Seiteninhalt

- UĞUR MUMCU
Süleyman Zaman
16.01.2009
-1-
UĞUR MUMCU NEDEN ÖLDÜRÜLMÜŞ OLABİLİR?
Uğur Mumcu, 1993 Yılı 24 Ocak günü, bilinmeyen ve soru işaretleriyle dolu güçler tarafından çöp torbasına konulan çok güçlü bir bombayla, hain tuzaklarda acımasız bir şekilde bedeni paramparça edilerek vahşice öldürüldü. Ne acı bir görüntü! O görüntüyü TV’lerde gördüğümde yüreğimi tarifsiz kederler sardı ve o an insan olduğuma utandım…!
Düşünüyorum ve yanıt bulmaya çalışıyorum; uygarlığın geldiği yer böyle bir nokta mı olmalıydı? Uygarlık insan öldürmeyi kolaylaştırmanın adı mı oldu? Gelişen bilimsel ve teknik aşamayı insan öldürmek ve yok etmek üzerine mi kuracağız? Geldiğimiz noktada bu soruya olumsuz yanıt vermek isterdim ama gerçekler ortada. Her yerde kan ve gözyaşı. Gerçekleri söyleyen ve insanlık yararına düşünceler ve görüşler ileri süren insanların feci biçimde patlatılan bombalarla yok edilmeleri…!
Bu şekilde (yani parça tesirli bombayla insan bedenini paramparça eden bir silahla) insan öldüren birisinin “insan” olması olası mıdır? Böyle birine “insan “ denebilir mi? Bu sorunun yanıtı kocaman bir hayırdır!. O kişi ya da kişiler olsa, olsa zavallı birer yaratık veya yaratıklar olabilirler. Bunlar yaratıkların en aşağılık unsurlarıdırlar. Bunlar insanlığın yüz karası, en acınası, en sürüngeni, en vahşisi, en korkağı ve en sülüğüdürler. Bunlara “insan” demek, insanlığın adını küçültmektir. Bu tip insanlar yaşadığı sürece insanlık asla hak ettiği onuru, bilinçli olma sıfatını yakalayamayacaktır.
İşte sevgili Uğur Mumcu’yu acımasızca öldüren bu insan olamamış insanımsılardı.
Peki, Uğur Mumcu neden öldürülmüş olabilir.
Bunun yanıtını verebilmek için önce gazetecilik üzerine durmak gerekir.
Çünkü Uğur Mumu her şeyden önce, araştırıcı bir gazeteciydi.
Gazetecilik nedir? Gazete nedir?
Ana Britannica’da Gazete “Kamuoyunun ilgisini çeken, güncel konulara (Siyasi, ekonomik, toplumsal..vb.) ilişkin haber, görüş ve bilgi veren, genellikle günlük ya da haftalık olarak yayınlanan düzenli yayın” diye tanımlamıştır.
Gazeteci ise; toplumu ilgilendiren her türlü konuları araştıran, sorgulayan, olaylara ulaşmaya çalışan, olayları, olguları gerçek bir şekilde yansıtan, olayların nedenlerini de doğruca halka anlatmayı ilke edinen kişilere denir.
Günümüzde bu anlamda doğru bilgilendirmeye çalışan, toplumsal çelişkileri doğru bir şekilde halka yansıtmayı hedefleyen, egemen olandan yana değil, halktan (çoğunluktan) yana söylemleri dile getiren, korkusuz, dirençli, bilgili kaç gazeteci var? Sanırım bu sorunun yanıtı bugün iki elin parmak sayısını geçmez. Bugünkü gazeteci tipi; daha çok egemen ideolojiden yana politikalar üreten, patronun yararını ve karını düşünen; ihale ve iş takipçiliği yapan; Cumhurbaşkanının, Başbakan’ın, Bakanların, genel müdürlerin, müsteşarların ve önemli devlet adamlarının söylediklerini dedikodu şeklinde, böbürlenerek köşesinde veya kendisine ayrılan TV programlarında anlatan; yalaka, güdümlü, bilinçsiz, ya da bilinçli ve siyasal inancını çıkarı için satan; halkı küçümseyen, haberi doğrudan kaynağından değil, oturduğu yerden ve bazende kulaktan dolma söylemlerle oluşturan, kolaycı, verimsiz gazeteci tipleridir. Böyle bir gazeteci tipi doğal olarak gerçek ve nesnel gazeteci tipiyle uyuşmazlık göstermektedir. Aslında bu davranışlar, gerçek gazeteciliği bitirmektedir. Gazetecilik işlevini özünden saptırmaktadır. Araştırmayanlar, sorgulamayanlar, haberi kaynağından almayanlar, masa başında oturarak haber üretenler ve halktan kopuk görüş ve düşünceleri savunanlar gerçek gazeteci olamazlar. En azından Uğur Mumcu’nun bize öğrettiği gazetecilik anlamında bu yorumu yapabiliriz.
