BURUNÖREN

IGDELI

KALEKÖY

KARAÖZÜ

KIZILPINAR

SIVRIALAN

YERLIKUYU

 

Murtaza Demir, Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı Bşk.

Başbakan Erdoğan Tarih Okudu mu?

Başbakan, Aleviler yine kin kustu! Başbakanın iflah olmaz bir Alevi karşıtı olduğu, nüfusumuzun neredeyse %30’una varan Alevi kesimine karşı büyük bir kin ve nefret beslediği, özellikle de son Suriye demecinden sonra tescillendi. O, en azından halkının %30’unandan nefret ediyor ve Alevilerin farklılığını toplumsal nefrete dönüştürerek, bir yere (!) varmak istiyor. Tam olarak kafasında neler çevirdiğini ve sonuçta nereye varmak istediğini elbette bilemeyiz. Ama hayırlı şeyler olmadığı kesin...

Fakat Başbakanın artık alışkanlık haline getirdiği, iki de birde kaşıyıp durduğu bu meseleyi, sadece “kin ve nefret” boyutunda bırakmayacağı, bu nefreti topluma da zerk ederek sürekli çoğaltmaya ve tahkim etmeye çalıştığı, toplu kıyımlara neden olabilecek ölçülere değin götürme temayülünde olduğu anlaşılıyor. Kendisi, bu meseleyi Yargıtay’da aldığı “siyaseten men” cezası veren dairenin yargıçlarının Alevi olduğuna bağlıyorsa da, bana göre bunca nefretin ideolojik, hatta daha “özel” ve derin nedenleri var… Zira baktığımızda her dava, bir yargısal süreci tükettikten sonra Yargıtay’a gelir. Peki, bu yargılama safahatında yer alan yargıçların tamamı mı Aleviydi? Türk yargısı-hâkimi, önüne gelen davayı, tarafların mezhebi aidiyetine göre mi karara bağlamaktadır?

Başbakan her şeyin bu kadar ucuz ve kolay olmadığını bilmiyor!.. Çünkü sosyal-kültürel bilgisi yoktur! Tarih bilgisi sıfır! Resmi değil, objektif tarihe baksa, özentisi içinde olduğu Osmanlının hatasını-sevabını, neden battığını görecek ama bilmiyor, göremiyor… Resmi tarih hep Fatih, Yavuz ve Süleyman’dan söz ettiği için Abdülhamit’lerin, Vahdettin’lerin, Mehmet’lerin Batı’ya nasıl el açtığını, pespayeliğini, kişiliksizliğini, tacını tahtını bırakıp nasıl kaçtığını ve bunun nedenlerinden habersiz…  

Aleviler Başbakanın samimiyetine, Türk milletinin birliğini istediğine, demokrasi ve özgülük yanlısı olduğuna inanmıyorlar: inanmıyoruz. Laik olmadığını, kendisi söylüyor. Bu yüzden de zırnık oy vermiyoruz: vermeyeceğiz. Bunu elbette biliyor. Esas nefreti buradan geliyor. Dediğim gibi bu kin, salt kendisini yargılayan yargıçlara duyduğu öfkeden kaynaklanmış olsa, bu mesele söz konusu yargıçlarla ya da Türkiye Alevileriyle sınırlı kalırdı. Oysa Başbakanın kini, Dünyanın bütün Alevilerini kapsıyor ve küresel bir nitelik taşıyor. Bu yüzden bir kıta ötedeki Mısır’dan dahi Suriye Alevilerini tehdit etmekten, Türkiye Alevilerine gönderme yapmaktan, kin-nefret kusmaktan geri durmuyor.

