Flash haber:

29.01.09 20:30

Zeki Sezer Karaözü’de

DSP Genel Başkanı ZEKİ SEZER

DSP Genel Başkanı ZEKİ SEZER ve Milletvekilimiz Hüseyin MERT

 

1 Şubat 2009 Pazar Saat 13:30 da...


Kat: duyuru / etkinlik
20.12.08 20:00

MARAŞ KATLİAMI 30 UNCU YILI

RADYO YEDIAVSARLAR 20 ARALIK Cumartesi SAAT 20:00'de (TR)


Kat: duyuru / etkinlik
20.12.08 18:00

Yemekli Tanışma Kaynaşma Gecesi

20 Aralık 2008 Cumartesi

MERSİN KARAÖZÜ KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ

MİSTUR OTEL * Balo Salonu...


Kat: duyuru / etkinlik
Detaylı Bilgi için üzerine tıklayınız


 

 

ÇIZGILIK - KAMIL MASARACI, Cumhuriyet


DSP Sarıoğlan İl Genel Meclis adayı Alihan Erdoğan Kimdir?

Sarıoğlan

Ticaret ve Siyasetçi Demokratik Sol Parti KAYSERİ/Kocasinan İlçe Başkanı.

 

Karaözü 1958 Doğumlu, Ankara Abidin paşa Teknik Meslek Lisesini bitirdi.

 

  • 70 li yıllarda Karaözü Halk Odası, Halkın Kurtuluşu gurubu,
  • Ankara YDGD (Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği) ANOD (Ankara Ortaöğretim Derneği) gibi üyesi bulunduğu Derneklerde yönetimlerde görev aldı.
  • 1977 Ankara CHP Gençlik kolları üyeliği.
  • 1985 Diyarbakır Hak İş\'e bağlı Özdemir İş Sendikası iş yeri Baş Temsilciliği (650 işçisi olan fab.)
  • 1987 İstanbul/Ümraniye SHP İlçe Başkanı adaylığı, Delegelik gibi siyasi çalışmaları oldu.
  • 1999 Genel seçimlerde Kayseri Barış Partisi 2.sıra Milletvekilliği adaylığı.
  • Kayseri/Karaözü ve civarı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği,
  • Karaözü Gençlik Kulübü, Karaözü Spor Kulübü. gibi Demokratik  Derneklerde Kurucu Başkanlık ve Başkanlıklarda bulundu.
  •  DSP Kayseri/ Kocasinan İlçe Yönetim Kurulu Üyeliği, İlçe Başkanlığı yaptı.

 

 

Şimdi ise Karaözü ve Civarı Belde ve Köylerimize, hizmet için, DSP Sarıoğlan İl Genel Meclis adayı.

 

Güzel İnsanlarımızın destek vereceğinden eminiz.

Halkımıza saygıyla sunulur.

 

Gönderen:

Onur Alp ERDOĞAN, 09.02.2009

-o-

 

 

 

HİKMET ÇETİNKAYA, Cumhuriyet
 
POLİTİKA GÜNLÜĞÜ
HİKMET ÇETİNKAYA

Akyazı’dan Tunceli’ye...

Gecenin en derin olduğu lacivert saatlerde kendimi dinliyorum...

Çekip gitmek istiyorum bir yerlere... Uzaklara... Söğüt ağaçlarının boy verdiği ırmak kıyılarına...

Yıldızlı bir gökyüzü saatinin çaldığı, kelimelerin düşüncelerimi tırmaladığı geceleri çok seviyorum nedense.

Daha özgür ve daha mutlu oluyorum!

Belki on yıl önce güzel sabah türkülerini seviyordum, gece tangolarını değil!

Şimdi çok farklı bir yerdeyim... Gece tangolarıyla avunuyorum...

Kaç gündür o küçük haberi okuyup duruyorum!

Yüreğim sıkılmış bir yumruk oluyor, içim alev alev yanıyor.

Bugün yine hayatın sayfalarından söz edeceğim eğer yazmayı becerebilirsem!

Bir Türkiye fotoğrafı göstereceğim.

İnsan yaşamını anlatacağım...

Bu kez Kabataş Vapur İskelesi’nin oradaki geçitte nöbet tutan, sakız, kâğıt mendil satan minik kız çocuklarını değil, Sakarya’nın Akyazı ilçesinde yaşayan 75 yaşındaki Muhammet Öz’ün öyküsünü, Tunceli’de olup bitenleri yazacağım.

***

Yağmur bulutları yavaş yavaş dağıldı... Güneş yüzünü gösterdi... Mavi bir gökyüzü gülümsemeye başladı...

Masamın üzerinde o küçük haber...

Sakarya’nın Akyazı ilçesi Yağcılar köyü...

