BURUNÖREN

IGDELI

KALEKÖY

KARAÖZÜ

KIZILPINAR

SIVRIALAN

YERLIKUYU

 

SARAÇ KÖYÜ

SARAÇ

SARAÇ KÖYÜ'NÜN YERİ VE TARİHİ

 

Hazırlayan Enver Cemal Şahin

 

1- Saraç Köyünün Yeri ve Tarihi

Saraç köyü, Şarkışla ilçesinin batısında, Gemerek ilçesinin doğusunda, Kızılırmak havzasında yer alan bir yerleşim yeridir.

Şarkışla ve Gemerek ilçelerine hemen hemen aynı uzaklıktadır. Kızılırmak’a uzaklığı bir kilometredir.

Etrafında, Çepni, Karagöl, Kömürkaya (İhsanlı), Kayapınar ve Orta Topaç köyleri bulunmakta ve bu köylerle arazi komşusudur. Ortaköy, Sarıkaya (Kürtler), Eskiyurt (Alakilise) ve Keklicek köyleri ile arazilerini Kızılırmak ayırmaktadır.

1873 yılından önce, hangi ilçeye bağlı olduğu – Gedük, Çubuk, Emlek – bilinmemektedir. 1873 yılında Şarkışla ilçe durumuna getirildiğinde, Şarkışla’ya bağlandı. 1953 yılında Gemerek ilçe olunca, bu ilçeye bağlandı. 20.01.1992 tarihinde tekrar, Şarkışla’ya bağlandı.

 

2- Bölgenin Tarihi Süreci

Bölgede yapılan kazılardan anlaşıldığına göre, çok eski bir yerleşim yeri olduğu anlaşılmaktadır.

Araştırmacılar; Çorum, Amasya, Tokat, Sivas, Malatya ve Tunceli güzargahındaki havuzda, üç yüz uygarlığın kültür izlerinin yaşadığını söylemekteler. Anadolu, M.Ö. 10 500 yıllarına değin giden bir kavimler yumağı; hanedanlıklar, beylikler ve devletlerin gel-gitlerinin olduğu bereketli bir coğrafyadır.

Arkeolojik bulgulardan elde edilen veriler göre; yörede ilk yerleşim, Neolitik Çağa (MÖ. 8000-5500) değin uzandığını göstermektedir. (Ali Kenanoğlu, İsmail Onarlı: "Gazi Üniversitesi. Hacı Bektaş Araştırma Dergisi", Sayı 23)

Yeniçubuk bucağı yakınlarında bulunan höyükte, Eski, Orta ve Geç Tunç çağları ile Demir Çağına; Karagöl köyü Yavşanlık tepesinde Kalkolitik, Tunç, Demir ve Orta çağlara ait yerleşim yerleri;

Kömürkaya (İhsanlı) köyünde; Eski, Genç Tunç çağları ve Helenistik Roma ve Ortaçağ’a ait yerleşim yerleri;

Kayapınar köyünde; Eski, Genç Tunç çağları ve Helenistik Roma ve Ortaçağ’a ait yerleşim yerleri tespit edilmiştir. (Hikmet Denizli: "Sivas Tarihi ve Anıları)

Sızır kasabasında, Roma dönemine ait pişmiş topraktan yapılmış erzak küpleri ve pişmiş toprak lahitleri bulunmuştur.

 

Hacettepe Üniversitesi, Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Arkeolog A. Tuba Öksel’in 1992 yılından itibaren yaptığı araştırması sonucu, köyümüz arazisi içerisinde bulunan:

 

 

Çukuryurt’da Roma-Bizans yerleşim kalıntıları;

Şeme Baba yatırının hemen yanında,50 m. çapta ve 4-5 m. yükseklikte Kalkolitik çağ (M.Ö. V. ve IV. bin yıl) höyüğü kalıntıları;

Lalebeli ve Söğütlüpınar mevkiinde, geç döneme ait yerleşim yerleri;

Göllüce mevkiinde, Helenistik-Roma (M.Ö. V. ve IV. yy.) kalıntıları;

Çayır mevkiinde Helenistik-Roma kalıntıları tespit edilmiştir.

