşeceğine inanmaktadır.
İnceleme alanında yatır ve ziyaretler çevresinde gerçekleştirilen
kurban törenleri; adak kurbanı, yağmur yağdırma töreni ve Abdal Musa
adına düzenlenen kurban töreni olmak üzere üç gruba ayrılmıştır:
a ) Adak Kurbanı:
Mersin halkı, dünyevî birtakım istek ve ihtiyaçlarının karşılanması
için doğaüstü güçlere, yatır ve ziyaretlere koyun, keçi, horoz veya çeşitli
yiyecek adağında bulunmuş ve isteklerinin yerine gelmesi halinde de
adağına bağlı kalarak kurban kesmiş veya sunmuştur. Adak kurbanlarının
en önemli özelliği dileğin gerçekleşmesi sonucunda ödenmesidir.
Yatır ve ziyaretlere giderek veliden; hastalıklardan kurtulma, iş
bulma, kısmet açma gibi çeşitli konularda yardım isteyen, burada dua
edip adakta bulunan kişinin dileği gerçekleştiğinde adağını mutlaka
yerine getirmesi gerekir, aksi halde başına istenmeyen olayların
geleceğine inanılır (Artun, 2001: 505, 508).
Adaklar, yatır ve ziyaretlerde ya da buralara gidilmeden de
adanabilmektedir.
İnceleme alanında, herhangi bir dileği olan kişi, yukarıda adları
verilmiş olan yatır ve ziyaretlerden, Muğdat Dede Türbesi’nde, Eshab-ı
Kehf Ziyareti’nde, Lokman Hekim, Şit Peygamber, Halife Me’mun, Şeyh
Muhammed Hasanî ya da Danıyal Peygamber’in türbesinde kurban
TÜBİAR-XVII-/2005-Bahar/Mersin’de İnanç Merkezleri...
163
kesme adağında bulunur. İsteği gerçekleştiğinde de kurbanını kesmek için
gerekli hazırlığını yapar. Bunun için akrabalarına, komşularına haber
verir; kararlaştırılan günde kurbanın kesileceği yatır veya ziyarete gidilir.
Kurban edilecek hayvan koyun ya da keçi ise bir kasap -bu kurban kesme
işinde tecrübeli birisi de olabilir- çağrılır. Bu kişi kurbanı kesip parçalara
ayırır. Aşçı kadınlar kurbanın etiyle kavurma pişirirler; bazen etin
haşlandığı, suyuyla pilav pişirildiği de olur. Hazırlanan yemek ziyarete
gelenlere ikram edilir (K.1, K.2).
Kurbanın pişirileceği bir ocağın olmadığı ziyaretlerde ya da kimi
zaman kurban sahibinin isteği doğrultusunda, kurban hayvanının kanı
ziyarette akıtılır, eti de adak sahibinin evinde pişirilerek komşulara
yedirilir, bir kısmı fakirlere dağıtılır ya da etin tümü bir hayır kurumuna
verilebilir (K.2).
Kurban hayvanı horoz ise bu da adakta bulunulan ziyarette kesilir,
eti de kurban sahibinin evinde adak yemeğine davet edilenlere yedirilir
(K.1, K.3).
İnceleme alanında bazı kişiler ise, ziyarette helva, çörek, simit,
lokum, şeker veya bisküvi gibi yiyecek dağıtma ya da mum yakma,
yatırdaki ağaca bez parçası bağlama gibi çeşitli adaklarda da bulunabilir
(K.2). Kansız kurban sınıfına giren bu adaklar da, adak sahibi tarafından
adakta bulunulan yatır ya da ziyarette yerine getirilir.
Tahtacılar arasında ise adak kurbanlarının Çiçek Baba, Karacellez
(Karaca İlyas), Mağras (Mağaras) Dede, Karanfil Baba, Kırtıl Dede ya da
Eshab-ı Kehf gibi, genellikle yüksek bir tepede veya dağın zirvesinde
bulunan, yatır ve ziyaretlerde özel bir merasim eşliğinde sunulduğu
görülür. Bu toplulukta koyun, keçi ya da horoz adağında bulunan kişi,
dileği gerçekleştiğinde kurban kesmek istediğini “dede”2ye, dedenin
bulunmadığı yerlerde dede vekiline, o da yoksa sofra duası bilen
musahipli3 bir büyüğe ve çevredeki bütün komşularına önceden haber
verir. Belirlenen günde topluca kurbanın kesileceği yatır veya ziyarete
gidilir. Burada kurbanı, kurbancı4 keser, aşçı kadınlar da pişirir. Kurban
yemeği hazır hale getirilince, selman5 elindeki küçük süpürgeyle dede baş
köşede olmak üzere halka şeklinde oturmuş olan cemaatın oturduğu alanı
yani meydanı sembolük olarak süpürür; bir elinde içi su dolu ibrik
2 Tahtacılar arasında topluluğun dinî lideri.
3 İkrar vermiş olup kendisine yol kardeşi edinmiş evli kişi.
4 Kurban kesmekle görevli hizmet sahibi.
5 Cemlerde yani dinî törenlerde meydanı süpürmek, el suyu dökmek ve sofraları serip
yemek süresince ihtiyaçları karşılamakla görevli hizmet sahibi.
TÜBAR-XVII-/2005-Bahar/Yard. Doç. Dr. Nilgün ÇIBLAK
164
diğerinde bir leğenle gelerek dededen başlamak üzere herkesin eline el
suyu döker ve ardından sofraları serer. Kurban yemeği sofralara dağıtılır.
Dede, dedenin bulunmadığı zamanlarda dede vekili, kurbandan bir parça
alıp kurban sahibinin ağzına verir, bundan sonra herkes yemeğe başlar.
Yemeğin sonunda sofra duası verilir. Bunu, selmanın baştaki hizmetlerini
tekrar yerine getirmesi izler. Kurban yemeğinden yiyenler, kurban
sahibine “Hak kabul etsin” diyerek dua eder (K.5, K.6, K.7).