75 yaşındaki Muhammet Öz cuma namazıiçin camiye gitti... Namazı kılarken yere yığıldı...

Yaşlı adam kalp krizi geçiriyordu...

Cemaat hemen 112 Acil Servisi aradı...

Akyazı Devlet Hastanesi’nin iki ambulansı vardı. Birisi hasta almaya gitmiş, diğeri de hasta götürecekti.

Bunun üzerine Karapürçek Devlet Hastanesi’ne telefon edildi.

Acil servisten verilen yanıt şu oldu:

Ambulansımız şoförüyle birlikte cuma namazında...

Sordular:

Camide kalp krizi geçiren hastamız var, ölecek!

Yanıt:

Namazdan sonra gelir!

Yağcılar köyü imamı bunun üzerine Karapürçek Camii’ni aradı ve durumu bildirdi.

Yanıt:

Cemaat namazda, bitince haber verelim!

Muhammet Öz, bir taksiye bindirilip Akyazı’ya götürülürken yolda öldü...

Acaba Müslümanlıkta namaz mı önemliydi, yoksa bir insanın yaşamı mı?

Aynı saatlerde mübarek cuma günüTunceli’de neler oluyordu?

Tunceli Valiliği yoksul yurttaşlara buzdolabı, çamaşır makinesi, televizyon ve yatak dağıtıyordu.

Bu bir seçim yatırımıydı...

Bir yurttaş çamaşır makinesini evine koymuştu, ama çeşme suyu yoktu...

Çamaşır makinesi nasıl çalışacaktı?

***

Yüksek Seçim Kurulu Başkanı açıklama yapmıştı:

Seçmen oylarını etkilemeye yönelik, anayasanın seçimlerin eşitliği ilkesine aykırı davranışlarda bulunmak suçtur!

YSK Başkanı’nın bu açıklamasına karşın Tunceli Valisi Mustafa Yaman beyaz eşya dağıtımını sürdürüyordu.

Gazeteciler yine sordular YSK Başkanı’na:

Açıklama yaptınız ama beyaz eşya dağıtımı sürüyor...

YSK Başkanı:

Biz gerekeni yaptık... Bundan sonra görev cumhuriyet savcılarına düşüyor!

Savcılar soruşturma başlattılar, ama sonuç ne olacak belli değil!

Devletin valisi, kaymakamı seçim rüşvetinin içinde olursa savcılar harekete geçmez mi?

Dünyanın hangi demokratik ülkesinde olur böyle şeyler?

***

Tunceli’de yaşayanlar iş istiyorlardı...

Devletin tek bir yatırımı yoktu... Okuma yazma oranının en yüksek olduğu bu kentimizde gençler kahve köşelerindeydi...

İçimde tarifsiz bir hüzün...

Yağmur bulutları yine kuşattı gökyüzünü ve yağmur başladı...

Akyazı’nın Yağcılar köyündeki 75 yaşındaki Muhammet Öz ve Tunceli’de beyaz eşya dağıtımı!

Yüreğim sıkılmış bir yumruk gibi... İçim alev alev yanıyor... Yoksulluğun orta yerinde, din bezirgânlarının tezgâhı karşımda duruyor...

Gecenin içindeki bir yol, bir arayış hayatın sayfalarını anlatıyor sanki bana...

Çekip gitmek istiyorum bir yerlere... Turuncu bir kuşak gibi, yaşanmamış sevdalar gibi... Umutlarımı yitirmeden...

Belki bir ırmak kıyısına...

hikmet.cetinkaya@cumhuriyet.com.tr

Faks numaramız: 0212 343 72 69

 

 

 

KARAÖZÜ Beldesi Mustafa Kemal Paşa Mahalle Muhtarlğına aday olmak istiyorum

KARAÖZÜ

Değerli Büyüklerim kıymetli Küçüklerim. Büyüklerimin Ellerinden Küçüklerimin gözlerinden öper hepinize selam ederim.

 

KARAÖZÜ Beldesi Mustafa Kemal Paşa Mahalle Muhtarlğına aday olmak istiyorum, Siz Güzel İnsanlarımızın desteğine ihtiyacım var.

 

Yıllardır Kasabamızda çoğu Büyüklerimin Ekmeğini yedim Su\'yunu içtim. işini yaptım.

 

Muhtar olarak seçilmem sizlerin elinde benimde muhtarlıktan alacağım paraya Emekli olmam için muhtarlığa ihtiyacım var ihtiyacım olduğunu biliyorsunuz.

 

Elimde Mesleğim yokki bir iş tutayım  iş bulabilirsem işe gireyim. onun için sizden destek olmanızı bekliyorum.


