Seiteninhalt

- İnternet
ENTERNET / MEHMET SUCU
Cumhuriyet 26 Mayıs 2009
‘İnterneti Sansür Yasası’ Kaldırılmalı
Video paylaşım sitesi YouTube’un kapanmasıyla gündeme gelen erişimi engellenmiş internet sitesi sayısı 2 bine yaklaştı. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı tarafından yayımlanan istatistiklere göre 13 Nisan itibarıyla 1874 internet sitesine erişim engellendi. Erişimi engelleme işlemlerinin 1520’si resen yapılırken yargı kararıyla gerçekleştirilen engellemelerin sayısı 354’ü buldu. “guvenliweb.org.tr” adresi üzerinden alınan şikâyetlerin sayısı ise 69 bini buldu. Sitelerin kapatılma gerekçelerine bakıldığında çocukların cinsel istismarı maddesini ihlal eden içeriklere sahip sitelerin sayısı 721 olarak tespit edildi. Müstehcenlik suçundan 658, bahis ve kumar suçundan ise 123 site için kapatma kararı alındı. Atatürk aleyhine işlenen suçlar nedeniyle ise 56 site kapatıldı. (telekomedya.com)
İnternet yasakları şu anda Türkiye internetinin kanayan yarası. Sevgili Mustafa Akgül hocanın ifadesiyle Türkiye adeta İnterneti kavrayamamış, ondan korkan, internetteki “zararlı” içeriği temizleme iddiasında bir ülke görüntüsü veriyor. Yasaklamalar, yurttaşları yasağı delmeye iten bir ortam yaratıyor. Zaten tüm dünyanın kolayca erişebildiği nesneleri, yasakladık, diye kendimizi kandırıyoruz. Bu yaptığımızın bir sayfa yazı için bütün bir kütüphane yasaklamaktan farklı bir şey olmadığını, bunun adının sansür olduğunu binlerce kez yazdık.
Birazcık bu işlerden anlayan bir gözle baktığınız zaman, yasaklama kararı alanların, Demokrat Parti iktidarı dönemindeki beyaz zeminlerlerle çıkan sansürlenmiş gazeteleri veya 12 Eylül cuntasının yasakladığı on binlerce haberi özlediklerini düşünüyorum.
1867 tarihinde Osmanlı hükümetine gazete kapatma yetkisi veren “âli kararname” ile günümüzün 5651 sayılı interneti sansürleme yasasının da pek bir farkı olmasa gerek. Hatta II. Abdülhamid döneminin meşhur sansür dairesinden daha bile iyi çalışan 90 kişilik bir sansür dairemiz var.
Başbakanımız bile YouTube yasağını deldiğini tüm Türkiye’nin gözünün içine bakarak söylüyor, ama sansürün kalkması için bir şey yapmıyor.
İnternet artık insanların buluştuğu, iş yaptığı, eğlendiği, öğrendiği, öğrettiği, çeşitli elektronik nesneleri değiştiği, paylaştığı, okuduğu, yazdığı bir ortamdır. İnternet, kütüphanelerin, gazete ve dergilerin, TV’lerin, müzelerin, laboratuvarların, sergilerin, konser salonlarının olduğu, insanlığın kültür mirasının paylaşıldığı bir ortamdır. İnsanlar arası iletişim, işbirliği ve dayanışmanın olduğu bir ortamdır. Yaşamın tüm boyutlarına, tüm mesleklere, tüm yaş gruplarına hitap eden, yaşamın yansıması bulan, insanlığı etkileyen önemli bir gelişmedir.
YouTube 5 Mayıs’tan 2008’den beri kapalı. Yani 1 seneyi aşkındır kapalı(!). 3.5 milyon kişinin günlüğünü tutan wordpress.com bir yazı nedeniyle aylarca kapalı kaldı. geocities.com, myspace.com, dailymotion.com, alibaba.com gibi büyük, milyonlarca kullanıcının üye olduğu, içerik eklediği çoğu web sitesinin yanında, richarddawkins.net, turandursun.com, anarsist.com, ataist.org gibi aykırı görüşlerin ortaya atıldığı web’ler de yasaklardan nasibini aldı. Bu yasaklamalar, her zaman 5651 nedeniyle olmuyor; kişisel haklar ve fikri ve sinai hakların ihlali nedeniyle Türkiye’nin herhangi bir yerinde bir mahkeme, hiçbir savunma almadan, bir bilirkişiye başvurmadan tedbir olarak bir yasaklama getirebiliyor. blogger.com’u Diyarbakır, pek çok web’i de Silivri ve Gebze mahkemeleri yasakladı.