Uğru Mumcu, böyle gazetecilerden değildi. Mumcu, haberi yerinde, kaynağında bulmaya çalışan, olgu ve olayları araştıran, sorgulayan, kendisine verilenle yetinmeyen, bilincini, birikimini edindiği bilgileri halkından ve insanlıktan yana kullanan bir gerçek gazeteciydi. İşte Mumcu’nun öldürülmesinin özünde onun bu gazetecilik yönüydü. Çünkü o araştırmalarıyla, ulaştığı bilgilerle “kimilerini” rahatsız etmişti ve ediyordu. Öldürülmesinin en temel nedeni budur.
Gerçek gazeteci toplumun aynasıdır. Toplumun ve insanlığın aynası olan kişi “ışık” saçan insandır. Böylesi insana “aydın” tanımı yüklenir. Yoksa her okuyan ve ağzı laf yapan insan “aydın” değildir.
Uğur Mumcu, aydın tanımını tam dolduran gerçek bir gazeteci ve gerçek bir aydındı. O yaşadığı dönmede yaşamı boyunca karanlığı aydınlığa çevirmeye, halkın ve insanlığın gözünü, bilincini açmaya çalıştı. Öldürülmesinin gerçek nedeni de buydu!
Toplumları tarihsel boyutunda incelediğimizde, her toplumsal yaşam sürecinde, toplumu oluşturan katmanlar arasında sürekli, ekonomik, politik ve kültürel farklılıktan kaynaklanan toplumsal savaşımlar var olmuştur. Bu savaşların gerçek nedeni her zaman ve her süreçte üretim- tüketim sorunsalı olarak ortaya çıkmıştır. Her savaş incelendiğinde en son çözümlemede bunun böyle olduğu (üretim-tüketim uyuşmazlığı) görülecektir. Üretim-tüketim aşamasında, üretilenin paylaşılması aşamasında, tüketici sınıfın daha fazla pay istemesi, bu payı alamadığı zaman, üretilene zorla el koyması veya koymaya çalışması sonucu, uzlaşmaz sınıfsal çelişkiler varlaşır. İşte savaşların hemen tümü bu nedenle yaşanmıştır. Tarihsel boyutta insanlık her zaman savaş içinde olmuştur. Ve günümüzde de aynı nedenlerle savaşlar devam etmektedir.
Ama bazen, tüketici egemen kesimin elinde bulundurduğu yönetme erki sonucu, üretici kesimler arasında, kültürel farklılıklardan kaynaklanan nedenler kullanılarak, bu kesimler birbirine düşman yapılırlar. Bu farklılıklar bazen yapay olarak kışkırtılır ve insanlar birbirine düşürülür. Bu kültürel olgular içinde en çok kullanılan değerler, din ve milliyetçilik gibi çok önemli değerlerdir. Öyle ki günümüzde, çoğunlukla bu iki değer sürekli öne çıkarılarak insanlar arasında bir ayrıştırma var edilmektedir. Bundan dolayı halklar, uluslar bu kavramlar ve değerler yüzünden birbirlerini boğazlamışlar, öldürmüşler, toplu kıyımlar yapmışlardır. İnanç farklılığı nedeniyle, nice insanların derisi yüzülmüş, asılmış, giyotine götürülmüş, işkenceler görmüş, hapislerde yatırılmış, engizisyonlarda kafaları uçurulmuş, otellerde yakılmış, nice bedenler bombalarla paramparça edilmiştir. İnsanlar arasında üretim-tüketim çelişkiler ve eşitsiz paylaşım sorunu çözülmedikçe bu hep böyle sürüp gidecektir. Sınıfsal çelişkiler bu olumsuzlukların temelidir.
İşte bir gazetenin gerçek gazete olması ya da bir gazetecinin gerçek bilgiyi topluma yansıtıp yansıtmaması onun hayata, insana ve evrene bakışını da belirler. Eğer bir gazeteci “gerçek bilgiyi” topluma yansıtıyorsa, bilgisini, bilincini, becerisini halkının veya büyük insanlığın yararına kullanıyorsa o gazeteci “gerçek” bir gazetecidir. Böyle bir duruş gösteren bir gazete ise “gerçek” gazetedir.
