KARAÖZÜ

BURUNÖREN

KALEKÖY

YERLIKUYU

IGDELI

KARPINAR

KIZILPINAR

 

YEDİ BUCAK AVŞARI / Hamza Aksüt (1)

(Bu yazının hazırlanmasına, yöreye bizi davet ederek büyük konukseverlik, içtenlik ve özveri gösteren Burunören köyünden Secatipek Demir ve Güldane Demir vesile olmuştur. Kısacık tatillerinde, yöredeki köyleri gezdirmek için bize zaman ayıran bu değerli canlara, konukseverliğinden ve sıcak ilgisinden dolayı, yöre halkına teşekkür ederim.)

 

Bu yazıda Kayseri ilinin Sarıoğlan ilçesinde yer alan Alevi yerleşimlerin tarihi ele alınacaktır. Burunören, İğdeli, Kaleköy, Karaözü, Karpınar, Yerlikuyu adını taşıyan bu yerleşimler, Kızılırmak’ın iki yakasında yer almaktadır. Burunören, sol yakada, öteki yerleşimler sağ yakadadır. Karaözü’nün sol yakada da toprakları vardır. Bu yerleşimlerden Karaözü kasaba, ötekiler köydür. Yerlikuyu köyü, yan yana olan Yerliburun ve Körkuyu köylerinin birleşmesiyle oluşmuştur.

Karaözü’nün tarihi, köy halkından Ahmet Özerdem tarafından ayrıntılı biçimde incelenmiş ve kitap olarak yayınlanmıştır. Kasaba halkının büyük bölümü, Malatya’nın Hekimhan ilçesinin Ardahan, Güvenç, Çırzı; Yazıhan ilçesinin Karaca köylerinden ve Kuluncak ilçesinin Kuluncak kasabasından gelmiştir. (Malatya’nın bu köylerinin tarihi ve Karaözü’ne göçleri üzerine ayrıntılı bilgi için bakınız, Hamza Aksüt, Anadolu Aleviliğinin Sosyal ve Coğrafi Kökenleri, Art Yayıncılık, 2002, Ankara)

Temmuz 2005’te yaptığımız araştırma gezisi sırasında halktan derlediğimiz bilgileri genel olarak şöyle sıralayabiliriz:

a- Bu yöreye ya da bu yöredeki Alevi köylerin halkına (Karaözü hariç) Yedi Bucak Avşarı denmektedir. Bu nitelemeyi daha çok çevre köylerin halkı kullanmaktadır. Karaözülüler ise bu niteleme yerine Türkmen’i yeğlemektedir. (Edindiğim izlenim, Türkmen’e “göçebe” anlamının yüklenmiş olmasıdır. Avşarlar, 24 Oğuz boyunun bir parçası olduğuna göre, Türkmen nitelemesi ile Avşar nitelemesinin bir çelişki oluşturmadığı, tersine, bir uyum gösterdiği açıktır.)

b- Köyleri kuranlar Halep kökenlidir. Halep’teki Bucak, Deli Bucak ya da Halep-Altı adlı bir yerden gelmişlerdir. (Halep, şimdiki gibi yalnızca Halep kentini değil, Kuzey Suriye’yi ve Güneydoğu Anadolu’nun bir bölümünü ifade ediyordu. Anadolu Alevilerinin ezici bir çoğunluğunun kökeni Halep Türkmenleridir ki, bu Türkmenler Urfa, Antep, Antakya ve Halep kırsalında kışlıyordu. Birçok Alevi topluluk, köken olarak ‘Halep-altı’ nitelemesini kullanmaktadır.)

c- Yedi nitelemesi, köylerin sayısının yedi olmasıyla açıklanıyorsa da, Yedi Bucak Avşarı olarak nitelenen köy sayısı altıdır. (Bu köyler, Burunören, Kaleköy, Yerliburun, Körkuyu, İğdeli, Karpınar’dır. Hatta, Kızılırmak’ın sol yakasındaki Burunören, bazı kaynaklarca Yedi Bucak Avşarı nitelemesine dahil edilmemektedir. Karaözü’nün Yedi Bucak Avşarı kapsamında olmadığı konusunda kaynak kişilerin tümü görüş birliğindedir.)

 

YEDİ BUCAK AVŞARI / Hamza Aksüt (2)

KÖYLERDEKİ SÜLALELER
Konumuz olan köylerde birçok sülale vardır. Doğal olarak, bunların tümünün izini tarih içinde izleme olanağından yoksunuz. Burada yalnızca tarihsel ad taşıyan sülalelerin izini sürmeye çalışacağız. Bundan önce sülalelerin bir dökümünü sunalım:


Burunören: Ağcalı, Emirli (ya da İmirli), Hameduşağı
Yerlikuyu’nun Körkuyu bölümü: Karahasanuşağı
Yerlikuyu’nın Yerliburun bölümü:
Lökcüler: Devecilik yapanlar anlamındadır, Halep’ten geldikleri söyleniyor
Sarıveliler: Halep’ten geldikleri söyleniyor. Solaklar (ayrıntı yarın)
Üsülüler: Çorum’un Gökçam köyünden geldikleri söyleniyor. Bunlara Aksarı (ya da Haksarı da deniyor.)
İğdeli: Dervişliler, Kara Cumalar, Mısıroğulları, Mülhümuşağı, Bektaşoğulları, Başıbüyükler
Karpınar:
Hodalar: Halep’ten gelme
Mahmudoğlu: Halep’ten gelme
Gayret Ahmetler: Halep’ten gelme
Kaleköy:
Asker-uşağı: Çorum’un Gökdere’den gelme


YEDİ BUCAK AVŞARI
Bilindiği gibi Avşar, Oğuz boylarından biridir. Avşarlar, birçok önadla nitelenmektedir. Bu önadlardan birisinin de Bucak olduğu anlaşılmaktadır.
Bucak Avşarı adlı bir oba, Yeni-İl Türkmenleri içindeydi ve Yeni-İl kazasında yurt tutmuştu. Yeni-İl kazası, Divriği’nin batısından Şarkışla’ya, bazı tahrirlerde ise Bozok ve Zamantı nahiyelerine kadar uzanan bir yönetim birimi idi. (Bu konudaki kayıt, 1700’lü yıllara aittir. On altıncı ve on yedinci yüzyılda yapılan birçok tahrirde Yeni-İl Türkmenleri arasında birçok Avşar obasının adı geçmekle birlikte, Bucak Avşarının adı geçmemektedir. Bucak Avşarı bu yüzyılda İmanlu Avşarı içinde yer alıyordu.) Günümüzdeki Alevi Türklerin atalarının önemli bir bölümü Yeni-İl Türkmenleridir. Bu Türkmenlerin kışlağı Halep’ti.


