BURUNÖREN

IGDELI

KALEKÖY

KARAÖZÜ

KIZILPINAR

SIVRIALAN

YERLIKUYU

 

Pir Sultan'ın nefesleri olmasa, isyanı unutulmuş olacaktı. Onu ancak şiirlerinden biliyoruz.

Fakat tuhaf bir şekilde daha önemli ayaklanmalar unutulmuş olmakla beraber, Pir Sultan'ın isyanı hala her Bektaşi Alevinin hatırasında canlı bir şekilde yaşıyor.

 

Bektaşi-Alevi edebiyatının değeri ve önemini göz önünde bulundurmamak olanaksızdır. Gerçekten bu edebiyat Türk Halk edebiyatının belki en önemli parçasıdır. Aynı zamanda Bektaşiliğin ve bilhassa Aleviliğin incelenmesi için önemli bir kaynak oluşturur. Bektaşi-Alevi inançlarının ve geleneklerinin özü nefeslerde bulunur.

 

Bununla beraber, her halk edebiyatı gibi Bektaşi-Alevi edebiyatı kulaktan kulağa yayılıyor, sözlü geleneğe dayanıyor. O nedenle bu edebiyatın incelenmesi kolay değildir.

 

Deyişlerin taklidi çoktur. Aynı deyiş bir kaç kişiye mal edilebilir. Birde adaş şairlerinin sorunu var: Bir kaç kişi aynı takallüsü kullanabilirdi.

 

Taklitlerin sayısı bilhassa çok okunan deyişler sırasında önemlidir.

 

Eğer taklit eden deyişlerin sayısını düzmeye çalışırsak, ön sırada şüphesiz Pir Sultan Abdal ismi gelecek. Sonra Hatai'nin ismi başlangıçta olacak, çünkü bu iki kişinin karizması çok güçlüdür.

 

Hatai'nin karizması güçlü olmasına rağmen, halk içinde en sevilen şair Pir Sultan Abdal'dır.

 

Zamanla silinmez bir özelliği taşıyan ve her zaman tanınabilir deyişleri yazan Pir Sultan Abdal Bektaşi-Alevilerin en büyük şairidir.

 

Aynı zamanda hem isyan ve direnişinden dolayı, hem de efsaneleşmiş hayatından ötürü eşsiz bir kişilik sahibidir.

 

Pir Sultan'ın deyişleri sürekli basılma üstünlüğü taşırlar. Şiirleri üzerine eleştirel tek çalışma yapan yazarlar Abdulbaki Gölpınarlı ve Pertev N. Boratav'dır.

 

Ne yazık ki bu iki büyük bilginin emeği başka şairlere uzanmadı. Örneğin Hatai'nin şiirleri böyle bir eleştiriden geçse idi kuşkusuz önemli bir eser ortaya çıkacaktı.

 

***

 

Kısa bir makale için Pir Sultan Abdal'ın şiirlerinin yayın sayısını saymak imkansızdır. Bu yayınların sayıları çoğu zaman tenkitsidir.

 

Ben sadece üç vazgeçilmez yayından bahsedeceğim. İlk önce Abdulbaki Gölpınarlı ve Pertev N. Boratav'ın ustaca kitabını zikredeceğim.

 

Pir Sultan hakkında yapılacak olan her incelem enin özü ve temeli o kitaptır.

 

Ondan sonra, Cahit Öztelli'nin eksiksiz yayınından bahsedebiliriz. Cahit Öztelli, üniversite profesörü olmamakla beraber, zengin bir ???? dizisini toplayabildi ve yayını bu diziye dayanarak düzeltti.

 

En sonunda, İbrahim Aslanoğlu'nun "Pir Sultan Abdallar" isimli kitabı zikredilebilir.

 

Şimdiye kadar Pir Sultan Abdal hakkında yazılan en ciddi eserler bunlardır.

 

Pir Sultan üzerinde ciddi bir  eser yazılacaksa bu en az üç ayrı alanda ele alınmalıdır.