Böylesi bir durumda toplumda ki bazı güçler, halkın bu gerçek bilgiye ulaşmasında rahatsızlık duyabilirler. Halkın olay ve olguların gerçeğini öğrenmesini istemeyenler bulunabilir. Eğer bu güçler karar verici konumunda ki insanlarsa onların yapacağı şey, o gazeteyi veya haber aracını elinde ki erki kullanarak kapatabilir. Dünyanın her yanında her toplumun egemen gücü, çoğunlukla bu yöntemi kullanırlar. Bu yüzden birçok gazete, dergi, radyo ve televizyon kapanmıştır. Yine dünyanın her yanında birçok “gerçek gazeteciler” öldürülmüştür. Günümüzde var olan belirli güçler, toplumda ki egemen güçlerin tekelindedir. Özellikle medyanın bu konumda olduğu hemen fark edilebilir.
Toplumda, bazı gazeteler ve gazeteciler; halkı edilgenleştiren, olgu ve olayların gerçek nedenlerini gizleyen, yapay gündemlerle halkı oyalayan veya kandıran, yüksek ücret ödedikleri medya yorumcuları tarafından tek yanlı ideolojik etkilemelerle, dini ve gelenekselliği kullanarak insanları yozlaştırmalarla, kaderci anlayışları gündeme getirmekle..bg. Yöntemlerle halkların geri bırakıldığı bir gerçeklik olarak bilinmelidir. Kısacası tek yanlı bilgi dayatmalarla halkın uyutulması ve halkın önemli değerleri kullanılarak birbirine düşman edilmeleri hem tarihsel boyutta ve hem de günümüzde egemen güçlerce olabildiğince kullanılmaktadır.
İşte tüm bu olumsuz ve tek yanlı ideolojik dayatmaya karşı “gerçek bilgiyi” halka sunmaya çalışan, halkı bilinçlendirmeyi, aydınlatmayı, eğitmeyi, örgütlemeyi hedefleyen gazeteciler de bulunmaktadır. Bu değerleri taşıyan gazeteciler veya insanlar her zaman egemen güçleri korkutmuştur. Bu nedenle bu “halk insanı” gazeteciler veya düşün insanları bazen çok korkunç bir şekilde yok edilmişlerdir. Öyle ki, egemen güçler çıkarlarının zedelendiğini gördükleri an, tüm insani değerlerini bir yana bırakıp acımasız bir canavara dönüşebilmektedirler. İşte bu korkunç cinayetlerden birisi de; 1993 yılının 24 Ocak günü meydana gelen ve bedeninin her parçası darmadağın olan sevgili Uğur MUMCU’NUN acımasız bir şekilde bomba patlatılarak öldürülmesidir. Bu cinayet belleklerimizde asla yok olmayacaktır. O günkü TV görüntüleri tüm insanlığın imgelerinde güçlü bir şekilde yer edinmiştir. Bu görüntüyü hiçbir güç, insanların belleğinde yok edemez. Bu ne acı bir olay. Acaba insan dışında hangi yaratık böylesi bir cinayeti işleyebilir. İnsanlık adına bu ne kötü bir olgudur. Ne kötü bir olay! Hangi hayvan böyle bir cinayet işler? Hayvanlar kendi doğal ortamlarında biyolojik varlıklarını sürdürmek için doğanın kendilerine verdiği yaşama güdüsü ve enerjisiyle bulundukları ortamda yaşama savaşımı vererek varlıklarını sürdürürüler. Bu doğal olan yaşama mücadelesine “vahşilik” demek ne kadar doğrudur? Hayvanların yaptığı doğa yasalarının bir gereğidir. Peki, insanın insana yaptığı bu canavarlık nedir? İşte asıl canavarlık ve “vahşilik” budur. İnanın bu “vahşiliği” anlatacak sözcük bulamıyorum!...
Uğur Mumcu’nun, böyle korkunç bir şekilde öldürülmesinin nedeni nedir? Bu sorunun akılcı yanıtları tabiî ki vardır. Ama halen bu cinayetin gerçek planlayanları ve yapanları bulunamamıştır. Daha da acı olanı budur?
Şimdi bağlantıları içinde akıl yürütme mantığıyla sevgili Uğur Mumcu’nun neden öldürüldüğünün yanıtını bulmaya çalışalım.
Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki; Uğur Mumcu, yaşamı boyunca, egemen güçleri, gericileri, emperyalizmi, vurguncuları, soyguncuları….bg. Korkutan bir gazetecilik örneği göstermiştir. Bilgisi ve bilinciyle, araştırıcı ve sorgulayıcı yanıyla, her zaman halkının yararına duruş gösteren bir kişilik göstermiştir. Edindiği bilgileri her zaman halkın yararına kullanan bir aydın olmuştur. İşte Uğur Mumcu’nun öldürülmesinde bu kriterler aranmalıdır.
Maddeler halinde yazarsam belleklere daha kolay yerleşir. Bundan dolayı da bu nedenleri maddeler halinde yazmaya çalışacağım. Eksiklerim, unuttuklarım olabilir.
- Hayali ihracat (dış satım) yaparak devletin ve halkın bütçesinden
milyarları mı cebine indirdi?;
- Eroin, kokain, kenevir, haşhaş gibi uyuşturucu maddeleri satıp;
gençlerimizi mi zehirleri? ;
- Pornografik filimler, resimler çekip; kadın ticareti mi yaptı? ;
- Devletin kaynaklarını Emperyalizme peşkeş mi çekti? ;
- İnsanların temiz ve kinsiz dini duygularını sömürerek, faiz
düşmanlığı yapıp, kar payı adı altında trilyonlar mı kazandı? ;
- Arap sermayesiyle birleşip, Şeriat tellallığı mı yaptı? ;
- Atatürk’ün sürekli ismini kullanıp, onun Devrim ve İlkelerini yok
eden uygulamalarda mı bulundu? ;
- Dünyayı birkaç kez yok edecek silahları mı üretti? ;
- Hiç emek harcamadan, 20 yaşlarında ülkenin Trilyoneri mi oldu?;
- Ülkemizi bugün Sevr’e teslim eden kararları mı aldı? ;
- Emekçinin, işçinin, halkının zararına mı çalıştı? ;
- Var olan KİT’leri babalar gibi satışa çıkararak Devleti
güçsüzleştirip, bağımsızlığına gölge mi düşürdü?
- Silahlanıp dağlar mı çıktı? ;
- İnsan mı öldürdü?
—Bölücülük mü yaptı?
Bu soruları çoğaltabiliriz. Yukarıda sorduğum sorulara verilecek
yanıt, kocaman bir H A Y I R D I R.
Uğur Mumcu yukarıda ki sorulardan hiçbirisini yapmadı. Tam tersine bunları yapanlara karşı mücadele verdi.
O halde neden öldürüldü Uğur Mumcu;
Uğur Mumcu;
— Ödünsüz bir Atatürkçüdür. Kemalist’ti.
— Laiklikten yanaydı.
— Gerçek bir demokrattı.
— Özgürlüğün savunucusuydu.
— Bağımsızlıkçıydı.
— Emperyalizme ve sömürüye karşıydı.
— Rantiyeyi dışlayıcıydı.
— Üretenlerin ve yaratanların yanındaydı, onların sözcüsüydü.
— Devrimci ve ilericiydi.
— Bölücülüğe, etnikçiliğe, tarikatçılığa ve cemaatçiliğe karşıydı.
— Bağnazlığa, tutuculuğa, gericiliğe, yobazlığa karşıydı.
— Herkesin inancına saygılıydı. Dincilik yapanların düşmanıydı.
Kutsal din duygularını sömürenlere karşı mücadele verdi.
— İşkenceye ve insanlık dışı davranışlara karşıydı. İşkencecilerle hep
mücadele etti.
— İnsan haklarının yılmaz savunucusuydu.
— Emekçinin, işçinin, mazlumun, ezilenin, yoksulun yanındaydı.
— Aydınlıktan yanaydı.
— Sorgulayan, araştıran, bilim ve teknoloji üreten bir eğitimden
yanaydı.
— Soyguncuların, hırsızların amansız düşmanıydı.
Bu maddeleri çoğaltmak olasıdır.
Uğur Mumcu, bunlarla birlikte;
- Araştırıcıydı.
- Sorgulayıcıydı.
- Korkusuzdu.
- Bir dedektif gibi olayları derinlemesine sorgulardı.
- Kararlıydı.
- Cesurdu
- Savaşçıydı.
- Bilgili ve donanımlıydı.
- Fikir sahibiydi.
- Toplumcuydu.
Bu anlamda, vurguncuların, dolandırıcıların, üçkâğıtçıların, din
Simsarlarının, köktendincilerin, çetelerin, acımasızların, insan düşmanlarının, sömürücülerin, Atatürk karşıtlarının karşısındaydı.
