Seiteninhalt
Eingabe-Formular / Z. DEFTERi KAYIT FORMU
Süleyman Zaman
DÜNYA BARIŞ GÜNÜ
Bugün dünya barış günü!.
Hitler Nazilerinin 1 Eylül 1939 yılında, dünya egemenliğini ele geçirebilmek için Polonya’yı işgal ettikleri günün anlamına ve önemine dikkat çekmek amacıyla bugün dünyada “barış günü” ilan edilmiştir.
Peki, nedir barış; insanların ve toplumların, birlik ve bütünlük içinde güvenli bir şekilde yaşamalarıdır. Barış, herşeyden önce “güven”i içerir. Güven kardeşlik, dostluk, sohbet ve muhhabbet içinde yaşamak ve sevgiyi yaşatmakla söz konusu olabilir. Sevgi ise paylaşmayı, eksik olanı gidermeyi, üretmeyi, üretileni hakça bölüşmeyi kapsar.
Görüldüğü gibi, barış her şeyden önce üretmeye, üretilenden her insanın pay almasını gerektirir. Nesnel olarak eğer bir insanın karnı doymuyorsa o insan kendisini güven içinde göremez. Kendisini güven içinde göremeyen bir insan, zorunlu olarak başkalarına koşkuyla bakar. Karnını doyuramayan birisi, karnını doyurmak için savaşım içine girecektir. Bir de bu oluşum içine sömürü girdiğinde, ister istemez bireysel kavgalar yerini toplumsal çatışmalara ve gittilçe devletlerarasında savaşlara yol açar.
Böyle bir yapı içinde “barış” ortamını sürdürmek olanaksızdır.
Yaşadığımız dünyanın gerçeği de tam budur. Yani dünyada toplumsal ve ekonomik yapı “küçük bir azınlığın, büyük insanlığı sömürmesi üzerine” kurulmuştur. Ve tüm açıklığa yaşanılna gerçek şudur: “Sömürünün olduğu her yerde yoksulluk ve yoksunluk egemendir.” İşte tüm savaşların ve toplumsal uyuşmazlıkların ve kavgaların özü budur.
İnsalığın 1000 yıllık tarihi incelediğinda şu gerçeği görürüz: İnsalık bin yıllık süreç içinde yanlızca 100 (Yüz Yıl) savaşmamamıştır. 900 (dokuzyüzyıl) hep savaş halinde olmuştur. O halde “barışa ne kadar gereksinimiz olduğunu” her yerde haykırmalıyız…….
Son yüzyılda iki büyük savaş yaşanmıştır. Birinci ve ikinci dünya savaşları….. Bu savaşlarda 100 milyona yakın insan ölmüştür. Milyonlarca insan sakatlanmış, milyonlarca çocuk yetim kalmış ve nice insanlar korku içinde yaşamlarını sürdürmüşlerdir.
Son 25-30 yıldır dünyada bölgesel savaşlar hızla sürdürülmektedir. Birçok ülkede terör olayları yüzünden nice masum insanlar ölmüştür. Bugün dünyanın her yanında karğaşa, huzursuzluk, açlık ve yoksulluk en derin bir konumda sürmektedir.
1990’lı yıllardan iribaren Sovyetler dağılmış, bu dağılış sonucunda 14 ülke ortaya çıkmış; Yugoslavya paramparça edilmiş burada 3-4 yapı ortaya çıkmış; Çekoslovakya parçalanmıştır. Gürcistan’da iç savaş yaşanmış; Azerbaycan-Ermenistan; İran-Irak savaşı olmuş; Afganistan karğaşanın egemen olduğu bir ülkeye dönüşmüş; Pakistan ve Türkmenistan karışmış; Irak 3-4 parçaya ayrılmıştır ve bu ülkede milyonlarca insan ölmüştür. Yine ülkemizin Güneydoğu’sunda 30 yıldır devam eden ve PKK’nın saldırıları sonucunda yaşanan olaylar sonucunda binlerce insanımız yaşamını yitirmiştir. Yıllardır süren İsrail-Filistin savaşı sonucunda yine binlerce insan ölmüş ve orada çoluk-çocuk ve kadınlar demeden tün insanlar çok zor koşullar altında neredeyse susuz ve gıdasız bir ortamda yaşamak zorunda bırakılmışlardır.
Bugün dünya çok büyük bir ekonomik krizin içine hızla girmiştir. Bu kriz sonucnda milyonlarca insan işssiz kalmış ve bir çok işyeri de kapanmıştır. Bu durumunda dünyaya getirdiği tek şey: YOKSULLUK; ACI, KEDER ve tabiiki GÜVENSİZLİK…..
Büt[..] bu olgular sonucunda insanın kendisini “güven” içinde görmesi çok ta kolay değildir.
Tüm bu olumsuzluk sonucunda özlenen BARIŞ…….
Peki, tüm bu olayların ve olguların nedeni nedir? Bu sornun kocaman ve tek bir yanıtı bulunmaktadır. DOYMAK BİLMEYEN ÖZEL MÜLKİYETÇİLER ve OBLARIN GÜNÜMÜZDE Kİ TEMSİLCİLERİ yani KAPİTALİZM VEYA EMPERYALİZMDİR.
O halde, “barış”ı savunurken, bu gerçekliği bilmemiz ve Emperyalizme karşı bir duruş sergilememiz gerekmektedir.
Bugün kutlanılan Dünya Barış Günü insanlık adına çokta anlamlıdır. İnsanın insanlaşması ancak “insani değerlerin” yaşatılmasıyla söz konusudur.
1 Eylül Dünya Barış Günü; İkinci Dünya Savaşı sonrasında yaşama geçirilmiş ve insanlığın ortak belleğine bu savaşın acısını ve tüm olumsuzluklarını nakş etmek için yaşama geçirilmiştir. 1 Eylül 1939 tarihinde başlayan ve 3 Eylül 1945 tarihinde biten ve 6 yıl süren bu savaş dünyanın yaşamış olduğu en büyük savaşlardan birisi olmuştur. Bu savaşta insanlığın onuru da ayaklar altına alınmış ve toptanm ölümlere yol açan ve atıldığı bölgede tüm canlıları yok eden “Nükleer Bomba”ların da kullanıldığı bir savaş olmuştur. ABD’nin kullandığı “Nükleer Bomba” insanlık adına utanılacak en büyük “savaş silahı” olmuştur.
İkinci Dünya savaşının başladığı gün olan bu tarih insanlık tarihinin en karanlık en kan dökücü tarihi olmuştur. Bu savaş sonucunda 50-60 milyona yakın insan ölmüş ve milyonlarca insan sakat kalmış; birçok yerler virane dönmüş, insanlık büyük perişanlık ve zulüm yaşamıştır.
İşte dünya insanlığı gelecekte de bir daha böyle savaşları ve insanlık dışı görüntüleri yaşamaması için bu günü (1 Eylül’ü) Dünya Barış Günü olarak kutlamaya başlamıştır.
Peki, dünyamızda bugün barış var mı? Bu sorunun yanıtı kocaman bir hayırdır. İnsanlar geçmişten daha çok bugün birbirini boğazlamayı sürdürüyor. Bugün dünyada ekonomik sıkıntılar hat safhada. Açlık, sefalet, sağlıksızlık, eğitimsizlik, başı boşluk, terörizm, savaşlar ....bg. gibi şeyler bugünde olabildiğince fazlasıyla yaşanmaktadır.
Daha yakın geçmişte Irak’ta binlerce insan toplu olarak öldü. Ortadoğu’da, Balkanlar’da, Orta Asya’da bölgesel savaşlar sürüyor. Amerikan Emperyalizmi dünyaya egemen olmak için sağa- sola saldırıyor. Terör toplu kıyımlarla hedef gözetmeksizin binlerce insanı öldürüyor. Afrika’da ve dünyanın birçok bölgesinde insanlık açlıkla boğuşuyor. Dünyanın %20’lik zengin tabakası var olan kaynakların % 70-80’inin tüketirken; geriye kalan dünya nüfusu (yaklaşık % 80’i de); kaynakların % 20’siyle yetinmek zorunda bırakılıyor. İşte savaşların, olumsuzlukların, haksızlıkların tüm nedenleri bu bozuk gelir dağılımı ve kapitalizmin eşitsiz gelişim yasalarıdır.
Yenidünya düzeni denilen şey; emperyalist tekellerin önünde engel teşkil eden “Ulusal Pazarların” bu tekellerin hizmetine açılmasından başka bir şey değildir. Yeni dünya düzeninin dünya insanlığına getirdiği ise büyük bir kaos olmuştur.
Yeni dünya düzeni ile birlikte dünyada açlık, yoksulluk artmış, çalışanlar işlerini yitirmiş; bir çok işyerleri kapanmış; sanayii durma noktasına getirilmiş; halkın yararına çalışan bir çok kamu kuruluşları; büyük dev tekellerin hizmetine sunulmuş... vs. tüm bunlar insanlığa acı, ölüm, zulüm ve savaş getirmiştir.
Bugün dünyamızın dünden iyi bir konumda olduğunu söylemek çok zordur.
Dünyanın kurtuluşu üretimin arttırılması; herkesin çalışacağı istihdam alanlarının yaratılması; üretilen katma değerin adil paylaşılması, eğitimin, öğretimin, sağlığın... bg. ücretsiz sağlanmasından geçmektedir. Buna Kapitalizm izin vermiyor. Sorun Kapitalizmden kaynaklanmaktadır.
Barış, dünya insanlığının gündemine hemen gelmelidir.
Dünyada var olan kaynaklar tüm insalığa aittir. O halde bu kaynaklar insanlığın yararına kullanılmalı; akılcı, verimli ve doğru bir üretimle ve gerçekçi ve adik bir paylaşımla bu kaynaklar insalığa sunulmalıdır. Bunun ötesinde “barış”ı getirecek başkaca bir olgu bulunmamaktadır.
Sorun kaynakları verimli bir şekilde üretmek ve yaratılan katma değeri herkese hak ettiği bir konumda dağıtılmalıdır.
Karnı doyan ve geleceğe güven duyan insan barışı savunur ve barış ancak bu koşullarda yaşanır ve yaşatılır.
Bunun dışında başka da bir ilacı yoktur.
Tüm bu gerçeklere karşın, sanal da olsa tüm insanlığın “Dünya barış günü” kutlu olsun.
01.09.2010
Eren Eren
Merhaba Vedat bey,
Kisaca sormak istiyorum Cumhuriyet Turkiyenin neresinde cok merak ediyorum varda yoksa bizmi gormuyoruz,kalmayan bir Cumhuriyeti nasil kutlasin bu insanlar,yoksa yanlis bir yeremi bakiyoruz,Cumhuriyetin kalesi zannettikleri Kaleleride simdi daha net gordulerki o kalalerde Cumhuriyeti temsil etmiyorlarmis O Cumhuriyet zaten var olmadan yok olmaya yuz tutmustu.Ataturkun olumu ile goreve tabi olanlar gozune kulu coktan serpmislerdi,saygilarla.yoksa yaniliyormuyuz.
Ali avar
CANLI YAYIN
Canli Yayinda Sizleride Aramizda Görmekden Mutluluk Duyariz : 03.09.2010 Apocan Demir sizlerle Türkiye saat: 20:00 herkezi bekleriz www.karpinarfm.de
altan doğan
sivas/altınyayla yassıpınar köyü hangi türkmen boyuna mensup ve hangi ocağa bağlı
Vedat TATAR
GEÇEN SENE DE YAZMIŞTIM.
YİNE ÜZÜLDÜM, UYARMAK VE YAZMAK ZORUNDA KALDIM
Vedat TATAR
30 Ağustos 2009 tarihinde saat 11:00 de turkmensitesi.com adresini ziyaret ettiğimde hayal kırıklığına uğradım. Sevgili Secati “30 Ağustos Zafer Bayramını” kutlayan bir yazıyı sitenin ana sayfasına koymuş.
Gururlandım ve ana sayfada tüm yöremizin internet sitelerinin isimlerinin bulunduğu çizelgedeki köy ve kasabalarımızın üzerine gelerek tıkladım. Keşke yapmasaydım. Sadece www.turkmensitesi.com, www.teneli.com ve birde Keziban hanımın sitesinde milli kurtuluşumuzun imzasının atıldığı bu büyük zaferle ilgili kutlama mesajı görmüştüm. Kendilerini de kutlamıştım. Yöremize yakışanı yapmaları da ayrıca beni mutlandırmıştı. 30 Ağustos 2010 saat 11:00 da yine turkmensitesi.com adresini ziyaret ettim ne yazık ki bu kez Secati dostum geçen seneki güzel dizaynını yapmamış. www.karaozununsesi.com, www.igdeli.com. www.igdelininsesi.com. ve www.yediavsarlar.com sitelerimizin yöneticileri kurtuluşumuzun 88. yıldönümünü unutmamışlar.
Yöneticilerinin aydın ve çağdaş insanlar olması nedeniyle bazı sitelerimizin bu önemli güne kayıtsız kalmasını içime sindiremedim. Ama sanki bizim yöremiz etnisite ile anılırmışcasına iktidarın ve dış güçlerinde desteklediği alt kimlik-üst kimlik söylemleri ile çağdaş cumhuriyetin bir kenarından da ALEVİ kökenlileri ayartarak yıkım sağlamak istedikleri oyunlara kaynak teşkil ettirilmek istendiği izlenimine alet olduğumuzu düşündüm.
Ancak o arkadaşlarımızın bu düşünce de olmadıklarını da biliyor “Ulusal günlerine sahip çıkmayanların dini günlerini de kutlayamayacağını” benden iyi bildiklerini de düşünerek;
CUMHURİYET OLMAZSA OLMAZIMIZDIR,
ATATÜRK YOLU DIŞINDA ÇAĞDAŞLIK ve EŞİTLİK BİZE TANINMADI-TANINMAZ
düşüncesiyle BÜYÜK ZAFERİMİZİ KUTLAYACAĞIMIZ NİCE BAYRAMLAR DİLİYORUM.
30 Ağustos 2010
Vedat TATAR
Süleyman Görgülü
REFARANDUM‘da EVET OYU ÇIKARSA NE OLUR?
Süleyman Görgülü
Referandum’da EVET oyu çıkarsa ne olur ? Hiç bir şey olmaz siz merak etmeyin öyle muhaliflerin söyledigi gibi Türkiye’ın sonu gelmez.
EVET çıkarsa Referandum‘dan Başbakanımızın ağzı kulaklarına gelir sevinçden, yapdıgı işlerin dogru olduguna inanır.
Cumhur Başkanı Gülün Gülleri açar Referandum‘dan EVET oyu çıkarsa.
EVET oyu çıkarsa Referandum‘dan Ergenekon davasın’dan102 Kişi için kaldılan tutuklama karar, yeniden gündeme gelir ve tutuklama kararı çıkar.
Referandum‘dan EVET oyu çıkarsa, Devlet güvenlik Mahkemelerin’de gizli tanık sayısı artar .