Mustafa Kemal Paşa Mahalle Muhtar adayı

Duran YILMAZ

-o-

 

Eingabe-Formular / Z. DEFTERi KAYIT FORMU

Ins Gästebuch eintragen

Görüntülenen sonuçlar: 41 ila 50. Toplam sonuç sayısı: 415
 

Mersin Karaözü Derneği

Kasabamız Halkından Naciye EKİCİ'nin vefatını üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayız.Merhuma HAK'tan Rahmet Aİlesi ve Tüm Yöremize Başsağlığı Dileriz.
Mersin Karaözü Kültür ve Dayanışma Derneği
Adına Suzan YÜCEL

Yorum:

Merhumeye Allah`tan rahmet,mekaninin cennet olmasini diliyorum.Nurlar icinde yatsin.Yakinlarinin acilarini yürekten paylasirim,sabirlar diliyorum.

Muzaffer ARICA/Landshut

 

Doğan Doğan

Obama "Birlik olmadan dirlik olmaz" diyor
Obama, bugün, 1862 yılında Amerikalı siyahların köleliğine son veren bildiriyi imzalayan eski Başkan Abraham Lincoln'ün dev heykeli önünde yemin ederek 44'üncü başkan olarak göreve başlayacak.
Pazar günü, Washington'daki Abraham Lincoln anıtı önünde düzenlenen bir başka tören vardı. Anıtın önündeki parkı dolduran binlerce Amerikalı, 2 saat süren bir "ön kutlama" programını izledi. Bu program TV'de yayımlandı.
Ders almamız lazım

Programda iki konuya vurgu yapıldı. (1) Milli Birlik (2) Asker. Çünkü bugün ABD'de devletin temelinde milliyetçilik ve militarizm var. Tören boyunca, bayraklar dalgalandı, askerler sahneye çıktı, indi.
Tören boyunca yapılan kısa konuşmalarda aynı konular vurgulandı: (1) Ortak hedefler (2) Ortak dil.


Obama'nın pazar günü yaptığı bu kısa konuşmada, üzerinde durduğu sorunların ve konuların tamamı bizim için de söz konusu.
Biz ülke dışında değil, ülke sınırları içinde uzun yıllardır sonuçlanamayan bir savaş içindeyiz. Bizim de ekonomimiz kriz içinde... Krizden önce de güçlü olmayan ekonomimizde üretim gerilemesi, işsizlik, fakirlik sorunları tırmanışa geçti.
Ve de ne yazık ki, biz milli birliği koruma becerisini kaybediyoruz. Politikacılar iktidar mücadelesi uğruna, bu ülkede milli birliğin ve toprak bütünlüğünün sembolü olan askeri
sindirmeye, bu ülkenin kurucularının rüyalarını ve hedeflerini unutturmaya, dil-din ayrımına yol açan politikalar uygulamaya başladı. Ülkenin kurucusu Mustafa Kemal'den söz etmek, üniformalı askerlerin ortalıkta dolaşması, Türk bayrağının dalgalandırılması, toprak bütünlüğünün savunulması suç sayılır oldu. Ve bu iktidar mücadelesi içinde krizin ülke ekonomisi ve halk üzerindeki ezici baskısına çare aramaya iktidardakiler vakit bulamıyor.
Ve de ne yazık ki, işte bu "ahval ve şerait" karşısında, Türkiye'yi yönetme sorumluluğunu taşıyanlara Obama'yı örnek almalarını tavsiye etmek mecburiyetinde kalıyoruz.

 

Süleyman Zaman

İRENE MELİKOF’UN ALEVİLİK KONUSUNDA Kİ GÖRÜŞLERİNE KISA BİR BAKIŞ

İrene Melikoff, yaşamını ve enerjisini Alevilik-Bektaşilik üzerine harcayan ender insanlardan birisidir.
Melikoff; 1941 yılından itibaren Türkiye’ye gelip gitmeye başlamış ve bazı dostlarının aracılığıyla Alevi-Bektaşilerle tanışmıştır. Süreç içinde Alevilerin ritüellerine katılmış ve ozanların deyişlerini, nefeslerini…vs. dinlemiştir. Yine bir gün “Hacı Bektaş Gecesi” ilanını görür ve biraz da çekinerek içeri girer. Alevilerle ilgili kendisine anlatılan birçok olumsuz söylemler o “geceye” daha çok çeker. Melikoff, gecede gördüğü toplumsal dayanışma, insana bakış, ozanların söylemlerinde ki derinlik ve kadına verilen değer… Karşısında şaşkınlığa uğrar ve kendisine anlatılanlarla, gördüklerinin çok farklı olduklarını sezer ve o günden itibaren Aleviliğe doğru bir yöneliş başlar. O tarihten itibaren kendi yaşamı için uzun soluklu bir dönemin kapısını aralar. O artık kafasına koymuştur; Aleviliği-Bektaşiliği öğrenecektir. Ve bunu da soluksuz bir şekilde, yaşamı boyunca; yaptığı araştırmalarla, yazdığı kitaplarla, sunduğu bildirilerle, katıldığı açıkoturumlar ve panellerle gerçekleştirir. Alevilik- Bektaşilik konusunda çok değerli eserlere imza atar. Bu alanda “otorite” sayılacak bir konuma yükselir.