Maden Mühendisi Ahmet Işık’a göre; İninönü mevkiindeki mağaranın, Hıristiyanlığın ilk yayılışı sırasında, Roma İmparatorluğu’nun zulmünden sakınan, Anadolu’daki ilk Hıristiyan misyonerler tarafından yapıldığı tahmin edilmektedir.

Yukarıdaki verilerden de anlaşılacağı gibi, bu bölgenin yerleşim tarihi, MÖ. 8000’li  yıllara kadar uzanmaktadır.

M.Ö. 2000’li yıllarda, Hititler’in hüküm sürdüğü bu bölgede, M.Ö. 1200’lerden itibaren Frigler, M.Ö. 6. ve 4. yüzyıllar arasında, Kimmerler hüküm sürmüşlerdir.

Kimmerler’den sonra Lidyalılar, Persler ve Galatlar’ın  bölgede hüküm sürdüğünü görmekteyiz.

Bölge, milâdî yılların başında Romalıların eline geçmiştir. Büyük Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılması sonucu, bu bölge Doğu Roma (Bizans) toprakları içinde kalmıştır.

1071 Malazgirt Savaşı’ndan sonra, Anadolu Selçuklu Devleti’nin kurulmasıyla bölge, Selçuklular’ın egemenliği altına girmiştir.

1239 yılında Babai İsyanı, bu bölgeyi de içine almıştır.

Anadolu Selçuklu Devleti’nin 1243 yılında yaptığı Kösedağ Savaşı’nda, Moğollara yenilmesinden sonra bölge, Moğol hakimiyeti altına girmiştir.

1344-1380 yılları arasında bölgeye, Eretna Beyliği’nin, daha sonra 1380-1398 yılları arasında, kendi adıyla bir Beylik kuran Kadı Burhanettin’in, bölgeye hâkim olduğunu görüyo-ruz.

1398 yılında Osmanlı padişahı Yıldırım Beyazıt döneminde bölge, geçici olarak Osmanlı idaresine geçmiştir.

Anadolu Beylikleri döneminde bu bölgede, bazen Osmanlılar, bazen de Memluklular egemenlik kurmuşlardır. Bölge, 1521 yılında fiilen Osmanlı idaresine girmiştir.

16. ve 17. yüzyılda bu bölgede, Celâli Türkmen ayaklanmaları olmuştur.

16. yüzyıla kadar bölgedeki kazalar, şehir ya da kasaba özelliğini taşımamaktadır. Coğrafi yapıya göre burada kümelenen köyler, nahiye birimlerine ayrılmıştır. Devlet işlerini yürüten kadılar, merkezi nitelikte bulunan bir köyde otururlardı.

 

3- Köyün Kuruluş Tarihi

Köyün kuruluş tarihi bilinmemektedir. Köyiçi, Küçük Şeme ve Körpınar mevkilerinde yapılan kazılarda, çok eski bir yerleşim yeri olduğu anlaşılmaktadır.

1575-1576 yıllarına ait Osmanlı Tahrir Defterleri incelendiğinde, Alakilise, Birhan, Çepni, Denden, Enciğin/İnciğin, İnkışla, Alaçayır, Ortaköy, Kaplan, Karacaviran, Tekmen, Üyük, Gökfatmalı ve Hamzalı gibi köy isimlerine rastlanılmaktadır. (Yunus Koç: "xvı. yüzyılda Bir Osmanlı Sancağının İskan ve Nüfus Yapısı", Kültür Bakanlığı Yayınları, 1989)

O yıllarda, “Saraç” isminde bir yerleşim yerine rastlanılmamaktadır ya da var ise,  başka bir isimle anılmaktadır.

Köyümüzün arazisi içerisinde; Gökfatmalı, Akdere, Nasıbınyurdu, Bucak (Ören), Nöküsünöreni, Çataldere, Göllüce, Söğütlüpınar, Dağveli ve Çayır mevkilerinde eski köy ören yerleri vardır.