EVET oyu çıkarsa Referandum‘dan Islak imzalar hiç kurumaz
Yürütme Yasanın önüne geçer Referandum‘dan EVET oyu çırarsa.
EVET oyu çıkarsa Referandum’dan Cumhurbaşkanı‘nın yapacagı atamaları Başbakan yapar.
Melih Gökçe Televizyon Televizyon dolaşır CHP genel başkanı Kemal Kiliçdaroglunu Duelloya davet eder, EVET oyu çıkarsa Refereandum’dan.
Melih Gökce Haytının en büyük hatasını yapar, Kemal Kılıçdarogluyla ikinci kez Televizyon porogramında tartışmaya girerse, çünkü Melih Gökce ilk Tv Porogram tartışmasında Kemal Kılıçdaroglu CHP başkanı oldu, ikinci ratışmasın’da ise Kemal Kılıcdaroglu Başbakan olur.
Kemal Kılıçdaroglu bir konuşmasında, Melih Gökçe için ben onu adam yerine koymuyorum demişdi ve şimdi o sözünden vazgçer Mekih Gökce’yı adam yerine kor EVET oyu çıkarsa Referandum’dan.
EVET oyu çıkarsa Referandum’dan Tunceli‘ye yardım dagıtmaz AKP Hükümeti örnegin Buzdolabı, Çamasır makinesi Üçlü koltuk Vs Gerçi Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan Tunceli’ye Dersim diyor ama olsun bu kadar hatayı, daha önceki Başbakanımız’da yapmadımı? Örnegin, Ak Denize Karadeniz ve Kara Denize‘de Akdeniz demiyormuydu Prof. Dr. Tansu Ciller.
EVET oyu çıkarsa Referendum‘dan AKP hükümeti Yazın Buzdolabı Kışın Kömür dagıtır, daha önceki yapmış oldugu hatyı yapmaz Kışın Buzdolabı Yazın Kömür dagıtmaz, çünkü önümüzdeki seneye genel Seçim var.
EVET oyu çıkarsa Referandum’dan Başbakanımz her eve Üç çocuk yerine bu seferde Altı çocuk ister bizlerden. Türkiye‘de Nufus patlamsı olur
Referandum‘dan EVET oyu çıkarsa, Başbakanımız tekrar meydanlara çıkıp, biz halkdan destek aldık, her ne pahasına olursa olsun KÜRT açılımına sonuna kadar devam diyecek der
EVET oyu çıkarsa daha önceden meydanlarda CHP Dersimı Bombaladı sözüne, Dersim İsmet İnönü‘nün emriyle Bombalandı diyecek Başbakanımız.
Referandum‘da EVET oyu çıkarsa, bu yaz sıcagın‘da meydanlarda halkı serinletmek için su sıkan bu AKP Hükümeti, Kışın Biber gazı sıkar. Grev yapan Tekel işcilere yapdıgı gibi.
Referandum’da EVET oyu çıkarsa ne olur ? Hiç bir şey olmaz Dünyanın’ın sonu gelmez.
Yazar Süleyman Görgülü
23.08 2010
goerguelue@yahoo.de
YUSUF METİN KIRIM
YOLUNUZ YOLUMUZ BİZ BU YOLDA ÖLÜRÜZ.
BAN ALEVİ KÜLTÜR DERNEKLERİ KONAK / İZMİR ÜYELERİNDEN
Orhan CEYLAN
Merhaba canlar
14 Ağustos yol tv'de konuşmamı bütün canlarla paylaşmak istedim.
Kendi menfaatini ön plana alan din tüccarlarının nemalanmasına fırsat vermeyeceğiz. Bu cümlemin üzerine basa basa söylüyorum.........
Bizler kendi menfaatimizi değil her zaman halkın menfaatini ön planda gözetmek için yola çıktık, Pir Sultanın güzel bir sözünü hatırlatmak isterim. Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan.
İnandığımız davanın peşini kirli ellere bırakmayacağımızı bir daha belirtmek isterim, Hacı Bektaşi Velinin söylediği sözünü hatırlatmak istiyorum, gelin canlar bir olalım iri olalım diri olalım
At gözlüğü takarak birilerin peşinde körü körüne gitmeniz İnsanlık onuruna yakışmayacak bir davranış, birilerinin çıkarlarına çanak tutarak, bir bardak suda fırtına koparmak çağdaş insana yakışmaz, bizler kültürümüzü yaşatmak için Hacı Bektaşi Velinin, Pir Sultanın ve Yunus Emrelerin yolunu kendimize düstur edelim.
Nizipleşmek hiçbir kimseye yarar sağlamaz, ancak birlik beraberliğimizi bozar, bencil insanlara meze olmayalım, aklın yolu birdir.
Bu sorun hepimizin ortak sorunu yurt içi ve yurt dışında yaşayan alevi iş adamlarını ve vatandaşlarımızı duyarlı olmaya çağırıyor, katkılarını bekliyoruz.
Ayrıca 20 ağustosta yapılan genel kurul toplantısında beni tekrar başkan olarak seçen üyelerimize bir daha teşekkür ederim, İğdeli halkının güvenine layık olmaya çalışacağım, 30 senelik askerlik hayatımda ince hesaplar peşinde olmadım, bundan sonrada olmayacağımı bütün canların bilmesini isterim, sadece dava insanı olduğumu bilmelerini isterim, benim bu cümleleri sarf etmem yanlış olur ama yinede yazmayı gerek duydum, para benim için her zaman araç olmuştur amaç olmamıştır. Bunuda zaman geçtikçe ortaya çıkacaktır, bunları söylemek henüz erken sözlerime son verirken bütün canlara saygılarımı sunarım.............
İğd[..] Köyü Dernek Başkanı
Orhan CEYLAN
Vedat TATAR
NEDEN HAYIR DİYORUZ
-2002’de bitirdiğimiz PKK terörünü yeniden hortlatan AKP ye HAYIR diyoruz.
-Askerimizin başına çuval geçirilmesine HAYIR diyoruz.
-Ananı da al-git üslubuna HAYIR diyoruz.
-Milletimize açlık oğluna gemicik getiren siyasete HAYIR diyoruz.
-Etnik köken açılımları ile 1000 yıllık kardeşliğimizi bozan AKP siyasetine HAYIR diyoruz.
-Taksime’e cami yapmak için gelip Van’da klise acana ve Ruhban okuluna evet diyenlere HAYIR diyoruz.
-BDP eş başkanı olup da Musul ve Kerkük’ü Barzani’ye satanlara HAYIR diyoruz..
-Mavi Marmara gemisinde şehit edilen evlatlarımızı unutan AKP’ye oportünist anlayışına HAYIR diyoruz.
-Şehitlerimiz ve Şehit Ailelerimiz için, geleceğimiz için AKP ye HAYIR diyoruz.
-AKP’ nin tek parti darbesine HAYIR diyoruz.
-AKP’ nin 8 yıllık yalan-talan düzenine HAYIR diyoruz.
-AKP’nin aldatma kandırma düzenine HAYIR diyoruz.
-12 Eylül’ de 12 Eylül anayasasına HAYIR diyoruz.
-Recep’ in diktesine de 12 Eylül diktasına da HAYIR diyoruz.
-Yargıyı siyasallaştırmaya HAYIR diyoruz.
-Değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen maddelerin değiştirilmesine HAYIR diyoruz.
Anıl KORKMAZ
Benim adım Anıl KORKMAZ. Bazılarınız beni tanır ama ben yinede kendimi tanıtayım.. .Ben; Burunören köyünden Yusuf ve Selver KORKMAZ´in oğlu Kemal KORKMAZ´in ogluyum.Neden hep siyaset konuşuluyor belli degil ama ben yinede sizlere birşeyle söylemek istiyorum.Hep siyaset değilde Türkiye`nin şu sorunları konuşulsa: Ekonomik kirizi, diger doğu illerin sorunlarının çözülmeleri hakkinda konuşsak ,Türkiye`de ki sorunları konuşsak ne güzel olur !... Ama haberlerde görüyorsunuz meydan kavgaları yapıyorlar olumsuz şeyler ortaya çıkıyor.Belki sizler için iyi olabilir ama birde bizleri gelecegin genclerini düşünün...Son birşey demek istiyorum ben; 12 yaşımdayım,düşünceksiniz bu sözler alıntımı! Hayir birden aklıma geldi.
Son söz olarakta;
HAYATTA HERKESiN BİR KUŞU VARDIR. O KUŞ UÇARSA ARTIK KUSUNUZ YOK DEMEKTİR !
Saygilarimla...
Anil KORKMAZ /ANTALYA
Yorum:
KiMiN TORUNU ?
Sevgili Anil gözlerinden öperek tamda Yusuba dedenin torunu oldugunu kanitlamis oldun.:)))Hemende Türkiye`nin ekonomisi demissin.Galiba babanin ekonomisini düsünüyorsun?:)))
Sana kizacaktim ama bilgisayarla fazla ilgilenmiyordur diye anlayisla karsiladim.isi hemen saglama bagladin.Yusuf dedenin torunu oldugunu kanitladin.Bu laflari doldurmami diyede sormuyoruz.Gayet simdiki genclerimizden bekledigimiz söz ve düsüncelerdir.Seni candan kutluyorum.Ama bir daha ki sefere kizarim.Neden dersen?
Türkce`yi güzel kullan bu bir,
ikinciside 12 yasindasin imla kurallarina uymalisin.Yarin insallah okurda her hangi bir amir-memur olursun imla kurallarini bilmeden yazilasma yaparsan önemsemezler bile!
Bu güzel düsünceni bizlerle paylastigin icin tesekür ediyor ve simdilik ben düzeltiyorum yazilarinin devamini bekliyorum...
Sevgilerimle selamlar.
Muzaffer ARICA amcan.
yusuf aslan
YÜCE ATATÜRK'ÜN TÜRK MİLLETİNE MİRAS BIRAKTIĞI T.B.M.M. SAYIN ÜYELERİ, BİR ANAYASA REFERANDUMU İÇİN BU YÜCE HALKTAN EVET, YADA HAYIR DİYE OY İSTİYORSUNUZ, EVET OY İSTİYORSUNUZ AMA, ANCAK SİZLER BU MİLLETE NE KADAR FAYDALI OLDUNUZ DİYEDE DÜŞÜNMEZ DEĞİLİM YANİ. YİNE, ANCAK SÖZÜN BİTTİĞİ YERDE'DE KUL YUSUF ASLAN'IN BİR ŞİİR'İNE KULAK VERMENİZİ ARZ EDİYORUM.
SAYGILARIMLA.?
--[..] BİLE YOK.!
ŞU ÖMRÜMDE DOSTLAR ÇOK ALEM GÖRDÜM
ÇOĞUNUN CEBİNDE PULU BİLE YOK
FAKİR FUKARAYI BER TARAF BULDUM
YİYECEK EKMEĞİ SUYU BİLE YOK
HAK DİNİM ADINA ETME PAZARLIK
GÖZ DEĞMESİN DİYE TAKMA NAZARLIK
SENİN YAPTIKLARIN HEP YARAMAZLIK
HELE BAK YÜZÜNE NURU BİLE YOK
KİMİ MEBUS OLMUŞ KİMİDE VALİ
HAR VURUP SAVURUR ZEVCESİ YARİ
NE OLACAK BEYLER FAKİRİN HALİ
ALTINA SERECEK ÇULU BİLE YOK
KUL YUSUF DER EY ERENLER DERVİŞLER
NE YAZIKKİ SİZİ ÖTELEMİŞLER
ADEMİN ŞAŞTIĞI YOLA GİRMİŞLER
ALLAH İÇİN HAKKIN KULU BİLE YOK.!
SÖZ: YUSUF ASLAN.
Aydıner KILIÇ
AYIRMAN BİZİ
Karpınar iğdeli caımdan candır,
Yerlikuyu köyü damarda kandır,
Kaleköyüm bana onurdur şandır,
Canımdan cansınız AYIRMAN BİZİ.
Burunviran belli ufacık bir yer,
Alevi,Kızılbaş diyorsa eger,
Tek vücuk,tek yumruk olmaya deger,
Canımdan cansınız AYIRMAN BİZİ.
Adımız Kızlbaş varmı ötesi,
Taplanın canlarım bizlik olası,
Adını koyalım canlar obası,
Canımdan cansınız AYIRMAN BİZİ.
Büyükler bu sözler size yazıldı,
Böldünüz bizleri mezat kazıldı,
Adımız kızıl baş diye yazıldı,
Canımdan cansınız AYIRMAN BİZİ.
Toplanıp büyümek bize yakışan,
Sarılıp el ele verip tuttaşan,
Acıda,sevinçte her an buluşan,
Canımdan cansınız AYIRMAN BİZİ.
Aydıner yürekten çagrı yapıyor,
Okuyup canlarda destek oluyor,
Canlarım durmadan selam yolluyor,
Canımdan cansınız AYIRMAN BİZİ.
İsmail DOĞAN
YA SAHİP ÇIKACAĞIZ YA KAYBEDECEĞİZ
Değerli yurtsever, milliyetçi, laik, demokrat, Atatürkçü ve bağımsız Türkiye sevdalıları;
12 Eylül de referanduma sunulan anayasa değişikliği ülkemizin bağımsızlığı, laiklik, bölünmez bütünlüğü ve yargı bağımsızlığımıza sahip çıkmamız için son fırsattır.
Bir tarafta;
Laiklik karşıtı örgütlenmeden odağı olmakla suçlu bir parti, bölücü örgütün siyasi temsilcisi olan bir parti, AB, ABD, PKK, ölüleri bile oy kullanmaya çağıran cumhuriyet düşmanları var.
Diğer tarafta ise;
Laik, demokrat, cumhuriyetçi, milliyetçi be bağımsız Türkiye Sevdalılarılar.
Biliyoruz ki biz bölücülerden daha çoğunluktayız fakat sandık da oy sayılacak.
13 eylül sabahı geleceğimizi karartmak istemiyorsak 12 eylülde her türlü fedakarlığı yapıp OYUMUZU ÜLKEMİZİN HAYIR’I İÇİN KULLANALIM.
OYUNU NE BAHANE OLURSA OLSUN KULLANMAMAK VATANA İHNETTİR GELECEĞİMİZİ KARARAMAKTIR UNUTMA!
Karşındakiler ölüleri bile oy kullanmaya çağırıyor BİR OY BİR OYDUR!
Sevgi ve saygılarımla
İsmail DOĞAN
ANKARA
Doğan Doğan
ONLARI TUTAN YOK.
Bu bir kafatasçılık yada milliyetçilik için söylenmiş söz değildir. Söz, bu ülkeyi bölmek isteyenlere;
Araplara benzemek isteyenler, onlar gibi olmak isteyenler herhangi bir arap ülkesine gidip yaşabilirler. Onları tutan yok.
Amerikalı, ingiliz, fransız gibi modern!!! yaşamak isteyenler bu ülkelere gidip yaşabilirler.
Onları tutan yok.
Atatürk’ü ve onun silah arkadaşlarını sevmeyenler,onlardan nefret edenler, başka liderlere gıpta edenler başka ülkelere gidip yaşayabilirler.