Bucak Avşarı nitelemesine bir başka örnek; on altıncı yüzyılda Alaiye (Alanya) yöresinde adı geçen Bucak Avşar köyüdür.
Konumuz olan yörede Bucak Avşarı nitelemesinin bir hayli eskiye dayandığı anlaşılmaktadır. Dulkadır padişahı Alaüddevle’nin oğlu Şahruh, Bucak Avşarı Kışlası, Bayır Deresi ve Karaözü köylerinin gelirlerinin bir bölümünü, Karaözü köyünde bulunan ve Şahruh Beğ köprüsü olarak anılan köprünün onarımı için ayırmıştı. Bu gelirlerin bir bölümü ise Şeyh İbrahim adlı dede ocağının zaviyesi olan İbrahim Hacı zaviyesine ayrılmıştı. Vakfiye suretinde ise Karaözü köyü ile Anbarlu ve Ağca Kışla mezralarının yarısının zaviyeye ayrıldığı yazılıdır. Vakfiye sureti 1494 tarihini taşımaktadır.


Bucak Avşarı Kışlası, Kızılırmak kenarında olmalıdır. Daha doğrusu, burası, konumuz olan yöredir. Bu ad, Bucak Avşarı topluluğunun burada kışladığını belirtmektedir. Bayır Deresi, Karaözü kasabasında bir yer adı olan Deli Bayır olmalıdır.


Yedi nitelemesinin kökenini tam olarak belirleme olanağından yoksunuz. Bu niteleme, Halep’teki Yedi Bucak adlı bir yerle ilgili olabilir ki; şimdilik böyle bir yer belirlemiş değiliz. Halep’te yer alan Siverek’te, Bucak adlı bir yer varsa da, burasının Yedi ile nitelenip nitelenmediğini bilmiyoruz. Buna karşın, Yeni-İl Türkmenleri içindeki Avşar’ın bir kolunun Sekiz Avşarı olarak nitelendiğini biliyoruz.


Kısacası; Bucak Avşarı ya da Yedi Bucak Avşarı bir Avşar obasıdır. Bucak Avşarı, en azından Dulkadır dönemine kadar uzanan bir nitelemedir. Obanın adı, Alevi toplulukları barındıran ve Halep’te kışlayan Yeni-İl Türkmenleri arasında geçmektedir.

 

 

YEDİ BUCAK AVŞARI / Hamza Aksüt (3)

 

KÖYLERDEKİ SÜLALELERİN TARİHİ

 1- Mahmud-oğlu

Halep’ten Karpınar köyüne ilk gelen sülalelerden olduğu söylenmektedir.
Mahmudoğlu obası, 1631 yılındaki tahrire göre, Mısırlı obasıyla birlikte Ali Kethüda’nın yönetimindeydi ve Yeni-İl’deki İmanlu Avşarı içindeydi. Oba, 1641 yılında Bozok’taki Karapınar ve Bekmez-Götürdü yurdunda yaylamaya başlamıştı. Obanın tahrir nüfusu, 1631 yılında 42 idi. İmanlu Avşarı, 1548 yılında Yeni-İl’deki Kızıl Çukur yurdunda yaylıyordu. Dolaysıyla, Mahmudoğlu da bu yurtta yaylıyordu.
Adı geçen Karapınar köyü, incelediğimiz köylerden biri olan Karpınar olmalıdır. Buna göre Mahmudoğlu obasının Karpınar köyünü 1641 yılında yurt tuttuğu anlaşılmaktadır. (Karpınar, Arapça yazım gereği Kara Pınar olarak da okunabilir ki, araştırmacılar Kara Pınar’ı yeğlemiştir.)
1647 yılında da Karapınar’da yaylayan Mahmudoğlu obası, 1703 yılında Rakka’ya sürülen Receblü Avşarı arasındaydı. Birkaç yıl Rakka’da kalan bu Avşarlar, Zamantı yöresine kaçmıştı. Bu yılda Mahmudoğlu obası, 11 bennak + 9 mücerred = 20 tahrir nüfusuna sahipti. (Vergi nüfusunu 5 ile çarpıp mücerred sayısını eklediğimizde obanın nüfusu ortaya çıkar ki, bu nüfus 64 kişidir.) Karpınarlı kaynak kişi, Mahmudoğlu’nun ağılının Kaleköy olduğunu belirtmiştir.

 

2- Emirler

Burunören köyünde yaşayan bir sülaledir. Emir obası, 1631 yılında Yeni-İl Türkmenlerinin İmanlu Avşarı kolunda olup 35 vergi nüfusuna ve 16.050 adet koyuna sahipti. Obanın yöneticisi Emir Ali idi. Oba, 1641 yılında Bozok nahiyesindeki Karapınar ve Bekmez Götürdü yurtlarında yaylamaya başlamıştı. Buradaki Emir, Ali’nin obasının adıdır. Adı geçen Karapınar yurdu, incelediğimiz köylerden Karpınar olmalıdır. İmanlu Avşarı, 1548 yılında Yeni-İl’deki Kızıl Çukur yurdunda yayladığından Emir obasının da burada yayladığı anlaşılmaktadır.

Kayseri’nin Tomarza ilçesindeki Avşar köylerinden Emir-uşağı’nın bu Emirlerin bir parçası olduğu söylenebilir.

 

 3-Mısıroğulları

İğdeli köyünde yaşayan bir sülaledir.
Mısırlu obası, Yeni-İl Türkmenleri arasındaki İmanlu-Afşarı ve Dokuz oymağı içinde yer alıyordu. 1583 yılında Dokuz oymağına bağlı olan ve vergileri İmanlu Avşarı ile birlikte kaydedilen Mısırlu, Yeni-İl’de, Koyuncu-Viran adlı bir yerde yaylıyordu. Oba, 1630 yılında 14 vergi nüfusu ve 5.330 adet koyuna sahipti. Mısırlu, 1641 yılında Bozok’taki Karapınar ve Bekmez-Götürdü yurtlarında yaylamaya başlamıştı.
Adı geçen Karapınar, incelediğimiz köylerden Karpınar olmalıdır.