MELİKOFF’UN ALEVİLİK-BEKTAŞİLİĞE BAKIŞI (GENEL OLARAK)

Melikoff, Bektaşiliği; “örf-dışı ve dili Türkçe olan bir halk öğretisi Ve inancı olarak görür.” Melikoff’a göre “Bektaşilik bir Senkretik oluşumdur. Bu oluşumun özünde ise Sufi ve Oniki imam temelli Şii bir görünüş altında; ruhun beden göçü ve hatta bazen tenasüh, yani ruhun sürekli dolaşımı inanışlarına, Ali’nin tanrısallığı görüşü karışmış aşırı Şii inançların da gelip katıldığı; Hurufiliğin kabalistik (Tevrat gelenekli) ve anthromoforfik (İnsan nitelikli Tanrı temelli) öğretileri” kapsadığını söyler. (Uyur İdik Uyardılar; Cem Yay. Sayfa; 22-23)
Melikoff’un örf-dışı dediği; merkezi inancın dışında; genel geçer dini gelenek ve göreneklere uymayan; merkezden çok farklı, kendisine özgü bir inançtan söz etmektedir. Bektaşiliği, bir halk öğretisi olarak görmesi onu Ortodoks inançla ilgisinin olmadığını ve bunun halkın geçmişten taşıyarak getirdiği inanç ve öğretilerin bir sonucu olduğunu belirtir. Nitekim bu görüşünü devam ettirerek Bektaşiliğin “Senkretik bir oluşum” olduğunu açıklar. Senkretizm; özünde birbirinden farklı inançları birbirleriyle bağdaştırma, ilintileştirme, birleştirme, birbirinin içine katma ve farklılığı kendi içinde yaşatmadır. Gerçekten de Alevilik-Bektaşilik, Anadolu’da yaşamış olan tüm inanç ve öğretilerden izler taşır. Aleviliğin-Bektaşiliğin içinde tinin ölümsüzlüğü, bedenden bedene geçişi; tinin sürekli dolaşımı; Hz. Ali’nin tanrının görüntüsünü yansıttığı ve tanrısal niteliklere sahip olduğu… Gibi inanç egemendir. Bu görüşler de gösteriyor ki; Alevilik- Bektaşilik inancı ve felsefesi; birçok inanç, ritüel ve öğretilerin birleşmesinden meydana gelmiştir. Melikoff, bu görüşlerini net olarak ortaya koymuştur.
Melikoff’a göre Bektaşilik “Kolonileştirici Dervişler Tarikat”ıdır.” (Aynı eser; 139). Melikoff, bu görüşünü daha çok Ömer Lütfi Barkan’ın etkisinde kalarak belirtmiştir. Buna göre; Alevi- Bektaşilik; Anadolu’ya dışarıdan gelen dervişlerin (Dailerin=görevli) istekli ve çabaları sonucunda gelişen bir inanç ve öğreti olduğu görüşüdür. Gerçekten de özellikle Horasan’dan Anadolu’ya gelen “Dai”ler; Anadolu’yu baştanbaşa dolaşarak kendi inanç ve görüşlerini halka anlatmışlar ve etkili olmuşlardır. Hacı Bektaşi Veli, Geyikli Baba, Dede Garkın…vs. gibi dervişler; Anadolu’ya tasavvufu ve Batıniliği taşımışlar; inançları ve öğretileriyle Anadolu insanın dönüştürülmesinde etkili olmuşlardır.
Melikoff’un ikinci temel görüşü Aleviliğin bir Heterodoks hareket olduğu görüşüdür. Melikoff, başlangıçta İslam örtüsü altında, halkın inancının; İslam öncesi uzantılar dışında hiçbir cemaat dışılığının olmadığını belirtir. Fakat 15. ve 16. yüzyıllarda Safavi’lerin (Şah İsmail’in) etkisiyle Şiiliğe ve dolayısıyla Heterodoksi’ye doğru kaydığını söyler. (age; sayfa 25).
Bu görüş tartışmalıdır. Alevilik-Bektaşiliğin “Heterodoks” bir hareket olduğunu söyleyenler olduğu gibi, bunun böyle olmadığını söyleyenler de bulunmaktadır. Bu bana göre hem doğru ve hem de yanlış. Eğer, Heterodoksiyi Ortodoks’iye ” (merkezi inanca) karşı olarak gelişen “halkın yaşattığı” “merkez dışı” inanç olarak alırsak, bu tanım doğrudur. Çünkü Alevilik-Bektaşilik de tam budur. Ama ikinci anlamda alırsak; yani Heterodoksi ancak bir inanç içindeyken farklılaşma, ayrışma… Vs. olarak alınırsa o zaman bu tanım Alevilik-Bektaşiliğe uymamaktadır. Zaten Melikoff üstadımız da başlangıçta bunun böyle olduğunu ama Aleviliğin, daha sonra Şiiliğin etkisine girmesiyle, ikinci tanıma uygun bir “Heterodoks” anlayışını vurguluyor.
Melikoff; Alevilik ile Bektaşilik arasında ki farklılığı ise tamamen toplumsal boyuta indirger. Bu görüşünde “Fuat Köprülü”nün etkisi görülür. Buna göre Bektaşilerin kentli, Alevilerin ise köy veya kırsal alanlarda yaşadıklarını belirtir. Kentteki Aleviler yani Bektaşilerin “Tekke” lerde okumuş, yazmış insanlardan oluşmaları; Alevilerin ise daha çok soydan gelmeleri en temel ayrılıktır der. (age, 25)
Alevi sözcüğü üzerinde duran Melikoff; bu sözcüğün yakın zamanda kullanılmaya başlandığını; daha önceleri ise Rafizi, Zındık, Mülhid… gibi küçültücü ifadeler kullanıldığını belirtir. Safavi taraftarlığının belirginleşmesi ve etkinleşmesi sonucunda ise “Kızılbaşlık” isminin kullanıldığını yazar. 19. Yüzyıldan itibaren de Ali yanlısı veya Ali’ye bağlı olanlar anlamında “Alevi” sözcüğünün kullanıldığını söyler. (age; 26)