Onları tutan yok.
TÜRK olmalarından utananlar, “Lazım, Çerkezim, Kürdüm ama ben Türk milliyetçisiyim” demekten utananlar ve bu ülkede özgür olmadıklarını savunanlar başka ülkelere gidip yaşayabilirler.
Onları tutan yok.
Gazetecilik yada sanatçılık yapıyorum diye toplum ahlakını bozmaya, zorlamaya vede her fırsatta yabancılara özenmeye çalışan sözde gazeteciler vede sözde sanatçılar bu ülke dışında başka yerde yazsınlar ve sanat üretsinler.
Onları tutan yok.
İslamiyeti bir yaşam biçimi haline getirmeye çalışarak, bu ülkede şeriat alt yapısını oluşturmak isteyen zihniyetler bu uygulamayı çok seven diğer ülkere gitsinler.
Onları tutan yok.
AB ülkeleri gibi olmalıyız adı altına ülkemin değerlerini,ahlakını vede özünü bozmaya çalışanlar hayran oldukları ülkelere gitsinler.
Onları tutan yok.
AMAAAA;
Bu kadar imkanlarına rağmen gitmemekte direnmelerini ve bu ülkeyi parçalamak için burada kalmalarını gerektiren durum nedir biliyormusunuz?
Şahsiyetleri[..] karakterlerini ABD vede avrupa ülkelerinden gelen banka hesaplarına sattıkları için bu ülkede kalmaya mecburlar. Yoksa bir avuç suda boğarlar bu ülke dışına çıktıklarında. Bunu herkes biliyor.
Denesinler bakalım ABD’yi yada bir avrupa ülkesini “insan hakları” adı altında bölmeye çalışmayı ?
O gün onları kimse bulamaz!!
"ANITKABİR'DEN YÜKSELEN SES"
Aydıner KILIÇ
BU SORUM BÜTÜN TÜRK HALKINA
15 BİN (MİLYAR) MAAŞLA GEÇİNEMİYORUM
DİYEN RECEP TAYİP ERDOĞONA ŞU SORUYU SORSUNLAR
ULAŞIM PARASI VERMEZSİN EV KİRAN ELEKTİRİK ISINMA
GİDERİN YOK
YEMESİNİ İYİ BİLİRSİN
VERMESİNİ ASLA...????
...PEKİ 400---500 TL,ye ÇALIŞAN
İŞÇİ EMEKLİ
KÜÇÜK GÖRDÜĞÜN MEMUR EV KİRASI MUTFAK
ULAŞIM OKUL ELEKTİRİK SU ISINMA PARASI VERİRLERKEN
NASIL GEÇİNSİN EL İNSAF BE ADAM
BUMUDUR KUL HAKKI YEMEMEK,,??
BUMUDUR YETİM HAKKI YEMEMEK,,?
BUMUDUR SENİN İSLAM ANLAYIŞIN,,?
BUMUDUR SENİN İNANICIN,,,,,,,,,?
GELDİN SİYASETİDE KİRLETTİN,,,,?
BARİ DİNİMİ SU İSTİMAL ETME,,,,,?
GERÇİ BİZLER SENİN BİR SAAT ÖNCE SÖYLEDİĞİNİ
İNKAR ETME ÖZELLİĞİNİ BİLİYORUZ
AMA HALEN
KÖRÜ KÖRÜNE SANA DESTEK VERENLERİN AKLINA ŞAŞARIM
ŞİMDİ MİLLET BAŞLARINI ÖNÜNE YIKIP DÜŞÜNMELİ
HEMDE BİLERCE DÜŞÜNMELİ...???
O KASIM PAŞALI AZINDAN
ÇİRKEFLİĞİNDEN KURTULMAK İÇİN
12,EYLÜLDE HADDİNİ BİLDİRMELİ
BENDEN SANA YÜZBİN KERE
HAYIR HAYIR HAYIR
HAAAAYYYYYIIIIIIRRRR
[..] başkanıTürkiye'ye gelmiş!
Bir taksiye binmiş...
Başkan: şu köşeye çekte...... bir kontör alayım
...Şöför: aaa olur mu kontör artık camilerde satılıyor.
Başkan: saçmalama, camiler ibadet yeri değil mi?
--Şöför: ibadet artık üniversitelerde kamu kurularında yapılıyor.
Başkan: saçmalama, orası eğitim yuvası değil mi?
--Şöför: olur mu? eğitim artık hapishanelerde veriliyor.
Başkan: saçmalama, hapishanede hırsızlar, şerefsizler olur.
--Şöför: olur mu! şerefsizler, hırsızlar şimdi mecliste !!
Başkan: Şaçmalama nasıl olur bu.?
--Şöför efendim o sizde geçerli
Başkan: anlamadım ne demek bu
--Şöför: bizde yolsuzluk kalpazanlık
ihaleye fesat karıştıran nitelikli dolandırıcı vergi kaçıran
en önemliside malının servetinin kaynağını açıklayamayanlar
mecliste millet vekili bakan başbakan.
Başkan: Namuslu Temiz Aydın vatandaş yomuki,
--Şöför:. Derin bir offf çeker var efendim hepsini ceza evine
koydular
SEVGİLİ CANLAR DOĞRULARI
YAZMANIN SÖYLEMENİN SUÇ
OLDUĞU BU ÜLKEDE SUSMADAN
YAZMAKTAN HAKKINIZI ARAMAKTAN
KORKMAYIN
EEEEEE[..] HAYIR DİYELİM DEEE
HAYRIMIZ DOKUNSUN ÖYLE YA
HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR
Süleyman ZAMAN
ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ VE ALEVİLER- BEKTAŞİLER
12 Eylül 2010 günü yapılacak olan bu Anayasa Değişikliği konusunda ki görüşümüzü bu yazı çerçevesinde belirtmek istiyoruz.
Bu konuda ki en net görüşümüzü en sonunda söyleyeceğimizi en başta söylersek deriz ki: Söz konusu bu Anayasa Değişikliği; her şeyden önce AKP'yi ve dolasıyla Tayyip ERDOĞAN'ı kurtarma veya iktidarın güdümünde bir hukuk yaratma yasası olduğudur.
Bu değişiklikle ne Alevi-Bektaşilere, ne üretenlere, ne işçilere, ne çiftçilere, ne memurlara, ne emeklilere ve ne de ülkenin demokratik hareketine bir katkı sunmadığını görüyoruz.
Bu Anayas Değişikliğinin:
-Demokratikleşmeyle,
-Özgürleşmeyle,
-Darbelerle hesaplaşmayla,
-Çağdaşlaşmayla,
-Kadın haklarıyla,
-12 Eylül'le hesaplaşmayla... vs. uzaktan yakından bir ilgisi bulunmamaktadır....
Buna karşın:
Getirilen 26 maddelik değişiklik içinde öyle maddeler var ki bu maddeler büyük tuzaklarla dolu. Bunlardan birisi Anayasa Mahkemesinin ve bir diğeri de HSYK'unun yapısıyla ilgili olanlardır. Mevcut AKP iktidarı yapılan değişiklikle özellikle Hukuku tamamen ele geçirmek için yüksek mahkemenin üyelerinin ve HSYK'unun üyelerinin kendi görüşlerine yakın üyelerden oluşmasının alt yapısını ve yasal koşullarını oluşturmaktadır. Bu toplum için çok büyük bir tuzaktır.
Özünde demokratik toplumların en önemli yapısı erklerin ayrımına daynamasıdır. Bu anlamda bir ülkenin demokratik bir toplum olup- olmadığının ölçütü o ülkede Yasama, Yürütme ve Yargının özerk ve ülke yönetiminde söz sahibi olup olmamasına bağlıdır. Gerçek anlamda demokratik ve çağdaş bir ülke bu üç önemli kurumun kendi görev ve sorumluluklarını yerine getirip getirmemsiyle birebir ilgilidir. Eğer bir ülkede Yargı'nın eli kolu bağlıysa, Yargı kendi işlevselliğini normal koşullarda yerine getiremiyorse ve yürütmenin yargı üzerinde baskısı varsa o ülke asla demokratik bir ülke olamaz. Yargının işevsiz kaldığı toplumlarda ancak otoriter yönetimler işlev kazanır.
Söz konusu bu Anayasa Değişikliğiyle Yürütmenin (Hükümetin) Yargı üzerinde bir baskı kurmaya çalıştığını görmekteyiz ve yukarıda sözünü ettiğimiz tek başına iki yasanın bunun için bu değişikliğe konulduğunu düşünüyoruz. Esas olanda bu iki madde olduğunu görmekteyiz. Çünkü tüm tartışmalarda bu iki maddede odaklaşmaktadır. Çünkü en tehlikeli ve en önemli maddeler de bunlar. Diğer maddelere çok fazla itirazlar yoktur. Bizatihi diğer maddeler bu iki maddede ki tuzağı saklamak içindir. Bu nedenle bu Anayasa Değişikliğine HAYIR diyoruz.
Alevi-Bektaşiler, çağdaş ve Laik bir ülkeden yanadır. Bu anlamda da çağdaş ve laik bir ülkede de erkler ayrımının varlığına inanmaktadırlar. Bir ülkede eğer Yargı Denetimi yoksa o ülkede normal bir demokratik yapının kurulamayacağını bilmektedirler.
Alevi-Bektaşiler, gelinen bu toplumsal aşamada cemaat ve tarikat kültürünün gittikçe güç kazandığı bir döneme girdiğimizin bilincindedirler. Bu noktada getirilen bu Anayasa Değişikliğinin söz konusu bu Cemaat ve Tarikat oluşumlarını daha da güçlendireceği yönünde büyük bir kaygı duymaktadırlar.
Aleviler-Bektaşiler çoğulcu bir anlayışı savunurlar. Her inançtan ve her etnik kökenden insanların varlığını önemser ve onları zenginlik olarak görürler. Hiçbir zaman tekçi, otoriter, baskıcı ve benci yönetimlere taraf olmazlar ve olmamışlardır da. Böyle demokratik ve özgürlükçü duruşun tarihi nedensellikleri vardır. Oysa bu Anayasa Değişikliği Yargıyı ve Yasamayı tamamen Yürütmenin güdümüne soktuğu için tamda bu noktada iktidarlara baskıcı, tekçi, benci ve otoriter yönetimler oluşturmanın koşullarını ve alt yapısını hazırlamakta olduğunu düşünmektedirler.
Bu konuda mevcut hükümetin:
-Serbest piyasacı,
-Özelleştirmeci,
-Emek karşıtı,
-Üretimi dışlayıcı,
-Emperyal güçlere bağlı,
-Ayrıştıcı,
-Şeriatçı,
-Tarikatçı ve
-Cemmatçi bir anlayışa sahip olduğunu yaşamın pratiğinde görmüşlerdir.
Atatürk'ün 1923 yılında gerçekleştirdiği "Laik Cumhuriyet " ve "Aydınlanma" Devrimlerini içine sinderememiş olan güçlerin, bu önemli olguyu ortadan kaldırmak isteyenlerin gittikçe güç kazandığı bir dönemde söz konusu yapılan bu "Anayasa Değişikliği"nin "Evet" çıkması durumunda tam da bu güçlerin daha da palazlanacağı yönünde toplumun büyük kesiminde büyük kaygılar bulunmaktadır. Alevi-Bektaşilerin büyük bir çoğunluğunda da böyle bir kaygı bulunmaktadır.
Fetullah Gülen'in "Elimde olsa ölüleri mezarından kaldırıp "Evet" oyu kullandırırdım" demesinin toplumda ve düzenlenen bu değişilikte çok önemli bir karşılığının olması gerekmektedir ve vardır da. Fetullah Gülen niye bu kadar heyacanlı, niye bu kadar kararlı ve niye bu kadar istekli acaba?!...
Fetullah Gülen'in istediği toplumda:
-İnsan hakları,
-Yurrtaş olma,
-Birey olma,
-Özgürlük bilinci,
-Çağdaş demokrasi,
-Laik anlayış,
-Evrensel hukuk,
-Sosyal Devlet,
-Paylaşma, üleşme,
-Kadın-erkek eşitliği,
-Üretim ekonomisi,
-Sendikalaşma ve birlikte Grev Hakkı,
-Aklın ve bilimin öncülüğü,.... Vs. geçerli olmayacaktır....
Bu anlamda toplumsal anlayışı Eşitlikçi-Paylaşımcı-Daya[..] bir anlayışı, aklı ve bilimi öncü alan bir duruşu savunan Alevi-Bektaşiler; toplumu böyle bir yapıya götürecek olan her türlü oluşuma karşı durmuşlardır. Bu anlamda da yapılan bu Anayasa Değişikliğinin içinde toplumu yukarıda sözü edilen değerlerden mahrum bırakacak olan oluşumlara zemin hazırlayan çok önemli tuzakların bulunduğunun kuşkusunu duymaktadırlar.
Alevi-Bektaşiler olarak ülkemizin çok saygın hukuk insanlarının söz konusu bu tuzaklara dikkat çektiklerini görmekteyiz ve bu değerlendirmeleri önemsiyoruz.
Tüm bu açıklamalardan sonra başlıklar altında şunları söylüyoruz:
-Baskıcı, tekçi, benci ve otoriter bir yönetime zemin hazırlayan bu Anayasa Değişikliğine HAYIR diyoruz.
-Tarikatçıları ve Cemaatçileri güçlendirecek olan bu Anayasa Değişikliğine HAYIR diyoruz.
-Sivas Kıyımın'ı gerçekleştirenlerin Avukatlığını yapan bir anlayışın Alevi-Bektaşilere bir katkı sunmayacaklarını biliyoruz ve bunun için bu Anayasa Değişikliğine HAYIR diyoruz.
-Gerek Orduda ve gerekse Hukukta, Alevi Komutanları ve Alevi Yarğıçları görevlerinde çalışamaz konuma getiren; Alevi köylerine yapılan yardımları suç gören bir anlayışı samami görmüyoruz ve onların hazırladığı bu Anayasa Değişikliğne HAYIR diyoruz.
-1982 Anayasası'nın Geçici 15. Maddesi'ni kaldırarak 12 Eylül'le hesaplaşılmayacağını ve aslında 30 yılını dolduran 12 Eylül Darbecilerinin zamanaşımına girdiğini ve bu nedenle de bir yargılamanın yapılamayacağını biliyoruz. Bu konuda bu yasa görüşülürken CHP'nin zamanaşımını kaldrımak ve 12 Eylül Darbesini gerçekten yargılamak için meclise verdiği önergenin yine AKP'nin oylarıyla rededildiğini de biliyoruz ve bu konuda AKP'yi samimi bulmuyoruz. Bu nedenle de halkı kandrımak için Anayasa Değişikliğine konulan bu maddenin gerçek amacından uzak olduğunu düşünüyoruz ve bu nedenle de bu Anayasa Değişikliğine HAYIR diyoruz...
-12 Eylül Darbecisi Kenan Evren'i köşke çağırıp onu ödüllendiren bir yönetimin 12 Eylül'den asla hesap soramayacğını biliyoruz. Bu nedenle bu Anayasa Değişikliğne HAYIR diyoruz...