 

İlk önce şairin yaşamını ve direnişini işlemek, sonra Türk halk edebiyatındaki yeri ve önemi ortaya çıkarmak ve son olarak Pir Sultanın efsanesinin gelişmesi ve karizmatik kişiliğinden bahsetmek gerekli olacaktır.

 

***

 

Pir Sultan Abdal'ın yaşamı sonsuz defa eserlerine dayanarak anlatıldı.

 

Direnişine gelince, resmi tarih kaynaklarında veya arşiv belgelerinde hiç  bir yankı bulunmaz. Tarih sadece Anadolu'daki önemli isyanlardan bahsetmektedir. (Örneğin: Celali İsyanları vb). Bunların dışında daha küçük  olayların toplumsal yankısı olmadı.

 

Pir Sultan'ın nefesleri olmasa, isyanı unutulmuş olacaktı. Onu ancak şiirlerinden biliyoruz.

 

Fakat tuhaf bir şekilde daha önemli ayaklanmalar unutulmuş olmakla beraber, Pir Sultan'ın isyanı hala her Bektaşi Alevinin hatırasında canlı bir şekilde yaşıyor.

 

***

 

Pir Sultan'ın asıl adı Haydar'dır. Sivas vilayetinde Banaz Köyünde doğmuştur. Bir Bektaşi ocağının piri idi. Sosyal ve inanç isyanının başını çekmiştir. Bu olay Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) ve Şah Tahmasap (1524-1576) zamanında olmuştur. Şah Tahmasap, Şah İsmail'in oğlu idi ve adı Pir Sultan'ın şiirlerinde geçmektedir.

 

Pir Sultan'ın müritleri arasında Sofular Köyünden gelen Hızır isimli bir devriş vardı. Hızır İstanbul'a gitmiş, şansı açılmış: Paşa ve Beylerbeyi olmuş.

 

Efsaneye göre, Pir Sultan Hızır'a: "Gidip okuyacaksın, Paşa hatta Vezir olacaksın, fakat beni asmaya geleceksin" diye söylemiş. Ve gerçekten, Pir Sultan ayaklanmış ve Paşa olan Hızır isyanı bastırmak görevine tayin olmuş. Pir Sultan Sivas'ın Toprak kalesinde tutuklanmış ve asılmaya mahkum olmuş.

 

Tekrar efsaneye göre, Hızır Paşa, Pir Sultan'ın hayatını kurtarmak için, ondan "Şah" kelimesini kullanmadan üç nefes istemiştir. Pir Sultan sazını alıp "Şah"ı öven üç nefes söyledi. Fakat bu övme, İran Şah'ı değil, Şah-i Merdan, yani Ali'yi kastediyordu.

 

Pir Sultan asıldı ve Hızır Paşanın adı iğrençlikle anıldı.

 

Tarihte, Hızır ismini taşıyan bir kaç devlet adam oldu. Ama büyük bir ihtimalde 1551/1552 ve 1567  arasında paşalık yapmış ve 1560/1567 yılları arasında Beylerbeyi ve Bağdaş Valisi olmuş Hızır Paşa olabilir. Bahsedilen olaylar, yeni Pir Sultan'ın isyanı, ayaklanması ve idamı, Hızır Paşanın Bağdat yolunda iken Sivas'tan geçtiği zaman olabilir.

 

Ali'yi öven ve yazarın idamına yol açan nefesler her zaman anılır.

 

İlk önce Pir Sultan şu nefesi söylemiş:

 

"Hızır Paşa bizi berdar etmeden

 

Açılın kapılar Şaha gidelim

 

Siyaset günleri gelip yetmeden

 

Açılın kapılar Şaha gidelim..."

 

Sonra, mahkemenin defterini tutan katibe seslenen deyişi söylemiş:

 

"Kul olayım kalem tutan eline

 

Katip ahvalimi Şaha böyle yaz...

 

Allah’ı seversin katip böyle yaz:

 

???? ol Şaha eylerim niyaz

 

Umarım yıkılsın şu kanlı Sivas

 

Katip ahvalimi Şaha böyle yaz..."