4- Hodalar

 

Karpınar köyünün kurucu sülalelerinden olduğu söylenmektedir. Hoda, doğal olarak, yöre halkının anlam veremediği ve ad vurma geleneğinde yer vermediği ilginç bir addır. Bu durumda Hoda, büyük bir olasılıkla bir obanın adıdır. Bilindiği gibi, halk, Farsça’da tanrı anlamındaki ‘Hüda’ya, ‘Hoda’ der.
Hüda adlı bir oba, on altıncı yüzyılda Elbistan’ın Hurman nahiyesindeki (Pınarbaşının güneyinde) Binboğa dağlarında yaylaya çıkıyordu ve her yıl 100 akçe yaylak haracı ödüyordu. Obanın adı ‘Hüda’ kökenli olmayıp Hoda adlı bir yer olduğu halde, tahrir memuru bu adı ‘Hüda’ olarak yazmayı yeğlemiş olabilir.
Asıl önemlisi; bazen Hoda bazen de Hoba olarak kaydedilen bir Avşar obası belirlemiş durumdayız. Oba, Halep Türkmenlerine bağlı Receplü Avşarı içindeydi. Obanın adı, Yeni-İl, Rakka, Karaman, Kırşehri, Sis, Kayseriyye, Adana, Kars-ı Meraş (Kadirli), Zülkadriye (Maraş) ve Zamantı kazasıyla ilgili kayıtlarda geçmektedir.
“Türkmen taifesinden” biçiminde nitelenen Hoda, 1703 yılında Rakka’ya sürülmüştür. Obanın yurtları arasında, konumuz olan yöreye en yakın olanı, Zamantı kazası ve Kayseriyye livasıdır. Kayseriyye ile kastedilen, Zamantı’dır. İncelediğimiz köylerin halkları, Zamantı üzerinden buraya gelindiğini söylemektedir. Ayrıca; Alevi toplulukları barındıran Yeni-İl Türkmenlerinin bir bölümünün Zamantı nahiyesinde kayıtlı olduğunu biliyoruz.
Obanın yurtları arasında sayılan bazı yerler, obanın asıl yurdu olmayıp sürgünü ve göçebeliğiyle ilgilidir. Örneğin, Rakka, obanın sürgün yeri, Adana, Kadirli gibi yerler ise obanın göç yoludur. Karaman ve Kırşehri de obanın asıl yurdu değildir, obanın bir ara asıl yurdunu bırakarak buralara sarkmak istemesiyle ilgilidir.
Hoda-Hoba obasının yurtlarından en ilginci, kuşkusuz, Yeni-İl’dir. Rakka’ya sürülen topluluk, Yeni-İl Türkmenleri arasındaki bu obadır. (Sürgün tutanağındaki kayda göre obanın adı Hobalı değil, Hodalı olarak okunabilir.) Rakka sürgünü için 1729 yılında yapılan tahrirde oba, 10 bennak + 6 mücerred =16 vergi nüfusluydu (yaklaşık 56 kişi). Hoba’nın ya da Hoda’nın adının geçtiği kayıtlar 1690’lı yıllardan sonraya aittir. Bundan önceki tahrirlerde, Yeni-İl Türkmenleri arasında bu oba yer almamaktadır. Buna karşın, obanın bağlı olduğu Receplü Avşarı, Yeni-İl Türkmenlerinin Halep Türkmenleri kolunda adı geçen bir oymaktır.

 

5- Ağcalı

Anlatılanlara göre Ağcalı topluluğu Pınarbaşı’nın Hasa köyünden İğdeli köyüne oradan da Burunören köyüne gelmiştir. Hasa, 1563 yılı tahririne göre Maraş’ın Zamantı kazasının (Pınarbaşı ve Sarıoğlan’ın bir bölümü) Çörmüşek nahiyesinde yer alan 55 vergi nüfuslu bir köydü. Köy halkı Müslüman değildi. Hasa köyünde günümüzde Avşar’ın Kara Receb obası oturmaktadır.
On altıncı yüzyıl kayıtlarına göre Ağcalu topluluğu, başta Boğazlıyan olmak üzere Bozok’ta birçok yerde yurt tutmuştu. Burunören topraklarının bulunduğu Çubuk nahiyesinde Seyrekağıl, Örtülüce, Hamzalı ve Gevhertaş köylerinde de Ağcalu obası -göçebe olarak- barınıyordu. Bunlardan Örtülüce’nin öteki adı Resullü idi ki, 1240 yılında ortaya çıkan Baba Resul olayının önderi Baba Resul’e ad veren obadır.
Karaözü köyündeki Şeyh İbrahim zaviyesi için 1494 yılında düzenlenen bir tutanakta Ağca Kışla adlı bir mezranın adı geçmektedir. Bu mezra Karaözü köyü topraklarındadır.
Ağçalu obasının bir kolu Yeni-İl Türkmenleri arasındaydı. 1548 yılında Kangal’ın Mancılık yöresindeki Gökaven Hisarı yurdunda yaşayan Ağçalu, 4 neferan nüfusa sahipti. 1583’te 5 mücerred + 10 müzevvec = 15 vergi nüfusuna (55 kişi) sahipti. 1630-31 yılında Sultan Kethüda yönetiminde 3 neferana ve 410 koyuna sahip olan oba, 1641-42 yılında yine 3 neferan nüfusa sahipti ve Bozok nahiyesindeki Yosun Pınarı ve Kan yurtlarında yaylamaya başlamıştı. Bu son tahrirde, oba nüfusunun adı geçen yurtta bulunamadığı kayıtlıdır. 1644 yılında ise iki grup halinde Ekinci nahiyesinde yaşayan obanın 4 hanelik kolu, “perişan ve perakende” bir durumda, Güğercinlik’te (Kahramanmaraş ile Gaziantep arasındaki İslahiye yöresi) kışlıyordu. Obanın öteki kolu da aynı durumda olup 5 neferan nüfusluydu.
Bu Ağçalu obası, Şarkışla yöresindeki Gaziler-Mağarası ve Deli-İlyaslı köylerinin yakınında bir köye ad vermişti. Obanın buradan ayrılarak yukarıda sunduğumuz yurtlarda hareket etmeye başladığı anlaşılmaktadır.
1703 yılında Rakka’ya sürülen Receblü Avşarı obaları arasında Akça-Ali adlı bir oba yer almaktadır. Osmanlı tahrir yazıcısının -kendince bir anlam vererek- adı Ağcalı olan bu obayı, Akça-Ali biçiminde kaydetmiş olması mümkündür. 1729 yılında tahriri yapılan Akça-Ali obası, 16 bennak + 8 mücerred = 24 vergi nüfusuna (88 kişi) sahipti.
Ağcalı’nın en ünlü obası Hacılar’dır. Hacılar obası Anadolu’da birçok köy kurmuştur. Hacılar obasının önemli bir bölümü Safevi devletinin kuruluşuna katılmış ve devletin kuruluşundan sonra da etkin roller üstlenmiştir.
Tahrir kayıtlarında bu topluluk, Ağça ya da Ağca olarak okunmaktadır. Ağça’nın Alevi toplulukların ilk yurdundaki yeri, Kerkük’ün kuzeyidir. Topluluktan adını alan Kerkük’ün 46 km kuzeyindeki Ağçalar köyü sufilerin merkezidir. 1558 yılı tahririnde burası 80 neferanlı bir yerleşimdi.