Mersin’deki Çaylak Oymağı’na bağlı Tahtacılarda Aydınlılar ve
Menemencilerden farklı olarak adak kurbanı niyetine keçi kesildiği
durumlarda bundan önce mutlaka cebrail adı verilen horoz kesme
geleneği bulunmaktadır. Kurban hayvanı koyun ise böyle bir uygulama
söz konusu değildir, ancak maddî durumu iyi olmayıp da keçi kesmek
zorunda kalanlar, kurbanlarının kabul edilmesi için önceden cebrail
kesmelidir. İnanışa göre önce kesilen cebrail, keçinin Hak nazarında
kurban olarak kabul edilmesini sağlamaktadır (K.6, K.8).
İnceleme alanındaki Tahtacılar arasında, sabaha karşı öterek
insanlara sabahın olduğunu haber veren horozun, bu haberi aynı
vakitlerde gökyüzünde sesini duyduğu Cebrail adlı melekten öğrenmiş
olduğuna inanılmakta, bu yüzden de horoza “cebrail” ya da “cebrail
kurbanı” denilmektedir. Bunun yanında horozun gökten indiğini
söyleyenler de bulunmaktadır (K.5, K.6, K.19) Böylelikle bir kümes
hayvanı olan horoz, Tahtacılarda Cebrail adlı melekle özdeşleştirilmiş ve
bu nedenle kendisinden daima dinsel açıdan söz edilmiştir
Mersin’deki Çaylak Oymağı’na bağlı Tahtacılar arasında, İmam
Hüseyin’e adanan ve bu nedenle “İmam Hüseyin Kurbanı” adı verilen bir
başka adak kurbanı daha vardır ki, bu kurban, sadece Çaylaklarda yer
almakta olup, Aydınlı ve Menemenci oymaklarında bulunmamaktadır.
İmam Hüseyin Kurbanı, adak sahibinin evinde düzenlenmesine
karşılık burada yatır ve ziyaretlerde düzenlenen kurban törenleri başlığı
altında verilmiştir. Bunun da sebebi Hz. Muhammed’in torunu, Hz.
Ali’nin oğlu olan İmam Hüseyin’in Alevîler dolayısıyla Tahtacılar
arasında ayrı bir yerinin bulunması, ulu bir kişi olarak kabul edilmesiyle
ilgilidir.
Bu kurban, İmam Hüseyin’e adandığı için adakların en önemlisi
sayılır. Kurban olarak bir koç alınır, zaten dişi hayvandan kurban olmaz.
Kurban sahibi dedenin iznini alarak bir gün belirledikten sonra herkesi
kurban yemeğine davet eder. Kurbancı tarafından kesilen kurban
parçalara ayrılmadan tüm olarak büyük bir kazanda pişirilir. Aşçı
kadınlar, kurbanın suyuyla bulgur pilavı veya yoğurtlu çorba yapar ve
yemekten sonra içilmek üzere aşure pişirir. Merasim sırasında, dede baş
köşede olmak üzere herkes halka şeklinde oturur. Selman, meydanı
TÜBİAR-XVII-/2005-Bahar/Mersin’de İnanç Merkezleri...
165
süpürür, önce dededen başlamak suretiyle cemaate el suyu dağıtır. Daha
sonra saki,6 dede ile onun sağında ve solunda oturan iki büyüğe üç kez
dolu7 sunar; bu şekilde dolu üçlenir. Dolunun sunulmasının ardından
sazandar,8 nefes üçler yani Şah Hatayî’ye ait üç nefesi arka arkaya baştan
sona okur. Ardından semah oynanır. Bunu sofraların serilmesi izler.
Kurban tüm olarak dedenin önüne getirilir; dede, kurban sahiplerine (karı
- kocaya) birer lokma verip kurbanı bütün sofralara paylaştırır. Önce
kurban eti, ardından pilav yenir, tatlı olarak da aşure içilir. Yemekten
sonra dede, sofra duası okur, sofralar kaldırılır, selman baştaki
hizmetlerini yineler yani meydanı süpürür, el suyu dağıtır. Burada
yemekten önce ve yemek süresince kesinlikle su içilmez; yemeğin
sonunda sakkacı9 gelir ve deden başlayarak herkese sakka suyu10 dağıtır.
Böylelikle tören sona ermiş olur. Törenden ayrılan herkes kurban
sahibine; “Hak kabul etsin”, “Adağın kabul olsun” der (K.9, K.10).
İmam Hüseyin Kurbanı’nın bütün kemikleri toplanır, derisinin
içine sarılarak kalan parçalarıyla beraber bir çukura gömülür. Bazen
bolluk bereket getirmesi için kurbanın kafa derisinin veya herhangi bir
parçasının adak sahibinin evinin çatısına atıldığı da olur (K.9, K.10).
Bugün İmam Hüseyin Kurbanı’nda nefes üçleme ve semah oynama
geleneklerinin ortadan kalktığı, dolu sunmanın ise adak sahibinin isteğine
bağlı olarak bazen yerine getirildiği bazen de getirilmediği görülmektedir.
Ancak önemli bir dileğin kabul edilmesi için İmam Hüseyin’e kurban
adama ve dileğin gerçekleşmesi sonucunda kurban kesip herkese yedirme
geleneği eskisi gibi devam etmektedir.
Tahtacılar arasında adak kurbanı olarak kanlı kurban yerine kansız
kurban sunulduğu da görülür. Böyle durumlarda kömbe yapılıp
komşulara dağıtılabileceği gibi birkaç kilo lokum alınıp adakta bulunulan
yatır veya ziyarette dağıtıldığı da olur (K.11).
Mersin’deki söz konusu adak kurbanlarının genel olarak İslâmî
esaslara bağlı bir şekilde yerine getirildiği, ancak törenlerdeki kimi
uygulamaların kökeninin İslâmiyet öncesi Türk topluluklarının
inanışlarına, örf ve âdetlerine kadar götürülebildiği görülmektedir.
Özellikle Tahtacı oymaklarındaki kurban törenleriyle eski Türklerdeki
6 Cemlerde içki dağıtmakla görevli hizmet sahibi.
7 İçki. Tahtacı kültüründe dolu ile esas olarak kastedilen rakı olup bunun “kırklar
cemi”ndeki engür suyunu temsil etmesi dolayısıyla kutsal bir yeri bulunmaktadır.
8 Cemlerde saz çalıp nefes söyleyen hizmet sahibi, zakir.
9 Sakka suyu dağıtan hizmet sahibi.
10 Kerbelâ’da susuz şehit düşen İmam Hüseyin aşkına dağıtılan su.
TÜBAR-XVII-/2005-Bahar/Yard. Doç. Dr. Nilgün ÇIBLAK
166
bazı törenlerin birçok ortak yönünün bulunduğu tespit edilmiştir.
