Flash haber:

29.01.09 20:30

Zeki Sezer Karaözü’de

DSP Genel Başkanı ZEKİ SEZER

DSP Genel Başkanı ZEKİ SEZER ve Milletvekilimiz Hüseyin MERT

 

1 Şubat 2009 Pazar Saat 13:30 da...


Kat: duyuru / etkinlik
20.12.08 20:00

MARAŞ KATLİAMI 30 UNCU YILI

RADYO YEDIAVSARLAR 20 ARALIK Cumartesi SAAT 20:00'de (TR)


Kat: duyuru / etkinlik
20.12.08 18:00

Yemekli Tanışma Kaynaşma Gecesi

20 Aralık 2008 Cumartesi

MERSİN KARAÖZÜ KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ

MİSTUR OTEL * Balo Salonu...


Kat: duyuru / etkinlik
Detaylı Bilgi için üzerine tıklayınız


 

 

ÇIZGILIK - KAMIL MASARACI, Cumhuriyet


DSP Sarıoğlan İl Genel Meclis adayı Alihan Erdoğan Kimdir?

Sarıoğlan

Ticaret ve Siyasetçi Demokratik Sol Parti KAYSERİ/Kocasinan İlçe Başkanı.

 

Karaözü 1958 Doğumlu, Ankara Abidin paşa Teknik Meslek Lisesini bitirdi.

 

  • 70 li yıllarda Karaözü Halk Odası, Halkın Kurtuluşu gurubu,
  • Ankara YDGD (Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği) ANOD (Ankara Ortaöğretim Derneği) gibi üyesi bulunduğu Derneklerde yönetimlerde görev aldı.
  • 1977 Ankara CHP Gençlik kolları üyeliği.
  • 1985 Diyarbakır Hak İş\'e bağlı Özdemir İş Sendikası iş yeri Baş Temsilciliği (650 işçisi olan fab.)
  • 1987 İstanbul/Ümraniye SHP İlçe Başkanı adaylığı, Delegelik gibi siyasi çalışmaları oldu.
  • 1999 Genel seçimlerde Kayseri Barış Partisi 2.sıra Milletvekilliği adaylığı.
  • Kayseri/Karaözü ve civarı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği,
  • Karaözü Gençlik Kulübü, Karaözü Spor Kulübü. gibi Demokratik  Derneklerde Kurucu Başkanlık ve Başkanlıklarda bulundu.
  •  DSP Kayseri/ Kocasinan İlçe Yönetim Kurulu Üyeliği, İlçe Başkanlığı yaptı.

 

 

Şimdi ise Karaözü ve Civarı Belde ve Köylerimize, hizmet için, DSP Sarıoğlan İl Genel Meclis adayı.

 

Güzel İnsanlarımızın destek vereceğinden eminiz.

Halkımıza saygıyla sunulur.

 

Gönderen:

Onur Alp ERDOĞAN, 09.02.2009

-o-

 

 

 

HİKMET ÇETİNKAYA, Cumhuriyet
 
POLİTİKA GÜNLÜĞÜ
HİKMET ÇETİNKAYA

Akyazı’dan Tunceli’ye...

Gecenin en derin olduğu lacivert saatlerde kendimi dinliyorum...

Çekip gitmek istiyorum bir yerlere... Uzaklara... Söğüt ağaçlarının boy verdiği ırmak kıyılarına...

Yıldızlı bir gökyüzü saatinin çaldığı, kelimelerin düşüncelerimi tırmaladığı geceleri çok seviyorum nedense.

Daha özgür ve daha mutlu oluyorum!

Belki on yıl önce güzel sabah türkülerini seviyordum, gece tangolarını değil!

Şimdi çok farklı bir yerdeyim... Gece tangolarıyla avunuyorum...

Kaç gündür o küçük haberi okuyup duruyorum!

Yüreğim sıkılmış bir yumruk oluyor, içim alev alev yanıyor.

Bugün yine hayatın sayfalarından söz edeceğim eğer yazmayı becerebilirsem!

Bir Türkiye fotoğrafı göstereceğim.

İnsan yaşamını anlatacağım...

Bu kez Kabataş Vapur İskelesi’nin oradaki geçitte nöbet tutan, sakız, kâğıt mendil satan minik kız çocuklarını değil, Sakarya’nın Akyazı ilçesinde yaşayan 75 yaşındaki Muhammet Öz’ün öyküsünü, Tunceli’de olup bitenleri yazacağım.

***

Yağmur bulutları yavaş yavaş dağıldı... Güneş yüzünü gösterdi... Mavi bir gökyüzü gülümsemeye başladı...

Masamın üzerinde o küçük haber...

Sakarya’nın Akyazı ilçesi Yağcılar köyü...

75 yaşındaki Muhammet Öz cuma namazıiçin camiye gitti... Namazı kılarken yere yığıldı...

Yaşlı adam kalp krizi geçiriyordu...

Cemaat hemen 112 Acil Servisi aradı...

Akyazı Devlet Hastanesi’nin iki ambulansı vardı. Birisi hasta almaya gitmiş, diğeri de hasta götürecekti.

Bunun üzerine Karapürçek Devlet Hastanesi’ne telefon edildi.

Acil servisten verilen yanıt şu oldu:

Ambulansımız şoförüyle birlikte cuma namazında...

Sordular:

Camide kalp krizi geçiren hastamız var, ölecek!

Yanıt:

Namazdan sonra gelir!

Yağcılar köyü imamı bunun üzerine Karapürçek Camii’ni aradı ve durumu bildirdi.

Yanıt:

Cemaat namazda, bitince haber verelim!

Muhammet Öz, bir taksiye bindirilip Akyazı’ya götürülürken yolda öldü...

Acaba Müslümanlıkta namaz mı önemliydi, yoksa bir insanın yaşamı mı?

Aynı saatlerde mübarek cuma günüTunceli’de neler oluyordu?

Tunceli Valiliği yoksul yurttaşlara buzdolabı, çamaşır makinesi, televizyon ve yatak dağıtıyordu.

Bu bir seçim yatırımıydı...

Bir yurttaş çamaşır makinesini evine koymuştu, ama çeşme suyu yoktu...

Çamaşır makinesi nasıl çalışacaktı?

***

Yüksek Seçim Kurulu Başkanı açıklama yapmıştı:

Seçmen oylarını etkilemeye yönelik, anayasanın seçimlerin eşitliği ilkesine aykırı davranışlarda bulunmak suçtur!

YSK Başkanı’nın bu açıklamasına karşın Tunceli Valisi Mustafa Yaman beyaz eşya dağıtımını sürdürüyordu.

Gazeteciler yine sordular YSK Başkanı’na:

Açıklama yaptınız ama beyaz eşya dağıtımı sürüyor...

YSK Başkanı:

Biz gerekeni yaptık... Bundan sonra görev cumhuriyet savcılarına düşüyor!

Savcılar soruşturma başlattılar, ama sonuç ne olacak belli değil!

Devletin valisi, kaymakamı seçim rüşvetinin içinde olursa savcılar harekete geçmez mi?