 

6- Başıbüyükler

İğdeli köyünde yaşayan bir sülaledir. Bu sülalenin kökeni, Yeni-İl Türkmenleri arasındaki Başıbüyüklü obası olmalıdır.
1641 yılında Başıbüyük-oğlu olarak da kaydedilen oba, Kangal’ın batısında, Mancılık nahiyesindeki Han-ı Kesük (Kesük Han) yurdunda yaylıyordu. Bu tarihte 5 vergi nüfusu olan oba, 500 koyuna ve 12 deveye sahipti. Kayıtta Başıbüyük obasının Avşar boyuyla bir ilgisinden söz edilmiyor. Buna karşın, obanın Yeni-İl’in Halep Türkmenleri kolunda olduğu görülüyor.

 

7- Solaklar

Bu ünlü Alevi obasının adına Yerlikuyu köyünde rastlanmaktadır. Solaklar, Safevi devletinde adı geçen obalardandır. Pınarbaşı’nın Solaklar köyünü kuran Avşarlarla, İğdeli’deki bu Solakların ilgisi olmalıdır. Oba, Avşar’ın Koca-Nallı kolundandır ve 1702’de Rakka’ya sürülmüştür.

 

8- Hamed-uşağı

Eğer bu ad Hamid’in telaffuzuysa, (ki; halkın telaffuzu doğrudur. Arapça yazım gereği, Hamed ile Hamed’in yazımı aynıdır.) Yeni-İl Türkmenleri içindeki Hamid adlı oba, bu sülalenin kökeni olabilir. Yeni-İl tahrirlerinde adına yalnızca 1583 tarihinde rastlanan Hamid obası, Pir Bende Kethüda adlı birisinin yönetimindeydi ve 42 vergi nüfusuna sahipti. Hamid obası, Halep yöresinde Timur-İli adlı bir yerde kışlıyordu. Obanın Avşar boyuyla bir ilgisine rastlamış değiliz. Ancak; gerek yaylada gerekse kışlada Yeni-İl Avşarlarıyla aynı coğrafi ortamda bulunduğunu biliyoruz.
Asıl önemlisi; Kuzey Suriye’de, Türkmenlerin ‘Hamed’ olarak telaffuz ettiği bir yer vardı. Konumuz olan Avşarlarla birlikte Rakka’ya sürülen Beğdililerin bir destanında bu Hamed adı geçmektedir:
Taş-Demir’im de söyler özünden
Methedelim Beğdili’nin yazından
Ala Bucak, Kettele’nin düzünden
Hamed’in sancağın bastı Beğdili
Dolaysıyla, konumuz olan Hamed-uşağı, bu Hamed’den ad almış olmalıdır. Hamid adlı oba ile Hamed adlı bu yerin ilgisi konusunda kesin bir şey söyleyemiyoruz. Ayrıca; destandaki ‘Ala Bucak’ adı, bucak sözcüğünü içermesi yönüyle, konumuz açısından dikkat çekicidir.
Kısacası; Hamed-uşağı, Kuzey Suriye’deki Hamed’den gelmiştir. Bu durum, tarihini incelediğimiz halkın Halep kökenli olmasının kanıtlarından biridir.

 

9- Karahasan-uşağı

Körkuyu köyü halkının tümü bu sülaledendir. Karahasanlı, daha çok Maraş’ta rastladığımız ünlü bir Alevi obasıdır. Obanın Alevi toplulukların ilk yurdundaki yeri Kerkük’ün güneydoğusuydu.
Tahrir kayıtlarına göre Bozok’un Akdağ nahiyesinde Azizlü-Karahasan adlı bir kışlak vardır. On altıncı yüzyılda bu kışlakta Kırıklı adlı bir topluluk kışlıyordu. Akdağ nahiyesinin Karpınar, Yerlikuyu, İğdeli, Kaleköy ve Karaözü topraklarını içerdiğini yukarıda belirtmiştik. (Kırıklı, Safevi hükümdarı Nadir Şah’ın obasıydı. Oba, Avşar’a bağlıydı. Karpınarlı kaynağımız Gıröğzün diye bir yerden söz etmişti. Sözcüğün aslının Kırık-özü olması gerekir. Burasının Körkuyu köyüne yakın olup olmadığı konusunda okurların yardımını bekliyorum.)
Buna ek olarak; 1563 yılı kaydına göre Maraş’ın Zamantı kazasının Çörmüşek nahiyesindeki (Sarıoğlan’ın güney kesimi) Bücüş köyünde Kara-Hasanlılar vardı. Oba üyelerinin bir bölümü sipahiydi. İsmail oğlu Selman, Süleyman, Sarı, Ümmet, Hüseyin ve Uğurlu adlı kişiler bu sipahi ailesindendi. Bu adların Alevi ad vurma geleneğiyle uyumu dikkat çekicidir.
Karahasanlı, kışlağı Mardin olan Bozulus Türkmenleri arasında adı geçen obalardandır. On altıncı yüzyıl Bozulus tahririne göre bu oba, Veli Dede adlı birisinin yönetimindeydi.
Obanın bir kolu Yeni-İl Türkmenleri arasındaydı. Beğdili boyuna bağlı olan oba, 1583 yılında Kangal’ın Yellüce köyünde yaylıyordu. Oba, 1642 yılında da aynı yöredeydi.
Safevi devletine katılmak için Azerbaycan’a giden topluluklar arasında Kara-Hasanlu adlı bir oba vardı. Bu oba Avşar boyundandı.
Görüldüğü gibi, Yeni-İl Türkmenleri arasında Beğdili boyuna bağlı olan Karahasan obası, Azerbaycan’da Avşar boyuna bağlıdır. Azerbaycan’daki Türkmen oymaklarının sosyal yapılarının daha tutucu olduğu dikkate
lınacak olursa Karahasan obasının Avşar boyundan olması daha olasıdır.