Eski Türk boyları da, dinî ve sosyal hayatlarının bir gereği olarak
çeşitli törenler düzenlemiştir. Bu törenlerde mevki sırasına göre kimin
nereye oturacağı önceden bellidir; itibarı ve mevkisi yüksek olanlar baş
köşeye, diğerleri ise yine aynı sıra göz önünde bulundurularak bu kişiye
yakın veya uzakta olacak şekilde kendilerine ayrılan yere oturur ve bu
şekilde bir halka oluşturulur. Törende sofraları seren, içki dağıtan vb.
çeşitli görevliler vardır. Buradaki her hizmet, belirli kurallar ve sıra
dahilinde yerine getirilir (İnan, 1987:548-553; Potapov, 1960:73-75).
Yine Tahtacılar arasında dedenin kurban etinden ilk lokmayı
kurban sahiplerine vermesi geleneğine Şamanist Türk topluluklarında da
rastlanmaktadır. Burada da bazı törenlerde şaman, kurbandan bir parça
alır, bunu evin atalarına ve koruyucu ruhlarına verir, ardından kalan
parçaları ev sahibine yedirir (Radloff, 1986: 246-249).
İmam Hüseyin Kurbanı’nda yer alan kurban hayvanının bütün
kemiklerinin bir araya getirilip gömülmesi de eski Türklerin kurban
kemiklerinin kurban iskelesine bırakılması veya bir yere gömülmesi
uygulamasıyla benzerlik göstermektedir (İnan, 1986: 101). Bu gelenek,
kurban hayvanının yeniden yaşama döneceğine inanılmasıyla ilgilidir.
b) Yağmur Yağdırma Töreni:
Yağmur yağdırma törenleri, havaların kurak gittiği dönemlerde
geciken yağmuru yağdırmak ve böylelikle toprağı canlandırarak bereketi
arttırmak amacıyla düzenlenen dinsel ve büyüsel uygulamaları içine alır.
Dünyanın neresinde olursa olsun yağmura ihtiyaç duyan toplumlar,
gerekli olan yağışı sağlayarak kuraklığı önlemek amacıyla, geçmişten
günümüze, çeşitli yollara başvurmuşlar, kendi inançları ve âdetleri
doğrultusunda dualar etmiş, törenler düzenlemişlerdir.
Bu tür uygulamalara eski Türk topluluklarında da rastlanmaktadır.
Nitekim kaynaklarda eski Türklerin doğa olaylarını, istekleri
doğrultusunda değiştirmek amacıyla kullandıkları ve “yada, yat, cada,
sata, cay vb.” adlar verdikleri sihirli bir taşa sahip olduklarından
bahsedilmektedir. Yağmur taşı olduğu belirtilen bu taş, yağmur, kar, dolu
yağdırma, fırtına çıkarma ya da bunları durdurma gibi önemli tabiat
olaylarının gerçekleştirilmesinde kullanılmıştır (Ünver, 1952: 77-84;
İnan, 1986: 160-165; İnan, 1987: 472-474).
Türkler, Müslüman olup Anadolu’ya yerleşmeye başladıktan sonra
da İslâmiyet’in etkisi altında yapılan yağmur dualarının yanında ritüel
kökenli çeşitli yağmur yağdırma törenlerini düzenlemeye devam etmiştir.
Mersin’de de bu törenlerin özde aynı olmakla birlikte inanç
TÜBİAR-XVII-/2005-Bahar/Mersin’de İnanç Merkezleri...
167
merkezleri çevresinde değişik şekillerde uygulandığı görülmektedir.
Bu ilde genel olarak havaların kurak gittiği dönemlerde yerleşim
birimlerine göre her köyün ileri gelenleri bir araya gelir ve yağmur
duasına çıkılmasına karar verir. Bunun için bir cuma günü, cuma
namazından sonra cemaat iki rekât namaz kılar, ardından hoca yağmur
duası okur. Camide yapılan bu yağmur duasından sonra büyük küçük
herkes toplanır ve hocanın önderliğinde yüksek ve çevresi açık bir tepeye
gidilir. Bazı yerleşim birimlerinde gidilen bu yer, bir çeşme başı ya da su
kenarı da olabilir. Burada namaz kılınır, dua edilir. Dua sırasında ceketler
ters giyilir, şapkalar ters takılır ve eller, parmaklar yere doğru çevrili
şekilde tutulur ve hocanın duasının arasında yüksek sesle “amin” denilir.
Diğer taraftan herkesin katılımıyla alınmış olan koyun ya da davar kesilir,
etiyle kavurma, yine ortaklaşa getirilmiş olan bulgur ile de pilav pişirilir.
Yağmur duasından sonra topluca yemek yenir (K.12, K.13, K.14).
Yağmur duası için cuma günü, camide ya da açık alanda
toplanılarak bir hoca önderliğinde namaz kılınması, ardından dua
edilmesi; koyun, keçi vb. bir hayvanın törende kurban edilmesi İslâmî
kurallar dahilinde gerçekleştirilen uygulamalardır. Öte yandan
kıyafetlerin ters giyilmesi, ellerin parmaklar aşağı doğru çevrili şekilde
tutulması gibi ritüel kökenli kimi uygulamaların da bu törende yer aldığı
görülmektedir. Ceketlerin ters giyilmesi, şapkaların ters takılması, kurak
giden havaların yağışlı hale gelmesi, daha doğrusu kuraklığın tersine
dönmesi için yapılan büyüsel uygulamalardır. Yine dua sırasında ellerin
yere doğru çevrili şekilde tutulması da yağmurun yağışını taklit için
yapılmaktadır. Bu şekilde meydana gelmesi istenen olay taklit yoluyla
gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır.