Dünyanın hangi demokratik ülkesinde olur böyle şeyler?

***

Tunceli’de yaşayanlar iş istiyorlardı...

Devletin tek bir yatırımı yoktu... Okuma yazma oranının en yüksek olduğu bu kentimizde gençler kahve köşelerindeydi...

İçimde tarifsiz bir hüzün...

Yağmur bulutları yine kuşattı gökyüzünü ve yağmur başladı...

Akyazı’nın Yağcılar köyündeki 75 yaşındaki Muhammet Öz ve Tunceli’de beyaz eşya dağıtımı!

Yüreğim sıkılmış bir yumruk gibi... İçim alev alev yanıyor... Yoksulluğun orta yerinde, din bezirgânlarının tezgâhı karşımda duruyor...

Gecenin içindeki bir yol, bir arayış hayatın sayfalarını anlatıyor sanki bana...

Çekip gitmek istiyorum bir yerlere... Turuncu bir kuşak gibi, yaşanmamış sevdalar gibi... Umutlarımı yitirmeden...

Belki bir ırmak kıyısına...

hikmet.cetinkaya@cumhuriyet.com.tr

Faks numaramız: 0212 343 72 69

 

 

 

KARAÖZÜ Beldesi Mustafa Kemal Paşa Mahalle Muhtarlğına aday olmak istiyorum

KARAÖZÜ

Değerli Büyüklerim kıymetli Küçüklerim. Büyüklerimin Ellerinden Küçüklerimin gözlerinden öper hepinize selam ederim.

 

KARAÖZÜ Beldesi Mustafa Kemal Paşa Mahalle Muhtarlğına aday olmak istiyorum, Siz Güzel İnsanlarımızın desteğine ihtiyacım var.

 

Yıllardır Kasabamızda çoğu Büyüklerimin Ekmeğini yedim Su\'yunu içtim. işini yaptım.

 

Muhtar olarak seçilmem sizlerin elinde benimde muhtarlıktan alacağım paraya Emekli olmam için muhtarlığa ihtiyacım var ihtiyacım olduğunu biliyorsunuz.

 

Elimde Mesleğim yokki bir iş tutayım  iş bulabilirsem işe gireyim. onun için sizden destek olmanızı bekliyorum.


Mustafa Kemal Paşa Mahalle Muhtar adayı

Duran YILMAZ

-o-

 

Eingabe-Formular / Z. DEFTERi KAYIT FORMU

Ins Gästebuch eintragen

Görüntülenen sonuçlar: 31 ila 40. Toplam sonuç sayısı: 415
 

celal yücel

herkese saygılar ve selamlar

 

İbrahim DOĞANAY

DSP (DEMOKRATİK SOL PARTİ KARAÖZÜ BELEDİYE MECLİS ADAYLIĞIM DOLAYISIYLA,
KAYSERİ / KOCASİNAN CHP PARTİ ÜYELİĞİNDEN 26/01/2009 İTİBARIYLA İSTİFA ETMİŞ BULUNUYORUM.
TÜM ADAYLARA BAŞARILAR DİLERİM.

 

Vedat TATAR Gönderen ...

"SESSİZ,
DURGUN
BAŞI EĞİK KALMAYINIZ
UYANINIZ

MİLL�[..] BAĞIMSIZLIĞIMIZI ÇİĞNİYORLAR
HAKLARINIZI SAVUNMAK İÇİN BİRLEŞİNİZ
DÜŞMANIN KARŞISINA DİKİLİNİZ.

SESİNİZİ DUYURUNUZ,
BÜTÜN DÜNYAYA;
"BEN TÜRKÜM BAĞIMSIZLIK BANA ATALARIMINDAN MİRAS KALDI,
ONU SANA VERMEM"DİYE HAYKIRINIZ


GAZİ MUSTAFA KEMAL
ATATÜRK MAYIS-1919 HAVZA


Gönderen: Vedat TATAR

 

Züleyha Şahin

LÜTFEN OKUYUN
Türk Telekom, Arap’ın.
Telsim İngiliz’in.
Kuşadası Limanı İsrailli’nin.
İzmir Limanı Hong Konglu’nun.. .
Araç muayene işi Alman’ın.
Başak Sigorta Fransız’ın.
Adabank Kuveytli’nin.
İETT Garajı Dubaili’nin.
Avea Lübnanlı’nın.
Petkim? Ermeni’nin.
(Kazak’a sattık, dediler. Kazağı bi çıkardık..
Ermeni…)
Rak[..] , Amerikalı’nın.
Finansbank Yunanlı’nın…
Oyakbank Hollandalı’nın.
Denizbank Belçikalı’nın.
Türkiye Finans Kuveytli’nin.
TEB Fransız’ın.
Cbank İsrailli’nin.
MNG Bank Lübnanlı’nın.
Alternatif Bank Yunanlı’nın.
Dışbank Hollandalı’nın.
Şekerban[..] Kazak’ın.
Yapı Kredi’nin yarısı İtalyan’ın.
Turkcell’in yarısı Finli’nin Rus’un.
Beymen’in yarısı Amerikalı’nın.
Enerjisa�[..] yar ısı Avusturyalı’nı n.
Garanti’nin yarısı Amerikalı’nın.
Eczacıba�[..] İlaç, Çek’in.
İzocam, Fransız’ın.
TGRT(Fox) Amerikalı’nın.
Demirdök�[..] Alman’ın.
Döktaş Fransız’ın.
Süper FM Kanadalı’nın.

Sadece 4.5 yıl önce bu şirketlerin hepsi TÜRKtü.
ASIL DEGERİ 9 (DOKUZ) TRiLYON DOLAR
ABD SADECE 40 KIRK MiLYON DOLARA KAPATACAK..
HEPİNİZİN BİLDİĞİ GİBİ ETİBANK ÖZELLESTİRİLECEK VE ALICISI AMERIKA VE BOR İŞLETMELERİ ETIBANK BÜNYESİNDE.
KONULAN FİYAT 40 MİLYON DOLAR.

Borla çalışan araba üretildi.
Arabayı bor madeniyle çalıştıracak patentli 600 proje olduğu ortaya çıktı.
TÜRKİYE, dünyada bor rezervinin yüzde 70`ine sahip
Bakalım bor madenlerimizi kimler ellerine gecirip çalıştıracak.
Ben AB ve ABD´li şirketler donatımlarıyla projelerini çoktan hazırlamışlardır diye düşünüyorum.
Peki günün birinde Vietnama, Afrikaya, Afganistana, Yugoslavyaya, Iraka, Filistine götürdükleri “DEMOKRASIDEN” Türkiyeyede getirmeye kalkışırlarsa bizler bunu göremedik, beklemedik veya bilmiyorduk diyebilirmiyiz ?
Son olarak Mustafa Kemâl ATATÜRKümüzün şu sözünü eklemek istiyorum.
Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, istiklâlden mahrum bir millet, medenî insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık sayılamaz.
Sayıglar
Züley[..] Şahin

 

Doğan Doğan dogan1953@hotmail.com


*24 Ocak'ta öldürülen neydi?*

Tarih 24 Ocak 1993... Türkiye Cumhuriyeti'nin başkentinde Türk Ulusunun
bağımsızlığına[..] demokrasisine, aydınlık geleceğine yapılan bombalı bir
suikast... Uğur Mumcu öldürüldü.

