BURUNÖREN

IGDELI

KALEKÖY

KARAÖZÜ

KIZILPINAR

SIVRIALAN

YERLIKUYU

 

MAHZUNİ ŞERİF'i ANIYORUZ

Aşık Mahzuni Şerif
                                                                    Mustafa  ÖZCİVAN
                                                                            İnş. Mühendisi
                                    Hacıbektaş önceki belediye başkanı

 

         Mustafa Kemal 19 mayıs 1919 tarihinde Samsundan başladığı büyük yürüyüşünü sırayla Havza, Amasya, Merzifon, Erzurum, Sivas, Kayseri, Hacıbektaş, Kırşehir, Kaman  ve Bala’ya uğrayarak 27 Aralık 1919 da Ankara’da noktalar. Alevi Bektaşi toplumunun  desteğini istemek, dönemin toplum önderleri ile görüşmek için, 22 Aralık 1919 tarihinde kayseri üzerinden Hacıbektaş’a gelir.

 

         Bu yürüyüşü temsilen  19 mayısta cumhurbaşkanına sunulacak bayrak Samsun’dan yola çıkarak 17 mayıs sabahı Kayseri il sınırında törenle Nevşehir gençliğine teslim  alınır, Hacıbektaş topraklarından geçerek  Hacıbektaş gençliğince  akşam saatlerinde Mucur gençliğine törenle teslim edilir.

 

        2002 yılı 17 mayısında  Hacıbektaş belediye başkanı olarak böyle bir tören için hazırlanırken sabah saat 6.30 da ev telefonum çaldı, arayan AABF nin  (Almanya Alevi Birlikler Federasyonu) önceki başkanı, CHP parti meclisi üyesi Ali Rıza Gülçiçek’ti , üzüntülü bir şekilde Mahzuni Şerif’i kaybettik dedi.

 

      Mahzuni Şerif 17 mayıs sabaha karşı Almanya’nın  köln şehrinde konuk olarak kaldığı evde rahatsızlanarak hakka yürümüştü.  Köln şehrinde konuk olduğu evi arayarak ailesi ile görüştüm ve Mahzuni hocanın bana vasiyeti olduğunu ve vasiyet gereği Hacıbektaş’a defnedilmesi gerektiğini söyledim ve Hacıbektaş belediye başkanlığından öte  bir dostu olarak vasiyetini yerine getireceğimi söyledim ve ailenin rızası ile Hacıbektaş’a defnedilmesini kararlaştırdık. Ve bana 18 mayısta Ankara’da olacaklarını söylediler.

 

      17 mayıs 2002 günü sabahı, Nevşehir, Kayseri il sınırında bayrak teslim töreninden hemen sonra  yakın dostlarım olan Ürgüp belediye başkanı Bekir Ödemiş ile Avanos belediye başkanı Seyhan Duru’yu yanıma alarak, Ürgüp’te taş ocaklarına gittim mezarın başına dikilecek taşı belirledim ve mezar taşına yazılacak dörtlüğü daha sonra göndereceğimi söyleyerek Hacıbektaş’a döndüm.

 

        Ölümünden 40 gün önce Ankara’da ozanlar vakfının düzenlediği bir yemekte Mahzuni  baba ile beraberdik, bana ; başkan ben ölürsem beni beştaşlara defnet üzerimede bostan ektir demişti. Bende; ölümü koca ozana yakıştıramamıştım , fakat ısrarla tekrar söyledi bende; söz hocam vasiyetini yerine getireceğim diyerek söz vermiştim. (sanki yakında öleceğini hissetmişti).

 

        Ürgüp dönüşü Hacıbektaş’a geldiğimde çilehane’ye çıkmak istedim, şöförüm arabayı bugünkü mezarın olduğu yerde durdurdu, doğanın güzelliği, ve manzara beni etkiledi (Hacıbektaş’ın doğa olarak en güzel göründüğü zaman 15 mayıs-15 haziran arasıdır) Mahzuni baba bana beştaşlar dedi ama  o anki ruh halimle şimdiki mezar yerini göstererek burayı kazın dedim. Ertesi günü (18 mayıs 2002) Ürgüp’ten beni aradılar ve mezar taşı hazır, üzerine ne yazacağız dediler, bende doğum ve ölüm tarihlerinin altına  o an aklıma gelen;

 

 

                     Ulan yalan dünya senden usandım

                     Kimler gelip geçti mazinden senin

                     Sana geldim ama gene giderim

                     Sanki mühimiyim gözünde senin

 

 

                     Mahzuni Şerifim uçar güneşe

                     Dünya senin emeklerin çok boşa

                     Ben giderim dünya sen sende yaşa

                     Bir aşık eğlenmez pozunda senin      

 

dörtlüklerini  yazdırdım

 

         Ben 78 kuşağındanım lise ve üniversite yıllarım Mahzuni Şerif’in  o baş kaldıran, toplumsal sorunları korkusuzca dile getiren deyişleri ve türkülerini dinleyerek geçti , emperyalist Amerikanın  dünya halklarını nasıl ezdiğini ve sömürdügünü, insanlığın katili olduğunu onunla beraber haykırdığımızı, sosyal eşitsizliğe, adaletsizliğe onunla beraber yuh çektiğimizi hatırladım. Gerektiğinde en güzel aşk şiirlerini ve deyişlerini onun farklı saz tınısı ve  insanın içine işleyen sesiyle dinledim.