-Tüm muhalif kesimleri susturan, özgür medyaya tahammül edemeyen, eleştiriyi bir olgunluk içinde göremeyen ve kendisine karşı görüş ve düşünceler belirten aydınları ve insanları sorgusuz-sualsiz hapishanelerde çürüten bu baskıcı yönetimi Demokrat görmüyoruz ve bu nedenle de bu Anaysa Değişikliğine HAYIR diyoruz....
-Alevi Açılımı adı altında Alevileri oylayan, Cemevlerini bir Kültür Evi olarak değerlendirip Alevi-Bektaşilerin ibadethanlerini yok sayan bir anlayışı görüyoruz ve bu nedenle de bu Anayasa Değişikliğine HAYIR diyoruz.
-Sivas Madımak Oteli'nin Müze yapılmasını istemeyen ve toplumsal belleğin unutulmasına olanak sağlayan bir anlayışa karşı duruyoruz. Bu Anayasa Değişiklik Paketinde de Alevilere dönük pozitip bir değer göremiyoruz. Bu nedenle de bu Anayasa Değişikliğine HAYIR diyoruz.
-Dokunulmazlıktan kaçınan ve yargıdan kaçan bir yönetime güven duymuyoruz ve Yapılan Anayasa Değişikliğinde de bu yargıdan kaçışın olanakları arttırıldığından dolayı bizler bu Anayasa Değişikliğine HAYIR diyoruz.
-Memurlara Toplu Sözlşem Hakkını getiren fakat Grev Hakkı vermeyen ve anlaşmazlık durumunda Yüksek Hakem Kurulu'nun kararına bırakan bir değişikliği memurlar için bir tuzak olarak görüyoruz ve bunun için bu Anayasa Değişikliğine HAYIR diyoruz....
-HSYK'ulu tamamen iktidarın borazanı durumuna getirmeye çalışılıyor. Bu da Yargı Bağımszılığını zedelemektedir. Bundan dolayı da bu Anayasa Değişikliğine HAYIR diyoruz....
-Bu Anayasa Değişikliği eğer geçerse, Yargı, Yasama ve Yürtümeye egemen olacak olan Başbakan, tek belirleyici olacaktır. Bu durumda hukuk rafa kalkacaktır. Hukukun olmadığı bir yönetimde demokrasi olur mu? Bu yüzden bu Anayasa Değişkiliğne HAYIR diyoruz.....
Bu nedenle diyoruz ki;
-Kadın-Erkek eşit değildir diyen;
-Güçler Ayrılığı ilkesine inanmayan,
-Hukuku kendi çıkarları doğrultusunda düzenlemeye çalışan;
-YÖK'ü, TRT'yi, Bürokrasiyi... kendi yandaşlarıyla dolduran;
-Eğitimi dinselleştiren;
-İnancı kendi çıkarları için kullanan. (Başbakan Umre ziyaretine gidecek olanlara bu ziyareti "Evet" kullanmak için iptal edin dedi.)
Vs.vs.vs........ diyen bir anlayışa HAYIR diyoruz.....
Alevilik-Bektaşilik öz olarak barışçı, paylaşımcı, dayanışmacı, eşitlikçi bir anlayışı savunur. Bu ilkeler doğrultusunda kardeşliği, üretkenliği, halkça paylaşımı, dostluğu ve muhabbeti önemser ve tüm değerlerini bu ülkelere üzerine kurar.
Alevilik-Bektaşilik, eline-beline-diline; aşına, işine ve eşine sahip ol diyerek bir insanı insanlaştıran en temel etik yasalarını matematiksel bir formülasyonla ortaya koymuş ve bu diyalektiği her zaman savunarak gelmiştir.
Peki, bu Anayasa Değişkiliğinde bu diyalektik anlayışa ve matematiksel formülasyona uygun düşen bir anlayış bir yasa ve bir ilke var mıdır?
Bu sorunun yanıtı kocaman bir HAYIR'dır.
Bu Anayasa Değişikliğinin özü AKP'yi rahatlatma ve kendisine uygun bir Hukuk Kurma amacına yöneliktir. Dolayısıyla bu değişiklik toplumu demokratikleşme adına hiçbir işlev görmemektedir.
Yargıdan kaçan bir iktidarın kendi yargısını oluşturmak için bu Anayasa Değişikliği yapılmıştır. Bunun en büyük kanıtı tüm maddelerin toplu halde bir "hap" şeklinde halka onaylatılmasıdır. Oysa uzmanların dediğine göre her Anayasa Değişikliğini oluşturan maddelerin tek tek referanduma sunulması gerekmektedir.
O zaman neden 26 madde tek tek halka sunulmuyor da; tamamı aynı anda onaylatılarak bu değişiklik geçerlilik kazansın isteniyor...
Halkımızın çok önemli sosyal ve ekonomik sorunları varken, bu sıcak Ağustos ayında insanları tuzaklarla dolu bir Anayasa Değişikliğiyle karşı karşıya getirmekte neyin nesidir. Bu neyin çabasıdır.
Öğrencilerin okul sorunları, gençlerin iş sorunları, çiftçilerin gübre-üretim-dağıtım ve kredi sorunları, işçi ve memurların ücret sorunları, emeklilerin yoksulluk sorunları.....vs. ortada dururken, ve gündemde bu olayların ve bu sorunların konuşulması gerekirken şimdi bu yapay ve gündem değiştiren Anayasa Değişikliği hiçbir soruna çözüm getirmemektedir. Tam tersine getirilen değişiklikler hukukun siyasallaşmasına zemin hazırlayacaktır.
Hukukun siyasallaştırılması ülkenin gelişmesine ve demokratikleşmesine değil tam tersine antidemokratikleşmesine yarar....
Bu durumda da uzun vadede toplum olarak hepimiz zarar görürüz.
Onun için hukukun evrensel kurallarıyla oynamak ülkemizin ve insanlarımızın yararına değildir.
O zaman bu bir tuzaktır....
Bu tuzağa HAYIR diyelim.....
HAYIRDA HAYIR VARDIR.
H A Y I R D İ Y E L İ M !.
12.08.2010
Süleyman ZAMAN
Aydıner KILIÇ
2010 YILININ BOMBA FIKRASI % 47 ile yönetimi ele geçiren Recep Tayyip, buyurmuş: -Üzerinde resmim olan pul bastırın, bundan böyle bütün mektuplarımda bu pullar kullanılacak... Bir süre sonra görülmüş ki, pullar zarfa bir türlü yapışmıyor. Tayyip küplere binmiş ve yetkiliyi çağırıp sormuş: -Bu pullar niye yapışmıyor ulan, arkalarına zamk sürmediniz mi ?!" -Sürdük efendim" demiş yetkili ve eklemiş; -Arkasına zamk sürdük valla vatandaş hep pulun ön yüzüne tükürüyor bunda bizim günahımız ne..
EEEEEE HAK EDENE YAPARLAR
HAYIRDA HAYIR VAR
HAYIRA DEVAM
yakup özdemir
13 Ağustos Tuncay Özkan'a Destek Olmaya Çağırıyoruz...
Zulm altındayım diye sözlerine başladı Tuncay öZKAN…
Burda zulm, faşizm var.
2 senedir burada faşizt uygulamalara maruz kalıyorum.
İnsanları mezbaaya gelmiş danalar, inekler gibi göremezsiniz!!!
Ben kurbanlık koyun değilim burada!
Buna mı hukuk diyeceğim ben?
Burada hukuk yok!
Bu dava değil bu bir linç !!!
Bağırarak “adalet istiyorum” dedi
Cuma gününe kadar açlık grevine gireceğini söyledi. 10.08.2010
****************[..] Ne mutlu Türküm diyenler,
- Yaşasın laik, demokratik, sosyal hukuk devleti; Türkiye Cumhuriyeti,
Diyenler,
[..] dostu çağırıyor gidilmez mi?
Aşk ile adanmışlık ile çağırıyoruz!
BİZ’i saymaları için kaç kişi olduğumuzu göstermeye çağırıyoruz.
“Vatan”, “Namus”, “Ahde Vefa” duygularımızla çağırıyoruz…
13 Ağustos, yer Silivri!
Herkesi;
Açlık grevine giren Tuncay öZKAN’a destek olmaya çağırıyoruz.
Gün birlik günü
Gün “ahde-vefa” günüdür.
Saygıları[..] Hareketi
KALKIŞ YER VE SAATLERİ:
İSTANBUL:
Meci[..] Murat Muhalebicisi önü / Saat: 07:30
Kadıköy - Evlendirme Dairesi önü / Saat: 06:30
Derya Esen: 0532 336 42 63
İZMİR:
Haydi İzmir!.. Silivri'yi Gelincik tarlasına çevirmeye GidiyoruzUzun bir ayrılıktan sonra tekrar yollara düşüyoruz.
Hasreti silmeye, özlemi bitirmeye gidiyoruz.
Dost ile kucaklaşmaya,
Yılmadığım[..] haykırmaya,
Bir ses, bir yürek olmaya...
Silivri'yi fethetmeye gidiyoruz.
Neydi sloganımız?
"SEN YOKSAN, BİR EKSİĞİZ!"
Hareket Yeri: Konak, Sabancı Kültür Sarayı
Hareket Tarihi: 12 Ağustos 2010, Perşembe
Hareket Saati: 20,00
(Geri dönüş saati Mahkemenin bitiş saatidir)
ücret: 60 TL
REZERVASYON:
Bülent Pınarbaşı - 0535 644 78 14
Hakan Göbüş - 0536 428 99 48
BODRUM:
....BİZ....BODRUMDAN GELİYORUZ....
12 AĞUSTOS...GİDİŞ...
13 AĞUSTOS...SİLİVRİ MAHKEME ZİYARETİ...
14 AĞUSTOS...DöNüŞ...
HAREKE[..] YERİ... TURGUTREİS BELEDİYESİ öNü..
HAREKET SAATİ SAATİ...12 AĞUSTOS..SAAT..17.00
GİDİ[..] 100 TL
İRTİBAT TEL:0533 493 89 87
:0532 432 45 10
KATILIMLARINIZI BEKLİYORUZ...BİRLİKTEN KUVVET DOĞAR...
ESKİŞEHİR
Tarih: 13/08/2010, Cuma günü,
Hareket saati: 01:00
Hareket Yeri: Esk. öğretmenevi önü.
ücret (tahmini): 35. TL.(gidiş-dönüş, 1 kişi)
İletişim-rezervasyon: 0 222 220 00 79
0 538 616 69 36
0 535 512 39 01
NOT:Gitmek isteyen doslarımızın 12/08/2010 perşembe günü saat
15.00'e kadar kayıt yaptırmalarını diliyoruz.
EDİRNE
Tarih: 13/08/2010, Cuma günü,
Hareket saati: 06 :30
Hareket Yeri: Atatürk Heykeli
ücret : 20. TL.
İletişim-rezervasyon: 0 545 335 32 75
0 542 632 61 21
yakup özdemir
ODATV SİLİVRİ MAHPUSU'NDA
İkinci Ergenekon Davası’nın dün gerçekleşen oturumuna Tuncay özkan’ın isyanı damgasını vurdu. Süren davada uzun tutukluluk süresi sanıkların pek çoğunu bıktırmış durumda.
Peki, Ergenekon davasının tutuklu sanıkları hangi koşullar altında yaşıyorlar? Sanıkların kaldıkları Silivri Cezaevi’nde şartlar nasıl?
Silivri Cezaevi’nde kalan tutuklular ile yaşadıkları koşulları avukatlar aracılığıyla konuştuk. Araştırmayı yapmamızda başta avukat Serkan Günel olmak üzere ülgen Hukuk Bürosu’nun büyük katkıları oldu. Onlara baştan teşekkür ederim.
STATü FARKI
öncelikle şunu söyleyelim…
Ergeneko[..] Davası sanıkları, henüz “tutuklu” oldukları için Silivri Cezaevi’nin “hükümlü”leri ile aynı statüde değiller. Ortak aktivitelere katılma hakları yok. Cezaevinde bulunan tiyatro, bağlama, ahşap boyama gibi kurslara katılamıyorlar. Atölyeleri kullanamıyorlar. 3 kişilik koğuşlarda kalıyorlar ve sadece bu koğuştaki insanlarla görüşebiliyorlar. Koğuşlar arasında geçiş yok. 2 kişiden başka kimseyi göremiyorlar.
KOĞUŞL[..] DURUMU
Bulundukları koğuş iki katlı. Giriş katında 2 tuvalet, mutfak ve içinde mütevazi bir televizyon bulunan salon var. Televizyonda 21 kanal var. Mutfakta küçük buzdolabı ve su ısıtıcısı var. Tutukluların vantilatör ya da kahve makinesi istekleri ise geri çevrilmiş.
İkinci kat ise tutukluların hücrelerinden oluşuyor. Hücreler de yatağın dışında kalan alan 1 adıma 4 adımlık bir boşluktan ibaret. Tutukluların çoğunluğu bu boşluğa kitap ve kıyafetlerini koyuyor. Hemen hepsi kitap kurdu olan sanıklar, kitaplık yasak olduğu için kitaplarını üst üste diziliyorlar.
Giriş katı kapıyla avluya açılıyor. Dikdörtgen şeklindeki avlunun büyüklüğü 6 adıma 16 adım. çevresi ise dikenli telli yüksek duvarlarla çevrili. Tutuklular oldukça küçük bu avluda spor yapamadıklarından ötürü şikayet ediyorlar. Mustafa Balbay, bu avluda durmadan koşabilmeyi 2 yılda öğrenmiş.
Ortamda ilk anda hissedilen rutubet kokusu var. Rutubet nedeniyle özellikle kışlar çok soğuk geçiyor.
KAMERALARLA İŞKENCE
Koğuş, avlu ve hücreler kameralarla gözetleniyor. Kameraların koğuşta izleyemedikleri bir nokta yok. Giriş katta 2 tane, hücrede 2 tane, avluda 1 tane kamera var. Kameralar dönebiliyor ve ses kaydı yapabiliyor. Tutuklular 24 saat boyunca her yerde izleniyorlar ve dinleniyorlar. Kameraların kayıt yapabilmesi için ışıklar 24 saat açık tutuluyor. Bu durum tutukluların psikolojini doğal olarak bozuyor. Kısacası hapishanede dahi tutukluların bir özel hayatları yok.
Tutukluların uyurken bile kameralarla izleniyor olmasına rağmen günde 2 kez, saat 08:00 ve 20:00’de gardiyanlar koğuşlarda sayım yapıyor.
Dışarıdan gelen kitaplar ve mektuplar tutuklulara okunduktan sonra veriliyor. Avukatı aracılığı ile sorularımıza cevap veren bir tutuklu gazeteci mektuplarında sakıncalı bulunan ifadelerin siyah kalemle çizildiğini anlatıyor.
KANTİN A.Ş.