 

Bu köylerin de ne zaman kurulduklarına ve hangi nedenlerle ne zaman yerleşime kapandığı hakkında hiçbir bilgiye sahip değiliz. Yalnız, Gökfatmalı, Hamzalı, Nöküsünöreni, Söğütlüpınar ve Bucak (Ören) köylerinin,  1870’li yıllardan sonra yerleşime kapandığını biliyoruz. (Cemal Kaplan ve Baki Arslan'ın anladımların göre: Dedeleri Mustafa, Gökfatmalı ve Hamzalı köylerini biliyormuş. Hatta, "Gökfatmalı köyünde oturduk" dermiş. Eşim Kadem ise: Mamo dayının karısı Fatma (Happa), "Bibim derdiki: 'Ben gelin olurken, Nöküsünöreni, Söğütlüpınar ve Öreen'de de köyler vardı. O köylüler beni davet etti' derdi"; dedi.)  Gökfatmalı köyünden bazılarının da, Karagöl köyüne yerleşmiş oldukları söylenmektedir.

 

Eldeki verilere göre, şimdiki sülâlelerden  köye ilk gelenlerin, 1830-1840 yılları arasında Deli Ahmetler olduğu ve ilk gelen kişilerin de, Deli Ahmet ve kardeşleri Hüseyin ve Mehmet Ali (Castal) olduğu bilinmektedir. Bunlar köye gelmeden, köyde birkaç ailenin daha yaşadığı söylenmektedir. Bu ailelerin bazılarının akıbeti hakkında hiçbir bilgi yoktur. Kışları köyde, yazları Sarıçiçek Yaylası’nda eğleşen “Karakaş” aşiretinin, sonradan Köseli, Karagöl ve İkizce köylerine gittikleri söylenmektedir.

Deli Ahmetler’i, Yüzbaşılar, Edeoğullar, Sandallar ve diğer sülâleler takip ederler.

2003 yılında köylümüz Hatem Çakmak’ın araştırmasına göre: Saraç köylülerinin toplam hane sayısı, 320 dir. Bunun 271 hanesi ve 864 kişi dışarıda oturmaktadır. Bunun da; 167 hanesi Ankara, 21 hanesi İstanbul, 8 hanesi İzmir ve 13 hanesi de Antalya’da oturmaktadır. Diğerleri ise köy ve diğer illere dağılmışlardır.

 

4- “Saraç” İsmi Nereden Geliyor

Bu konuda kesin bir bilgiye sahip değiliz. Mahalli İdareler Genel Müdürlüğünde sadece, “Cumhuriyetten önce kurulmuştur” ibaresi yazılıdır. Mahalli İdarelerden bana; “Belki Osmanlı arşivlerinde, köyünüz hakkında bir şeyler bulabilirsiniz” denildi. Osmanlı arşivlerinde araştırma yapabilmek için, ilgili yerlerden izin alınması ve ayrıca, Osmanlıca ve eski yazı bilinmesi gerekiyor. Bazen bir araştırma yıllarca sürmektedir.

Ancak, köyün ismi konusunda değişik söylence ve varsayımlar ileri sürülmektedir.

Tarihini tam olarak anımsayamadım. 1980-1984 yılları arasında olabilir. Örenyurtlularla, Alakiliseliler arasında yayla davası vardı. Benim de içinde bulunduğum 15-20 kişi, Eski Yayla’ya gitmiştik. Orada fen memuru, bir harita çıkarmıştı. Köylümüz İsmail Doğan’ın anlatımına göre: “Fen memuru bu harita da; Saraç’ın yaylasının gözüktüğünü ve çıkardığı  haritanın 206 senelik harita olduğunu söyledi” dedi. Ortada bir harita ya da kroki vardı ama, o zaman benim dikkatimi pek çekmemişti.

 

Eğer, İsmail Doğan’ın bu aktardığı bilgiler doğru ise, köyümüz, şimdiki sülâleler gelmeden önce de Saraç ismiyle anılmaktadır.