 

 10- Aksarı (ya da Haksarı)

Haksarı’ların bir bölümü İran’da yaşamaktadır ve Alevi’dir. Bu ada Sarıoğlan yöresinde, daha doğrusu, Anadolu’da rastlamamız çok ilginçtir ve bu konuda daha ayrıntılı bir araştırmaya gerek vardır.

 

 11- Bektaşoğulları

İğdeli köyünde yaşayan bir sülaledir. Bu ad Bektaşlu biçiminde olsaydı, Bayındır boyunun bir obası diyecektik. Ne var ki, edindiğimiz izlenim, yakın zamanda yaşamış olan Bektaş adlı birisinin sülalesi biçimindedir.
Sonuç: İncelediğimiz sülalelerden Emirler, Mahmudoğlu, Hodalı, Karahasanuşağı, Mısıroğulları, Ağcalı ve Solaklar, Yeni-İl Türkmenleri içindeki Avşarlardandır. Başıbüyük de Yeni-İl Türkmenlerindendir. Yeni-İl Türkmenlerinin bir bölümünü Halep Türkmenleri oluşturuyordu. Bunlar, Kuzey Suriye’de kışlıyor, Divriği, Kangal, Şarkışla, hatta Pınarbaşı ve Bozok yörelerinde yaylaya çıkıyordu.

 

YEDİ BUCAK AVŞARI / Hamza Aksüt (4)

İmanlu Avşarı ve Receblü Avşarı

Konumuz olan sülaleler ilkönce, İmanlu Avşarı olarak anılan oymakta yer alırken 1702 yılındaki Rakka sürgünü sırasında Receblü Avşarı oymağı içinde yer almaktadır. Receblü Avşarı adı 1641 yılında da kayıtlarda geçmektedir. Bu kayda göre daha önce Taifi Avşarı olarak anılan bir topluluk Receblü Avşarı olarak da anılmaktadır. Receblü Avşarı, bu yılda Bozok nahiyesindeki Kızıl-Çöken yurdunda yaylamaktadır. Obanın vergi nüfusu 42, koyun sayısı 465, deve sayısı 2 idi. Kızıl-Çöken’in yerini belirlemiş değiliz. Karpınar’ın komşusu olan Kızılpınar’la bu adın ilgisi olabilir.

Taifi Avşarı

Taifi Avşarı, 1583 yılında biri Receb Kethüda yönetiminde, biri de Avretlü-Başcılar adlı olmak üzere iki obayla Yeni-İl’de yaylıyordu ve 303 hane + 35 mücerred = 338 vergi nüfusuna sahipti. 1641 yılında Bozok nahiyesindeki Kızıl-Çöken adlı bir yerde yaylayan obanın Bozuşat adlı bir obası daha kayıtlıdır. Taifi Avşarı, 1702 yılında Rakka’daki Belih ırmağı ile Akçakale yörelerine sürgün edildi.

Antep’te kışlayan Receblü Avşarı obaları, 1702 ile 1730 yılları arasında Urfa’nın güneyindeki Rakka çölüne sürüldü. Bunların büyük bölümü, Pınarbaşı yöresine kaçtı. 1732 yılında Anadolu müfettişi vezir Ahmet Paşa’ya gönderilen bir fermanda, Receblü Avşarı’nın iskanının kesinlikle sağlanması gerektiği, iskan fermanına uymayanların öldürülmeleri emredilmişti. Yukarıda verdiğimiz bilgilere göre bunlar yalnızca Pınarbaşı’na değil, Bozok nahiyesindeki eski yaylalarına, yani, konumuz olan köylere de kaçmışlardır ve günümüze dek burayı yurt edinmişlerdir.

Pınarbaşı ve Tomarza’daki Avşarlarla Yedi Bucak Avşarının İlgisi

Merak edilen durumlardan biri, Yedi Bucak Avşarı ile Kayseri’nin Pınarbaşı ve Tomarza ilçelerindeki Avşarların ilgisidir. Çünkü; Pınarbaşı ve Tomarza’daki Avşarlar günümüzde Sünni, Yedi Bucak Avşarı, Alevi’dir.

Pınarbaşı ve Tomarza’daki Avşarlar

Bucak Avşarı gibi Yeni-İl Türkmenleri arasındaydı. Hatta bunların bir bölümü, Yedi Bucak Avşarı gibi Receblü Avşarındandı. Örneğin, 1702 yılında Mahmudoğlu, Hodalı-Hobalı gibi Receblü Avşarı obalarıyla birlikte Rakka’ya sürülen Kara-Şeyhlü obası, bugün Pınarbaşı’nın Hanköyü, Gültepe; Tomarza’nın Kaman, Şabanlı, Ala, Arslanbeğli köylerindedir. Kara Şeyhlü obası, on altıncı yüzyılda, Yeni-İl’de yaylayan ve Körkuyu köyünü kuran Kara-Hasanlu obasıyla birlikteydi.

Emir (ya da İmir) sülalesi

Konumuz olan Emir (ya da İmir) sülalesinin bir bölümü ise Tomarza’nın Emir-Uşağı köyünü kurmuş olmalıdır. İmiruşağı, kayıtlarda adı geçen İmir Avşarı obasından olmalıdır. Yerlikuyu köyünde adı geçen Solaklar’ın bir bölümü, Pınarbaşı’nın Solaklar köyündedir. Yine; Pınarbaşı’da İğdeli adlı bir köy vardır ve burada Avşar’ın Deliler obası yerleşiktir.


Görüldüğü gibi, bu konuda şimdilik söylenebilecek olan tek şey, günümüzde ayrı mezheplere bağlı olan bu iki Avşar grubunun ‘emmidaş’ olduğudur. Ancak, bu konuda daha ayrıntılı bir çalışmaya ihtiyaç olduğu kesindir.