Konuşmasının bu bölümü şöyle: “Mısır gezisi kapsamında, Suriye'deki gelişmeleri değerlendiren Başbakan Erdoğan, "Suriye'de Aleviler ile Sünniler arasında bir iç savaş çıkmasından korktuğunu" söyledi. "Alevilerin rejim içinde ve güvenlik birimlerinde önemli pozisyonlarda olduğuna" işaret eden Erdoğan "Halkın öfkesi de onlara yönelik" dedi. Eylemcilerin ölümünden sorumlu tutulan bir grup hükümet yanlısı milisin de Alevi mezhebinden olduğunu belirten Erdoğan, bunun da Alevilerle Sünni çoğunluk arasındaki anlaşmazlığı derinleştirdiğini dile getirdi.”

Yani Suriye’deki iç ayaklanmayı teşvik etti…

Sn. Başbakan, Türkiye’deki hassasiyeti bilmeden mi konuşuyorsunuz; yoksa Türkiye’deki Sünni çoğunluğa, açık açık bişey mi (!) demek istiyorsunuz? Hani bizim en insani, en temel haklarımız: Alevi açılımınız ne oldu? Siz, inancımızı yok sayarak, devletten, bürokrasiden, sosyal yaşamdan, siyasetten dışlayarak, yakarak, katlederek, yakanları partinizde en sorumlu yerlere getirerek, dünyanın en büyük zulmünü, bize yapmıyor musunuz? Hakkı gasp edilen herkes silahı alıp şehre-dağa mı çıksın? Askeri-polisi mi kurşunlasın: bu nasıl bir devlet adamlığıdır? Bize bunu mu tavsiye ediyorsunuz?

Bu sözlerinizle PKK’yı haklı çıkardığınızı, meşrulaştırdığınızı görmüyor musunuz?

Başbakan, 6-7 Eylül olaylarını bilir mi? Sivas’ı, Çorum’u, Maraş’ı ve benzerlerini… Kendi ülkesinin hassasiyetlerini bilmeyen, bundan ders çıkarmayan, ya da kendi ülkesinde bilerek ve isteyerek; yani taammüden Alevi-Sünni boğazlaşması çıkarmak isteyen bir başbakanla mı karşı karşıyayız?

Öyleyse Başbakan çıldırmış olmalı!

Ülkesinin %30’u Türk ve Kürt Alevi’si olan bir liderin, bunları söylemesi için ya Hitler gibi deli, ya Muaviye gibi çıkarcı-dinsiz, ya da El Kaide lideri Usame Bin Ladin gibi yeminli bir mürteci olması lazım. Ama hayır! Hakkını yemeyelim: Usame Bin Ladin, bütün maddi varlığını ABD’ye karşı tüketen biri: bu nedenle de haklı olmasa dahi tutarlı… Oysa zatıâliniz çocuklarınızı ABD okullarında okutmayı sindirecek kadar pragmatist, konformist, batı hayranı ve maddecisiniz. Siz, Usame Bin Ladin değil, evrenimize nefret saçan değişik bir figürsünüz… İnancınızın olduğundan bile şüpheliyim.     

Benzetmem yanlışsa bağışlanmamı dilerim ama anımsatmak amacıyla söylüyorum: Almanya’daki Yahudi katliamı öncesinde, Alman Toplumu, büyük bir oy üstünlüğüyle seçilerek iktidar olan Hitler tarafından hazırlanmış, motive edilmiş ve sonrasında Yahudiler kadar Alman toplumu da büyük acı yaşamıştı.

Başbakan, Alevi katili Ebusuud’un verdiği “katli vacip” fetvasını güncellemek mi istiyor?

“Bir musibet bin nasihatten evladır:” iyi oldu… Eyvallah Tayyip Bey; teşekkürler, maske düştü, niyet deşifre oldu. Türk milleti ve Alevi-Sünni kardeşliğini savunan yurttaşlarımız bu fitneyi görsün ki, nasıl bir zihni tehditle karşı karşıya olduğunu anlasın…

Anlaşılan o ki, ya birbirimizi yiyeceğiz, ya da bir araya gelip bu zihniyeti geldiği yere geri göndereceğiz.

 15 Eylül, 2011

Murtaza Demir

 

Gönderen / Kaynak Vedat TATAR