 

Üçüncü bir deyiş ile sözünü kapatmış:

 

"Karşıda görünen ne güzel yayla

 

Bir dem süremedim giderim böyle

 

Ela gözlü Pirim sen Himmet eyle

 

Ben de bu yayladan Şaha giderim...

 

Pir Sultan Abdal'ın dünya durulmaz

 

Gitti giden ömür geri dönülmez

 

Gözlerin de Şah yolundan ayrılmaz

 

Ben de bu yayladan Şaha giderim..."

 

Fakat Şahı andıran nefeslerinin hepsinin kuşkusuz manevi Şahtan söz ettiği kesinlik kazanmış değil. Bazı deyişler Şah Tahmasb'a bağlanabilir. Pir Sultanın bir kaç sefer İran'a  gittiğini biliyoruz. Örneğin şu deyiş:

 

"Yürüyüş eyledi Urum üstüne

 

Ali nesli güzel İmam geliyor...

 

Koca Haydar, Şah-ı Cihan torunu

 

Ali nesli güzel İmam geliyor..."

 

O deyişle Pir Sultan Şah İsmailoğlu ve Şeyh Haydar torunu olan Şah Tahmasb'ı kast etmektedir.

 

Böyle ise, Pir Sultan Abdal'ın mahkumiyeti büs bütün haksız değildir. (!)

 

***

 

Pir Sultan Abdal efsaneleştirilmiş. Ayaklanması ve idamı toplumsal koşullara göre güncelleştirilmektedir. Halk kahramanı oldu ve isyanı halk haklarını savunmak için ve baskıya karşı mücadeleler hareketi olarak görülüyor.

 

Şiirleri halk tarafından çok sevilir ve sözleri koşullara göre değiştirilir.

 

Aşağıdaki deyiş protesto eden gençlerin toplanma marşı gibi kullanılıyor. Onu hepiniz biliyorsunuz.

 

A. Gölpınarlı ve Pertev N. Bortav'ın yayındaki sözleri şöyledir:

 

Gelin canlar bir olalım

 

Münkire kılıç çalalım

 

Hüseyin'in kanın olalım

 

Tevekkeltü taallah...

 

Açalım kızıl sancağı

 

Geçsin yezitlerin çağı

 

Elimizde aşk bıçağı

 

Tevekkeltü taallah.

 

Mervan soyunu vuralım

 

Hüseyin'in kanın soralım

 

Padişahın öldürelim

 

Tevekkeltü taallah.

 

Pir Sultanım geldim cuşa

 

Münkirlerin aklı şaşa

 

Takdir olan gelir başa

 

Tevekkeltü taallah."

 

Asıl metinde işlenen hak davası değil:

 

Hüseyin'in kanını almak ve düşmanlarını kırmak, yani Yezit ve Merva'a karşı bir direniş çağrısıdır. Şiilerin teberra ve tevella'sı: Al-i Aba'ya sevgi, düşmanlarına nefrettir.

 

Fakat sözlerinde gizli manalar olabilir ve o zaman Pir Sultan baskı altında kalan halkın intikamını alan bir kahraman gibi görünebilir.

 

***

 

Edebiyat bakımında Pir Sultanın şiirleri eşsizdir. Manzaraların tasviri ve tabiat güzelliğini onun gibi kimse ifade edemez.

 

Dili ve yazış tarzı yeganedir. Kimse ile mukayese edilemez.

 

Aynı zamanda şiirlerinin derinliği eşsizdir. Mistik düşüncesini ifade etmek için şair tabiat dünyasından gelen sembolik imgeleri kullanıyor.

 

Örneğin, ikrarı anlatan ünlü bir deyişini zikir edeceğim:

 

"Uyur idik uyardılar

 

Diriye saydılar bizi

 

Koyun olduk ses anladık

 

Sürüye saydılar bizi.

 

Sürülüp kasaba gittik

 

Kanarayı mesken ettik

 

Didar defterine yettik

 

Ölüye saydılar bizi

 

Halimizi hal eyledik

 

Yolumuzu yol eyledik

 

Her çiçekten bal eyledik

 

Arıya saydılar bizi.