Özellikle Laiklik karşıtlarının ve halkın parasını soyanların önünde bir engeldi. Uğur Mumcu’nun düşüncelerini ve kararlığını yenemeyeceklerini anlayan bu insan azmanları onu yok etmeyi uygun gördüler. Çünkü Uğur Mumcu belgeli konuşur, kanıtsız suçlamazdı. Aziz Nesin’e ölüm fermanı çıkaran, Sivas’ta 37 aydınımızı diri diri yakan gerici yobazlar ve Halk düşmanı çıkarcılar, ülkeyi bölmeye çalışan emperyalizme eklemlenmiş olanlar, Uğur Mumcu’yu tehlikeli görmüşlerdir. Uğur Mumcu’nun öldüğünü sanan aydınlık düşmanları, Uğur Mumcu’nun ölmediğini kanıtlarıyla görmektedirler. O canlı bir şekilde dostlarının canında yaşamaktadır.
Uğur Mumcu, bedenen yok edilmiştir. Ama onun görüş ve düşünceleri, yaktığı ışık, çizdiği rota, verdiği güven, aşıladığı bilinç ve tinlere yüklediği motivasyon bugün de, yarın da nice Uğur Mumcu’ların varlaşmasını doğuracaktır.
Evrensel bir gerçeklik olarak canlı- cansız her şey ölmektedir. Ölümsüzlük kişinin yaratımlarında, geriye bıraktıklarında, başka insanların canlarına ağmalarında aranmalıdır. Bedenen yok olan insanın toplumsal olgu ve olaylarda gösterdiği önderlik, etkileme, duyarlılık başka insanların tininde etkinlik yaratmışsa o kişi “kültürel anlamda zaten ölümsüz” olarak bende, sende, onda, şunda… Yaşar. Ölümsüzlük kişinin tarihin itici gücüne yaptığı katkıyla, ürettikleriyle insanların belleğinde yer almasıyla söz konusudur.
Bu anlamda Uğur Mumcu, tüm insanların belleğinde yer bırakan eserleriyle, eylemleriyle, davranışlarıyla tarihin sayfalarına girmiş; insanlık var oldukça her zaman anılacak olan büyük bir insandır.
Uğur Mumcu, tarihsel boyutta, her zaman toplumcu, korkusuz araştırmacı, halkın yararını gözeten gerçek bir gazeteci, barışı, özgürlüğü, dayanışmayı savunan insancı, bilinçli bir sosyalist, ödünsüz bir Kemalist, bağımsızlıkçı, antiemperyalist, ilerici ve paylaşımcı bir önder olarak anımsanacak ve bu sıfatlarıyla insanlara ışık saçacaktır. Uğur Mumcu, her zaman, vurguncuları, soyguncuları, rantçıları, sömürücüleri, asalakları, bölücüleri, kadın tacirlerini, uyuşturucu satıcılarını… Vb. kokutan bir insan olarak bilinçlere çıkacaktır.
Daha çözümlemeci bir yöntemle bakarsak şunlar söylenebilir;
Uğur MUMCU;
— Bir ulusun bağımsız olmadan, onurlu ve saygın olamayacağını; bağımsızlığın korunması için, emperyalizme ve onların işbirlikçilerine karşı olunması ve bunlarla mücadele edilmesi gerektiğini korkusuza savunmuştur;
— Yeni Dünya Düzeni’nin, ulusları sömürmenin, halkları
Yoksullaştırmanın, ezilen halkları birbirine düşman etmenin adı olduğunu açıklamıştır. YDD’ inin ezilen halkların ekonomik ve sosyal haklarını aramalarına engel olma ve bunların yerine, insanların din ve etnik duygularını bilince çıkararak sınıfsal bilinci köreltmeleri; tarikat, dinci ve etnik bilinci başat konuma getirmelerini sağlayan yöntem olduğunu vurgulamıştır. YDD’ inin toplumu ve bireyleri kandırmak için “insan hakları” ve “özgürlük” gibi çok önemli değerleri kullanarak “demokrat”lık görüntüsü altında, gerçek sömürüyü gizlemek istemelerinin bulunduğunu belirtmiş ve bu yöntemin emperyalizmin “yeni sömürgecilik” anlayışı olduğunu söylemiştir. Bu konuda halkımızı ve toplumumuzu uyarmaya çalışış ve bu görüşlere karşı ideolojik bir karşı duruş geliştirmiştir. YDD paradigmasını (değerler dizisini) halkımıza “yenilik ve ilericilik ve hatta devrimcilik” olarak sunmaya çalışan kimi yazarlara, entellere ve döneklere karşı hiç yılmadan ve gözünü kırpmadan cesur bir şekilde savaşım vermiştir.