Alevi ve Bektaşiliği birbirinden ayrı görmeyen ve her ikisinin de “Türk Halk İslam”ı olarak gören Melikoff; bu inancı, “göçebe halkların dini” olarak yorumlar. Ve bu inancın özünü şöyle açıklar “doğa güçlerine, bitkilerin ve mevsimlerin dönüşümlülüğüne bağlı, göçebe bir cemiyetin inançlarının ayırıcı niteliklerini taşır. Burada zaman kavramı ileriye doğru değil; dönen bir zaman kavramıdır. Gün, gecenin; baharın yeniden gelişi, kış boyu bitkilerin ölüşünün; yaşam, ölümün yerini alır. Bu Ebedi Dönüş Çemberi’dir.” (age, sayfa 30)
Buna göre Alevilik doğaya uygun, doğanın diline göre ritüellerini oluşturan ve doğaya uygun davranan; pratik yaşamı bir tasarım halinde öğretisine, inancına taşıyan; olay ve olgulardan hareket ederek insancını simgelere taşıyan bir inanç, bir öğreti olduğudur.
Melikoff, Bektaşiliğin, tarihinin çok eskilere dayandığını, köklerinin Orta Asya’ya dayandığını; bu inancın içinde Mani’cilik, Budha’cılık, Nesturilik, Ortodoks veya Katolik Hıristiyanlık, hatta Musevilik… gibi inançlardan da izler taşıdığını belirtir.
Şaman inanç ve ritüellerinin Alevilikte yoğun bir şekilde yaşandığını belirtir. Şaman inancında ki “Gök Tengri” inancının Aleviliğe geçtiğini; bunu “doğa güçlerine” tapmanın en belirgin yanı olduğunu; yine “Toprak, su” gibi doğal güçlere kutsallık yüklemekte çok temel inançlar olduğunu belirtir.
Melikoff, Hurufilik ve Ahiliğin de Alevilik-Bektaşilik insancına ve öğretisine çok önemli katıklarının bulunduğunu söyler.
Şu üç görüşle Aleviliği- Bektaşiliği anlatmaya çalışır.
Melikoff’gör[..] a-) Alevilik-Bektaşilik; bir Türklük olgusudur der. Süreç içinde farklı halklarda da Alevi- Bektaşi olanlar vardır. Fakat köken olarak Bektaşiliğin Türk olduğunu belirtir. Ancak süreç içinde Alevi Kürtlerde varlaşmıştır der. Bektaşilerin ve Alevilerin ibadetlerinde, deyiş ve nefeslerinde Türkçeyi kullanmalarını buna kanıt gösterir.
b-) Bektaşilik örf dışlıdır der. Yani biçimsellikten uzak, öze önem veren bir anlayışı, bir inancı uyguladıklarını söyler. Bektaşilerin ritüelleri, genel olarak uygulanan (Namaz, oruç, hac, camiye gitmek… vb) inançlara uygun düşmez. Bundan dolayı da örf dışıdır der.
c-) Bektaşiliği bir Senkretik hareket olarak görürken çok daha önemli bir tanımlama getirir. Bektaşilikte Gnostik bir yan bulunduğunu açıklar. (age; sayfa 41.42.43). Gnostizim; derin ve tam bilgi anlamına gelir. Bu anlamda “sezgi, bilinçte açığa çıkarma, düşüncede görme, özü bilinçte yakalama, kendini aşma, gizli bilgilere sahip olma… vs. gibi anlamları yüklemek olasıdır. Melikoff; Alevi-Bektaşiliğin bu gnostik yönünü genellikle Mani ve Budizm kaynaklı olduğunu belirtir. Alevilikte de “sırlar, gizli bilgiler” olması yazarı bu sonuca götürmüştür.
Melikoff; Alevi-Bektaşilikte ki Hz. Ali algısını; Türklerde ki Gökyüzü Tanrısı algısıyla ilişkilendirir. Buna göre; Hz. Ali aslında Gök Tengri’dir. (age; 44). Yazar, Ali’ye tanrısallık yüklenmesini de bu inanca bağlar.
Melikoff; Cem’i, Arş’ta zaman dışında olagelen Giz’lerin yeryüzünde ki tekrarı olarak değerlendir ve Arş’ta toplanan “Kırklar Meclisi”nin yeryüzünde ki izdüşümü olarak görür.
Musahip veya Ahiret kardeşliğini ise Melikoff; “eski Türklerde ve Moğollarda, bir kan kardeşliği âdetinin bulunduğunu belirtiyor. Ayrıca, Ahilerde de her zanaat ve tacir’in “bitse” adı verilen bir ortağının bulunduğunu ve bu ortak alma anlayışının Ahiret inancında da taşındığını; diğer bir yönü de Arş (göğün en üst katı)’ta, Âlemin yaratılışında, Cebrail’in Âdem’e kuşak bağlayarak Musahip olduklarını; aynı şeyi Hz. Ali ile Hz Muhammet arasında da yaşandığını ve Hz. Muhammed’in Hz. Ali’nin bedenine kuşak bağlayarak Müsahip olduklarını” belirten Melikoff; sonuç olarak Musahipliğin toplumsal bir gelenek olduğunu ve özünde karşılıklı yardımlaşma bulunduğunu belirtir.
Melikoff; Aleviliğin inancının temelinde “sevgi” bulunduğunu; insanlar arasında ayrım gözetilmediğini; kadının da erkeklerle aynı temel haklara sahip olduğunu, her zaman ilerlemeden ve çağdaşlıktan yana olduklarını belirtir.