Devletin, esas olarak, “zararlı içerik”le mücadeleyi yurttaşa bırakması, demokrasilerde esastır. Devlet buna destek olmalıdır; ama işi yurttaşa bırakmalıdır.
Çözümü Mustafa Akgül hocadan önerelim. 5651 ilk fırsatta kaldırılmalı, yerine daha katılımcı ve demokrasi felsefesiyle yeni bir yasa çıkartılmalıdır. Geçici olarak merkezi bir ya da iki mahkeme bu konuda uzmanlaşmalı; içtihat oluştuktan sonra doğal hâkimler devreye girmelidir. Tüm hukuk camiası bilişim konularında eğitilmeli, bilişimciler de hukuk kavramlarıyla eğitimde tanışmalıdır.
Hangi bahardayız?

- KIZILPINAR'dan bir görüntü
Kış gelmeden bahar gelmiş gibi: Ocak ayı sonunda sanki nisan ayındayız. Kışı atlayıp ilkbahara geçmişiz. Gerçekten hangi mevsimdeyiz? Takvime bakmadan bilmek mümkün değil.
Bir yabancı arkadaşım Türkçeyi yeni öğrenirken mevsimleri şöyle sayıyordu: Yaz bahar, kış bahar, ilk bahar, sonbahar. Biz de araya girip 'Karnabahar da var' diyorduk. Hemen elindeki kitaba bakıp doğrusunu söylemeye çalışıyordu ama mevsimler yine karışıyor hatta araya karnıbahar da mevsim olarak giriyordu. Artık biz de mevsimleri karıştırıyoruz, hem de gerçek anlamda. Bakın anlatayım... Prof. Dr. Osman Demircan , Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, demircan@comu.edu.tr
Kış gelmeden bahar gelmiş gibi: Sanki nisan sonlarındayız. Üç aylık zaman farkı var arada, kışı atlayıp ilkbahara geçmişiz: Mevsimler üç ay kaymış. Gerçekten hangi mevsimdeyiz? Takvime bakmadan bilmek mümkün değil. Ağaçların, çiçeklerin durumuna göre nisan ayında olmamız gerek.
Ocak ayı sonu kırlara çıktım. Çiğ ve nem nedeniyle her yer yemyeşil; sanki hâlâ sonbaharı yaşıyoruz; Ekim ayında gibiyiz. Hava güneşli, bulut yok ve sıcaklık gündüzleri 15 derece civarında. Şubat ayı gelmiş ama kış gelememiş. Ancak kırlarda bir şey daha dikkatimizi çekiyor; bademler, erikler çiçek açmış, kuytularda kır laleleri hatta papatyalar tüm güzelliğiyle ortaya çıkmışlar. Bu bakımdan sanki kış gelmeden bahar gelmiş gibi: Sanki nisan sonlarındayız.
Üç aylık zaman farkı var arada, kışı atlayıp ilkbahara geçmişiz: Mevsimler üç ay kaymış. Gerçekten hangi mevsimdeyiz? Takvime bakmadan bilmek mümkün değil. Ağaçların, çiçeklerin durumuna göre nisan ayında olmamız gerek.
Ancak bu bölgelerde nisan ayında toprak suya doymuş olur, toprak yollar çamur olur, yürüyemezsiniz. Dereler, çaylar şarıl şarıl akar, barajlar su ile dolmuş olurdu. Şu anda toprak çamur değil; yağmurlar yağmamış; dereler, çaylar kuru; birçoğunda bir damla su yok. Barajlar boş. Sonbahar ve kış aylarında beklenen yağışlar henüz gelmemiş.
Bu duruma göre de henüz sonbaharın başındayız; Mevsimlerde üç aylık bir gecikme var. Daha havalar soğuyacak, bulutlanacak ve yağmur-kar yağacak; derelerden çaylardan sular akmaya başlayacak; barajlar dolacak, içecek sularımız olacak. Çok sonra, karlar eridikten sonra doğa canlanacak, çevre yeşillenecek; kırlarda çiçekler de açınca ilkbahar gelmiş olacak. Fakat halihazırda hava sıcak, günlük güneşlik, bulut yok, doğa canlanmış, çiçekler açmış. Hangi mevsimdeyiz gerçekten? Hangi baharı yaşıyoruz? İkinci baharı değil herhalde. Bir arkadaş, "ben küresel ısınmayı seviyorum, hep böyle olsun diyor". Detayları düşününce durum hiç de bu kadar basit değil. Durum eski yıllara göre çok farklı, mevsim gereği beklenen yağm urlar gelmemiş.