 

Aşk defterine yazıldık

 

Pir divanına dizildik

 

Bal olduk şerbet ezildik

 

Doluya saydılar bizi.

 

Pir Sultanım Haydar şunda

 

Çok keramet var insanda

 

O cihanda bu cihanda

 

Ali'ye saydılar bizi.

 

Kerbela trajedisi Bektaşi-Alevilerin hatırasında devamlı olarak canlı yaşıyor. Ayn-i Cem'de anılır. Hüseyin'inmakteli her zaman aynı heyecanla karşılanıyor.

 

Bu sembol aynı zamanda geniş halk kitleleri  nezdinde canlılığını korumaktadır. Hüseyin'in dramı olaylara göre güncelleştirilmektedir.

 

Kerbela her zaman haksızlığın ve Alevilere karşı yapılan baskıların sembolü oldu. Hüseyin haksızlıkla öldürülen bir şehidin sembolüdür.

 

Fakat zamanla kahramanların ve şehitlerin kuvveti köreliyor. Tapınmaları yeniden canlandırmak gerekiyor.

 

Örneğin: İnsanlardan uzak kalan Gök-Tanrının yerine Şah-ı Merdan, yani Ali geldi.

 

Aleviler en çok Ali'ye dua ederler. Fakat ibadetlerinde en önemli yer Hüseyin'indir.  En büyük heyecan Hüseyin'in maketlinden geliyor, çünkü Hüseyin istirab çeken insanlığın sembolüdür.

 

Asrımızın son çeyreğinde genç Aleviler cahilliğin uyuşukluğundan uyandılar. Okumuş olmaya başladılar.

 

Düşünsel sınıfın etkisi altında ve Avrupa ülkelerine göç eden işçilerin etkisinde sınıf çatışmalarından ve Marksist fikirlerden etkilendiler. Kerbela  şehitleri o zaman yeni bir anlam kazandı. Onlar sosyal baskının sembolü haline geldiler.

 

Bilindiği gibi, Alevilerin çeşitli akımları izleyen bir kaç hatta bir çok dernekleri var; Kemalist idealini koruyan ve eski Bektaşilerin manevi çocukları olan "Hacı Bektaş Dernekleri". Devlete yakın olan ve Aleviliği Sünniliğe bağlamak isteyen "Cem" dernekleri.

 

Birde eski zaman Kızılbaşların yoluna sadık kalan ve Pir Sultana hayran olan "Pir Sultan Dernekleri" var.

 

Pir Sultan her zaman idealleştirilerek seviliyordu. Nefesleri en çok söylenen şair Pir Sultandır. Hiç kuşkusuz Alevilerin en büyük şairidir.

 

Şiirinde okuyucuya heyecan veren mistik bir esin var.

 

Pir Sultana sevgi her zaman Hazret-i Hüseyin'e olan saygıyı beraberinde taşımaktadır. Her ikisi haksızlığa uğrayan insanlığın simgeleri oldular.

 

Yakın geçmişte, yani 2 Temmuz 1993 tarihindeki kanlı Sivas olayları bu görüşü daha da artırdı ve şiddetlendirdi.

 

Hazret-i Hüseyin'in ve Pir Sultan Abdal'ın şahadetleri iç içe girdi.

 

Anadolu halkı için Pir Sultan Kerbela şehitlerinden daha yakın bir kahramandır. O güncelleştirilen ve canlandırılan bir Hüseyin oldu.

 

Bu kaç hafta evvel, müzikolog ve etnolog olan genç Fransız meslektaşım Türkiye'de Alevi olmayan bölgelerde halk müziği üzerinde araştırma çalışmaları yaparken, orada Pir Sultan Abdal'ın nefeslerinin bol bol okunduğunu yerinde tespit etmişti. Meslektaşım Sünni bölgesinde Alevi şairine olan sevgi ve saygıyı bulunca çok şaşırdı.

 

Pir Sultan efsaneye girdi. İmgesi olaylara göre güncelleştirildi. Artık git gide eski Bektaşi ve Kızılbaş şairi Türk halkının milli kahramanı gibi görünmeye başlıyor.