Mersin’in Tahtacı yerleşim birimlerindeki yağmur yağdırma
törenlerinin ise Çiçek Baba, Karacellez, Mağras Dede, Şah Er Durağı ya
da Kırtıl Dede ziyaretlerinde gerçekleştirildiği görülür. Tören için
herkesin katılımıyla kurban olarak koyun ya da keçi alınır ve dedenin,
onun olmadığı yerlerde ise vekilinin önderliğinde topluca söz konusu
yatır veya ziyaretlerden birisine gidilir. Kurban, ziyaretin çevresinde üç
kez dolandırıldıktan sonra kurbancı tarafından kesilir, tecrübeli kişilerce
pişirilir. Topluluk dede baş köşede olmak üzere halka şeklinde oturur ve
selman, meydanı süpürür, el suyu dağıtır ardından sofraları serer. Topluca
yemek yenir, yemekten sonra dua edilir. Selman aynı şekilde hizmetlerini
yerine getirir (K.6, K.8, K.15).
Tahtacılar arasında kurbanla beraber ziyarette yenilmek üzere
kömbe adı verilen çörekten pişirip getirenler de olur. Dede, kömbe
pişirene yemekten önce dua eder (K.6, K.8, K.9). Bu da söz konusu
törende kanlı kurbanın yanında kansız kurbanın da yer aldığını
TÜBAR-XVII-/2005-Bahar/Yard. Doç. Dr. Nilgün ÇIBLAK
168
göstermesi bakımından önem taşımaktadır.
Mersin’deki yağmur yağdırma törenlerinin yatır ve ziyaretler
yanında bazen yüksek tepelerde yapılması halk arasında ermiş sayılan ulu
kişilerin belirli zamanlarda buralarda bir araya geldiklerine inanılmasıyla
ilgilidir. Öte yandan tören için bir su kenarının seçilmesinin sebebi de
burada yağış yani su istenmesiyle ilgili görünmektedir. Ancak her iki
inanışın temelinde de -daha evvel bahsedildiği üzere- İslâmiyet öncesi
döneme ait dağ kültü ve yer-su kültünün izleri bulunmaktadır.
c) Abdal Musa Adına Düzenlenen Kurban Töreni:
Alevî-Bektaşîler arasında büyük bir saygınlığa sahip olan Abdal
Musa, 14. yüzyılda yaşayan ve Bektaşî tarikatının temelini atmış bulunan
bir Horasan erenidir. Onun Antalya’nın Elmalı ilçesine bağlı Tekke
köyünde kurmuş olduğu tekke, Bektaşî dergâhlarının önde gelenlerinden
biri kabul edilir. Türbesi de müridi Kaygusuz Abdal’ınki ile beraber bu
dergâhta bulunmaktadır (Özkırımlı, 1988: 117-119; Daha kapsamlı bilgi
için bkz. Güzel, 1999: 233-256).
Abdal Musa’nın bütün Alevî topluluklarında olduğu gibi Tahtacılar
arasında da önemli bir yeri vardır. Nitekim onun Elmalı’daki türbesi,
Tahtacılar tarafından en yüksek makam sayılır. Bu türbede çeşitli kurban
törenleri düzenlenir.
Mersin’deki Menemenci Oymağı’na bağlı Tahtacılar arasında da,
Abdal Musa türbesinde gerçekleştirilmese dahi, birlik ve beraberliğin
sağlanması, bolluk ve bereketin artmasına yardımcı olması için her yıl
Abdal Musa adına bir kurban töreni düzenleme geleneği bulunmaktadır.
“Abdal Musa Cemi” adı verilen bu tören, işlerin yavaşladığı ve
ormanda çalışmak amacıyla köyden ayrılmak zorunda kalanların geri
dönmeye başladığı güz başlarında yapılır. Bunun için herkes bir araya
gelir ve tören için bir gün belirlenir. Ortaklaşa bir koyun alınır, bütün
hazırlıklar tamamlandıktan sonra kimin evi uygunsa orada toplanılır.
Kurban, kurbancı tarafından kesilir, tecrübeli kişiler tarafından pişirilir.
Yemek hazır olunca selman diğer törenlerde olduğu gibi hizmetini görür
ve topluca yemek yenir (K.16, K.17).
Bu törende Abdal Musa adına kurban kesilerek hem geleneğin en
önemli erenlerinden birisi anılmakta hem de onun aracılığıyla Allah’a
dirlik ve düzen, bolluk ve bereket için dua edilmektedir.
II. Mezarlıkta Düzenlenen Kurban Törenleri
Bütün toplumlarda, insan yaşamının somut olarak sona ermesi
anlamına gelen ölüm olayı sonrasında, ölünün geride kalanlarla
ilişkisinin, alış-verişinin sürdüğüne dair bir inanış bulunmaktadır.
TÜBİAR-XVII-/2005-Bahar/Mersin’de İnanç Merkezleri...
169
Yaşayanla onun ölmüş olan atası arasındaki bu bağın gücü, atalara sürekli
bir saygıyı beraberinde getirmiştir. Bu nedenle ölüm çevresinde çeşitli
törenlere, dinsel ve büyüsel uygulamalara rastlanmaktadır.
Bunlardan bir kısmı ölen kişinin öte dünyaya gidişini
kolaylaştırmak; onun hem geride bıraktıklarının gözünde hem de öte
dünyada mutlu bir kişi olmasını sağlamak amacıyla yerine
getirilmektedir. Nitekim eski kültürlerden bu yana bir “öte dünya”
tasarımına ve buna bağlı olarak ölenlerin, öldükten sonra da yaşamlarını
sürdürdüklerine inanılmaktadır. Ölüm çevresinde kümelenen
uygulamalardan bir kısmı da ölenin geri dönüşünü önlemek, yakınlarına
kötülükte bulunmasını, zarar vermesini engellemek için
gerçekleştirilmektedir. Bunların temelinde de ölenin, dönüp gelebileceği
ve geride kalanlara zarar verebileceği korkusu yatmaktadır (Örnek, 1979:
108-109).
Çeşitli toplumlarda olduğu gibi, eski Türklerin de ölüyü özel bir
merasim eşliğinde gömdükleri; ölüm olayından sonra gerek ölenin evinde
gerekse gömüleceği yerde törenler düzenledikleri bilinmektedir. Bu
törenlerde, ölen kişinin itibarına, mevkisine göre kurbanlar kesilir ve eti
herkese yedirilir. Kurban törenleri, defin işleminin üçüncü, yedinci,
yirminci, kırkıncı günlerinde ve yıldönümünde de yapılır. Bunlardan
özellikle yedinci, kırkıncı günlerinde ve yıldönümünde yapılan törenlerde
topluca mezarlığa gidilir, burada yenilip içilir ve yemeklerden mezarın
üstüne bırakılmak suretiyle dualar eşliğinde ölen kişinin ruhuna da
sunulur (İnan, 1986: 176-200; Roux, 1999: 188-293). Bu şekilde ata
ruhunun öbür dünyada memnun edilmesi sağlanarak onun geride
kalanlara herhangi bir kötülükte bulunması engellenmiş olur.