KÜRESEL ISINMA
Bu durum kuraklığın belirteci. Düzen değişmiş. Artık biliyoruz, yağmurlar geldiğinde de az gelecek ama birden gelecek; her yeri seller götürecek. Mevsimler birbirine karışmış. İklim koşulları açısından hangi mevsimi yaşadığımızı bilemiyoruz. İklim değişikliği bu; iklimde kaos başlamış. İklim değişikliği farklı yerlerde farklı gösteriyor kendini. İklim değişikliklerinin gelecekte ne getireceği çok net bilinmiyor. Bilinen o ki yıldan yıla ortalama sıcaklık artacak. Yağışlar azalacak. Bir dizi olumsuzluk bizi bekliyor.
Tüm bu olumsuzlukların nedeni küresel ısınmadır. Küresel ısınma insanoğlunun çözüm bekleyen en ciddi sorunlarından biri olarak karşımızdadır.
Küresel ısınma Yer yüzeyinin yıldan yıla giderek daha fazla ısınması olayıdır. Bu olay son 50 yıldır iyice saptanabilir duruma geldi ve önem kazandı. Değişik araştırma merkezlerinde elde edilen bulgulara göre Yer atmosferinin ortalama sıcaklığı 20. yüzyılda 0.6 (± 0.2)°C arttı. Şekil 1 'de gösterilen bu çok küçük gibi görünen artış iklim değişikliklerine neden olmakta ve insanlığı doğrudan etkilemektedir. Ancak şekle dikkat ederseniz, artış üstel biçimdedir; sıcaklık artışı aynı şekilde devam ederse 21. yüzyıl sonunda ortalama sıcaklık artışı en az 2 derece olacak. Yaşadığımız iklim değişiklikleri sadece ortalama 0.6 derecelik sıcaklık artışından kaynaklandığına göre 2 derecelik artışın neler getirebileceğini siz düşünün.
Küresel ısınmanın neden olduğu olayları televizyonlarda izliyoruz: Diğer taraftan sıcaklık arttıkça kutuplarda buzullar eriyor. Okyanusların yüzey sıcaklıkları beklenmedik şekilde değişiyor. Uydulardan yapılan hassas ölçümlere göre buzulların erimesine bağlı olarak okyanusların ve denizlerin ortalama su seviyesi de yıldan yıla yükseliyor. İkinci şekilde gösterilen su seviyelerindeki yükselme sadece 10 yılda 3 cm kadar; çok küçük görünüyor.
Ancak bu yükselmenin 2100 yılına gelmeden bir metreye ulaşması bekleniyor. Bu durumda deniz kenarlarındaki kentleri sular basacak. Çok büyük alanlar deniz altında kalacak. Bazı şehirler taşınmak zorunda kalacak: Bu nedenle 200 milyon kişinin göçe zorlanacağı tahmin ediliyor.
Küresel ısınmaya, atmosferde artan sera gazlarının neden olduğu bilinmekte. Karbondioksit, su buharı, metan gibi bazı gazların, Güneş'ten gelen radyasyonun bir yandan dış uzaya yansımasını önleyerek ve diğer yandan da bu radyasyondaki ısıyı soğurarak atmosferde enerji birikmesine ve yer yüzeyinin fazlaca ısınmasına yol açmaktadır. Bu olaya sera olayı denir.
Çünkü bildiğimiz seralar da aynı şekilde ısınır. Camdan veya sera naylonundan sera içine giren yüksek enerjili güneş ışınları içerisini ısıtır ama içerideki ısı karbon içeren camdan veya sera naylonundan dışarı çıkamaz; dolayısıyla sera gittikçe daha fazla ısınır. İnsan nüfusu enerji ihtiyacıyla beraber artarken insan eliyle uzaya salınan sera gazlarının miktarı da doğal olarak hızla artmaktadır. Örneğin karbondioksit, fosil yakıtların kullanılmasıyla yoğun olarak atmosfere salınır.
Son yıllarda fosil yakıtların kullanımı sonucu atmosfere salınan karbondioksit miktarı yılda 8 milyar tona ulaşmıştır. II. Dünya Savaşı sonrasında dünya nüfusu 2 kat, ayrıca enerji kullanımı 4 kat artmıştır. 1958 yılında atmosferdeki 315 ppm/m3 karbondioksit oranı 2004'te 379 ppm/m3 olmuştur.