— Bağımsız olmayan bir ülkede, barış, demokrasi, özgürlük, eşitlik,
İnsanın yaşama hakkı… bg. Değerlerin korunamayacağını belirtmiştir.
Toplumumuzda gittikçe artan yoksulluğun ve kargaşanın kader olmadığını, tam tersine uygulanan yanlış ve yanlı politikaların bir sonucu olduğunu ve bunun nedenlerini de açıkça dile getirmesi.
— Üretim- tüketim sırasında üretimin dağılımı, pay edilimi aşamasında
üretenlerin söz sahibi olmadığını, paylaşmayı yapan erk’in egemen güçlerden yana tavır aldıklarını belirtmesi ve kendisinin açıkça; üretenden, çalışandan yana duruş göstermesi bu nedenle sınıfsal konumunu her zaman dile getirmesi, yoksulun, ezilenin ve mazlumun haklarını savunması;
— Gelir dağılımının çok bozuk olduğunu söylemesi ve bu dağılımın
Adil bir şekilde pay edilmesini söylemesi ve bu uğurda mücadele etmesi;
- Dünyada asıl çelişkinin “sınıfsal çelişki” olduğunu belirtmesi ve
diğer çelişkilerin yapay olarak yaratıldığını; bu yapay çelişkileriyse genelde emperyalizmin yarattığını ve onlara yaradığını, onun için yapay çelişkiler yoluyla halkımızın birbirine düşürülmesinin tehlikeli olduğunu vurgulaması, kardeş kavgasına son verilmesini istemesi;
- Ülkemizde ki veya dünyada ki tüm özelleştirmelerin gerçek nedeninin büyük
Sermaye’ye ucuz kaynak aktarmak olduğunu; özelleştirme sonucunda ulusal ekonominin çökeceğini, insanların yoksullaşacağını, işsizliğin artacağını, yapay gündemlerin ve yapay çelişkilerin yoğunlaşacağını belirtmesi;
- 12 Eylül karşı devrimine var gücüyle direnmesi ve hukuk bilgisiyle, 12 Eylül
hukukçularını zora sokması;
- Özal döneminde ayyuka çıkan hayali ihracatın, aslında ülkemizin
kaynaklarının dışarıya aktarılması ve bu yöntemle birilerinin zengin edilmesi için yapıldığını ve bunun da halkımızın zararına oluğunu belirtmesi;
- Demokrasiyi, özgürlüğü, adaleti ve eşitliği savunması;
- Sosyalizmi insanlığın kurtuluşu olarak görmesi;
- Demokratik sosyalizmi savunması;
- Soyguncuya, vurguncuya, rantçıya… Vb. karşı olması;
- Atatürk’ün ülkemize kazandırdığı değerlere sahip çıkması ve Atatürk aydınlanmacılığının ödünsüz savunucusu olması;
- Dayanışma, örgütlenme ve insanca yaşam hakkını savunması;
- Laikliği ödünsüz savunması. Laikliğin tek başına “din ve devlet işlerinin ayrımı olmadığını, aynı zamanda “aklın inançtan özgürleşmesi, yönetenlerin yönetme erk’ini İlah’tan değil, halktan aldığı, bilimsel olanın, akla ve mantığa uygun olanın benimsenmesi olduğunu açıklaması;
- Dini değerleri kullanarak, insanları din adına kandıranlara karşı
durması;
- 24 Ocak 1980 tarihinde alınan ekonomik kararların ülkemizi
sömürgeleştirmek isteyen bir zihniyetin almış olduğu emperyalizme eklemlenmiş kararlar olduğunu; serbest faiz, serbest kur,, serbest ithalat gibi kararlarla ülkenin tüm ekonomik ve toplumsal değerlerinin aşındığını, ülkenin parasının kağıda dönüştürüldüğünü; yapılan ithalatlarla tarımım ve orta sanayinin çökertildiğini, bütçenin halk yayarına yapılmadığını, iç ve dış borcun daha da arttığını söylemesi;
- Çalışmadan, devlet olanaklarıyla çok kısa sürede zengin olanlara
karşı yiğitçe yazılarıyla savaşım vermesi; var olan kaynakların belirli kesimlere yöneticiler tarafından “vergi indirimi, yatırım indirimi” adı altında halkın parasının aktarıldığını, peşkeş çekildiğini kanıtlarıyla açıklaması;
- Bu eğitim sistemiyle gençlerin uyuşturulduğunu, bu eğitimle gerçek bir akademik eğitim alınamayacağını söylemesi;
- Güneydoğuda yaşanan olayların arkasında emperyalist güçlerin
bulunduğunu söylemesi;
- Dünyada yapılan silah ticaretini ve silah kaçakçılığını belgeleriyle
göstermesi;
Bu örnekleri çoğaltmak olasıdır.