 

 

Bu konuda Ali Yıldırım’ın, Âşık Veysel Kültür Derneği’nin yayın organı “Dost Dost” dergisinde; “Kutsal Şeme Dağı ve Saraç Adının Kökeni” adı altında bir makalesi yayımlandı. Burada Yıldırım, “Saraç” isminin nereden geldiği konusunda değişik varsayımlar ileri sürmektedir. Bu makalesi yayımlanmadan önce Ali ile, “Saraç” isminin nereden gelmiş olabileceği varsayımları üzerinde tartışmıştık. Varsayımlarımızdan birisi; “Saraç köyüne ilk gelen sülâleler Deli Ahmetler ve Yüzbaşılar’dır. Bunlar da Hubyâr talipleridir. Hubyâr taliplerine Sıraçlar dendiğine göre, oradan gelebilir” diye düşünmüştük.

Ancak, yukarıda da anlatıldığı gibi, bu sülâleler köye gelmeden yıllarca önce de köyümüzün, Saraç olarak anıldığı söylenmektedir. Bilindiği gibi, Hubyâr Ocağı’na bağlı olanlar genellikle, Oğuz Türkmenlerin Beydili aşiretine bağlı “Sıraç ya da Saraçlar” oymağıdır.

Ayrıca, köylümüz Durmuş Şahin, “Büyüklerimden bana aktarılan bilgilere göre, Deli Ahmet ve kardeşleri Saraç köyüne gelmeden önce, bu köyde saraççılıkla uğraşan birkaç ev varmış” dedi.

Yine köylümüz Hanım Yıldız, “Dedemiz Sandal Hüseyin, Kevik köyünden Saraç köyüne, heybe kenarı saraçlatmaya gelmiş ve böylelikle bu köye yerleşmiş” dedi. Kim ya da kimlerdi, bu saraç işiyle uğraşan ya da uğraşanlar? Sandallar gelmeden önce köyde, Deli Ahmetler, Yüzbaşılar ve Edeoğullar sülâleleri vardı. Bu üç sülâleden, saraççılıkla uğraşan hiçbir kimse bilinmiyor.

Köşgeroğlu, Haçadıroğlu ve Frengoğlu adlarında Ermeni ailelerin, köyde oturdukları bilinmektedir.

Ali Onbaşının evlerinin yeri, Köşgeroğlu’nun eviymiş. Cıncık Hasangilin evleri de, Haçadıroğlu’nun evi imiş.

Bu üç ailenin köye ne zaman geldiği bilinmemektedir. Ancak, köyümüzden Cemal Kaplan’ın verdiği bilgiye göre; Deli Ahmetler ve Yüzbaşılar gibi sülâlelerden sonra gelirler ve Seferberlikten önce de köyü terk ederler.

Köşgeroğlu’nun, Kayseri’nin Talas’a gittiği bilinmekte. Öbür iki ailenin nereye gittiği bilinmemektedir.

 

 

Ayrıca, çok önceleri Sarıoğlan tarafından yaşlı bir kadın geliyor. Söylenceye göre, geliş tarihi 1900 yıllar. Kadın, “Biz bu köyde otururduk. Develerimiz vardı.” Taşınbaşı’ndaki (Bir mevkii) taşı göstererek; “Şu taşa da develerimizi bağlardık.” dediği söylenmektedir. Kim bunlar? Hangi aşiretten? Köye ne zaman, nereden gelmişler ve ne zaman köyü terk etmişler? Bu gibi soruların cevapları bilinmemektedir.

Yine köyümüzden Mahmut Şahin’in verdiği bilgiye göre, şimdiki sülâlelerin hiçbiri gelmeden önce, Karakaş (Karaşoğlu) aşireti, köyü kışlık olarak kullanmakta. Yazları ise hayvanları ile birlikte, Sarıçiçek Yaylası’na gitmektedir. Hatta, bir müddet Sarıçiçek Yaylası’na, Deli Ahmetler’le birlikte gidiyorlar.

Bu söylenceler ve tezler ışığı altında, en kuvvetli ihtimalle şimdiki sülâleler gelmeden önce buranın, saraççılıkla uğraşan birileri ya da Oğuzların Sıraç/Saraç Türkmen aşiretinden birilerinin oturmasından dolayı, “Saraç” ismini alması kuvvetli bir olasılıktır.