 

YEDİ BUCAK AVŞARI / Hamza Aksüt (5)

KÖYLERİN KURULUŞ TARİHİ

Halktan derlediğimiz bilgilere göre konumuz olan köylerin kuruluşu 1700’lü yıllardır. Kaynak kişilerden yalnızca birisi –en güvenilir kaynak kişi- köylerin 500 yıldan daha fazla bir zaman önce kurulduğunu belirtiyor.
Tahrir kayıtlarında Akdağ nahiyesinde Yellüce Kışla, Yellüce Viran ve Kuyulu Viran adlı yerleşimlere rastlanmaktadır. Akdağ nahiyesi şimdiki Çayıralan ilçesi ve çevresini kapsıyordu. Karaözü ve çevresi de bu nahiyedeydi. Bu köylerin Yerliburun ve Körkuyu köyleriyle ilgisi konusunda kesin bir şey söyleyemiyoruz. Aynı nahiyede yer alan İğdelüce köyünün konumuz olan İğdeli ile aynı olup olmadığını bilmiyoruz. İğdelüce’nün bir başka adı Halil Abdal idi ve burada bir zaviye vardı.

 
Halk dilinde “yerli” ile “yelli” sözcüklerinin telaffuzu aynıdır. Dolaysıyla, günümüzde resmi yazımda “yerli” ile belirtilen ad büyük bir olasılıkla “yelli” idi. Çünkü; “yerliburun” sözcüğü Türkçede bir anlam içermiyor. Yelliburun, “rüzgarlı-burun” anlamına geliyorsa da Beğdili boyundan olan Yellü obasının yurt tuttuğu yer anlamında da olabilir. (Yellü obası, Kangal’ın Yellüce köyüne ad vermiştir. Bu köy, Şeyh Şazeli ocağının merkezidir ve Yozgat yöresinde de talipleri vardır.) On altıncı yüzyılda Yellüce Kışla köyünde Yahyalu topluluğu göçebe olarak yaşamaktaydı. Bu durum, Yellü obasının buraya ad verdiği, ancak, daha sonra başka bir yerde yurt tuttuğu anlamına gelir.


Öte yandan; Yeni-İl kazasının sınırlarını belirten bir tutanakta Yelliburun adlı bir yerden söz edilmektedir. Yakınında Sekiz Afşar Yurdu, Yıva, Saru Yol, Kara Durak Gedüğü, Kuş Kayası, Kafile Geçüdü gibi yerler bulunan bu yerin konumuz olan Yerliburunla aynı olup olmadığı hakkında bir görüş öne sürmek için yörede bu yer adlarını soruşturmak gerekmektedir. Yıva adını dikkate alırsak, burası Gürün’ün Yuva köyü olabilir ki; bu durumda, adı geçen Yelliburun köyünün konumuz olan köy ile aynı olmadığı ortaya çıkar.
Tahrir defterlerinde Kaleköy’ün adına rastlanmıyor. Zamantı kazasının Pınarbaşı nahiyesinde Burun Viran adlı bir köy kayıtlıysa da, yöreye çok yakın olmasına karşın, burasının konumuz olan Burunören’le bir ilgisi olmasa gerektir. Çünkü; konumuz olan Burunören köyü toprakları on altıncı yüzyılda Bozok’un Çubuk nahiyesinde yer almaktadır. Bu nahiyenin güney sınırı, Maraş’ın kazası olan Zamantı’ya aittir.

 
Karpınar’a gelince: Yukarıda belirttiğimiz gibi burası 1641 yılındaki Yeni-İl tahririnde adı geçen bir yayladır. Yani; henüz köy değildir.
Yukarıda incelediğimiz sülalelerin bir bölümünün en azından 1641 yılında Karpınar köyünde yayladığını belirlemiş durumdayız. Köylerde yerleşik yaşama geçiş ise 1730’larda biten Rakka sürgününün hemen sonrasında olmalıdır.
Sonuç olarak; Yedi Bucak Avşarı’nın yöreyle göçebe olarak tanışması 600-700 yılık, köylere yerleşimi ise yaklaşık 260 yıllıktır, denebilir.


 

YEDİ BUCAK AVŞARI / Hamza Aksüt (6)

YÖRENİN ALEVİLİKLE İLGİSİ

Yedi Bucak Avşarı’nın barındığı yöre Osmanlı egemenliğinden (1516) çok önce Alevi obalarca yurt tutulmuştu. Özellikle Dede Garkın ocağına bağlı dede ocakları ve talip toplulukları bu yöreyi on üçüncü yüzyılda yurt edinmişti.
Dede Garkın ocağına bağlı Şeyh İbrahim ocağının zaviyelerinden birisi Karaözü köyünde Kızılırmak kenarındaydı. Bu konuda günümüze ulaşmış ilk kayıt, Dulkadır beylerinden Şahruh’un 1494 yılında onayladığı tutanaktır. Zaviye, Sivas-Kayseri, Sivas-Bozok ve Maraş-Bozok yollarının kavşağında, yani, çok önemli bir yerdeydi.
Şeyh İbrahim zaviyesinin tam yeri, Karaözü’de, Kızılırmak üzerinde yapılmış olan köprünün doğu ucunda, Kayseri yolu sapağının batısındaydı. Zaviye kalıntısı 1970’lerde yol yapımı sırasında yok edilmiştir.

 
Dede Garkın ocağının ve ona bağlı olan Şeyh İbrahim ocağının yörede önemli bir yere sahip olduğu anlaşılmaktadır. Çubuk nahiyesindeki Garkın, Resullü, Dokuzlar ve Dokuzderesi köyleri bu durumun kanıtlarıdır. Ayrıca, Sarıoğlan’ın hemen yanında yer alan Demürci Viranı, Sarıoğlan’dan daha güneydeki Sarımbeğ Viranı (öteki adı Ebul Hayr Kışlası’dır), Tersakan, Kaynar Pınar gibi birçok köyde Şeyh İbrahim talibi olan Demircili obası barınıyordu. Bozok yöresinde ise aynı ocağa bağlı Salmanlı oymağı, bir yöreye ad verecek kadar nüfusa ve etkinliğe sahipti.


Ocağın kurucusu, Şeyh İbrahim Hacı adını taşımaktadır. Ancak, bu ad konusunda okurların bilmesi gereken bir durum vardır. Bu ad, “İbrahim Hacı obasından olan şeyh” anlamında bir sosyal addır. Yani, ocak kurucusunun üyesi olduğu oba, İbrahim Hacı’dır. Şeyh İbrahim Hacı’nın doğuştaki adı ise büyük bir olasılıkla Şah Veli’dir. Şeyh İbrahim Hacı, Dede Garkın’ın halifesidir ve on üçüncü yüzyılda yaşamıştır. Dede Garkın ve Şeyh İbrahim Hacı, talip topluluklarıyla birlikte Mardin’in batısından Anadolu içlerine yönelmiştir. Talip topluluklardan olan Salmanlı, Demirci, Şekerhacılı, Dedeşli, Sülüklü gibi obaların coğrafi kökeni, Nusaybin’in batısındaki Suriye-Türkiye sınır bölgesi boyunca uzanan düzlüktür.