Günümüzde de ölülere dolayısıyla atalara büyük bir saygı
duyulmakta, ölüm olaylarının ardından törenler düzenlenip belirli
zamanlarda mezarlıklar ziyaret edilmektedir.
Mezarlıklar, ölen kişilerin yakınları tarafından topluca ziyaret
edilmeleri, burada çeşitli kurban törenlerinin düzenlenmesi ve bu
törenlerde eski inanışlara ait kimi unsurlara rastlanması ve diğer taraftan
hayatta olan ile öbür dünyada bulunan arasında bir köprü kurması
dolayısıyla bir inanç merkezi kimliği taşımaktadır.
Mersin halkı arasında da belirli ve özel günlerde mezarlıkları
ziyaret etme geleneği, eskiden olduğu gibi bugün de devam
ettirilmektedir. Özellikle Tahtacıların yaşadığı yerlerde, diğer yerleşim
birimlerinden farklı olarak, mezarlık ziyareti sırasında atalar ruhuna
kurbanlar sunulduğu da dikkati çekmektedir.
Bu törenler; ölüm sonrasında, Ramazan Bayramı’nda, Kurban
TÜBAR-XVII-/2005-Bahar/Yard. Doç. Dr. Nilgün ÇIBLAK
170
Bayramı’nda, Muharrem Töreni’nde, nevruz ve hıdrellezde
yapılmaktadır.
Buna göre Tahtacılar, ölünün üçüncü, yedinci, kırkıncı günlerinde
ve yıldönümünde; dinî bayramların ilk gününde ya da arefesinde;
muharrem orucunun son günü aşurelerin içilmesinden sonra; aynı
zamanda nevruz ve hıdrellez gününde kadın-erkek, büyük-küçük topluca
mezarlığa gitmekte ve burada birbirlerine kömbe, lokum, şeker ya da
bisküvi ikram etmekte, bunları mezarları başında beraberce yemekte ve
ölmüşler adına dualar etmektedir. Ziyaretler sırasında herkes yakınının
mezarını temizlemekte ve mezara çiçekler bırakmaktadır (K.11,K.18).
Mezarlıkta herkesin birbirine ikramda bulunduğu bu yiyecekler
aslında atalar ruhuna sunulan kurban niteliği taşımaktadır.
III. Ocakta Düzenlenen Kurban Törenleri
Ocak kelimesi, “soy” anlamının yanı sıra “ateş yakılan yer”,
“Alevî-Bektaşî topluluklarının bağlı bulunduğu kutlu merkezler”, aynı
zamanda “belirli bir hastalığı sağaltma gücüne sahip, bunu uzmanlık
edinmiş kişi” gibi çeşitli anlamlarda kullanılmaktadır. Burada esas olarak
soy, sop, aile ile ateşin yakıldığı yer karşılığı olan ocak kavramı üzerinde
durulacaktır.
Türk kültüründe ata ocağına büyük bir saygı duyulur. Bu saygının
kökeninde, atalar kültü bulunmaktadır. Ocağın tütmesi, ateşin sürekli
olarak yanması, ataların o ocakta, o yurtta, o çadırda devamlı olarak
bulunması anlamına gelmektedir. Ataların canlarının ateşin içinde tecelli
ettiğine inanıldığı için Türkler ocağı ve ateşi kutsal kabul etmiş ve bunları
atalarla temasta bulunmanın bir vasıtası olarak görmüştür (Eröz, 1977:
327).
Bu inanış gereği Şamanist Türklerin hemen her töreninde mutlaka
bir ateş bulunur. Ateş ruhuna hitaben okunan şaman ilahilerinde
“atamızın yaktığı ocak” denilir. Bu da aile ocağı kültü ile ateş kültünün
birbirinden ayrılamayacağını, bununla beraber ocak kültünün atalar
kültüyle bağlı olduğunu gösterir. Nitekim Kırgız-Kazakların kimi
boylarında yedinci veya dokuzuncu atanın torunlarının tamamı bir ulu
eve saygı göstererek bu eve (çadıra) yüzyıllar boyunca ocak dumanıyla
“kararmış çadır” anlamına gelen “kara çangarak” adını verir. Bu çadırda
verilen söz yemin sayılır ve çadırın sahibi genç bir erkek olsa dahi bu
kişiye herkes saygı gösterir. Aynı şekilde Yakutlar’da and törenlerini ateş
ve ocak karşısında yapma geleneği bulunmaktadır (İnan, 1986: 68-71).
Eski Türk topluluklarında ateş ve ocağa duyulan saygıyı gösteren daha
pek çok gelenek bulunmaktadır. Bütün bunlar ata ruhuna ve ata ocağına
verilen önemi göstermektedir.
TÜBİAR-XVII-/2005-Bahar/Mersin’de İnanç Merkezleri...
171
Ocak ve ateş çevresinde kümelenen kimi inanç ve pratikler
Anadolu’da da varlığını sürdürmektedir. Günümüzde Mersin’de ata
ocağında ya da ocak başında kurban törenlerinin düzenlendiği
görülmektedir. Bu törenler, Kurban Bayramı’nda düzenlenen kurban
töreni ile özellikle Tahtacılar arasında görülen ve ocak kazma adı verilen
tören olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.
a) Kurban Bayramı’nda Düzenlenen Kurban Töreni:
İnceleme alanında Kurban Bayramı’nda mezarlıkta ölmüşlerin
ruhuna kansız kurban sunma geleneğinin yanı sıra arefe günü ata
ocağında da bir kurban töreni düzenlenmektedir.
Arefe günü baba ocağını bekleyenler, yani anne-babası ölmüş olup
da onların evinde kalmaya devam eden evli erkek evlatları, ölen
büyükleri adına kurban keser. Kurban olarak koyun ya da keçi kesilir.
Kurban kesildikten sonra bir kısmı fakirlere dağıtılır bir kısmı da evde
pişirilerek komşulara yedirilir (K.2, K.14).