Ne ilkti ne son olacaktı...

Emperyalizmin karanlık ve kanlı elleri, devrimcileri, yurtseverleri,
aydınları, Kemalistleri pusularda katletmeye devam ediyordu...

Tarih 24 Ocak 1993... Türkiye Cumhuriyeti'nin başkentinde emeğe, onura,
sevgiye ve kardeşliğe yapılan bombalı bir suikast... Uğur Mumcu
öldürüldü.

Ne ilkti ne son olacaktı...

Emperyalizmin ajanları, işbirlikçileri ve tetikçileri bağımsızlıktan
yana,
sö[..] ve zulmü reddeden herkese karşı kan kusmaya devam ediyordu.

Tarih 24 Ocak 1993... Türkiye Cumhuriyeti'nin başkentinde Ulusalcı,
Atatürkçü
gaze[..] yazar Uğur Mumcu öldürüldü.

*ÖLDÜRÜLE[..] NEYDİ?*

Ne öldürülen vatan evlatlarına, ne de onlara sahip çıkanlara sahip
çıkabildik...

Bu eziklik ve çaresizlikle Uğur Mumcu'nun ölümünün 16. yılında önünde
saygı
ve minnetle eğildiğimi belirtmek isterim.

 

Süleyman Zaman

-1-
UĞUR MUMCU NEDEN ÖLDÜRÜLMÜŞ OLABİLİR?

Uğur Mumcu, 1993 Yılı 24 Ocak günü, bilinmeyen ve soru işaretleriyle dolu güçler tarafından çöp torbasına konulan çok güçlü bir bombayla, hain tuzaklarda acımasız bir şekilde bedeni paramparça edilerek vahşice öldürüldü. Ne acı bir görüntü! O görüntüyü TV’lerde gördüğümde yüreğimi tarifsiz kederler sardı ve o an insan olduğuma utandım…!
Düşünüyorum ve yanıt bulmaya çalışıyorum; uygarlığın geldiği yer böyle bir nokta mı olmalıydı? Uygarlık insan öldürmeyi kolaylaştırmanın adı mı oldu? Gelişen bilimsel ve teknik aşamayı insan öldürmek ve yok etmek üzerine mi kuracağız? Geldiğimiz noktada bu soruya olumsuz yanıt vermek isterdim ama gerçekler ortada. Her yerde kan ve gözyaşı. Gerçekleri söyleyen ve insanlık yararına düşünceler ve görüşler ileri süren insanların feci biçimde patlatılan bombalarla yok edilmeleri…!
Bu şekilde (yani parça tesirli bombayla insan bedenini paramparça eden bir silahla) insan öldüren birisinin “insan” olması olası mıdır? Böyle birine “insan “ denebilir mi? Bu sorunun yanıtı kocaman bir hayırdır!. O kişi ya da kişiler olsa, olsa zavallı birer yaratık veya yaratıklar olabilirler. Bunlar yaratıkların en aşağılık unsurlarıdırlar. Bunlar insanlığın yüz karası, en acınası, en sürüngeni, en vahşisi, en korkağı ve en sülüğüdürler. Bunlara “insan” demek, insanlığın adını küçültmektir. Bu tip insanlar yaşadığı sürece insanlık asla hak ettiği onuru, bilinçli olma sıfatını yakalayamayacaktır.
İşte sevgili Uğur Mumcu’yu acımasızca öldüren bu insan olamamış insanımsılardı.
Peki, Uğur Mumcu neden öldürülmüş olabilir.
Bunun yanıtını verebilmek için önce gazetecilik üzerine durmak gerekir.
Çünkü Uğur Mumu her şeyden önce, araştırıcı bir gazeteciydi.