Ocağı kuran oba –yani, İbrahim Hacı obası- on altıncı yüzyılda bir köy olan Sarıoğlan’da oturan Çiçekli obasıyla ve Bozok’un Yukarı Kanak nahiyesinde göçebe olarak yaşayan Bahaeddinli obasıyla (bugünkü Bahadın kasabasını kuran topluluk) aynı grupta idi. İbrahim Hacı obası, Çubuk’ta Kesik Viran (ya da Kesek Viranı) köyünde barınıyordu. Bu köyün yeri Sarıoğlan kasabası yakınında olmalıdır. Çünkü, bazı kayıtlarda bu köy Maraş livasının Zamantı kazasının Hınzıri nahiyesinde görünmektedir. Hınzıri nahiyesinin sınırı Sarıoğlan’ın hemen yanından başlamaktadır. Kesek Viran köyünde, köyün adını taşıyan bir zaviye kayıtlıdır. Vakfiye suretini Dulkadır hükümdarı Alauddevle (ölümü 1516) onaylamıştır. Şeyh İbrahim ocağının en önemli talip grubu Salmanlı Avşarı’dır. Çok geniş bir coğrafyada yurt tutmuş olan Salmanlı Avşarı, Bozok yöresinde öteden beri kalabalık bir kitleye sahiptir.

 
Yörede etkin olan bir başka dede ocağı Malatya-Hekimhan’ın Kınık, Basak, Güvenç köyleri ile Yazıhan’ın Karaca köyünde üyeleri olan Hacım Sultan’dı. Bu ocağın etkinliği, Karaözü köyünün şimdiki topluluğunun yöreye gelmesiyle, yani, on yedinci yüzyılda (1600-1700 yılları arası) başlamıştır. Karaözülüler, Malatya’da adı geçen bu köylerde iken de aynı ocağa bağlıydılar. Yani, talipler Malatya’dan Kayseri gibi uzak bir yere gelmiş, ancak dede ocağından ayrılmamıştır.

Sözünü ettiğimiz yüzyıllarda yörede etkin olan bir başka dede ocağı Seyyid Selahaddin idi. Ocak üyeleri Pınarbaşı’nın Kızancık köyünde oturuyordu. Ocağın zaviyelerine Dulkadır devleti tarafından birçok yerleşimin vergi geliri tahsis edilmişti.
Seyyid Selahaddin ocağının bir zaviyesi ise Burunören köyü yakınında olduğunu tahmin ettiğimiz Toklucalu köyündeydi. Bu zaviyede iki kişi zaviyedardı.

Seyyid Selahaddin ocağı ile Şeyh İbrahim ocağının yakınlığı günümüze dek ulaşmıştır. Örneğin, Kangal’ın Hamal köyü halkının bir bölümü Şeyh İbrahim, bir bölümü ise Seyyid Selahaddin talibidir. Selahhaddin ocağı üyeleri (dedeleri) günümüzde Yozgat’tadır.

Tüm bu bilgilerden çıkan sonuç, tarihini araştırdığımız Yedi Bucak Avşarı yöresinin on üçüncü yüzyıldan (1200-1300 yılları arası) bu yana Alevi obalarla meskun olduğudur. (Değerli bilim adamı Faruk Sümer’in Bozok yöresindeki Türkmen topluluklarının yerleşme zamanını, bu bölgedeki Tatarların Timur tarafından götürülmesinden sonraki zamana bağlayan tahmini gerçeklerle bağdaşmıyor. Çünkü yöredeki Dede Garkın ve Şeyh İbrahim Hacı ocakları ve talip topluluklar on üçüncü yüzyılın ögeleridir.)

 

YEDİ BUCAK AVŞARI / Hamza Aksüt (7)

 

Konumuz olan yöre 1517 yılında Osmanlı devletince işgal edildi. Bu işgal ve mezhep farklılığı, Osmanlı devletiyle Türklerin, özellikle Alevi Türklerin önemli savaşlarına neden oldu. Bu savaşların bazıları konumuz olan yörede gerçekleşti.
Savaşların ilki, Tekelü Şah Kulu ile Osmanlı vezir-i azamı Hadım Ali Paşa arasında olanıdır. Antalya yöresi Türkmenlerinden olan Şah Kulu (Osmanlı yazarlar Şeytan Kulu diyorlar), Osmanlı güçlerini defalarca yendikten sonra Orta Anadolu’ya hareketlendi. İki ordu Çubuk ovasında 1511 yılında karşılaştı. Burada yapılan savaşta Osmanlı ordusu yine bozguna uğradı. Osmanlı veziriazamı Hadım Ali Paşa yaşamını yitirdi. Ne var ki; Şah Kulu da bu savaşta öldü. Şah Kulu’nun askerleri Azerbaycan’a giderek oraya yerleşti.

Savaşın yapıldığı Çubuk ovası, Sarıoğlan’ın bulunduğu düzlüktür. Çubuk, batıda Tuzhisar ile doğuda Akkışla köyü (şimdi kasaba) ve Gemerek arasındaki yörenin adıydı. Bununla birlikte bazı Osmanlı yazarları, (örneğin; Gelibolulu Mustafa Ali) savaşın Sarımsaklı’da cereyan ettiğini belirtmektedir.

Osmanlılarla Alevi Türkmenler arasındaki ikinci savaş da konumuz olan yörede cereyan etmişti. Boz-Oklu Şah Veli, Osmanlılarla ittifak kuran Dulkadır beği Şehsüvar-oğlu Ali’nin ve Boz-Ok valisi Üveys’in evlerini basarak olay çıkardı. Dulkadır ailesinden Hisar Beğ de Şah Veli’nin yanında idi. Şah Veli’nin üzerine yürüyen Osmanlının Rum mirmiranı Şadi Paşa, Zile’de yapılan savaşta yenik düşerek kaçtı.
Bunun üzerine Osmanlılar tekrar asker toplayarak Şah Veli’nin üzerine yürüdü. Karaman, Sivas vilayetleri ve Ali Beğ’in askerleriyle Şah Veli’nin askerleri Karaözü köyündeki Şahruh köprüsü yakınında karşılaştı.(24 Nisan 1519) Sabahtan karanlık basana kadar süren savaşta yenilen Şah Veli ve Dulkadır beyi Hisar Beğ, Zile’ye kaçtı. Şah Veli ve Hisar Beğ Tokat yöresindeki Çunkar topluluğu tarafından yakalandı. Şah Veli öldürüldü. Hisar Beğ, karısı ve çocuklarıyla birlikte hapse atıldı. Osmanlı kaynakları Celali nitelemesini ilk kez Şah Veli için kullanmıştır.