Tahtacılarda ise kurban sahibi, arefe günü kurban kesmek
istediğini, önceden, dedeye ve kurbancıya söyler, ayrıca komşuları
kurban yemeğine davet eder. Bu yemeğe dua verileceği için törene
mutlaka dedenin ya da onun olmadığı yerlerde vekilinin katılması
gerekir. Arefe günü herkes adak sahibinin evinde toplanır. Burada
kurbanı, kurbancı keser, aşçı kadınlar pişirir. Kurban yemeği
hazırlandıktan sonra selman, görevlerini yerine getirir, ardından yemekler
yenilip dua edilir. Tahtacılar arasında maddî durumu iyi olmayanlar,
koyun ya da keçi yerine horoz (cebrail) da kesebilir (K.18, K.19).
İnanışa göre, arefe günü ata ocağında kesilen kurban ile hem atalar
ruhu memnun edilmiş hem de söz konusu kurban aracılığıyla o ocağı
bekleyen, soyu sürdüren ailenin başına herhangi olumsuz bir durumun
gelmesi engellenmiş olur. Bir başka deyişle bu yolla atalar ruhu, o aileyi
olası kötülüklerden korur.
b) Ocak Kazma:
Mersin’deki Tahtacılar arasında evli bir çift, ana-baba evinden
ayrılıp da başka bir evde yaşamaya başlayacağı zaman “ocak kazma” adı
verilen bir tören düzenlenir. Çiftin yeni evinde, dede ve onun yanında
musahipli büyükler toplanır. Herkes bu çifte verilmek üzere beraberinde
tabak, tencere vb. hediye de getirir. Ev sahibi bu tören için eğer durumu
elverişli ise bir koyun, değilse bir horoz keser. Dede, evin ocağının başına
gelerek elindeki kazma ile “ya Allah” deyip ocağın sağına, “ya
Muhammed” deyip soluna, “ya Ali” deyip ortasına, ocağı kazıyormuş
gibi, üç kez yavaşça vurur. Ardından ocağa konulmuş olan odunları veya
birkaç parça çırayı tutuşturup dua eder. Dede yerine geçip oturunca ocak
TÜBAR-XVII-/2005-Bahar/Yard. Doç. Dr. Nilgün ÇIBLAK
172
sahibi ve karısı, herkesin elini öper. Bundan sonra kurban yemeği yenir,
çaylar içilir; tören bu şekilde sona erer (K.9, K.11, K.15).
Tahtacılarda aile ocağının ilk önce dede tarafından ve özel bir
törenle yakılması; o ailenin ocağının devamlı tütmesi, varlığını sürekli
olarak koruması, başına herhangi uğursuz bir olayın gelmemesi için
yerine getirilmesi gereken önemli bir uygulamadır. Ocağın bu şekilde
kutsanması, eski Türk kültüründe yer alan ateş, ocak ve atalar kültünün
günümüzdeki izlerini göstermesi bakımında önem taşımaktadır.
IV. Ormanda Düzenlenen Kurban Töreni
Eski inanç sistemlerinde ağaç kültünün önemli bir yeri vardır.
Ağacın mevsimlere bağlı olarak yeşillenmesi, meyve vermesi, kuruması;
ölüp-dirilmenin sembolü olarak görülmüş ve dinî törenlerde kült ağacı
olarak kullanılmasına yol açmıştır. Dünyanın yaratılışıyla ilgili
efsanelerde, ağaç, sık kullanılan bir motif olmuştur (Örnek, 1988: 102).
Belirli ağaçlarda doğaüstü güçlerin, ataların, cin ve perilerin
eğleştiği inancı giderek ormanların da kutsal kabul edilmesine neden
olmuştur. Özellikle yaşlı ve büyük ağaçlara, tek ağaçlara, içleri kovuk
olan ağaçlara diğerlerine göre daha büyük bir saygı duyulmuştur (Örnek,
1988: 103).
Orman kültü, ormanlık alanlarda yaşayan, geçimlerini orman
mahsulleriyle sağlayan topluluklarda yaygın olarak görülmüştür. Nitekim
Yakut avcıları, dokuz nefer orman ruhunun bulunduğuna inanırlar.
Bunlardan en büyüğü Bay Bayanay adı verilen ruhtur. Kimilerine göre
Bay Bayanay, orman ruhlarına genel olarak verilen bir addır. Bu ruhlar
avcıları korur ve onlara bereketli av bağışlar. Aynı şekilde yakın zamana
kadar avcılıkla geçinen Şor Türkleri de orman ruhlarına büyük önem
verir. Bu ruhlara kimi zaman kurbanlar da sunulur (İnan, 1986: 63).
Ormanın genel olarak kült haline getirilmesinin yanında bazı ağaçların da
kutsal kabul edildiği görülür.
Türkler arasında ağaç kültünün de hayli yaygın olduğu
anlaşılmaktadır. Bu kültün İslâm öncesi Türkler’de ilk ortaya çıkış
bölgesi olarak Ötüken’in dağlık arazisi olduğu tahmin ediliyor. Buna göre
Hunlar, her yıl yaz sonunda büyük olasılıkla Ötüken’de yer alan
başkentlerinde yaptıkları ayinlerini, şehrin yakınındaki dağın eteğinde
bulunan bir çam ağacının yanında düzenlemiştir. Daha sonra burada dut
ağacı da yetişmiş ve Hunlar her iki ağacı da kutlu saymıştır. Hunlar’ın
ağaç çevresinde düzenledikleri bu ayinlerin benzerlerine To-balar ve
Kanglılar’da da rastlanmıştır. Söz konusu âyinlerde, kutsal kabul edilen
ağaç etrafında bazı merasimler düzenleniyor ve kötü ruhlardan
temizlenmek istenen yerlere ağaç dikiliyordu. Bu gibi uygulamaların
TÜBİAR-XVII-/2005-Bahar/Mersin’de İnanç Merkezleri...
173
Göktürkler’de de bulunduğu tahmin edilmektedir (Ocak, 1983: 85).
Ağaç kültü, bugün de Orta Asya’da, özellikle Altaylar bölgesinde
varlığını devam ettirmektedir. Altaylı kavimlerde en çok çam ve kayın
ağacı; bunlardan sonra da çınar ve servi ağacı takdis edilmektedir.