Tutukluların bulundurabilecekleri eşyalara belirli sınırlamalar getirilmiş. Bir tutuklu içeride en fazla 3 gömlek, 5 tişört, 2 eşofman, 2 takım elbise, 1 çift normal, 1 çift spor ayakkabı bulundurabiliyor. Bu arada garip yasaklardan biri de “yeşil” yasağı. Tutukluların yeşil tişört giymesi yasak. Bir diğer yasak da bornoz yasağı. Bunun yerine banyo havlusu kullanabiliyorlar. Makas, bıçak gibi aletler de yasak kapsamında.
Günlük kullanılan eşyaların ziyaretçiler tarafından tutuklulara verilmesi de yasak. Tutuklular tüm ihtiyaçlarını kantinden karşılamak zorunda. İçeride kullanabilecekleri her şey kantinde satılan ürünlerle sınırlı. Tutuklular, kantindeki malların kalitesizliğinden ve pahalılığından şikayetçi. Kantin sistemi ise şöyle işliyor. Tutuklu yakınları, tutuklular hesabına hapishaneye para yatırıyor. Tutukluların kantinde yaptıkları harcamalar bu hesaptan düşüyor. Bir tutuklunun yapabileceği haftalık harcamanın üst sınırı ise 200 TL olarak belirlenmiş. Bir tutuklu bunu aşan harcama istese de yapamıyor.
çAMAŞIR YIKAYAMAZ RAPORU GETİRİN
Konu üzerine ilginç anılardan biri emekli Orgeneral çetin Doğan’ın eşi Nilgül Doğan’a ait. Nilgül Doğan, geçtiğimiz şubat ayında Silivri Cezaevi’ne giren eşine hapishanedeki soğuk ve rutubetli ortamda biraz da olsa rahat edebilmesi için yün çamaşır götürüyor. Ancak hapishane yönetimi çamaşırı içeriye almıyor. çetin Doğan’ın yün çamaşırı kantinden satın almasını istiyor. Nilgül Doğan, kantindeki çamaşırların naftalinli olduğunu ve eşinin naftaline alerjisi olduğunu anlatıyor. Hapishane yönetimi çetin Doğan’ın kantinden çamaşır alıp yıkayabileceğini söylüyor. Ancak 70 yaşında olan Doğan’ın çamaşır yıkayamayacağını söyleyen Nilgül Doğan’a hapishane yönetimi çetin Doğan için “çamaşır yıkayamaz” raporu getirmelerini ancak bu şartla yün çamaşırın içeri alınabileceğini söylüyor. Nilgül Doğan, eşinin doğum gününde yaptığı pastanın içeri alınmamasını ise gözleri dolarak anlatıyor.
ARITMA SUYU
Tutukluların kullandığı 2 tip su var. İçme suyu kantinden satın alınıyor. Kullandıkları su ise musluktan akıyor. Musluktan akan bu su, arıtma suyu. Tutuklular bu suyun temiz olmadığını, koktuğunu söylüyor. Pek çok tutuklu yıkanmak için kullandıkları bu su nedeniyle cilt hastalığı yaşıyor. Görüşmelerimiz sırasında Tuncay özkan, gömleğinin düğmelerini açarak vücudundaki yaraları gösteriyor.
Kullanım için günde 4 kez su veriliyor. Sabah 8–9, 11–12; öğleden sonra 15.30–17.00; akşam 22-23 arası musluktan su akıyor. Bu saatler dışında su yok.
Banyo için ise haftada iki kere sıcak su veriliyor. çarşamba günleri 20-22, Cumartesi günleri 20.30-22.30 arası sıcak su akıyor.
Temizlik koğuşta kalanların sorumluluğunda. Bulundurulabilecek deterjan miktarının bir sınırı var. Tutuklular tuvaletlerdeki sineklerden şikayetçi. Tuncay özkan bir gün tuvalette 300’e yakın sinek saydığını anlatıyor. Buna çözüm için tuvalette örümcek yetiştirdiklerini söylüyor.
GöRüŞME SAATLERİ
Haftada bir gün 45 dakika kapalı görüşmeye izin veriliyor. Ziyaretçiler ile tutuklular arasında buzlu camdan bir bölme var. Konuşma telefon aracılığıyla gerçekleşiyor. Elbette bu konuşmalar da dinleniyor. Ayda bir gün ise açık görüşe izin veriliyor. Açık görüş 1 saat 15 dakika sürüyor.
Telefon hakkı ise haftada bir gün 10 dakika. Bu konuşmaların da dinlendiğini sanırım söylemeye gerek yok. Tutukluların konuşabileceği kişiler telefon faturalarını ibraz eden yakınları. Amerika’daki kızıyla telefonda konuşmak isteyen çetin Doğan, istenen fatura nedeniyle kızını arayamıyor.
Tutuklular[..] haftada 1 kez futbol sahasına koğuş arkadaşlarıyla (3 kişi) birlikte çıkmalarına izin veriliyor. Kullanım süresi 45 dakika.
DAKTİLO YASAK
Hapishanede daktilo kullanmak yasak. Ortak kullanıma sahip bilgisayarların gardiyan refakatinde belirli zaman dilimlerinde kullanımlarına izin veriliyor. Bilgisayarlara ise kayıt yapmak yasak. Bir tutuklu bilgisayara kaydettiği yazılarının ertesi gün silindiğini anlatıyor. Bu nedenle tutuklular kağıt kalem ile yazı yazıyorlar. Elbette bu durumdan en çok şikayet eden gazeteci ve yazarlık yapan sanıklar.
çİçEK YASAK
Koğuşta kullanılan elektriğin faturasını tutuklular ödüyor. Koğuşta çiçek yetiştirmek de yasak. Bu durumdan en çok dışarıda çiçek yetiştiren Mustafa Balbay şikayetçi.
Gardiyanla[..] 4-C statüsüne sahip personelden oluşuyor. özlük hakları yok. Tutuklularla herhangi bir diyaloğa girmiyorlar.
YAŞANAN HASTALIKLAR
Tutuklular[..] önemli bir kısmı psikolojik sorunlar yaşıyor. Kendilerine fiziksel değil ama psikolojik bir işkence yapıldığını söylüyorlar. Cilt hastalıkları, tansiyon ve kalp sorunları, nefes darlığı en çok duyulan şikayetler.
Yaşadıkl[..] hastalıklarda yaşanan süreç de bir işkence. Hangi hastalığı geçiriyor olurlarsa olsunlar önce hapishane revirine başvuruyorlar. Revir doktoru gerekli görürse önce Silivri Devlet Hastanesi’ne sevk ediyor. Silivri Devlet Hastanesi, kendisinin yetmediğini düşünürse diğer hastanelerden her bir tetkik için randevu alıyor. Hasta tutuklunun bu süreci tamamlaması bazen ayları alıyor. Kuddusi Okkır örneğinde olduğu gibi hastaneye varıldığında iş işten geçmiş olabiliyor.
TUTUKLULUK İŞKENCE
Sanıklar, bir cezalandırmaya dönüşen bu uzun tutukluluk halinden şikayetçi. Yargılandıkları davada pek çoğuna telefon konuşmaları dışında doğrudan bir suçlamada bulunulmaması, buna rağmen uzun süredir hapishanede bulunuyor olmak, tutukluların pek çoğunda sık sık yaşadıkları öfke patlamalarına neden oluyor.
İşte Tuncay özkan’ı dün isyan ettiren ve neredeyse üç yıla yaklaşan tutukluluk şartları böyle.
MEDYA YALANLARI
Son olarak medyanın Silivri Cezaevi ile ilgili yayınlarından söz edelim. Klimalı odalar edebiyatı yapan bir kısım medyanın haberlerinin yalan olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz.
Bunun ötesinde rektörlerin, gazetecilerin, aydınların, askerlerin kaldığı cezaevleri için Ali Nesin şunu söylüyor: “Hapis o kadar kötü bir şey değil. İşkence yoksa bir şey yok. Kalem kâğıdın varsa çalışabiliyorsan oh ne güzel ekmek elden su gölden… Hapis o kadar kötü bir şey değil. Korkmasın insanlar…”
Artık siyasi olduğu hemen herkesçe kabul gören bir davada bir kesim aydın, hapishane propagandası yapıyor. Cezaevlerindeki koşullara, 3 yıla varan tutukluluk süresine ise aynı kişilerin bir eleştirisi yok.
Oysa Türkiye’nin doğusunda da batısında da insanlar için adil yargılama talep etmek, Diyarbakır’da da Silivri’de de hapishanelerin insani koşullara kavuşmasını istemek, KCK Davası’nda da Ergenekon Davası’nda da henüz yargılanan insanların sızdırma belgelerle linç edilmesini eleştirmek gerçek bir aydın tavrı değil mi?
Barış Terkoğlu
Odatv.com
Kemal KORKMAZ
CUMA ALİ ARICANIN Hakka yürüdügünü ögrendim. CUMA ALİ abiye allahdan rahmet,ARICA ailesinede başsalıgı dileklerimi iletirim.
CUMA ALİ abi topragın bol,mekanın cennet olsun.
www.burunoren.com
Burunören Köyünden Hakka yürüyen CUMA ALİ ARICA'ya tanrıdan rahmet, yakınlarına ve köylülerimize başsağlığı dileriz. www.burunoren.com
Aydıner KILIÇ
BU SORUM BÜTÜN TÜRK HALKINA
15 BİN (MİLYAR) MAAŞLA GEÇİNEMİYORUM
DİYEN RECEP TAYİP ERDOĞONA ŞU SORUYU SORSUNLAR
ULAŞIM PARASI VERMEZSİN EV KİRAN ELEKTİRİK ISINMA
GİDERİN YOK YEMESİNİ İYİ BİLİRSİN VERMESİNİ ASLA...????
...PEKİ 400 500 TL,ye ÇALIŞAN İŞÇİ EMEKLİ
KÜÇÜK GÖRDÜĞÜN MEMUR EV KİRASI MUTFAK
ULAŞIM OKUL ELEKTİRİK SU ISINMA VERİRLEKEN
NASIL GEÇİNSİN EL İNSAF BE ADAM
BUMUDUR YETİM HAKKI YEMEMEK
BUMUDUR SENİN İSLAM ANLAYIŞIN
BUMUDUR SENİN İNANICIN
GERÇİ BİZLER SENİN BİR SAAT ÖNCE SÖYLEDİĞİNİ
İNKAR ETME ÖZELLİĞİNİ BİLİYORUZ AMA HALEN
KÖRÜ KÖRÜNE SANA DESTEK VERENLERİN AKLINA ŞAŞARIM
ŞİMDİ MİLLET BAŞLARINI ÖNÜNE YIKIP DÜŞÜNMELİ...???
BENDEN SANA YÜZBİN KERE
HAAAAYYYYYIIIIIIRRRRRR
yusuf aslan
Bir Yazarın Anotomisi.?
Saygıyla andığımız Rahmetli, Uğur Mumcu ve onun kırık gözlüğünün karşısında hüzünle bakarak kendi kendine mırıldanan birileri, Ben çok namussuz ve şerefsiz insanlardan duydum, O yüce ve ulvi insanı bir kaşık suda boğmak isteyenleri, ancak birileri daha fazla gayret ederek O Onurlu ve dürüst insanı katletti diye kendi kendine söylenen kişi, ancak O katledende demekki Namussuzun biriymiş der. ve ekler hatta ve hatta vatan ve millet hainiymiş demekki der, ve ekler unutmaki bir gün seninde gözlüğüyün camını kırırlarsa bu ülkede, nolur sende buna şaşma Arkadaş.?
Söz. Yusuf Aslan.
Mersin Karaözü Kültür ve Dayanışma Derneği
Burunören Köyümüzden Yakup Tunç'a HAK'tan Rahmet Ailesi ve Tüm Yöremize Başsağlığı dileriz.
Suzan YÜCEL
Mersin Karaözü Kültür ve Dayanışma Derneği Adına
Mersin Karaözü Kültür ve Dayanışma Derneği
Yöremiz Usta Sanatçılarından Kadim Dost'un Annesi Elif TAŞYÜREK Kayseri Devlet Hastanesinde ameliyat olmuştur. Elif TAŞYÜREK Büyüğümüze bir an önce sağlığına kavuşmasını temenni eder; KADİM DOST ve tüm Ailesine geçmiş olsun dileklerimizi iletiriz.
Suzan YÜCEL
Mersin Karaözü Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı
karpinar.eu Editörleri
Burunören KöyündenYAKUP TUNC hakka yürümüştür. TUNC ailesine başsalıgı dileklerimizi illetiriz. Karpinar.eu/Editörleri
Aydıner KILIÇ
sevgili canlar bu zihniyet büyük ozan
aşık VEYSELE takke takacak kadar yobaz
insanlıktan nasibini almamış anlı secdedeken
kimi nasıl dolandıracağını düşünecek kadar
dindar geçinip ama kul hakkı yemeyide kendilerine
meslek edinecek kadarda dinden nasibini almamıştır
recep tayyip ERDOĞANA
Bu şiirle seslenmekte bir vatandaş olarak görevim
SAYGILARIMLA
ÇEK[..] GİTSENE
Böylemi aldınız siz bu vatanı
Şemdinlide onbir şehidin kanı
Ağlıyor anneler yanıyor canı
İnançlı tayyibim ÇEKİP GİTSENE
Açılım diyerek kaybettik zaman
Bölücü terördü pusuyu kuran
Bölündü vatanım kalmadı zaman
İnançlı tayyibim ÇEKİP GİTSENE
Koltuğun uğruna evleri yakma
Açılım diyerek siyaset yapma
Barzani itine kucağın açma
İnançlı tayyibim ÇEKİP GİTSENE
Barzani teröre kucağın açan
Kefensiz yatıyor binlerce ATAM
Sizsiniz teröre vatanı satan
İnançlı tayyibim ÇEKİP GİTSENE
Şehitlerin kanı sorulur senden
İmanı kuranı düşürmen dilden
Teröre şehitler oluyor bizden
İnançlı tayyibim ÇEKİP GİTSENE
Ateş düştü şehitlerin evine
Tayyibim düşüyor oyun derdine
Kanunlar çıkarır kendi kendine
İnançlı tayyibim ÇEKİP GİTSENE
İmanla kuranla yapma siyaset
Namuslu davranıp koltuğun terket
Kükrüyor bu millet büyüyor nefret
İnançlı tayyibim ÇEKİP GİTSENE
Aydıner önüne sandık konacak
Vatanı satandan hesap soracak
Erdoğan bilmemki nere kaçacak
İnançlı tayyibim ÇEKİP GİTSENE
18/06/2010 gecesi sabaha karşı şemdinlide onbir askerimizi teröre kurban verdik. Acılı ailelerine baş sağlığı şehitlerimize allahtan rahmet diliyorum. Bu şiir şehitlerin anısına yazılmıştır.
ŞEHİTLER ÖLMEZ VATAN BÖLÜNMEZ.
Eklenme: 07.08.2010
Sair: Aydıner KILIÇ
Yazan: Aydıner KILIÇ
Aydıner KILIÇ
SEN VURDUN DA BEN ÖLMEDİM Mİ?