Kendi ailesine ve devletine karşı Osmanlılarla ittifak yapan ve onların hizmetine giren Ali Beğ, Kanuni’nin emriyle 1522 yılında öldürüldü.

Olayın öykühazin ve ibret vericidir:
Kanuni’nin fermanı elinde olan Osmanlı paşası Ferhat, Safeviler üzerine sefer yapılacağı kandırmacası ile Ali Beğ’i ve oğullarını Tokat’a çağırdı. Ali Beğ’i, Artova’da törenle karşılayan Ferhat Paşa, ziyafet sofrasında onu ve beş oğlunu öldürterek soyunu kuruttu. Bu olay üzerine Anadolu halkı “Osmanlı yiğit basandır” sözünü üretti.
Özet olarak anlattığımız bu savaşlardan başka, Kalender Çelebi, Baba Zünnun ve Şah İsmail adı verilen ayaklanmalar da incelediğimiz yörede etkin olmuştur.

İncelediğimiz yöre halkının kökeninin Halep Türkmenleri içindeki Avşarlar olması, yöre halkının Alevi olmasıyla yakından ilgilidir. Halep Türkmenlerinin beyi olan Mansur, buyruğundaki kalabalık bir Avşar kitlesiyle bir süre Akkoyunluların hizmetine bulunmuş, Safevi devletinin kurulmasıyla birlikte Azerbaycan’a giderek Fars valisi olmuştur. Mansur Beğ’in sülalesi de yöneticiliklerde bulunmuştur. Örneğin; torunu Şah-Ruh Sultan, Kuh-Giluye valisiydi. Çaldıran savaşında Safevi ordusunun önemli bir bölümü Avşarlardan oluşuyordu.


YEDİ BUCAK AVŞARI / Hamza Aksüt (8)

YEDİ BUCAK AVŞARI KÖYLERİNİN DEDE OCAĞI
Yöre halkının dede ocağı Sarı İsmail’dir. Ocağın Antep kökenli olduğu söylenmektedir. Ocak hakkında görüştüğümüz bir dededen ocağın tarih içinde izini sürmemize yarayacak herhangi bir ipucu elde edemedik. Görüştüğümüz kaynak, modern yayınlardan son derece etkilenmiş, ocağın tarihini de bu son derece genel bilgilerle uyumlu kılmak için bir hayli amatör çaba sergilemiş birisiydi. Örneğin; ocağın mürşidini öğrenememiş olmamız, konumuz açısından büyük bir veri eksikliği oluşturdu.
Tüm bunlara karşın ocağın kökeninin Antep olması, halkın kökeniyle uyumludur. Çünkü; Antep, Halep’te yer almaktadır. Bize göre ocak, büyük bir olasılıkla Gaziantep’in Sarılar-Milelis ve Sarılar-Çepni köylerindeki dede ocağı kökenlidir ya da en azından onlarla ilişki halindedir. Gaziantep’teki bu ocağın Yozgat’ın Akdağ yöresindeki Evci ve Çukurören köylerinde talipleri olduğunu biliyoruz. Ocakla bu köylerin halkının dede-talip ilişkisi 1940’lı yıllarda devam ediyordu.

Yörenin bir başka dede ocağı, Şarkışla’nın Hüyük köyünde yaşayan Ahioğlu’dur. Ahioğlu ocağı, Sivas’ın Zara ilçesinin Eymür köyü kökenlidir. Ocak, Şeyh Merzifani zaviyesi kökenlidir.
Bir başka dede ocağı Üryan Hızır’dır. Yerlikuyu köyünde talipleri olan bu ocak, Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesindeki Karahasanlıların da dede ocağıdır. Karahasanlı adlı obanın Körkuyu köyünün kurucusu olduğu dikkate alındığında bu, çok ilginç bir durumdur.


YEDİ BUCAK AVŞARI / Hamza Aksüt (9)

 

SÖZLÜK
Akdağ nahiyesi: Kızılırmak sınır olmak üzere Kayseri-Sarıoğlan ve Yozgat Çayıralan ilçelerinin topraklarını kapsayan nahiye. Konumuz olan köylerin bulunduğu yer (Burunören hariç)
Boy: Oğuzların 24 biriminden her biri, aşiret
Bozok nahiyesi: On yedinci yüzyılda Bozok’taki Yeni-İl Türkmenlerinden vergi almak için oluşturulan nahiye. Bu nahiye yalnızca göçebe birimleri kapsar.
Bozok: Yozgat’ın Akdağmadeni dışındaki yerlerini, Şarkışla’nın Emlek yöresini ve Sarıoğlan-Gemerek çizgisinin kuzeyini kapsayan yönetim birimi (Yozgat, on altıncı yüzyılda Bozok’un bir köyüydü.)
Çubuk nahiyesi: Tuzhisar’dan başlayıp Gemerek’te biten, Kızılırmak ile sınırlanan ve Bozok’a bağlı olan yer
Kaza: Genellikle herhangi bir merkezi (kasabası) olmayan, nahiyelerin toplamı olan yer.
Nahiye: Herhangi bir merkezi (kasabası) olmayan yönetim birimi, yer.
Oba: Boyun parçaları
Oymak: Yaylada ve kışlada birlikte hareket eden obaların toplamına verilen ad
Sülale: Obanın parçası
Yeni-İl kazası: Divriği’nin batısı, Gürün’ün kuzeyi, Kangal ve Ulaş ilçelerinin tamamı, Şarkışla’nın güney bölümünü kapsayan kaza. Bu kaza on altıncı yüzyılda oluşmuştur. 1600’lü yıllarda Zamantı ve Bozok nahiyeleri de Yeni-İl kapsamına alınmıştır.
Yeni-İl Türkmenleri: Yeni-İl kazasında yaylayan ve yerleşik bulunan Türkmenlerin tümüdür. Bunların göçebe olan grubu Halep Türkmenleri olarak ad almıştır. Aralarında çok az da olsa Kürt obaları vardır.
Zamantı kazası: Elbistan’ın kuzeyinden Tuzhisar, Sarıoğlan ve Gemerek’e dek uzanan ve Maraş livasına bağlı olan kaza.
Zamantı nahiyesi: Zamantı kazasının merkez nahiyesi