Çeremisler, Buryatlar, Yakutlar, Başkurtlar, Kazaklar ve Kırgızlar, tek
olarak bulunan ulu ve yaşlı, çam, kayın, ardıç, servi ve çınar ağaçlarına
adaklar adayıp kurbanlar kesmekte, onlardan dilekte bulunmaktadırlar.
Bu ağaçlara kurusalar bile dokunulmamakta, adaklar ve kurbanlar
sunulmaya devam edilmektedir (Ocak, 1983:86-87).
Orman ve ağaç kültünün izlerine Anadolu’da, Tahtacı kültüründe
de rastlanmaktadır. Tahtacıların yüzyıllar boyunca ormanlık alanlarda
yaşamış ve geçimlerini ağaç işçiliğinden sağlamış olmalarından dolayı
ağaçlara karşı büyük bir saygıları ve bağlılıkları bulunmaktadır.
Orman ve ağaca yüklenen kutsallık nedeniyle Mersin’de yaşayan
Tahtacılar, ormanı bir inanç merkezi olarak kabul etmiş ve ormanda
çalışmaya başlamadan önce “pay kurbanı” adı verilen bir kurban töreni
düzenlemeyi gelenek haline getirmiştir.
a) Pay Kurbanı:
Mersin Tahtacıları arasında “Yaş kesen baş keser” inanışı
yaygındır. Bu nedenle ormanda ağaç kesim işine başlamadan önce, kesim
sırasında herhangi bir kazanın yaşanmaması için pay kurbanı kesilir.
Pay kurbanı için üç - beş aile bir araya gelerek bir koyun, koç veya
duruma göre keçi alır. Eğer kişi sayısı fazla ise iki veya üç kurban da
alınabilir. Maddî durumları iyi olmayanlar ise horoz keser. Kurbanı
kesme görevi kurbancıya aittir, ancak kurbancının bulunmadığı yerlerde
bu görevi musahipli bir büyük yerine getirir. Kurban kesildikten sonra,
kaç pay sahibi varsa o sayı göz önünde bulundurularak eşit parçalara
ayrılır, ancak bunun için terazi kullanılmaz. Payların dağıtılması işi,
herhangi bir haksızlıkta bulunulmaması düşüncesiyle küçük bir çocuğa
verilir. Bunun için herkes çakı, bıçak, tarak vb. küçük bir eşyasını bir
yere koyar. Çocuk da bu eşyalardan her birini sırasıyla parçalara ayrılmış
etlerden birinin üzerine atar. Pay sahipleri, kendi özel eşyası hangi payın
üzerine değmişse o parçayı alır, herkes hakkına razı olur. Kurbanın pay
sahiplerine dağıtılmasının ardından herkes payını evine götürür ve
akşama yenilmek üzere kavurma pişirir. Akşam olunca dedenin, dedenin
bulunmadığı yerlerde ise musahipli bir büyüğün evinde toplanılır. Burada
selman hizmetlerini yerine getirdikten sonra herkesin beraberinde
getirmiş olduğu kavurmalar yenir. Maddî durumu uygun olmadığı için
horoz kesmek zorunda kalanlar da bu toplantıya kurbanını pişirmiş olarak
katılır ve yemekten yer. Ertesi gün sabah da ormanda ağaç kesim işine
TÜBAR-XVII-/2005-Bahar/Yard. Doç. Dr. Nilgün ÇIBLAK
174
başlanır ( K.7, K.9, K.18, K.19).
Mersin’de yaşayan Tahtacı oymakları arasında bugün de “pay
kurbanı” kesme geleneği bulunmakta ve kurban kesmeden ağaç kesim
işine başlanıldığı takdirde herhangi olumsuz bir olayın veya kazanın
yaşanacağına inanılmaktadır.
Sonuç
Mersin’de halk tarafından kutsal kabul edilen, çevrelerinde
birtakım inanç ve pratiklerin kümelendiği çeşitli inanç merkezleri
bulunmaktadır. Yatır ve ziyaretler, mezarlıklar, ata ocağı / ocak ve
ormanlık alanlar şeklinde sınıflandırılabilen bu inanç merkezlerinin
çevresinde bazı kurban törenlerinin düzenlendiği görülmektedir.
Çalışmamız sonucunda hem söz konusu inanç merkezlerinin oluşumunda
hem de bunlara bağlı kurban törenlerinde İslâmiyet öncesi Türk inanç
sistemlerinin izlerine rastlanmıştır. Yatır ve ziyaretlere giderek medet
umma, adakta bulunma, dileklerin gerçekleşmesi için dualar edip
buralarda kurbanlar sunma; aynı şekilde kabir ziyaretlerinde ve ata
ocağında ya da ocak başında kurban törenleri düzenleme gibi inanç ve
pratiklerin atalar kültüyle yakından ilgili olduğu bilinmektedir. Yatır ve
ziyaretlerden bir kısmının yüksek tepelerde, dağlarda ya da su
kenarlarında bulunması da yine İslâmlık öncesi Türk inançları içerisinde
yer alan dağ kültü ve yer-su kültü ile ilgilidir. Geçimlerini orman
işçiliğiyle sağlayan Tahtacılar arasında ise ormanlar da kutsal kabul
edilerek bir inanç merkezi haline getirilmiştir.
Mersin’deki inanç merkezlerine bağlı kurban törenlerinin genel
olarak İslâmî esaslara bağlı bir şekilde yerine getirildiği, ancak
törenlerdeki bazı uygulamaların kökeninin de İslâmiyet öncesi Türk
topluluklarının inanışlarına, âdetlerine kadar götürülebildiği
görülmektedir. Özellikle Tahtacıların kurban sunma geleneklerinin belirli
bir düzen ve kurallar dahilinde ve özel bir merasim eşliğinde yerine
getirilmesi bizi eski Türklerin bazı törenlerindeki uygulamalara kadar
götürmektedir. Tahtacıların eski Türk geleneklerini, inanç ve pratiklerini
günümüze kadar getirebilmelerinde, bu topluluğun uzunca bir süre
ormanlık alanlarda dışa kapalı bir şekilde, gelenek ve göreneklerine bağlı
bir yaşam sürdürmüş olmaları etkili olmuştur. Diğer taraftan inceleme
alanındaki kurban törenlerindeki eski Türk kültürüne ait inanç ve
pratiklerin İslâmî şekle büründürülerek yaşatıldığı görülmektedir.