 

                    Bana yücelerden seyreden dilber

                    Siyah kirpiklerin ok’mu cananım

                    İnsaf et yüzünü yüzüme  dönder

                    Istırabın sonu yok’mu cananım

                

1980  öncesi Hacıbektaş anma törenlerinde polisin hangi türküler söyleyeceği  hanğilerini söyleyemeyeceği konusundaki baskıları sansürleri hatırladım.

 

           19 mayıs 2002 tarihinde bir taraftan gençlik ve spor bayramı yapılırken bir taraftan belediye önündeki tören alanı büyük ozanı uğurlamaya hazırlanıyordu. Saat 13 00 olduğunda kendiliğinden oluşan ve yurdun dört bir yanından Hacıbektaş’a akın, akın gelen binlerce Mahzuni dostu insanla dolmuştu. Hacıbektaş tarihinin en kalabalık günlerinden biri olmuştu, bu arada cep telefonum çaldı, çilehane’de hazırlanan mezarın başında görevli belediye personeli beni arıyordu.

 

 
- Başkanım halk burada yoğun insanlar mezara gelerek koskoca Mahzuni bu kadar yerdemi yatacak diye tepki gösteriyorlar dedi.

 

- bende bırakın halk nasıl istiyorsa öyle yapsın dedim

 

orada oluşan insanlar mezarı iki kat büyüterek hazırlamışlar, halbuki Mahzuni baba 1.65, 1.70 boylarında 65, 70 kğ lık bir yapıya sahip ama halk onu gözünde devleştirmiş, o yüreği büyük ufak tefek insanı hiçbir yere sığdıramıyordu.

 

            Saat 13.30 a doğru cenaze Hacıbektaş’a geldi ve yeni aldığımız ve hiç kullanılmamış cenaze yıkama aracına tabutla beraber koyduk. Mahzuni babanın vasiyeti gereği  alevi Bektaşi geleneğine göre tören yapmak için yıkanması gerekiyordu. Tabutun başında Dertli Divani, Hüseyin Gazi Metin dede, oğlu Ali ve ben tabutun açılması için tabutun anahtarını bekliyorduk.(Almanya’da  özel olarak hazırlanmış  tabut, ilaçlanmış, çinko ile kaplanmış ve özel bir anahtarla kilitlenmişti.) fakat Mahzuni babanın eşi Fatma hanım anahtarın havaalanında kaybolduğunu söyledi. Cenazenin tabutla beraber gömülmesini istiyordu, bende geleneğimizde böyle bir adet olmadığını söyledim ve arkadaşlarla tabutun tüm vidalarını sökerek ,çinko kaplamayıda kesip  cenazeyi yıkama taşına koyduk.

 

           Bu arada dışarıda kalabalık yoğunlaşmış ve sabırsızlaşmıştı,  CHP genel başkanı Deniz Baykal, dönemin TBMM başkanı Ömer İzgi, parlementerler, siyasi parti temsilcileri, sanatcı ve ozan dostları  tören alanında bekliyorlar, fakat ben aile ile tartışıyordum.

 

          Burada çok önemli bir konuyu açıklamak istiyorum; aile tabutun anahtarını vermeyip tabutla gömülmesini istemelerinin nedeni, cenaze defnedildikten sonra şimdiki yerinden cenazeyi tabutuyla beraber çıkartıp, kendi düşüncelerine göre; daha önce Gülizar Cengiz’in almış olduğu arsaya defnetmek ve  orayı türbeleştirmek ve koca ozanı ölümünden sonrada kazanç kapısı yapmak. İşte buna müsaade etmedim.

 

        Topluma mal olmuş bir ozanın, ömrünü bu toplumun geleceği için feda etmiş Mahzuni  babada  buna karşı olurdu “ beni beştaş’a defnedin üzerime bostan ekin  baş ucuma kavak ağacı dikin” diyen kişi mezarını türbeleştirmek, rant kapısı yapmak istemezdi diye düşündüm ve  Hacıbektaş’ın en görkemli yerine Hünkarın ayak izlerinin  bulunduğu, halvete daldığı Çilehane tepesine (Arafat tepesine) çok sevdiği Hünkarı ile beraber olsun diye sonsuza kadar defnettik.

 

        Halkına  mal olmuş dost Mahzuni’ye karşı görevimi yapmanın onurunu  yaşadım. Büyük ozanın ölümünün 5. yılında rahmetle anıyorum ışıklar içinde yatsın.    17 mayıs 2007   

                                                                    Mustafa  ÖZCİVAN
                                                                        İnş. Mühendisi
                                                         Hacıbektaş önceki belediye başkanı