Gazetecilik nedir? Gazete nedir?
Ana Britannica’da Gazete “Kamuoyunun ilgisini çeken, güncel konulara (Siyasi, ekonomik, toplumsal..vb.) ilişkin haber, görüş ve bilgi veren, genellikle günlük ya da haftalık olarak yayınlanan düzenli yayın” diye tanımlamıştır.
Gazeteci ise; toplumu ilgilendiren her türlü konuları araştıran, sorgulayan, olaylara ulaşmaya çalışan, olayları, olguları gerçek bir şekilde yansıtan, olayların nedenlerini de doğruca halka anlatmayı ilke edinen kişilere denir.
Günümüzde bu anlamda doğru bilgilendirmeye çalışan, toplumsal çelişkileri doğru bir şekilde halka yansıtmayı hedefleyen, egemen olandan yana değil, halktan (çoğunluktan) yana söylemleri dile getiren, korkusuz, dirençli, bilgili kaç gazeteci var? Sanırım bu sorunun yanıtı bugün iki elin parmak sayısını geçmez. Bugünkü gazeteci tipi; daha çok egemen ideolojiden yana politikalar üreten, patronun yararını ve karını düşünen; ihale ve iş takipçiliği yapan; Cumhurbaşkanının, Başbakan’ın, Bakanların, genel müdürlerin, müsteşarların ve önemli devlet adamlarının söylediklerini dedikodu şeklinde, böbürlenerek köşesinde veya kendisine ayrılan TV programlarında anlatan; yalaka, güdümlü, bilinçsiz, ya da bilinçli ve siyasal inancını çıkarı için satan; halkı küçümseyen, haberi doğrudan kaynağından değil, oturduğu yerden ve bazende kulaktan dolma söylemlerle oluşturan, kolaycı, verimsiz gazeteci tipleridir. Böyle bir gazeteci tipi doğal olarak gerçek ve nesnel gazeteci tipiyle uyuşmazlık göstermektedir. Aslında bu davranışlar, gerçek gazeteciliği bitirmektedir. Gazetecilik işlevini özünden saptırmaktadır. Araştırmayanlar, sorgulamayanlar, haberi kaynağından almayanlar, masa başında oturarak haber üretenler ve halktan kopuk görüş ve düşünceleri savunanlar gerçek gazeteci olamazlar. En azından Uğur Mumcu’nun bize öğrettiği gazetecilik anlamında bu yorumu yapabiliriz.
Uğru Mumcu, böyle gazetecilerden değildi. Mumcu, haberi yerinde, kaynağında bulmaya çalışan, olgu ve olayları araştıran, sorgulayan, kendisine verilenle yetinmeyen, bilincini, birikimini edindiği bilgileri halkından ve insanlıktan yana kullanan bir gerçek gazeteciydi. İşte Mumcu’nun öldürülmesinin özünde onun bu gazetecilik yönüydü. Çünkü o araştırmalarıyla, ulaştığı bilgilerle “kimilerini” rahatsız etmişti ve ediyordu. Öldürülmesinin en temel nedeni budur.
Gerçek gazeteci toplumun aynasıdır. Toplumun ve insanlığın aynası olan kişi “ışık” saçan insandır. Böylesi insana “aydın” tanımı yüklenir. Yoksa her okuyan ve ağzı laf yapan insan “aydın” değildir.
Uğur Mumcu, aydın tanımını tam dolduran gerçek bir gazeteci ve gerçek bir aydındı. O yaşadığı dönmede yaşamı boyunca karanlığı aydınlığa çevirmeye, halkın ve insanlığın gözünü, bilincini açmaya çalıştı. Öldürülmesinin gerçek nedeni de buydu!
Toplumları tarihsel boyutunda incelediğimizde, her toplumsal yaşam sürecinde, toplumu oluşturan katmanlar arasında sürekli, ekonomik, politik ve kültürel farklılıktan kaynaklanan toplumsal savaşımlar var olmuştur. Bu savaşların gerçek nedeni her zaman ve her süreçte üretim- tüketim sorunsalı olarak ortaya çıkmıştır. Her savaş incelendiğinde en son çözümlemede bunun böyle olduğu (üretim-tüketim uyuşmazlığı) görülecektir. Üretim-tüketim aşamasında, üretilenin paylaşılması aşamasında, tüketici sınıfın daha fazla pay istemesi, bu payı alamadığı zaman, üretilene zorla el koyması veya koymaya çalışması sonucu, uzlaşmaz sınıfsal çelişkiler varlaşır. İşte savaşların hemen tümü bu nedenle yaşanmıştır. Tarihsel boyutta insanlık her zaman savaş içinde olmuştur. Ve günümüzde de aynı nedenlerle savaşlar devam etmektedir.
Ama bazen, tüketici egemen kesimin elinde bulundurduğu yönetme erki sonucu, üretici kesimler arasında, kültürel farklılıklardan kaynaklanan nedenler kullanılarak, bu kesimler birbirine düşman yapılırlar. Bu farklılıklar bazen yapay olarak kışkırtılır ve insanlar birbirine düşürülür. Bu kültürel olgular içinde en çok kullanılan değerler, din ve milliyetçilik gibi çok önemli değerlerdir. Öyle ki günümüzde, çoğunlukla bu iki değer sürekli öne çıkarılarak insanlar arasında bir ayrıştırma var edilmektedir. Bundan dolayı halklar, uluslar bu kavramlar ve değerler yüzünden birbirlerini boğazlamışlar, öldürmüşler, toplu kıyımlar yapmışlardır. İnanç farklılığı nedeniyle, nice insanların derisi yüzülmüş, asılmış, giyotine götürülmüş, işkenceler görmüş, hapislerde yatırılmış, engizisyonlarda kafaları uçurulmuş, otellerde yakılmış, nice bedenler bombalarla paramparça edilmiştir. İnsanlar arasında üretim-tüketim çelişkiler ve eşitsiz paylaşım sorunu çözülmedikçe bu hep böyle sürüp gidecektir. Sınıfsal çelişkiler bu olumsuzlukların temelidir.
İşte bir gazetenin gerçek gazete olması ya da bir gazetecinin gerçek bilgiyi topluma yansıtıp yansıtmaması onun hayata, insana ve evrene bakışını da belirler. Eğer bir gazeteci “gerçek bilgiyi” topluma yansıtıyorsa, bilgisini, bilincini, becerisini halkının veya büyük insanlığın yararına kullanıyorsa o gazeteci “gerçek” bir gazetecidir. Böyle bir duruş gösteren bir gazete ise “gerçek” gazetedir.
Böylesi bir durumda toplumda ki bazı güçler, halkın bu gerçek bilgiye ulaşmasında rahatsızlık duyabilirler. Halkın olay ve olguların gerçeğini öğrenmesini istemeyenler bulunabilir. Eğer bu güçler karar verici konumunda ki insanlarsa onların yapacağı şey, o gazeteyi veya haber aracını elinde ki erki kullanarak kapatabilir. Dünyanın her yanında her toplumun egemen gücü, çoğunlukla bu yöntemi kullanırlar. Bu yüzden birçok gazete, dergi, radyo ve televizyon kapanmıştır. Yine dünyanın her yanında birçok “gerçek gazeteciler” öldürülmüştür. Günümüzde var olan belirli güçler, toplumda ki egemen güçlerin tekelindedir. Özellikle medyanın bu konumda olduğu hemen fark edilebilir.
Toplumda, bazı gazeteler ve gazeteciler; halkı edilgenleştiren, olgu ve olayların gerçek nedenlerini gizleyen, yapay gündemlerle halkı oyalayan veya kandıran, yüksek ücret ödedikleri medya yorumcuları tarafından tek yanlı ideolojik etkilemelerle, dini ve gelenekselliği kullanarak insanları yozlaştırmalarla, kaderci anlayışları gündeme getirmekle..bg. Yöntemlerle halkların geri bırakıldığı bir gerçeklik olarak bilinmelidir. Kısacası tek yanlı bilgi dayatmalarla halkın uyutulması ve halkın önemli değerleri kullanılarak birbirine düşman edilmeleri hem tarihsel boyutta ve hem de günümüzde egemen güçlerce olabildiğince kullanılmaktadır.
İşte tüm bu olumsuz ve tek yanlı ideolojik dayatmaya karşı “gerçek bilgiyi” halka sunmaya çalışan, halkı bilinçlendirmeyi, aydınlatmayı, eğitmeyi, örgütlemeyi hedefleyen gazeteciler de bulunmaktadır. Bu değerleri taşıyan gazeteciler veya insanlar her zaman egemen güçleri korkutmuştur. Bu nedenle bu “halk insanı” gazeteciler veya düşün insanları bazen çok korkunç bir şekilde yok edilmişlerdir. Öyle ki, egemen güçler çıkarlarının zedelendiğini gördükleri an, tüm insani değerlerini bir yana bırakıp acımasız bir canavara dönüşebilmektedirler. İşte bu korkunç cinayetlerden birisi de; 1993 yılının 24 Ocak günü meydana gelen ve bedeninin her parçası darmadağın olan sevgili Uğur MUMCU’NUN acımasız bir şekilde bomba patlatılarak öldürülmesidir. Bu cinayet belleklerimizde asla yok olmayacaktır. O günkü TV görüntüleri tüm insanlığın imgelerinde güçlü bir şekilde yer edinmiştir. Bu görüntüyü hiçbir güç, insanların belleğinde yok edemez. Bu ne acı bir olay. Acaba insan dışında hangi yaratık böylesi bir cinayeti işleyebilir. İnsanlık adına bu ne kötü bir olgudur. Ne kötü bir olay! Hangi hayvan böyle bir cinayet işler? Hayvanlar kendi doğal ortamlarında biyolojik varlıklarını sürdürmek için doğanın kendilerine verdiği yaşama güdüsü ve enerjisiyle bulundukları ortamda yaşama savaşımı vererek varlıklarını sürdürürüler. Bu doğal olan yaşama mücadelesine “vahşilik” demek ne kadar doğrudur? Hayvanların yaptığı doğa yasalarının bir gereğidir. Peki, insanın insana yaptığı bu canavarlık nedir? İşte asıl canavarlık ve “vahşilik” budur. İnanın bu “vahşiliği” anlatacak sözcük bulamıyorum!...
Uğur Mumcu’nun, böyle korkunç bir şekilde öldürülmesinin nedeni nedir? Bu sorunun akılcı yanıtları tabiî ki vardır. Ama halen bu cinayetin gerçek planlayanları ve yapanları bulunamamıştır. Daha da acı olanı budur?
Şimdi bağlantıları içinde akıl yürütme mantığıyla sevgili Uğur Mumcu’nun neden öldürüldüğünün yanıtını bulmaya çalışalım.
Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki; Uğur Mumcu, yaşamı boyunca, egemen güçleri, gericileri, emperyalizmi, vurguncuları, soyguncuları….bg. Korkutan bir gazetecilik örneği göstermiştir. Bilgisi ve bilinciyle, araştırıcı ve sorgulayıcı yanıyla, her zaman halkının yararına duruş gösteren bir kişilik göstermiştir. Edindiği bilgileri her zaman halkın yararına kullanan bir aydın olmuştur. İşte Uğur Mumcu’nun öldürülmesinde bu kriterler aranmalıdır.