Mersin’deki inanç merkezlerinin bu yönleriyle Türklere ait örf,
âdet ve inanmaların korunup yaşatılmasında, bunların gelecek kuşaklara
aktarılmasında önemli bir katkı sağladığı görülmektedir. Bu merkezlerde
TÜBİAR-XVII-/2005-Bahar/Mersin’de İnanç Merkezleri...
175
düzenlenen kurban törenleri aracılığıyla da toplum içindeki birlik ve
beraberlik duyguları pekiştirilerek ortak kültürel değerlerimiz canlı bir
şekilde yaşatılmaktadır.
Kaynak Kişiler
Kaynak kişilerle ilgili bilgiler “adı , soyadı, doğum tarihi, derleme yeri,
öğrenim durumu, mesleği” sıralamasına göre verilmiştir.
K.1: Zülfünaz Nesli, 1940, Mersin, ilkokul, ev hanımı
K.2: Hülya Süçı, 1960, Mersin, ilkokul, ev hanımı
K.3: Mehmet İlvan, 1933, Erdemli, yok, serbest meslek
K.4: Sefer Yiğit, 1942, Tarsus, ilkokul, imam
K.5: Esma Erol, 1933, Bozyazı, yok, ev hanımı
K.6: Gazi Cemal Şimşek, 1936, Kırtıl köyü / Silifke, ilkokul, çiftçi
K.7: Hüseyin Özcan, 1927, Göksu Beldesi / Mut, ilkokul, orman işçisi
K.8: Hasan Hüseyin Kütük, 1929, Göksu Beldesi / Mut, okur-yazar, çiftçi
K.9. Fadime Gevger, 1943, Göksu Beldesi / Mut, ilkokul, ev hanımı
K.10: Senem Eşe Özcan, 1940, Göksu Beldesi / Mut, yok, ev hanımı
K.11: Abidin Özay, 1926, Kumaçukuru köyü / Mut, okur-yazar, orman
işçisi
K.12: İbrahim Kurt, 1929, Nacarlı köyü / Tarsus, yok, bahçeci
K.13: İbrahim Bulut, 1925, Malaklar köyü / Anamur, okur-yazar, çiftçi
K.14: Helime Gök, 1944, Çukurasma köyü /Gülnar, yok, ev hanımı
K.15: Senem Bayram, 1913, Kuzucubelen köyü / Mersin, yok, ev hanımı
K.16: Türabi Toprak, 1928, Çamalan Köyü / Tarsus, ortaokul, emekli
K.17: Anakız Şahin, 1936, Çamalan köyü / Tarsus, yok, ev hanımı
K.18: Veli Oktar, 1928, Kaşdişlen köyü / Anamur, yok, orman işçisi
K.19: Halil Erol, 1923, Bozyazı, ilkokul, bahçeci
K.20: Abidin Şahin, 1927, Çamalan köyü / Tarsus, ilkokul, orman işçisi
KAYNAKÇA
ARTUN Erman, (2001), “Adana Halk Hekimliğinde Atalar Kültü”, Türk
Kültürü, Yıl:XXXIX, S.460, Ağustos.
ERGİNER Gürbüz, (1997), Kurban, Kurbanın Kökenleri ve Anadolu’da
Kanlı Kurban Ritüelleri, İstanbul, Yapı Kredi Yayınları.
ERÖZ Mehmet, (1977), Türkiye’de Alevîlik Bektaşîlik, İstanbul, Otağ
Matbaacılık.
GÜZEL Abdurrahman, (1999), Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı, Ankara, Akçağ
Yayınları.
İNAN Abdülkadir, (1986), Tarihte ve Bugün Şamanizm, 3. b., Ankara, TTK
Yayınları.
TÜBAR-XVII-/2005-Bahar/Yard. Doç. Dr. Nilgün ÇIBLAK
176
İNAN Abdülkadir, (1987), Makaleler ve İncelemeler, 2. b., Ankara, TTK
Yayınları.
KÖKSAL Hasan, (1985), “Eski Türk Toplumu’nda Kutsal Değerler ve ‘Kurban’
Kavramı”, Türk Halk Edebiyatı ve Folklorunda Yeni Görüşler I, Haz.
Feyzi Halıcı, Ankara, Güven Matbaası.
OCAK Ahmet Yaşar, (1983), Bektaşî Menâkıbnâmelerinde İslâm Öncesi
İnanç Motifleri, İstanbul, Enderun Kitabevi.
OCAK Ahmet Yaşar, (1992), Kültür Tarihi Kaynağı Olarak
Menâkıbnâmeler, Ankara, TTK Yayınları.
ÖRNEK Sedat Veyis, (1979), Anadolu Folklorunda Ölüm, 2. b., Ankara, A.Ü.
DTCF Yayınları.
ÖRNEK Sedat Veyis, (1988), 100 Soruda İlkellerde Din, Büyü, Sanat, Efsane,
2. b., İstanbul, Gerçek Yayınları.
ÖZKIRIMLI Atilla, (1988), Toplumsal Bir Başkaldırının İdeolojisi Alevîlik-
Bektaşîlik, Araştırma-İnceleme, 4. b., İstanbul, Cem Yayınevi.
POTAPOV L. P., (1960), “Göçebelerin İbtidaî Cemaat Hayatlarını Anlatan Çok
Eski Bir Adet”, (Çev. Rasime Uygun), İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Tarih
Dergisi, C.XI, S.15.
RADLOFF W., (1986), Sibirya’dan Seçmeler, 2. b., (Çev. Ahmet Temir),
Ankara, KTB Yayınları.
ROUX Jean-Paul, (1999), Eskiçağ ve Ortaçağda Altay Türklerinde Ölüm,
(Çev. Aykut Kazancıgil), İstanbul, Kabalcı Yayınevi.
Türkçe Sözlük, 1988, C.II, Ankara, TDK Yayınları.
ÜNVER A. Süheyl, (1952), “Yağmur Taşı Hakkında”, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi
Tarih Dergisi, C.IV, S.7.
YÖRÜKÂN Yusuf Ziya, (1998), Anadolu’da Alevîler ve Tahtacılar, Eklerle
Yayıma Hazırlayan: Turhan Yörükân, Ankara, KB Yayınları.