Not; Bu makale İrene Melikoff’un “Uyur İdik Uyardılar” isimli kitabından yararlanılarak hazırlanmıştır.




Süleyman Zaman

15.01.2009

 

dilara avar polat

sayın karpınarlı kim oldugunu bilmiyorum adını bile yazma lütfunda bulunmamışsın ama beni tanıdığın belli evet kayseride oturuyorum ama köye sürekli gidip geliyorum sadece ikilik olmasın istiyorum sizde buna cevap yazmışsınız görüşlerinize katılmıyorum sizde köye gidip geliyorsanız etrafınıza bakın köyümüzde ve çevre köylerde yardıma ihtiyacı olan insanları göreceksiniz birlesip bu insanlara yardım edelim davetime neden karşılık vermiyorsunuz sizin tek derdiniz ezanmı etrafta bir tas su verecek kimsesi olmayan insanların sesini duymuyormusunuz?

 

Baki Koc

Merhaba
Karpinar köyümüz üzerine yapilan polemik sadece konuyu güncelesdirmekdir. Tabiki herkesin düsüncesine saygi oldugu gibi elesdirmekde saygi cercevesinde olmalidir.
Uzun süredir okudugum yazilar icerisinde en ilginc ve bir okadarda agir bir cümledir arkadasimizin kurmus oldugu cümle.
(iyi karpinarli.bende bu secimde ezan sesini susturan muhtar adayini destekliyor keserim diyenede izinde 100000 TL bagis yapacagima söz veriyorum )
Degerli karpinarli hemserim en az senin kadar bende rahatsiz oluyorum tabiki. Ama kurmus oldugun cümle okadar agirki bilmem parayla satin alinacak bir muhtar köyüne nekadar faydali olabilir. Gecmisdede örneklerini yasadigimiz gibi?
Ayrica karsi oldugunuz O yapiyida ayni sizin dediniz mantikla oraya yapmadilarmi. Bakin birkac öneride bulunanlar oldu size. Neden bu tutumu bu konu üzerine yazi yazanlar üstlenmiyorlar masa görevi yapiyorlar. Bence bu konuyu sitelerde bukadar dilinize tespih edeceginize. Gercek cözümüne ancak köyünüzde ulasabilirsiniz. Tipki sayin Recep Kayaninda dedigi gibi veya yerlikuyu örnegi gibi.
Saygilarimla