Yokluğunda, ne ateşleri hasretimle yaktım da
Bir seni yakamadım,
beni yaktığın gibi
Çölde su, mapusta gün,
Oruçta ekmek gibi
bekledim seni
Sense araya korkular koydun.
Yasaklar koydun...
Şimdi nerdesin diye sakın sorma
SEN ÇAĞIRDIN DA BEN GELMEDİM Mİ?
Sen varken,
darılmazdım çiçeksiz baharlara,
Yağmurlu havalara...
Bu kasvetli aksamlara...
Sen varken,
bakıp içlenmezdim
Boş banklara...
Otobüs duraklarina...
Sen varken,
ayrılanlara ağlamazdım...
Yıkılmazdı[..] sevdaların ardından,
Gidenlere küsmezdim...
Kalanlara acımazdım...
Sen varken,
böyle üşümezdim...
Titremezdim..[..] çocuklar gibi,
Böyle delirmezdim...
Küfretmezdim.[..] ölmeyi hiç düşünmezdim.
Şimdi soruyorum sana
Adı sevdaysa bu cehennemin
SEN YAKTIN DA BEN YANMADIM MI?
Bütün acılarına 'yeşil ısık' yaktım
olmadı
Bütün korkularına 'arka çıktım'
olmadı
Dağlara merdiven dayadım
olmadı
Haziranda kar oldum
yağdım avuçlarına
olmadı
Sevdi[..] olmadı...
Yandım olmadı...
Taptım olmadı...
Artık benden pes !
Bu aşkın biletini istediğin gibi kes !
Nasılsa gidiyorsun,
Biliyorum git...
Ama ardında
Ağlayan bir çift göz
Paramparça bir yürek
Ve...
Yıkılmış bir dağ görmek istemiyorsan
Çek silahını
daya göğsüme
Titrersem namerdim...
SEN VURDUN DA BEN ÖLMEDİM Mİ?
Doğan Doğan
Türkiye için Bayram Tatil programı !!
--- Lütfen her tanıdığınızı uyarın---
Şeker Bayramı 9-10-11 Eylül Perşembe, Cuma ve Cumartesi günleri.
Peki ya Pazar? 12 Eylül Pazar?
12 Eylül Pazar günü hepimiz referandum için sandık başında olacağımıza göre, söylemeye gerek yok ama, lütfen bir bayram tatilinizin son gününü Türkiye'nin geleceği için feda edin ve 11 Eylül akşamı oy sandığınızın bulunduğu adreste olun.
Unutmayın, bir önceki gafletimizin ceremesini tam 30 yıldır çekiyoruz! ve
12 Eylül referandum neticesi vatanımıza milletimize HAYIR lı olacaktır... umuyoruz.
Lütfen dostlarınıza hatırlatın..
kemal KORKMAZ
Köyümüz büyüklerinden YAKUP TUNC hakka yürümüştür. Yakupdayıya allahdan rahmet,TUNC ailesinede başsalıgı dileklerimi iletirim. YAKUP DAYI mekanın cennet topragın bol olsun.
Dostlar köyümüz büyüklerinden birini daha ebediyete ugurladık tüm BURUNÖREN HALKININ başı sagolsun.
Aydıner KILIÇ
SEN VURDUN DA BEN ÖLMEDİM Mİ?
Yokluğunda, ne ateşleri hasretimle yaktım da
Bir seni yakamadım,
beni yaktığın gibi
Çölde su, mapusta gün,
Oruçta ekmek gibi
bekledim seni
Sense araya korkular koydun.
Yasaklar koydun...
Şimdi nerdesin diye sakın sorma
SEN ÇAĞIRDIN DA BEN GELMEDİM Mİ?
Sen varken,
darılmazdım çiçeksiz baharlara,
Yağmurlu havalara...
Bu kasvetli aksamlara...
Sen varken,
bakıp içlenmezdim
Boş banklara...
Otobüs duraklarina...
Sen varken,
ayrılanlara ağlamazdım...
Yıkılmazdı[..] sevdaların ardından,
Gidenlere küsmezdim...
Kalanlara acımazdım...
Sen varken,
böyle üşümezdim...
Titremezdim..[..] çocuklar gibi,
Böyle delirmezdim...
Küfretmezdim.[..] ölmeyi hiç düşünmezdim.
Şimdi soruyorum sana
Adı sevdaysa bu cehennemin
SEN YAKTIN DA BEN YANMADIM MI?
Bütün acılarına 'yeşil ısık' yaktım
olmadı
Bütün korkularına 'arka çıktım'
olmadı
Dağlara merdiven dayadım
olmadı
Haziranda kar oldum
yağdım avuçlarına
olmadı
Sevdi[..] olmadı...
Yandım olmadı...
Taptım olmadı...
Artık benden pes !
Bu aşkın biletini istediğin gibi kes !
Nasılsa gidiyorsun,
Biliyorum git...
Ama ardında
Ağlayan bir çift göz
Paramparça bir yürek
Ve...
Yıkılmış bir dağ görmek istemiyorsan
Çek silahını
daya göğsüme
Titrersem namerdim...
SEN VURDUN DA BEN ÖLMEDİM Mİ?
Senin İçin Ölüyorum Diyenleri
Halen Yaşarlarken Görüyorum.
Acaba Şimdi Kimin İçin Ölüyorlar
Babası yaşındakilerde
mutlulukmu arıyorlar........??????
AN[..] ONURLU ŞEREFLİ NAMUSLU
İNSANLAR ÖLÜR
NOT:::::::::::::::[..] ŞİİR KENAN CEM TÜRKEKUL,un
GÜNLÜGÜNDEN ALINARAK SİTEYE
KUNMUŞTUR
GÜNLÜK TARİHİ 27/04/2010
Siteye Ekleyen Aydıner kılıç
Doğan Doğan
Vakit Gazetesi ve onun internet sitesi birkaç gündür TSK'da eğitimin nasıl olması gerektiğine dair görüşlerini kendi kamuoyu ile paylaşıyor. Konuyla ilgili yorumların tamamına yakınını kendi düşüncesini destekleyenler arasından seçen Vakit Gazetesi'nin internet sitesine görüşlerini gönderen Emekli Tuğgeneral Hikmet Yaşar'ın e-postası bekleneceği üzere dikkate alınmadı. Demokrası ve insan hakları aşığı (!) Vakit'in yayınlamadığı e-postanın ilk kısmı aşağıda bilgilerinize sunuyorum.
***
Sayın Haber Vaktim Editörü,
Türk Silahlı Kuvvetleri’nde Eğitim konulu yazı dizisine başlayacağınızı belirtiyor ve bazı açıklamalarda bulunuyorsunuz. Söz konusu açıklamalarınızda özetle:
“Subayların, bugünkü eğri yada doğru bu duruşlarının nedeninin, aldıkları ve alamadıkları eğitimin eseri olduğunu” söylüyorsunuz.
Toplumun önemli bir bölümünde; “Subaylarımız başörtüsüne karşı, Kur'an kurslarına karşı; muhafazakâr partilere, muhafazakâr Sivil Toplum Örgütleri'ne, gazete ve televizyon kanallarına mesafeli, muhafazakâr parti, STK ve medya organlarını takip eden halka da karşılar. Kısacası toplumun çok önemli bir bölümüne karşılar” kanısı hakim diyorsunuz.
Kendi kendinize bir dizi soru sorup cevabını da kendiniz vermek suretiyle; “Bu algılamanın toplumda durduk yerde oluşmadığı, Türk subaylarının DİNE VE SİYASETE ÇERÇEVE ÇİZME dürtüsüyle yetiştirildiği ve TSK’deki eğitim sisteminin temelinde bunun olduğu” sonucuna ulaşıyorsunuz.
“Yazı dizinizi okurken yer yer çok şaşıracağımızı, yer yer çok kızacağımızı ve “Peygamber Ocağı” olarak gördüğümüz, görmek istediğimiz TSK’mizin acı gerçekleri ile yüzleştiğimizde, yakıştıramayacağımızı ve üzüleceğimizi” vurguluyorsunuz.
“Uzman görüşlerine göre; ülkemizde ilköğretim ve liselerde okutulan zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi çocukların dini eğitimi konusunda yeterli olmuyor. Okullarda verilen eğitimin yetersizliğini gören aileler çocuklarına kendi gayretleri ile İslam'ı öğretmeye çalışıyor, özellikle Yaz aylarında Kur'an kursları dolup taşmakla birlikte, veliler özellikle Cuma namazlarına ellerinden tuttukları çocukları ile iştirak ediyorlar” diyorsunuz.
“PEKİ, YA SUBAY AİLELERİNDE DURUM NE?” sorusunu gündeme getiriyor ve yine cevabını kendiniz şöyle veriyorsunuz:
“Bu güne kadar “subayların, subay ailelerinin dini eğitimi” üzerine yapılmış herhangi bir araştırma, anket bulunmamaktadır. Bununla birlikte; halkın önemli bir bölümünde ailelerin kendi gayretiyle edindiği dini eğitim KONUSUNDA SUBAY AİLELERİNDE İSE AĞIRLIKLI OLARAK İLKÖĞRETİM VE LİSEDE ZORUNLU OLARAK OKUTULAN VE HAFTADA BİR İKİ SAATTEN İBARET OLAN DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ İLE YETİNİLDİĞİ görülüyor” sonucuna varıyorsunuz.
“Aileler, namaz kılmanın, dini eğitim almanın, dini sohbetlere katılmanın “İRTİCAİ FAALİYET” olarak görülebildiği TSK'nın liselerinde, harp okullarında okuyan çocuklarını bunun dışında bir eğitime, kursa yönlendiremiyor” diyorsunuz.
“BİR BABANIN ASKERİ LİSEDE OKUYAN OĞLUYLA CAMİYE GİTTİĞİ NEREDEYSE HİÇ GÖRÜLMEMİŞ BİR OLAY” iddiasında bulunuyorsunuz.
“YİNE BİR AİLENİN ASKERİ LİSEDE OKUYAN OĞLUNU YAZ TATİLİNDE DİNİ EĞİTİM ALMASI İÇİN BİR KURSA GÖNDERMESİ NEREDEYSE İMKANSIZ” diyorsunuz.
Sayın Editör,
Yayınlayacağın[..] yazı dizisiyle, Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki eğitimi, tamamen dini açıdan irdeleyeceğiniz anlaşılıyor.
Öyleyse gelin okuyucularınıza, güzeller güzeli ve en mükemmel İslam dinimizin bazı temel kurallarını hatırlatalım. Böylece okuyucularınıza, yayınlayacağınız yazı dizisini İslami açıdan değerlendirme fırsatını da sunalım:
ALAK SURESİ 1nci, MÜZZEMMİL SURESİ 4ncü ve MUHAMMED SURESİ 24ncü ayetler, özetle; “…KURAN’I AĞIR AĞIR VE ANLAMINI İNCEDEN İNCEYE DÜŞÜNEREK OKUMAMIZI” emreder.
ENFÂL SURESİ 22nci, MÜMİNÛN SURESİ 80nci, EN’AM SURESİ 32nci, YÛNUS SURESİ 100ncü ayetler ve daha pek çok ayet ise; “…AKLIMIZI KULLANMAMIZI” şart koşar.
Yazı dizinizin başlangıcında yaptığınız tanıtıcı açıklamanızı, eğer Kuran’da yazılı yukarıdaki emirlere uygun olarak inceden inceye düşünerek ve aklımızı kullanarak okursak; din üzerinden siyaset yaptığınız ve dini istismar ettiğiniz sonucuna varırız. Örneğin:
1. ŞİRKE GİRİYORSUNUZ VE OKURLARINIZI DA ŞİRKE BULAŞTIRIYORSUNUZ:
NİSA SURESİ 116ncı, NİSA SURESİ 48nci, KEHF SURESİ 26ncı, ŞÛRA SURESİ 21nci, ZÜMER SURESİ 65nci, EN’AM SURESİ 117nci ve TÎN SURESİ 8nci ayetlere göre; “…ALLAH KENDİSİNE ORTAK (ŞİRK) KOŞULMASINI ASLA AFFETMEZ VE O HÜKMÜNE HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEZ”
MÂİDE SURESİ 99ncu, RA’D SURESİ 40ncı, ANKEBÛT SURESİ 18nci, NAHL SURESİ 35nci, ŞÛRA SURESİ 48nci, EN’AN SURESİ 107nci, YÛNUS SURESİ 49ncu, A’RAF SURESİ 6ncı ve SÂD SURESİ 86ncı ayetlere göre ise;
“…RESULE DÜŞEN, AÇIK BİR TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.” ve Yüce Allah Peygamberimize “…O HALDE TEBLİĞ ETMEK SANA, HESAP SORMAK BİZE DÜŞER.” Demek suretiyle ;” KULLARININ İMANINI YARGILAMA HAKKINI SEVGİLİ PEYGAMBERİNE BİLE VERMEMİŞTİR.”
Kuran’[..] bu açık emirlerine rağmen;
Bu milleti İNANANLAR ve İNANMAYANLAR olarak kategorize ediyorsunuz. Subayları, subay ailelerini ve çocuklarını İNANMAYANLAR veya en hafif deyimiyle DAHA AZ DİNDARLAR sınıfına koyuyorsunuz. Diğer bir deyimle; YÜCE RABBİMİZİN sevgili PEYGAMBERİMİZE bile vermediği bir yetkiyi kullanarak SUBAYLARIN, AİLELERİNİN VE ÇOCUKLARININ İMANINI YARGILAMAYA YELTENİYORSUNUZ.
Toplumun önemli bir bölümünde; “Subaylarımız başörtüsüne karşı, Kur'an kurslarına karşı, muhafazakâr partilere, televizyon kanallarına ve halkımıza karşı olduğu kanısının hâkim olduğunu” iddia ediyorsunuz:
Öncelikle, subayların Kuran’a ve Kuran kurslarına karşı olduğu tamamen yalan ve iftira olup, dinimize göre de günahtır. Bütün subayları kapsayan bilimsel bir anket mi yaptınız da bu sonuca ulaştınız. Subayların karşı olduğu şey; kaçak Kuran kurslarında, yetkisiz ve bilgisiz kimseler tarafından, Kuran’da olmayan yalan yanlış hurafelerle çocuklarımızın beyinlerinin yıkanmasıdır. Nitekim Yüce Rabbimiz de;
ÂLİ İMRAN SURESİ 78nci ayette : “ ONLARDAN BİR ZÜMRE VARDIR, ASLINDA KİTAP’TAN OLMAYAN BİR ŞEYİ SİZ KİTAP’TAN SANASINIZ DİYE, DİLLERİNİ KİTAP’LA EĞİP BÜKERLER. O, ALLAH KATINDAN OLMADIĞI HALDE, BU ALLAH KATINDANDIR, DERLER. BİLİP DURDUKLARI HALDE, ALLAH HAKKINDA YALAN SÖYLERLER.” ve FUSSILET SURESİ 40ıncı ayette de : “ AYETLERİMİZ HAKKINDA EĞRİ İLE DOĞRUYU BİRBİRİNE KATANLAR, BİZE GİZLİ KALMAZLAR” demek suretiyle, dinimize hurafe karıştıran eğitimi yasaklamıştır.