ABD dünya nüfusunun %4'üne sahipken karbondioksit üretiminin %25'ini gerçekleştirmektedir. Sadece 15 kadar sanayileşmiş ülke tüm karbondioksit üretiminin %97'sini üretmekte ama bu karbondioksitin neden olduğu küresel ısınmanın olumsuz sonuçlarını daha çok diğer fakir ülkeler çekmektedir.
KYOTO VE SORUNLAR
Soruna çözüm getirmek için ilk kez 1979 yılında 160 ülke Japonyanın Kyoto kentinde bir araya gelerek Kyoto protokolünü oluşturmuşlardır. Bu protokole göre sanayi ülkelerinin 2008-2012 arasındaki dönemde karbondioksit üretimini 1990 yılındaki duruma göre sadece %5 oranında düşürmeleri isteniyordu. Gelişmekte olan ülkelerse, sera gazı üretimine çok fazla katkıları olmadığı için bu protokolün dışında tutuldu.
Küresel ısınmanın nedeni olan sanayileşmiş ülkeler, başta ABD olmak üzere ne yazık ki bu protokolü imzalamadılar ve gereğini de yerine getirmediler. Her ülkenin fosil yakıtlar nedeniyle uzaya saldığı sera gazı miktarı bellidir. Buna göre sanayileşmiş ülkeler ceza olarak bir fona karbondioksit vergisi ödeyebilirler ve bu fon gelişmekte olan ülkelerin kalkınmasına aktarılabilir. Ancak bilinmeli ki gelişmiş ülkelerin karbondioksit üreterek Dünya'yı kirletmesi ve bunun cezasını diğer ülkelere ödetmesi sürüp gidemez.
Öngörülen çözümler şöyle sıralanabilir:
1) Kömür, odun, petrol ürünleri, doğalgaz gibi fosil yakıt kullanımı hızla azaltılmalı.
2) Rüzgâr, güneş, jeotermal enerjiler gibi temiz enerji kaynaklarına geçilmeli.
3) Enerji kullanımından tasarruf etme yolları bulunmalı (en temiz enerji kullanılmayan enerjidir)
4) Yeşil bitkiler karbondioksit alıp oksijen verdikleri için yeryüzünde yeşil alanlar hızla genişletilmeli.
Bir hektar yeşil alan (örneğin orman) yılda 2 ton karbondioksit kullanmaktadır. Bu durumda yapılan bir hesaba göre yıllık 8 milyar tonluk fazlalık karbondioksit 4 milyar hektarlık orman alanı tarafından emilir ve küresel ısınma sorunu bir anda çözümlenebilir.
Yeşil alanların insanlık için önemli bir yararı daha bulunmaktadır; insanlığın ihtiyacı olan oksijeni üretmeleri. Yine hesaplara göre bir hektar yeşil alan yılda ortalama 1.4 ton oksijen üretmektedir. Yeryüzündeki tüm oksijeni yeşil bitkiler üreterek bizim gibi birçok canlının yaşamasına olanak sağlamaktadır.
Yeryüzünde kara parçalarının toplamı 34 milyar hektardır. Karaların 1/9'u yeşil alana dönüştürülebilse küresel ısınma sorunu yaşanmayacak. Yağışların genelde azalması, yeşil alanların oluşturulma ve sulanma zorluğunu da beraberinde getirmektedir. Bazı bilim adamları ormanların da geliştikten sonra çürüme sonucu sera gazı üretimini arttırdığını, yani orman alanlarını arttırmanın da küresel ısınmaya tam çözüm olamayacağı görüşünü taşıyorlar.
Atmosfere bazı kimyasallar serperek yer atmosferinin güneş ışığına geçirgenliğini değiştirerek veya uydulara yerleştirilecek büyük yansıtıcılarla güneş ışığının bir kısmını uzaya yansıtarak küresel ısınmayı azaltmanın mümkün olabileceğini savunan ilginç görüşler de bulunmaktadır. Küresel ısınma bugün insanlığın en büyük problemlerinden biri haline gelmiştir.
Kaynaklar:
www.gis.nasa.gov; www.ncdc.noaa.gov/oa/climate; www.aip.org/history/climate; cdiac.esd.ornl.gov; www.earthfuture.com; www.nrdc.org/globalwarming; www.betterworldclub.com; www.climatenatural.com; www.climatenetwork.org; www.time.com/time/2001/globalwarming