 

dilara avar polat

selam arkadaşlara karpınar hakında yazılan yazıları okudum ve okuduklarıma üzldüm bir alevilik tartışması almış yürümüş bakıyorumda karpınarlı olupta karpınarda yaşamayn insanlar ne dediklerini bilemez olmuşlar
bu ikilik neden biz müslüman degilmiyizki köyümüzde ezan okunmasına neden karşısınız eyer cenazede ve yemek yedidiğimizde hoca getirip kuran okutuyorsak köyümüzde neden ezan okunmasın ademden havadan gelme kardeşliğe ne oldu bırakın bunları hepimiz kardeşiz. bundan önce bir yazı yazmıştım yaşlılarla ilgili hiç bir tepki olmadı bırakın bu ayrımcılığıda etrafınıza şöyle bir bakın etramızda o kadar yardıma ihticaı olan insanlar varki hep bir olalımda kendi insanlarımıza yardım edelim.







 

avşar dünyası

Merhaba dostlarım.

Bir sözde adamın biri kalkmış doktora gitmiş ve hasta olduğunu söylemiş. Doktor--soyun bakalım neyin var dediğinde--Doktor bende aşşağılık duygusu var beni iyice bir muayene edermisin der. Doktor takar dinleme aygıtını, her tarafını dinler, bırakır dinleme aygıtını ve değişik türden sorular sorara hastaya. Uzun uzun sorular dan sonra hastaya ne dese beğenirsiniz?---Kardeşim sende aşşağılık duygusu yok sen düpe düz aşşağılık birisin demezmi?
Şimdi sevgili dostlar şöyle etrafınıza bakıpta gördüğünüz ve hiç bir şeyden kaygılanmıyan, hiç bir şeye kafacığını (!) yormayan, tarikatların, işbirlikçilerin, çıkarcı deyyusların , çeyrek altına, bir teneke yağa, bir torba makarnaya oyveripte birilerini iktidara getiren o sürülerden bölük bölük o doktora gitseler sizce o doktor bunlara ,yukarıdaki hastaya koyduğu tanıyı sözlü olarak dermi demezmi? Beni aydınlatırmısınız.

 

Süleyman Zaman

ŞİİR VE MAHZUNİ ŞERİF


İnsanın bir madde dünyası var ki bu dünya asla doğadan ayrı bir dünya değildir. Doğa’nın tüm evrensel yasaları insan içinde geçerlidir. İnsan bu yasaları buluyor ve ondan yararlanarak kendisinin yararına daha fazla kullanmanın yolunu arıyor. Ama asla doğanın yasasının dışına çıkamıyor. Eğer çıkarsa zaten doğa dışı olur ki; buna doğa izin vermez.

İnsanın bir de tinsel dünyası var. Buna düşünce dünyası, imge dünyası diyebiliriz. Düşüncelerimiz, imgelerimiz, dış dünyadan bize yansıyanların genel bir toplamıdır. Maddesel dünyanın beynimizde bıraktığı izdüşümler ve genellemelerle imgeler oluşur. İmge beynimizin ürettiği bir tasarımdır. Bir maddenin, bir olgunun somut durumunun beynimizde ete kemiğe bürünmesi onun yeniden canlandırılmasıdır.

Nasıl ki, özdek sonsuz değişime uğruyorsa, genel evrenden minil evrene, minil evrende de genel evrene değişim sonsuzca var oluyorsa; insanın düşünce evreninde de sürekli değişim ve dönüşüm olmaktadır. İmgelerimiz, düşüncelerimiz, var olan toplumsal ve çevresel olay ve olgulardan belirleniyor ve oluşuyor. Olay ve olgular değişme uğradıkça, insanın düşünce evreni de yeni koşullara uygun olarak değişme uğruyor. Her değişim ve dönüşümün temel motoru madde evrenidir.

İşte şiir, düşünce evreninin gelişiminin en üst noktasında ki oluşumun bir ürünü olarak kendi var kılmıştır. Çünkü şiir düşüncelerin, imgelerin doyması ve belirli bir yoğunluğa erişmesi sonucunda doğan bir coşkunluk durumudur. Damlalar halinde çoğalan bir ırmağın, bir çağlayan gibi akmasına benzer şiir.

Şiirin tam bir tanımı yapılamamıştır. Ama şiir için; duygu yoğunluğu yaşayan insanların, duygularını özlü ve güzel sözlerle dışa yansıtmak için başvurduğu söz ve yazım sanatıdır denebilir.