İşte tüm bu değerlere sahip çıkması Uğur Mumcu’nun öldürülmesinin nedenidir.
Çünkü Uğur Mumcu “gerçek bilgi’yi edinmek için araştıran, sorgulayan, iz süren, dedektif gibi çalışan, toplumu gözlemleyen, olayların görünen yanından çok, asıl yanını, özünü irdeleyen, olayların nedenlerini, niçinlerini bulmaya çalışan, varlaşan olgu ve olaylar arasında diyalektik bir bağlantı kuran, bilgili, bilinçli ve aydın bir gazeteciydi. Uğur Mumcu bu kimliğiyle geleceğe akan, birçok insana esin kaynağı olan ama bir yanıyla da karşısında olanları rahatsız eden biriydi. Mumcu’nun bu kimliğinden rahatsız olanlar, onu öldürdüler. Aynı şekilde dürüst, onurlu, cesur, karalı ve büyük insanlığın yararına düşünene başka gazeteciler de öldürüldü. Daha yakın tarihimizde; Metin GÖKTEPE, Turan DURSUN, Bahriye ÜÇOK, Muammer AKSOY, Abdi İPEKÇİ, Ahmet Taner KIŞLALI, …bg. Birçok yazar, aydın ve bilim insanı öldürüldü.
Toplumu yiyip bitiren, yozlaştıran, toplumda ki değerleri çürüten, toplumsal değerleri işlevsizleştiren, kaynakları çarçur eden kesimlere karşı tek başına cesurca mücadele verdi Uğur MUMCU. Onun bugün de bu kadar sevilmesinin ve aranmasının nedeni budur. Toplum kendisinin hakkını arayan, kendi sözcüsü, gözcüsü olacak insanlar, önderler bekliyor ve istiyor.
Uğur Mumcu, herkes kabuğuna çekilip sessiz kaldığı bir dönemde o yazdığı kitaplarla, yazdığı köşe yazılarıyla, verdiği konferanslarla, katıldığı panellerle… hiç durmadan ve çekinmeden halkın ve ülkenin yararına gerekenleri açıkça belirtiyordu. O milyonların sesiydi, gözüydü, kalbiydi, bilinciydi, beyniydi. Birçok haberler ve bilgiler Uğur Mumcu tarafından kamuoyuna duyurulur ve gündemi adeta belirlerdi. Mumcu, bu yönünden asla taviz vermedi. İşte bu kararlı, gözü pek ve araştırıcı kimliği, kimi azmanları deli ediyordu. İşte o azman güçler Mumcu’nun bedenini ortadan kaldırdılar.
Şimdi yukarıda saydığım nitelikleri taşıyanlara soruyorum? Uğur Mumcu öldü mü ?!
Oysa eytişim yasası bize der ki; “ölen bir şey, daha da güçlü olarak yeniden doğar”. Bu anlamda Uğur Mumcu, yeniden daha güçlü olarak yaşamaktadır. Halk onun canını, kendi canına katmıştır. Ve Uğur Mumcu ölümsüzleşmiştir.
Uğur Mumcu’nun ve öldürülen tüm diğer aydınlanmacı bilim insanlarımızın bize bıraktıkları ışıkla yolumuzu aydınlatmayı sürdürüyoruz. Onların bıraktığı meşale beynimizi, bilincimiz aydınlatıyor. Mumcu’nun ve diğer aydınlarımızın ektiği tohumlar, gün gelir yeşerecektir. O tohumların yeşermesini hiçbir güç durduramayacaktır. Çünkü gerekli olan ışık o tohumun gözeneklerine işlemiştir. Tohum gerekli enerjiyi kendisine katmıştır. Süreç içinde olgunlaşıp kendini yeniden var edecektir
Bu ülkede, yüzlerce MUMCU, yüzlerce KIŞLALI, Yüzlerce ÜÇOK, yüzlerce DURSUN, …bg. Doğacaktır.
Onlar korkmaya devam etsinler, çünkü Uğur Mumcu (Uğur Mumcu’lar) yaşıyor.
İnanmıyorlarsa Uğur Mumcu’nun cenazesinde yürüyen yüz binlere baksınlar.!
İnanmıyorlarsa tarihin şaşmaz terazisine bir göz atsınlar.