Maddeler halinde yazarsam belleklere daha kolay yerleşir. Bundan dolayı da bu nedenleri maddeler halinde yazmaya çalışacağım. Eksiklerim, unuttuklarım olabilir.
- Hayali ihracat (dış satım) yaparak devletin ve halkın bütçesinden
milyarları mı cebine indirdi?;
- Eroin, kokain, kenevir, haşhaş gibi uyuşturucu maddeleri satıp;
gençlerimizi mi zehirleri? ;
- Pornografik filimler, resimler çekip; kadın ticareti mi yaptı? ;
- Devletin kaynaklarını Emperyalizme peşkeş mi çekti? ;
- İnsanların temiz ve kinsiz dini duygularını sömürerek, faiz
düşmanlığı yapıp, kar payı adı altında trilyonlar mı kazandı? ;
- Arap sermayesiyle birleşip, Şeriat tellallığı mı yaptı? ;
- Atatürk’ün sürekli ismini kullanıp, onun Devrim ve İlkelerini yok
eden uygulamalarda mı bulundu? ;
- Dünyayı birkaç kez yok edecek silahları mı üretti? ;
- Hiç emek harcamadan, 20 yaşlarında ülkenin Trilyoneri mi oldu?;
- Ülkemizi bugün Sevr’e teslim eden kararları mı aldı? ;
- Emekçinin, işçinin, halkının zararına mı çalıştı? ;
- Var olan KİT’leri babalar gibi satışa çıkararak Devleti
güçsüzleştirip, bağımsızlığına gölge mi düşürdü?
- Silahlanıp dağlar mı çıktı? ;
- İnsan mı öldürdü?
—Bölücülük mü yaptı?
Bu soruları çoğaltabiliriz. Yukarıda sorduğum sorulara verilecek
yanıt, kocaman bir H A Y I R D I R.
Uğur Mumcu yukarıda ki sorulardan hiçbirisini yapmadı. Tam tersine bunları yapanlara karşı mücadele verdi.
O halde neden öldürüldü Uğur Mumcu;
Uğur Mumcu;
— Ödünsüz bir Atatürkçüdür. Kemalist’ti.
— Laiklikten yanaydı.
— Gerçek bir demokrattı.
— Özgürlüğ[..] savunucusuydu.
— Bağımsı[..] ve sömürüye karşıydı.
— Rantiyeyi dışlayıcıydı.
— Ürete[..] ve yaratanların yanındaydı, onların sözcüsüydü.
— Devrimci ve ilericiydi.
— Bölücülü�[..] etnikçiliğe, tarikatçılığa ve cemaatçiliğe karşıydı.
— Bağnazlığ[..] tutuculuğa, gericiliğe, yobazlığa karşıydı.
— Herkesin inancına saygılıydı. Dincilik yapanların düşmanıydı.
Kutsal din duygularını sömürenlere karşı mücadele verdi.
— İşkenceye ve insanlık dışı davranışlara karşıydı. İşkencecilerle hep
mücadele etti.
— İnsan haklarının yılmaz savunucusuydu.
— Emekçinin[..] işçinin, mazlumun, ezilenin, yoksulun yanındaydı.
— Aydınlıkt[..] yanaydı.
— Sorgulayan, araştıran, bilim ve teknoloji üreten bir eğitimden
yanaydı.
— Soyguncuları[..] hırsızların amansız düşmanıydı.
Bu maddeleri çoğaltmak olasıdır.
Uğur Mumcu, bunlarla birlikte;
- Araştırıcıyd�[..] dedektif gibi olayları derinlemesine sorgulardı.
- Kararlıydı.
[..] ve donanımlıydı.
- Fikir sahibiydi.
- Toplumcuydu.

[..] anlamda, vurguncuların, dolandırıcıların, üçkâğıtçıların, din
Simsarlarının, köktendincilerin, çetelerin, acımasızların, insan düşmanlarının, sömürücülerin, Atatürk karşıtlarının karşısındaydı.
Özellikl[..] Laiklik karşıtlarının ve halkın parasını soyanların önünde bir engeldi. Uğur Mumcu’nun düşüncelerini ve kararlığını yenemeyeceklerini anlayan bu insan azmanları onu yok etmeyi uygun gördüler. Çünkü Uğur Mumcu belgeli konuşur, kanıtsız suçlamazdı. Aziz Nesin’e ölüm fermanı çıkaran, Sivas’ta 37 aydınımızı diri diri yakan gerici yobazlar ve Halk düşmanı çıkarcılar, ülkeyi bölmeye çalışan emperyalizme eklemlenmiş olanlar, Uğur Mumcu’yu tehlikeli görmüşlerdir. Uğur Mumcu’nun öldüğünü sanan aydınlık düşmanları, Uğur Mumcu’nun ölmediğini kanıtlarıyla görmektedirler. O canlı bir şekilde dostlarının canında yaşamaktadır.
Uğur Mumcu, bedenen yok edilmiştir. Ama onun görüş ve düşünceleri, yaktığı ışık, çizdiği rota, verdiği güven, aşıladığı bilinç ve tinlere yüklediği motivasyon bugün de, yarın da nice Uğur Mumcu’ların varlaşmasını doğuracaktır.
Evrensel bir gerçeklik olarak canlı- cansız her şey ölmektedir. Ölümsüzlük kişinin yaratımlarında, geriye bıraktıklarında, başka insanların canlarına ağmalarında aranmalıdır. Bedenen yok olan insanın
toplumsal olgu ve olaylarda gösterdiği önderlik, etkileme, duyarlılık başka insanların tininde etkinlik yaratmışsa o kişi “kültürel anlamda zaten ölümsüz” olarak bende, sende, onda, şunda… Yaşar. Ölümsüzlük kişinin tarihin itici gücüne yaptığı katkıyla, ürettikleriyle insanların belleğinde yer almasıyla söz konusudur.
Bu anlamda Uğur Mumcu, tüm insanların belleğinde yer bırakan eserleriyle, eylemleriyle, davranışlarıyla tarihin sayfalarına girmiş; insanlık var oldukça her zaman anılacak olan büyük bir insandır.
Uğur Mumcu, tarihsel boyutta, her zaman toplumcu, korkusuz araştırmacı, halkın yararını gözeten gerçek bir gazeteci, barışı, özgürlüğü, dayanışmayı savunan insancı, bilinçli bir sosyalist, ödünsüz bir Kemalist, bağımsızlıkçı, antiemperyalist, ilerici ve paylaşımcı bir önder olarak anımsanacak ve bu sıfatlarıyla insanlara ışık saçacaktır. Uğur Mumcu, her zaman, vurguncuları, soyguncuları, rantçıları, sömürücüleri, asalakları,
bölücüleri, kadın tacirlerini, uyuşturucu satıcılarını… Vb. kokutan bir insan olarak bilinçlere çıkacaktır.
Daha çözümlemeci bir yöntemle bakarsak şunlar söylenebilir;