Şiirin hayat ile buluşması ona toplumu dönüştürmek adına büyük işlevler yükler. Çünkü yaşamda önemli olan insanı ve dolayısıyla toplumu ileriye taşıyacak bir toplumsal anlayışı oluşturabilmektir. Dünyada, yaşamı güzelleştirmek, barışı, paylaşımı, sevgiyi yerleştirmek en önemli çaba olmalıdır.

Oysa insanlık özel mülkiyet var olduğundan bu yana hep olumsuzluklar, kavgalar, savaşlar, acılar…vs. yaşadı. Ve halen de yaşıyor. Bunun nedeni var olan veya üretilen katma değerin insanlığa adilce pay edilmemsi ve eşitsiz bir toplumsal yapının var olmasıdır. Böylesi bir yapı da ister istemez büyük karmaşalar var etmekte ve toplumsal mücadeleleri doğurmaktadır. Var olan toplumsal yapıda, ezen ve ezilen, sömüren ve sömürülen, zalim ve mazlum, üreten ve tüketen karşıtlığında saflar da oluşmaktadır. Böylesi bir toplumsal mücadelede kim nerede ve nasıl bir duruş göstermektedir. Önemli olan budur.

İşte burada aydının duruşu önem kazanmaktadır. Var olan toplumsal mücadelede “aydın” hangi safta yerini almaktadır. Bu duruş aydının yaşama bakışı ve hayatı yorumlayışını da belirler.

İşte, bir yazarın, bir ozanın veya bir şairin bilincinden dışarıya yansıyan dizeler ve kalemine dökülen sözcükler o şairin safının ve duruşunun da göstergesidir.

Mahzuni’nin dizelerine bakıldığında onda hayatın kendisini görmekteyiz. Mahzuni, bilincini, bilgisini, duruşunu tüm insanlık için kullanan; üreten, ezilen, sömürülen, haksızlığa uğrayan, çaresiz ve gereksimi bulunan insanların safında yer alan güzel ve yiğit bir yürektir. Mahzuni kalemini halkı için, tüm insanlığın mutluluğu için kullanmıştır.

Onun şiirlerini okuduğunuzda kendinizi bulacaksınız. Şiirinde ki bütünlük, dizelerinde ki uyağın ahengi okuyucularda sonsuz tat bırakmaktadır.
MAHZUNİ DOSTA SELAM

Pir Sultan gibi devleşen
Can gönüllere yerleşen
Tinde olgunlaşıp pişen
Mahzuni dostuma selam

Etkiler derinden sazı
Bülbüle benzer avazı
Sinemde yaşattı yazı
Mahzuni dostuma selam

Yaptın onca eserleri
Ürküttürdün pek beyleri
Sundun halka gerçekleri
Mahzuni dostuma selam

Unutulmaz anılırsın
Can ile cana varırsın
Halk bilincinde kalırsın
Ölümsüz ozana selam

Seni yaşatır ZAMANIM
Canına can oldu canım
Uzak değil, ozan yanım
Ozanca duyguyla selam


 

SILA RADYO

Şahruh'tan geçerken az ötede kalanlar hep bizimdir diyip Karaözü eğitim yuvalarında büyüyen tüm dostların anılarını buluşturmayı amaç edindiğimiz radyonuz SILA'da Kasabamızın yetiştirdiği sanatçılarından Emekli Müzik Öğretmeni Özer DOĞANAY 24 OCAK 2009 Günü saatler 20:00 gösterdiğinde Egenin incisi İzmir'den tüm Sıla dostları için seslenecek.

Sizi Sılada bekleriz sılasız kalmayın.

www.karaozununsesi.net

 

Ozan Yoldas

Yureginde sevgi Kafasinda beyni olan her insan Ulkesine yapilan bunca Haksizliga karsi kayitsiz kalmayi uyugun goruyorsa vay Ulkemin haline.
Bir Arkadasim soyle diyordu Turkiye Tarihin karanligina savruluyor bizlerde uymaya devam ediyoruz demisti ne kadarda hakli oldugunu gordukce o degere saygilar diyorum.
Amac Ilimli Islam Ana plan Orta Dogu Projesi Turkiye Masasi sefi ABD de Geli bekleyen GULen Ve onun ABD patentli AKP hukumeti Kuyrukcusu Izettin Dogan Tayfasi.
Turkiye sukıştırılıyor parca parca dograniyor umutlarimiza karlar yagdi erimeye basladi YARIN GEC OLMASIN.
HAYIR DIYORUZ
BASKI VE SOMURUYE,ASIMILASYONA
EMPERYA[..] PAYLASIMA
YOBAZ GERICILIGE
ABD NIN ORTADOGU PROJESINE
SIYONIST ISRAYILIN FILISTIN HALKINA KARSI KATLIAMINA
HAYIR DIYORUZ.