Spartaküs’ler, Jan Dark’lar, Kopernik’ler, Nesimi’ler, Mansur’lar, Kerbela Şehitleri, Bahriye Üçok’lar, Ahmet Taner Kışlalılar…vb. öldüler mi?!.
Sevgili Mumcu, seni ve diğer tüm aydın insanlarımızı sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Sizler toplumumuzun ilerlemesi ve gelişmesi için mücadele verdiniz ve bu uğurda öldürüldünüz. Sizler bu topraklarda sonsuzca parıldayacak birer yıldızsınız. Bu topraklara enerji saçan güneşsiniz.
Nasıl ki, dünyamızda güneşsiz bir yaşam olanaksızsa, sizin gibi aydınlık kimlikler olmazsa, bu toplum karanlıktan nasıl kurtulur. Karanlığımızın bitmesi, sizin aydınlığınızın anlaşılmasıyla olasıdır.
Rahat uyuyunuz.
Hangi güç güneşi yok edebilir ki!....
Uğur Mumcu’da ölümsüzleşmiştir.
O bizlere ışık saçmayı sürdürüyor.
Bir aydınlanma insanıdır.
Rahat uyu güzel ve yiğit insan!
Seni hiç unutmayacağız.
Ö L Ü M S Ü Z S Ü N S E N.
Süleyman Zaman
16.01.2009
ESERLERİ
• Suçlular Ve Güçlüler (1975)
• Sakıncalı Piyade (1977)
• Mobilya Dosyası (1975)
• Bir Pulsuz Dilekçe (1977)
• Büyüklerimiz (1978)
• Çıkmaz Sokak
• Tüfek İcat Oldu
• Silah Kaçakçılığı Ve Terör (1981)
• Söz Meclisten İçeri (1981)
• Ağca Dosyası (1983)
• Terörsüz Özgürlük
• Papa - Mafya - Ağca
• Liberal Çiftlik
• Devrimci Ve Demokrat
• Aybar İle Söyleşi
• İnkılâp Mektupları
• Rabıta
• 12 Eylül Adaleti
• Bir Uzun Yürüyüş
• Tarikat - Siyaset - Ticaret
• Kazım Karabekir Anlatıyor
• 40\'ların Cadı Kazanı
• Kürt İslam Ayaklanması 1919–1925
• Gazi Paşa\'ya Suikast
• Sakıncalı Piyade (Tiyatro)
• Söze Nereden Başlasam
• Bu Düzen Böyle Mi Gidecek?
• Bomba Davası Ve İlaç Dosyası
• Sakıncasız
• Eğilmeden Bükülmeden
• Kürt Dosyası (1993
UĞUR MUMCU
Halkın için çarpmıştı, engin yüreğin
Yazdığın tüm eserler, yaşama değin
Devam ettirilmedi, izin süreğin
Doldurulmadı yerin, can Uğur MUMCU
İnceledin, aradın, yoktur ki dengin
Bilesin ulaştığın, merteben engin
Bir filozof, bir aydın, onurlu bilgin
Yaşıyorsun, ölmedin can Uğur MUMCU
Karşı koydun yoksulu, sömürenlere
Düşman oldun, bu halkı kemirenlere
Dik dururdun uymadın, hiç emirlere
Özgür yaşadın kendin, can Uğur MUMCU
Araştırıp bulurdun, şu çeteleri
Bildirirdin bizlere, hep öteleri
Örnek kıldın kendine, sen nitelleri
Şekle kanmadı tinin, can Uğur MUMCU
Güneştin aydınlattın, her an toplumu
İnsanlığa yönelttin, bütün utkunu
Arttırdın insanların, darca ufkunu
Sen bir ışık gibiydin, can Uğur MUMCU
Duyguluydun, severdin, tüm insanları
Kaleminle korkuttun, zor zalımları
Uyarmaya çalıştın, uyuyanları
Bundandır çok sevenin, can Uğur MUMCU
Bir karlı, soğuk gündü, uçurdular seni
Atomize ettiler, tüm bedenini
Ama öldüremezler, asla tinini
Ölümsüzce yaşarsın, can Uğur MUMCU
Acımadan öldüren, korkak caniler
Karanlıkta yaşarlar, nerde haniler
Lanetlerle anılır, hinoğlu hinler
Bilinir yaptıkların, can Uğur MUMCU
Zamanımın tininde, yaşar varlığın
Gerçekleri görmeyen, onca körlüğün
Toplumda istediğin, güzel dirliğin
Verilir savaşımın, can Uğur MUMCU
25.01.2006
22.01.2010 Yeniden düzenlendi.