Uğur MUMCU;
— Bir ulusun bağımsız olmadan, onurlu ve saygın olamayacağını; bağımsızlığın korunması için, emperyalizme ve onların işbirlikçilerine karşı olunması ve bunlarla mücadele edilmesi gerektiğini korkusuza savunmuştur;
— Yeni Dünya Düzeni’nin, ulusları sömürmenin, halkları
Yoksullaştırmanı[..] ezilen halkları birbirine düşman etmenin adı olduğunu açıklamıştır. YDD’ inin ezilen halkların ekonomik ve sosyal haklarını aramalarına engel olma ve bunların yerine, insanların din ve etnik duygularını bilince çıkararak sınıfsal bilinci köreltmeleri; tarikat, dinci ve etnik bilinci başat konuma getirmelerini sağlayan yöntem olduğunu vurgulamıştır. YDD’ inin toplumu ve bireyleri kandırmak için “insan hakları” ve “özgürlük” gibi çok önemli değerleri kullanarak “demokrat”lık görüntüsü altında, gerçek sömürüyü gizlemek istemelerinin bulunduğunu belirtmiş ve bu yöntemin emperyalizmin “yeni sömürgecilik” anlayışı olduğunu söylemiştir. Bu konuda halkımızı ve toplumumuzu uyarmaya çalışış ve bu görüşlere karşı ideolojik bir karşı duruş geliştirmiştir. YDD paradigmasını (değerler dizisini) halkımıza “yenilik ve ilericilik ve hatta devrimcilik” olarak sunmaya çalışan kimi yazarlara, entellere ve döneklere karşı hiç yılmadan ve gözünü kırpmadan cesur bir şekilde savaşım vermiştir.
— Bağımsız olmayan bir ülkede, barış, demokrasi, özgürlük, eşitlik,
İnsanın yaşama hakkı… bg. Değerlerin korunamayacağını belirtmiştir.
Toplumumuzda gittikçe artan yoksulluğun ve kargaşanın kader olmadığını, tam tersine uygulanan yanlış ve yanlı politikaların bir sonucu olduğunu ve bunun nedenlerini de açıkça dile getirmesi.
— Üretim- tüketim sırasında üretimin dağılımı, pay edilimi aşamasında
üretenlerin söz sahibi olmadığını, paylaşmayı yapan erk’in egemen güçlerden yana tavır aldıklarını belirtmesi ve kendisinin açıkça; üretenden, çalışandan yana duruş göstermesi bu nedenle sınıfsal konumunu her zaman dile getirmesi, yoksulun, ezilenin ve mazlumun haklarını savunması;
— Gelir dağılımının çok bozuk olduğunu söylemesi ve bu dağılımın
Adil bir şekilde pay edilmesini söylemesi ve bu uğurda mücadele etmesi;
- Dünyada asıl çelişkinin “sınıfsal çelişki” olduğunu belirtmesi ve
diğer çelişkilerin yapay olarak yaratıldığını; bu yapay çelişkileriyse genelde emperyalizmin yarattığını ve onlara yaradığını, onun için yapay çelişkiler yoluyla halkımızın birbirine düşürülmesinin tehlikeli olduğunu vurgulaması, kardeş kavgasına son verilmesini istemesi;
- Ülkemizde ki veya dünyada ki tüm özelleştirmelerin gerçek nedeninin büyük
Sermaye’ye ucuz kaynak aktarmak olduğunu; özelleştirme sonucunda ulusal ekonominin çökeceğini, insanların yoksullaşacağını, işsizliğin artacağını, yapay gündemlerin ve yapay çelişkilerin yoğunlaşacağını belirtmesi;
- 12 Eylül karşı devrimine var gücüyle direnmesi ve hukuk bilgisiyle, 12 Eylül
hukukçularını zora sokması;
- Özal döneminde ayyuka çıkan hayali ihracatın, aslında ülkemizin
kaynaklarının dışarıya aktarılması ve bu yöntemle birilerinin zengin edilmesi için yapıldığını ve bunun da halkımızın zararına oluğunu belirtmesi;
- Demokrasiyi, özgürlüğü, adaleti ve eşitliği savunması;
- Sosyalizmi insanlığın kurtuluşu olarak görmesi;
- Demokratik sosyalizmi savunması;
- Soyguncuya, vurguncuya, rantçıya… Vb. karşı olması;
- Atatürk’ün ülkemize kazandırdığı değerlere sahip çıkması ve
Atatürk aydınlanmacılığının ödünsüz savunucusu olması;
- Dayanışma, örgütlenme ve insanca yaşam hakkını savunması;
- Laikliği ödünsüz savunması. Laikliğin tek başına “din ve devlet
işlerinin ayrımı olmadığını, aynı zamanda “aklın inançtan özgürleşmesi, yönetenlerin yönetme erk’ini İlah’tan değil, halktan aldığı, bilimsel olanın, akla ve mantığa uygun olanın benimsenmesi olduğunu açıklaması;
- Dini değerleri kullanarak, insanları din adına kandıranlara karşı
durması;
- 24 Ocak 1980 tarihinde alınan ekonomik kararların ülkemizi
sömürgeleştirmek isteyen bir zihniyetin almış olduğu emperyalizme eklemlenmiş kararlar olduğunu; serbest faiz, serbest kur,, serbest ithalat gibi kararlarla ülkenin tüm ekonomik ve toplumsal değerlerinin aşındığını, ülkenin parasının kağıda dönüştürüldüğünü; yapılan ithalatlarla tarımım ve orta sanayinin çökertildiğini, bütçenin halk yayarına yapılmadığını, iç ve dış borcun daha da arttığını söylemesi;
- Çalışmadan, devlet olanaklarıyla çok kısa sürede zengin olanlara
karşı yiğitçe yazılarıyla savaşım vermesi; var olan kaynakların belirli kesimlere yöneticiler tarafından “vergi indirimi, yatırım indirimi” adı altında halkın parasının aktarıldığını, peşkeş çekildiğini kanıtlarıyla açıklaması;
- Bu eğitim sistemiyle gençlerin uyuşturulduğunu, bu eğitimle
gerçek bir akademik eğitim alınamayacağını söylemesi;
- Güneydoğuda yaşanan olayların arkasında emperyalist güçlerin
bulunduğunu söylemesi;
- Dünyada yapılan silah ticaretini ve silah kaçakçılığını belgeleriyle
göstermesi;
Bu örnekleri çoğaltmak olasıdır.
İşte tüm bu değerlere sahip çıkması Uğur Mumcu’nun öldürülmesinin nedenidir.