Yüce Allah’ımızın karşı çıktığı bir şeye, askerlerin de karşı çıkması sizi neden rahatsız ediyor?
Yasal Kuran kurslarını neden teşvik etmiyorsunuz?
Dini eğitim konusunda” SUBAY AİLELERİNDE İSE AĞIRLIKLI OLARAK İLKÖĞRETİM VE LİSEDE ZORUNLU OLARAK OKUTULAN VE HAFTADA BİR İKİ SAATTEN İBARET OLAN DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ İLE YETİNİLDİĞİ görülüyor” iddianıza gelince:
“…RESULE DÜŞEN, AÇIK BİR TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR… O HALDE TEBLİĞ ETMEK SANA, HESAP SORMAK BİZE DÜŞER… O, HÜKMÜNE HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEZ… ALLAH, YARGIÇLARIN EN GÜZEL HÜKÜM VERENİ DEĞİL Mİ?” diyen YÜCE RABBİMİN hakkınızda gerekli hükmü vereceğine, mütedeyyin bir Müslüman olarak inanıyorum.
Sizler, Tüm subay ailelerini ve çocuklarını dini eğitim bakımından yetersiz olmakla nasıl itham edersiniz? Sizler, güya dini eğitimi yüksek ve Müslümanlığı hiç kimseye bırakmayan bilge kişilersiniz. Allah aşkına, Subaylarla beraber ailelerinin ve çocuklarının dini eğitimlerini ve imanlarını yargılamaya kalkmanın ne demek olduğunu hiç bilmiyor musunuz?
“Aileler, namaz kılmanın, dini eğitim almanın, dini sohbetlere katılmanın “İRTİCAİ FAALİYET” olarak görülebildiği TSK’nin liselerinde, harp okullarında okuyan çocuklarını bunun dışında bir eğitime, kursa yönlendiremiyor” söyleminiz,
“BİR BABANIN ASKERİ LİSEDE OKUYAN OĞLUYLA CAMİYE GİTTİĞİ NEREDEYSE HİÇ GÖRÜLMEMİŞ BİR OLAY” savınız,
“YİNE BİR AİLENİN ASKERİ LİSEDE OKUYAN OĞLUNU YAZ TATİLİNDE DİNİ EĞİTİM ALMASI İÇİN BİR KURSA GÖNDERMESİ NEREDEYSE İMKÂNSIZ” gibi iddialarınız da külliyen yalan ve iftiradır.
Bir babanın askeri lisede okuyan oğluyla camiye gidip gidemediğini nereden biliyorsunuz? Bilimsel kanıtlarınız var mı? Hem, bunu sorgulama hakkını nereden alıyorsunuz? Siz din polisi misiniz?
Türk Silahlı Kuvvetlerinde; namaz kılmak ve mütedeyyin dindar olmak hiçbir zaman “İRTİCAİ FAALİYET” olarak görülmemiştir. Ancak,
Din kisvesi altında TARİKATLARA MÜRİT kazandırmaya çalışmak,
Radikal örgütlere MİLİTAN DEVŞİRME gayretine girmek,
DİNİ SİYASETE ALET ederek, orduyu siyasal İslam’ın arka bahçesi haline getirmeye uğraşmak,
Din üzerenden SİYASAL VE MADDİ ÇIKAR sağlamak,
Halkımızı İNANANLAR ve İNANMAYANLAR olarak bölmek ise, hem İSLAM DİNİNE AYKIRI, hem ŞİRK ve hem de İRTİCANIN TA KENDİSİDİR.
Sonuç olarak; eminim ki “Kuranı inceden inceye düşünerek okuyan ve aklını kullanan” mütedeyyin Müslümanlar, size ve sizin gibilere; “durun bakalım, siz Allah mısınız veya Allah ile ortak mısın ki, insanların imanını yargılama hakkını kendinizde buluyorsunuz. Yüce Allahın sevgili peygamberine bile tanımadığı bir yetkiyi, utanmadan ve hangi cesaretle kullanmaya yelteniyorsunuz. Siz gırtlağınıza kadar şirke batmışsınız. Bizi de günahınıza ortak etmeyin. ” diyeceklerdir.
2. DİN TÜCCARLARINI KORUYORSUNUZ VE AYNI SAFTA BULUŞUYORSUNUZ:
Askerlerin[..] “muhafazakâr siyasi partilere, muhafazakâr televizyon kanallarına ve sivil toplum kuruluşlarına ve halka karşı olduğu” iddiaları da yalan ve iftiradır. Çünkü:
ÂLİ İMRAN SURESİ 161nci ve 187nci, BAKARA SURESİ 75nci, 79ncu 174ncü ve NAHL SURESİ 95nci ayetler; “ DİNİ DEĞERLERİ BASİT BİR ÜCRET KARŞILIĞI SATMAYI, KAMU MALINDAN AŞIRMAYI VE SONUÇ OLARAK DİN ÜZERİNDEN MADDİ MENFAAT SAĞLAMAYI YASAKLAMIŞTIR”
SÂD SURESİ 86ncı ayette de; peygamberimizin bile “ TEBLİĞİNE KARŞILIK HERHANGİ BİR ÜCRET İSTEMEDİĞİNİ…” belirtmiştir.
HADİD SURESİ 14ncü, ÂLİ İMRAN SURESİ 78nci, FUSSILET SURESİ 40ıncı, LUKMAN SURESİ 33ncü ve FÂTIR SURESİ 5nci ayetler ise; “ ALLAH ADIYLA İNSANLARI ALDATMAYI YASAKLAMIŞ VE BUNLARA KARŞI DİKKATLİ OLMAMIZ İÇİN BİZLERİ UYARMIŞTIR”
İşte, askerlerin karşı çıktığı şey; din, iman, Kuran, Peygamber ve Allah adı kullanılarak halkın aldatılması ve siyasi menfaat temin edilmesidir.
İşte askerler, benin güzel İslam Dinimin siyasete alet edilerek maddi çıkarlar sağlanmasına karşıdır.
İşte askerler, holdingler kurup helal kar payı vereceğiz deyip, ağızlarını Allah adıyla eğip bükerek halkın dişiyle tırnağıyla biriktirdikleri paraları toplayıp cebe atanlara karşıdır.
İşte askerler, fakire fukaraya Allah rızası için yardım edeceğiz diyerek, toplanan paraları yok edenlere karşıdır.
İşte askerler, halkın vergilerinden oluşan hazineden, devlet yardımı alıp zimmetine geçirenlerin Müslümanlığa gelince en önde koşmalarına ve dinimizi istismar etmelerine karşıdır.
Yüce rabbimizin de karşı çıktığı şeylere, subayların da karşı çıkması sizi neden rahatsız ediyor?
“Subayların, başörtüsüne karşı oldukları da” bir iftiradır. Çoğumuzun nineleri ve anaları başörtülüdür:
Askerler[..] ninelerimizin ve analarımızın taktıkları başörtüsüne değil, türban adı altında siyasileştirilmiş bir örtünme şeklinin ALLAH ADI KULLANILARAK kadınlarımıza dayatılmasına karşıdır.
Türban takanların İNANANLAR, takmayanların ise İNANMAYANLAR sınıfına sokulmasına karşıdır.
DİN TÜCCARLIĞI YAPARAK, haram yoldan zenginleşmiş olanların, 4 çeker ciplere binerek durakta bekleyen başörtülülere çamur sıçratmasına karşıdır.
“Türk subaylarının DİNE VE SİYASETE ÇERÇEVE ÇİZME dürtüsüyle yetiştirildiği ve TSK’deki eğitim sisteminin temelinde bunun olduğu” iddianıza gelince:
Peşinen, bir yanlışınızı veya bilerek yaptığınız bir mantık hilesini düzeltmek isterim; Türk Silahlı Kuvvetleri, bir imam hatip okulu veya ilahiyat fakültesi değildir. Bu nedenle dini eğitim vermez.
Bununla beraber, Türk Silahlı Kuvvetleri ve subayı dine en saygılı kurumlardan bir tanesidir. Örneğin:
Günde üç öğün yemeğe, Allah adıyla dua edilmeden başlanmaz.
Ramazanda, oruç tutmak isteyen tüm personele iftar ve sahur yemekleri çıkarılır.
Kışlaları[..] çoğunda cami vardır ve mesai dışında ibadetini yapmak isteyenler serbestçe ibadetini yapmaktadır.
Generallerin, subay ve astsubayların tamamına yakını, gösteriş yapmadan oruçlarını tutmakta ve ibadetlerini yapmaktadırlar.
Din üzerinden maddi ve manevi menfaat sağlamayı, askerler günah sayarlar.
Bütün bunları yok sayıp, askerlerin imanını yargılamaya kalkmak şirke bulaşmaktır.
3. MÜSLÜMANLARI FIRKALARA ( HİZİPLERE) BÖLÜYOSUNUZ:
RÛM SURESİ 32nci, ŞÛRA SURESİ 13ncü ve EN’AM SURESİ 159ncu ayetler; “…DİNİ YALNIZ ALLAHA ÖZGÜLEYEREK DOSDOĞRU TUTMAYI VE ONDA BÖLÜNÜP FIRKALARA AYRILMAMAYI…” emrediyor.
KEHF SURESİ 102nci, MÜMİN SURESİ 14ncü, ZÜMER SURESİ 3ncü, 11nci ve 66ncı ayetler ile SEBE SURESİ 40ncı ve FÂTİHA SURESİ 5nci ayetler ise; “ İNSANLARDAN VELİ EDİNMEMELERİNİ, YALNIZ ALLAHA İBADET VE KULLUK ETMELERİNİ VE YALNIZ ALLAHTAN YARDIM DİLEMELERİNİ” emrediyor. Siz ise Yüce Rabbimin emirlerine karşı gelerek: İnsanları İNANANLAR ve İNANMAYANLAR olarak kategorize edip FIRKALARA BÖLÜYORSUNUZ.
Yüce Rabbimizin hiç kimseye vermediği yetkiyi, SANKİ ALLAHMIŞSINIZ gibi kullanarak, İNSANLARIN İMANINI YARGILIYORSUNUZ. Gırtlağınıza kadar ŞİRKE BATIYORSUNUZ ve okurlarınızı da ŞİRKE BULAŞTIRIYORSUNUZ.
Allahta[..] korkmadan ve kuldan utanmadan Silahlı Kuvvetlerimize, subaylarımıza, ailelerine ve çocuklarına İFTİRA ATIYORSUNUZ.
Ordu ile millet arasına ve Silahlı Kuvvetlerimizin içine NİFAK SOKMAYA çalışıyorsunuz.
Bunlar[..] hepsi dinimize göre günahtır. Soruyorum:
SİZ ALLAH MISINIZ?
ALLAH İLE ORTAK MISINIZ?
ALLAHTAN KORKMUYOR VE PEYGAMBERDEN UTANMIYOR MUSUNUZ?
MÜSLÜMANLIK SİZİN TEKELİNİZDE Mİ?
Sayın Editör,
Okuyucularınıza bir çağrıda bulunuyor ve bu konuyla ilgili düşüncelerinizi gönderin yayınlayalım diyorsunuz. Alın size bir okuyucu düşüncesi. Hazırladığınız yazı dizinizin yanına bunu da koyup yayınlayabilecek misiniz? Bu yazının ekinde, daha geniş çaplı bir yorum daha gönderiyorum isterseniz onu da yayınlayabilirsiniz. (daha sonra sizlerle paylaşacağım D.Uyar) Eğer inançlarınızda samimi iseniz, buyurun yayınlayın. Böylece, din kardeşlerimize yayınlayacağınız yazıları, dini açıdan değerlendirme fırsatı da sunmuş olursunuz. Bunu yapabileceğinizi hiç zannetmiyorum.
Öyleyse Yüce Rabbim sizleri ıslah eylesin.
İZMİR - Emekli Tuggeneral Hikmet YAVAŞ
Suzan YÜCEL
Kasabamız Halkından Büyüğümüz Arif DOĞANAY'ın vefatını üzüntüyle öğrendim. Merhum Büyüğümüz Arif DOĞANAY'a HAK'tan Rahmet, Ailesi ve Tüm Yöremize başsağlığı dileriz.
Suzan YÜCEL
Mersin Karaözü Kültür ve Dayanışma Dernek Başkanı
Avukat Mahmut ERDEM
Yerlikuyudan akrabamiz İhsan Aslanin vefaati cok üzdü bizleri.Başta Kusenlerime Erdal/Aysele ve Nejlaya baş sagligi ve sabirlar diliyoruz.Ihsan abi mekani cennet topragi bol olsun.
Aslan ailesinin başi sagolsun
ERDEM (karpinar köyünden) ailesi adina
Avukat Mahmut ERDEM
yakup özdemir
ANAYASA KONUSUNDA BİZİM DE BİR DİYECEĞİMİZ VAR!
22 temmuz 2010
Çok az sayıdaki bağımsız TV kanalı, birkaç gazete ile özgür, yürekli, kalemi tükenmez ve bükülmez bir avuç gazeteci-yazarın da bizim bu sesimize kulak vereceklerine inancımız tamdır. D. ATILGAN
3 Kasım 2002’den beri Türkiye'yi yöneten AKP iktidarı, „daha çok demokrasi“ söylemiyle asıl amacını maskeliyerek ve tartışma ortamını olabildiğince kısıtlayarak, demokrasinin kurumlarını ve kurallarını işlemez hale getirmiştir. Dinci yandaş medya ve kendi iktidarının güdümüne alıp devletin olanaklarıyla beslediği emir kulu düzeyindeki medyayı borazanı yaparak; kayıtsız-koşulsuz güdümüne girdiği dış güçlerden de destek alarak, demokrasiye inanmış ve onu - her ne pahasına olursa olsun - savunmaktan kaçınmayan ilkeli kesim üzerinde amansız bir baskı mekanizması kurmuştur.
Her açıdan ağır bir baskı ve zulüm ile karşı karşıya bırakılmış olan bu kesim, 20. ASRIN YÜZAKI VE GELECEĞİN ÖNCÜSÜ ATATÜRK’ün kurmuş olduğu Cumhuriyet’i ve bu bağlamda cumhuriyetçi demokrasiyi savunanların oluşturduğu kesimdir.
Mısır’daki sağır Sultan da bilmektedir ki, AKP iktidarını eleştiren her kişi, kurum ve kuruluş, AKP’nin güdümünde olduğu artık gizlenilemeyen bir „yargı kesimi“ tarafından halktan soyutlanmakta, halkla ilişiği kesilmektedir.
12 Eylül 1980 ara rejiminden daha ağır ve daha kara bir rejim amaçlayan AKP iktidarının hazırladığı ve - TBMM’de elde ettiği adaletsiz çoğunluğa yaslanarak - dayattığı anayasadaki yeni değişiklikler, bizim yaşadığımız AB üyesi ülkelerde uygulanan demokrasi ve anayasa ile kesinlikle bağdaşmamaktadır.