Çünkü Uğur Mumcu “gerçek bilgi’yi edinmek için araştıran, sorgulayan, iz süren, dedektif gibi çalışan, toplumu gözlemleyen, olayların görünen yanından çok, asıl yanını, özünü irdeleyen, olayların nedenlerini, niçinlerini bulmaya çalışan, varlaşan olgu ve olaylar arasında diyalektik bir bağlantı kuran, bilgili, bilinçli ve aydın bir gazeteciydi. Uğur Mumcu bu kimliğiyle geleceğe akan, birçok insana esin kaynağı olan ama bir yanıyla da karşısında olanları rahatsız eden biriydi. Mumcu’nun bu kimliğinden rahatsız olanlar, onu öldürdüler. Aynı şekilde dürüst, onurlu, cesur, karalı ve büyük insanlığın yararına düşünene başka gazeteciler de öldürüldü. Daha yakın tarihimizde; Metin GÖKTEPE, Turan DURSUN, Bahriye ÜÇOK, Muammer AKSOY, Abdi İPEKÇİ, Ahmet Taner KIŞLALI, …bg. Birçok yazar, aydın ve bilim insanı öldürüldü.
Toplumu yiyip bitiren, yozlaştıran, toplumda ki değerleri çürüten, toplumsal değerleri işlevsizleştiren, kaynakları çarçur eden kesimlere karşı tek başına cesurca mücadele verdi Uğur MUMCU. Onun bugün de bu kadar sevilmesinin ve aranmasının nedeni budur. Toplum kendisinin hakkını arayan, kendi sözcüsü, gözcüsü olacak insanlar, önderler bekliyor ve istiyor.
Uğur Mumcu, herkes kabuğuna çekilip sessiz kaldığı bir dönemde o yazdığı kitaplarla, yazdığı köşe yazılarıyla, verdiği konferanslarla, katıldığı panellerle… hiç durmadan ve çekinmeden halkın ve ülkenin yararına gerekenleri açıkça belirtiyordu. O milyonların sesiydi, gözüydü, kalbiydi, bilinciydi, beyniydi. Birçok haberler ve bilgiler Uğur Mumcu tarafından kamuoyuna duyurulur ve gündemi adeta belirlerdi. Mumcu, bu yönünden asla taviz vermedi. İşte bu kararlı, gözü pek ve araştırıcı kimliği, kimi azmanları deli ediyordu. İşte o azman güçler Mumcu’nun bedenini ortadan kaldırdılar.
Şimdi yukarıda saydığım nitelikleri taşıyanlara soruyorum? Uğur Mumcu öldü mü ?!
Oysa eytişim yasası bize der ki; “ölen bir şey, daha da güçlü olarak yeniden doğar”. Bu anlamda Uğur Mumcu, yeniden daha güçlü olarak yaşamaktadır. Halk onun canını, kendi canına katmıştır. Ve Uğur Mumcu ölümsüzleşmiştir.
Uğur Mumcu’nun ve öldürülen tüm diğer aydınlanmacı bilim insanlarımızın bize bıraktıkları ışıkla yolumuzu aydınlatmayı sürdürüyoruz. Onların bıraktığı meşale beynimizi, bilincimiz aydınlatıyor. Mumcu’nun ve diğer aydınlarımızın ektiği tohumlar, gün gelir yeşerecektir. O tohumların yeşermesini hiçbir güç durduramayacaktır. Çünkü gerekli olan ışık o tohumun gözeneklerine işlemiştir. Tohum gerekli enerjiyi kendisine katmıştır. Süreç içinde olgunlaşıp kendini yeniden var edecektir
Bu ülkede, yüzlerce MUMCU, yüzlerce KIŞLALI, Yüzlerce ÜÇOK, yüzlerce DURSUN, …bg. Doğacaktır.
Onlar korkmaya devam etsinler, çünkü Uğur Mumcu (Uğur Mumcu’lar) yaşıyor.
İnanmıyorlarsa Uğur Mumcu’nun cenazesinde yürüyen yüz binlere baksınlar.!
İnanmıyorlars[..] tarihin şaşmaz terazisine bir göz atsınlar.
Spartaküs’ler, Jan Dark’lar, Kopernik’ler, Nesimi’ler, Mansur’lar, Kerbela Şehitleri, Bahriye Üçok’lar, Ahmet Taner Kışlalılar…vb. öldüler mi?!.
Sevgili Mumcu, seni ve diğer tüm aydın insanlarımızı sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Sizler toplumumuzun ilerlemesi ve gelişmesi için mücadele verdiniz ve bu uğurda öldürüldünüz. Sizler bu topraklarda sonsuzca parıldayacak birer yıldızsınız. Bu topraklara enerji saçan güneşsiniz.
Nasıl ki, dünyamızda güneşsiz bir yaşam olanaksızsa, sizin gibi aydınlık kimlikler olmazsa, bu toplum karanlıktan nasıl kurtulur. Karanlığımızın bitmesi, sizin aydınlığınızın anlaşılmasıyla olasıdır.
Rahat uyuyunuz.
Hangi güç güneşi yok edebilir ki!....
Uğur Mumcu’da ölümsüzleşmiştir.
O bizlere ışık saçmayı sürdürüyor.
Bir aydınlanma insanıdır.
Rahat uyu güzel ve yiğit insan!
Seni hiç unutmayacağız.

Ö L Ü M S Ü Z S Ü N S E N.



16.01.2009

E[..] Ve Güçlüler (1975)
• Sakıncalı Piyade (1977)
• Mobilya Dosyası (1975)
• Bir Pulsuz Dilekçe (1977)
• Büyüklerimiz (1978)
• Çıkmaz Sokak
• Tüfek İcat Oldu
• Silah Kaçakçılığı Ve Terör (1981)
• Söz Meclisten İçeri (1981)
• Ağca Dosyası (1983)
• Terörsüz Özgürlük
• Papa - Mafya - Ağca
• Liberal Çiftlik
• Devrimci Ve Demokrat
• Aybar İle Söyleşi
• İnkılâp Mektupları
• Rabıta
• 12 Eylül Adaleti
• Bir Uzun Yürüyüş
• Tarikat - Siyaset - Ticaret
• Kazım Karabekir Anlatıyor
• 40'ların Cadı Kazanı
• Kürt İslam Ayaklanması 1919–1925
• Gazi Paşa'ya Suikast
• Sakıncalı Piyade (Tiyatro)
• Söze Nereden Başlasam
• Bu Düzen Böyle Mi Gidecek?
• Bomba Davası Ve İlaç Dosyası
• Sakıncasız
• Eğilmeden Bükülmeden
• Kürt Dosyası (1993











 

Ozan KILIÇ

Merhaba Erenler...
Sayın Alihan ERDOĞAN ın önerileri okudum beğendiğimde söylenebilir ve benimde bir öneride bulunmak aklıma geldi secilecek belediye başkanı karaözü için bir CEM EVİ nasıl olur ? hem ibadetimizi yerine getirmiş oluruz hemde o yörede ilk olur kayseri de şu an bir CEM EVİ inşaat halindedir desteklerimizle bitecektir. Bu da benim önerim saygılar...

DİP NOT = Sarıoğlanın alevi köylerinin hızla alevilikten uzaklaşıp asimile olduklarını düşnüyorum....

 

Alihan ERDOĞAN

Ö N E R İ

Karaözü ve Civarı Hemşerilerimiz olan,Güzel insalarımızın çoğunluğu Türkiyenin Dört bir yanından yaz Tatillerini geçirmek için Ana Baba ocağı olan şirin Beldelerine,Köylerine gelmektedir.Bunların maddi,manevi katkıları belde ve köylerimize çoktur...
bu Tatilci ve yazlıkcıları hoş tutmak;seçilecek Belediye Başkanımız her kim olursa olsun; Hizmet görevlerinin içerisine Güzel olanı alması gerektiği inancındayım; Tüm Güzel İnsanlarımızın yararlanacağı hizmetlere yeni bir hizmet katkısı sunmak bağlamında ;
2 Önerim olacak;
1-FİTNESS Spor salonu oluşturmak;
2-YÜZME Havuzu oluşturmak.
Yapılması gereken bu hizmetler araştırılırsa az bir maddiyatla yapılabileceği görülür; Sağlık yönünden,çocuklarımızın sporcu olmalarında büyük katkısı olacağı da bilinmektedir.
Tüm Hizmetlere katkı ve destek olacağımın bilinmesi ve bu yönde seçilecek Başkan ve ekibine, sponsor bulmak,vs. konularda Güzel İnsanlarımızın destek olacağından da eminim..
DSP Sarıoğlan İl Genel Meclis adayı
Alihan ERDOĞAN

 

Halil Polat

Medeniyetin Felluce çağındayım.
Ne tarafa dönsem kan,
Baba uyan,
Ey uyuyan dünya uyan.
Çocuğundur artık kanayan.
Baba uyan, uyandır kardeşimi,
Kim bizi postallar altında ezen?
Bizi kirleten kim?
Saçından sürüklenen kardeşim nerede?
Nerde kayarken dilek tuttuğum yıldızlar.
Kirpiklerime yağan sabah güneşi.
Elimi uzattığımda dokunduğum gökyüzü, nerede?
Nerede, her hafta pazara giderken
Sımsıkı tutunduğum o nasırlı ellerin?
Rahmet mi bu yağan baba?
Yoksa azap mı?
Sanki bir kapı açılıyor düşümde,
Masalımın ilk çağından,
Kör bir kuyuya düşüyorum.
Güneşin imparatorluğundan,
Karanlı�[..] zaferi çıkıyor karşıma.
Yarım kalan düşlerimde.
Masal yüzlü bebekler ağlıyor hala.
Filistin duvarında,
Çocuğuna sarılan bir baba,
Kudurmuş bir işgali,
Dünyanın beynine kazıyor.
Necef de, Bağdat da, Çeçenya da,
Bir çağ yanıyor baba,
Bir çağ yanıyor ve bir kez daha yıkılıyorum.
Ve bir kez daha adım kanlarla
Zulmün kitabına yazılıyor.
Böyle mi olmalıydı baba.
Bükülmeyen bileyin,
Taşlarla kırılmalı.
Adın teröriste çıkmalıydı.
Senin katilin aklanmalı.
Bir imparatorluğun
Nazar boncuğu Mostar, yıkılmalıydı,
Böyle olmamalıydı baba.
Böyle olmamalıydı,
İşgale karşı koymanın bedeli
Senin kapanan gözlerini seyretmek,
Olmamalıydı.
Ba[..] uyan, ne olur uyan
Evladındır artık kanayan.
Haçlı seferlerinde hep,
Hep ben ölmeliydim öyle mi?
Doğudan, batıya,
Her mezara kendimi gömmeliydim.
Böyle miydi baba?
Oysa Tuna nehri kadar özgürlüktüm ben,
Dicleydim, Fırattım vatandım ben.
Bir avuç su, bir karış toprak,
Değildim ben.
Baba ne kaldı şimdi Felluce den?
O da yanıyor şimdi, Musul gibi,
Kerkük gibi, Filistin gibi.
Yanıyor sapan taşlarının,
suskun dilindeki ateşten.
Kimin olursa olsun artık,
Bu kanlı zafer.
Adını kim koyarsa koysun bu zalim çağın.
Eğer camide vuruyorlarsa yaralı bir babayı camiden.
Bu zulme alkış tutan,
Bu zulme sessiz kalan,
Herkes utansın.
Baba uyan, evladındır şimdi kanayan.
Ey bana büyük, kainata küçük dünya,
Sen yabancı değilsin çocuk ölümlerine,
Ana yüreğinin böyle göğüsten sökülmesine,
Şahitliğin taa Kızılderili kabuslarından.
Çok ağladığın olmuş zenci kölelerin,
Zincirli bembeyaz ellerine.
Sen onları da kurtaramamışsın ya.
Eyvah! Eyvah!
Şimdi, şimdi ne Mescid-i Aksa,
Ne Süleyman mabedi,
Hatırla,
Alnından vurulan Ramazan'ı
Bayrama yetişemedi.
Şu kan kusan ağzında,
Bayat bir şekeri bile çiğneyemedin.
Uyan baba, baba uyan!
Utan ey uyuyan dünyam utan,
Düşlerime daha turnalar girecekti.
Uyan! Utan! Utan.

 

dilara avar polat

sayın muzaffer arıca duyarlılığınız için teşekkür ederim ama keske adsiz yazani kaldirmasaydınızda okuyanlarda kime yazdığımı anlasaydı herşey için teşekkür ederim

Yorum:

Sevgili Dilara;ben insanlarimizin birbirini kirmasini istemiyorum.O karpinarli ismiyle yazan da sizin yazdiginizi anlayacaktir.O iletiyi size yazdigina göre bir günde isimsiz yazmamayi ögrenir.Yoksa isimsiz olarak kendisine önem verilmedigini anlar.iletilerini bosuna yazdigini anlar,o nedenle attim.

Size saygilarimi,sevgilerimi sunuyorum.

Muzaffer ARICA