ÇÜNKÜ DEĞİŞTİRİLEN BU ANAYASA İLE,
- Cumhuriyetimizin ve parlamenter sistemin en önemli dayanağı kuvvetler
ayrılığı ilkesi çiğnenmektedir;
- Anayasa Mahkemesi AKP iktidarınca ele geçirilerek, yürütmenin yargı
denetiminden kaçırılması sağlanmak istenmektedir;
- Bağımsız yargı ve yargıç güvencesi ağır darbe almaktadır;
- „Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu“ siyasal iktidarın güdümüne
sokulmaktadır;
- Sıfırlanmakta olan „Üniversite Özerkliği“ büsbütün unutturulmaktadır;
- „Milletvekili Dokunulmazlığı“ konusuna yine dokunulmamaktadır;
- Değiştirilen diğer maddelerin varlığı ya da yokluğu önemli bir fark
yaratmayacaktır, ancak dolgu malzemeleri olarak değerlendirilebilirler.
DOLA[..] dünyanın neresinde bir Türk varsa, ona – günümüz teknolojisinden yararlanarak – ulaşabilmeliyiz ve onun da Türkiye’deki akrabalarına, dostlarına, yakınlarına aynı şekilde ulaşmasını sağlamalıyız.
BÖYLECE, 12 Eylül 1980 ürünü olan anayasaya nasıl karşı çıktıysak (Bu konuda ileri bir tarihte ayrıntılı bilgi sunacağım); 12 Eylül 2010’da halk oyuna sunulacak olan yukarda sözünü ettiğimiz anayasayı bile arattıracak değişiklikleri içeren AKP Anayasası’na da karşı çıkarak, HAYIR demeliyiz; halkımızın çoğunluğunun HAYIR demesi için aydınlatma görevini yerine getirmeliyiz.
Eğer halkımız 12 Eylül 2010’da şu andaki siyasal iktidarın hazırladığı anayasaya „HAYIR“ derse, bu iktidara verdiği vekâletin acilen iadesini de istemiş olacaktır.
Demokrasi diye diye demokrasiyi yok etmeye ve bir dinci diktatörlük kurmaya çalışanlara karşı mücadele etmek demek, demokrasinin yokluğunda demokrasi için ve Türkiyemiz’de özgürce, çağdaşça bir yaşam için bedel ödemenin, gelecek kuşaklar için bir öz ödev olduğunu anlamış olmak demektir.
Türkiyemiz’de doğru ve isabetli adımlar atıldığında, olanca gücümüzle katkıda bulunmak ve destek vermek için birbirimizle yarışan bizler, yanlış kararlar alındığında ve yanlış adımlar atıldığında gerekli uyarı ve eleştiriyi de yapma hakkına sahip olduğumuz kanısındayız.
Bu cümleden olarak AKP Anayasası konusunda yurt dışında çalışan bizlerin de bir diyeceğimiz var:
Türkiye’de rüzgâr estiğinde nezle olan biz uzaktaki yakınlar, ülkemizin her bakımdan saygın ve çağdaş olmasını tüm kâlbimizle arzu etmekteyiz. Ancak, AKP’nin hazırladığı anayasanın, çağdaş unsurlardan yoksun bırakıldığı - yetkin ve saygın Anayasa hukukçularımız tarafından da - dile getirilmektedir.
Bu nedenle, demokratik hakkımızı kullanarak, AKP ANAYASASI’na, HALKIMIZIN – ezici bir çoğunlukla – HAYIR demesine katkı sağlamayı, olağanüstü önemli bir görev saymalıyız.
YÜZÜNÜ HER ZAMAN ÇAĞDAŞLIĞA VE AYDINLIĞA ÇEVİRMİŞ OLAN SAYGIN VE DEĞERLİ YURTTAŞIMIZ!
Gittikçe CEMAATLER ve TARİKATLAR TOPLUMU haline getirilmekte olan ülkemizin, ATATÜRKLÜ GÜNLERDEKİ GİBİ BAĞIMSIZ DÜŞÜNEN, ÇAĞDAŞ ve ÖZGÜR İNSAN TOPLUMUNA yeniden kavuşmasını sağlamak için senin o tertemiz vicdanına sesleniyoruz:
Eğer sen de bizim gibi,
- Tambağımsız bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti istiyorsan;
- İşleyen bir cumhuriyetçi demokrasi istiyorsan;
- Kuvvetler ayrılığı ilkesine sahip çıkmak istiyorsan;
- Devletimiz bir hukuk devleti olsun; yargımız ve yargıcımız bağımsız
kalsın istiyorsan;
- Siyasal iktidarların güdümünden uzak, özerk ve çağdaş bir üniversite
sistemi istiyorsan;
- Halka dayalı ve halk mayalı Cumhuriyet Ordularımıza yeniden güven ve
yeniden saygınlık kazandırmak istiyorsan;
- Anlatım özgürlüğünün yeniden geçerli olmasını istiyorsan;
- Barışın, kardeşliğin, birlik beraberliğin ve de demokrasinin çimentosu yeniden laiklik
olsun diyorsan;
- Gelecek kuşakların çağdaş düzeyde bir eğitim, öğretim ve yüksek tahsil görmesini
istiyorsan;
- Ulusumuzun birliğine, Ülkemizin tümlüğüne ve Devletimizin tekliğine
sahip çıkmak istiyorsan;
- Türkiye Cumhuriyetinin geleceğine ilişkin kararları dış güçlerin ve eloğlunun
güdümündekiler değil, aziz Türk Milleti’nin kendisinin vermesini istiyorsan;
- Mustafa Kemal Atatürk’ün cumhuriyetimizle birlikte milletimize
kazandırdığı değerler dizgesine sahip çıkmak ve savunmak istiyorsan ve de
- Cennet vatanımızı, kendileri gibi düşünmeyenlere, yani Atatürk’ün
önderliğinde gerçekleştirilen Türk Devrimi’ne, Atatürk ilkelerine ve bireyin
özgürce aydınlanma hakkına sahip çıkanlar için, cehenneme çeviren ve
ülkemizde dinci diktatörlüğe doğru yol almakta olan bu siyasal iktidardan
bir an önce kurtulmak ve ülkemizi kurtarmak istiyorsan;
12 Eylül 2010’da sandık başına git ve
AKP ANAYASASINA HAYIR OYU VER!
HEM ÇAĞDIŞI BİR ANAYASADAN HEM DE AKP İKTİDARINDAN KURTUL!
Dursun ATILGAN
Avrupa Atatürkçü Düşünce Dernekleri Federasyonu
Genel Başkanı
http://www.bi[..]
yakup özdemir
Zulüm Altındayız...
Tarih akar gider, arkaya hatırlanacak izler bırakır: 14 Temmuz’da Fransız Devrimi başladı diye hatırlanır. 15 Temmuz 1928’de, “Penisilin” bulunur ve sağlık konusunda bir devir kapanır, bir yenisi başlar. Müzik, alaturka sizin için de anlamlıdır; 16 Temmuz 1891’de, bugün de şöhretini sürdüren bir musikişinas, Şevket Bey öldü. Kısa ama verimli bir yaşamda, bugün de hatırlanan bestelerini unutmadınız. örneğin şu şarkıyı mırıldadığınızı hatırlarsınız:
“Dil yaresin andıracak yare bulunmaz
Dünyada gönül yaresine çare bulunmaz.”
Son olarak, Cumhuriyet ailesinden, Türk ve popüler müziğinin duayen ismi, besteci Selmi Andak yaşamını yitirdi. Ve geçen günlerde toprağa verildi. Nur içinde yatsın!..
*
Şu olay, son günlerde dillerdedir: Ergenekon tutuklusu Mustafa Balbay, Tuncay özkan ile emekli Albay Atilla Uğur, TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanlığı’na ortak bir başvuruda bulundular. Gönderdikleri mektupta şöyle diyorlardı: “Silivri 4 No’lu Ceza İnfaz Kurumu’nda bulunan ‘Ergenekon’ tutuklularına, insan hakları yasa ve yönetmeliklerine aykırı uygulamalar, sistematik hale dönüşmüştür. Zulüm altındayız. Acil olarak görüşme talep ediyoruz.”
İşte dedikleri!
Böyle diyerek, TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Zafer üskül’le görüşme istemiyle bir istida gönderdiler. Karşılığında bürokrasi bahane üretti. Sözün ve insafın bittiği bir noktada değil miyiz? Nail Güreli Milliyet’te köşesinde ünlü “Tuz Kokuyor, Tuz”u hatırlatıyor (Milliyet, 21 Temmuz 2010)
Darbe yapmak ya da hükümeti devirmek gibi suçlardan yargılanan TSK mensuplarının çoğu tahliye edildi. Ama gazeteci Balbay ve özkan ise anlaşılmaz biçimde bugün de hapistedir.
Sadece onlar da değil; Kanal B’nin sahibi Mehmet Haberal tutuklu; ART televizyonu patronu sendikacı Mustafa özbek tutuklu, onun gibi Ulusal Kanal’ın patronu Doğu Perinçek de öyle.
Bir de, Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül haklarında yayınlar yapanlar yıllardır hapisteler.
Silivri denilen işkence işte bu!
Ne zaman son verilecek?
*
Cumhuriye[..] gazetesinin birinci sayfasının altında sağ köşesinde “Gündem” adlı yazıdan 6-7 satır. Korkunç bir iştahla başlarsınız ve sekizinci sayfaya atlarsınız.
İlginç bir konu, enfes bir Türkçe.
Daha doğrusu şöyle demeliyiz: Cumhuriyet gazetesinde, önce İlhan Selçuk’un gerçekleştirdiği büyük bir devrim olur: “Pencere”, açık bir penceredir; Türk dilinde gerçekleştirilen bütün yenilikler, o pencereden içeriye girer. O Türkçede başta, Falih Rıfkı’nın gerçekleştirdiği sadelik ve derinlik görülür.
Falih Rıfkı’nın yanı sıra, Türk Devrimi’nin havası da gelip eser. O havada Ataç’ın temsil ettiği yenilik görülmez.
Falih Rıfkı baştan aşağı bir yeniliktir ve bu kendine özgüdür.
Dilde esen edebi rüzgâra İlhan Selçuk çok önem ve yer verir.
İlhan Selçuk’un bir büyük rolü de, dilde esen gerici dalgaya da direnmesidir; Alevi ve Bektaşi akıma yer verdiği ölçüde, gerici dalgaya da karşı çıkar.
İlhan Selçuk’un dilinde, Yaşar Kemal’le dostluk açık bir yer tutar.
Bütün bunlar, İlhan Selçuk’un dilinde önemli bir yer tutarken, Cumhuriyet gazetesinde Mustafa Balbay’ın dili, kitleleri etkilemede büyük önem kazanır. İlhan Selçuk’tan sonra bir çekim merkezidir.
Yazı başlayınca ziyafet başlar ve yazıyla birlikte son bulur. Yazı biter, çok kez olur: Bir kez daha gözden geçilir. Balbay Türkçesinden birkaç bal katresi dilimizde.
Bu ziyafet bir yıl sürdü ve dikkatler 500. günün beklentisine çevrildi.
Derken, 500. gün beklentisi bitti.
Ne var ki, Balbay’ı bırakmadılar.
Ne türden suçlu bunlar?
İşkenceci mi? Ya da bilmediğimiz bir makalesi mi var?
Gerçek şu: Bizim bekleyişimiz sürüyor.
SERVER TANİLLİ
Cumhuriyet/23.07.20[..]
yusuf aslan
VALLAH BENİ CAYDIRAMAN.?
Ne kadar gayret atsende.!
Vallah beni caydıraman
Sahte göz yaşı döksende
Hiç kimseyi kandıraman.
İkrarım var hak aşkına.!
İçime girip dolaşma
Çok gördük biz hınzır paşa
Sen kandini sevdiremen.
Döndüğüm yok kararımdan.!
Çok ders aldım zararımdan
Bu milleti sen bu yoldan
Neylesende döndüremen.
Garip mirtom der yusuf'a.!
Hayır da hayır var ola
Ben benden mesulum amma
Arife bal tattıraman.
Söz: Yusuf Aslan.
-----------------
N[..] Sevgili canlar 12. Eylül'e az bir zaman kaldı, umarım herkes gönlündeki yanan ateşe ve aşk'a göre hareket ederler.?
Kemal KORKMAZ
Sayın dostlar 24 temmuzda Karaözüne ziyaretde bulunacak olan CHP Genel başkanı Sayın Kemal KILICDAROGLUNUN bu ziyaretinde tüm cevre köylerinin destek vermesini ve siz dostlarında gerek telefonla gerek mail cagrımlarla dostlara cagrıda bulunarak katılımlarını saglamanızı rıca ederim.
yakup özdemir
Öncelikle ÜLKEMIZ insanlarini aydinlatma cabalarindan dolayi
Bu özverili ve sabirli calismalarin ;hicte kolay olmadigini biliyorum. Bizleri sürekli yeni bilgilerle donattiginiz ici Site yöneticilerine Tesekkür ederim.
Ayrica sempozyum ile ilgili bilgileri biraz daha actim.
Umarim katilim iyi olur tabiki bölgemizdeki Köy, Kasaba …v.s. yasayan insanlarin Ekmegine de bir lokma bal sürer. Cözüm önerileri
Gelisir.
Saygilarimla , Yakup
ÇEPNİ KASABASI BELEDİYE
BAŞKANLIĞI
ÇEPN[..] KASABASI
SORUNLARI
VE
ÇÖZ[..] ÖNERİLERİ
SEMPOZYUMU
*
2[..] TEMMUZ 2010
ÇEPNİ
Sempozyum[..] Nedeni
Anadolu’nun bir Türk yurdu haline gelmesinde en
önemli rolü oynamış boylardan biri Çepnililer’dir.
1200’lü yıllarda Anadolu’da birçok bölgeye yayılan
Çepnililer’in bir kısmı da bizim kasabamızı
kurmuşlardır. O tarihten sonra her geçen gün
büyüyen Çepni kasabası 1960’lı yıllarda elektriğin
gelmesi, ortaokul ve lise eğitiminin yapılması,
makineli tarımın hız kazanması ile 1970-80’li
yıllarda en görkemli dönemini yaşamıştır.
Diğer taraftan yine 1960’lı yıllarda orta öğretimin
kasabada tamamlanması ve yurt dışında çalışma
yollarının açılması ile hem yurt içine yüksek
öğretim için, hem de yurt dışına çalışmak için
göçler başlamıştır.
Bu göçler Çepni nüfusunu o kadar geriletmiştir ki,
bırakın orta öğretimi, o ünlü “Çepni İlkokulu”
kapanma noktasına gelmiştir. Hatta yasal olarak
“köy” statüsüne geçmiştir.
Nüfusun sürekli azalması sorunların da artmasına
neden olmuştur. Ancak diğer taraftan HER
YERDEKİ TÜM ÇEPNİLİLERin ellerini taşın
altına koyma gerekliliğini de ortaya çıkarmıştır.
İşte bu sempozyumda başta kasabamızın içindekiler
olmak üzere, yurt içindeki ve dışındaki tüm
Çepnili’lerin bir araya gelerek, bulundukları
ortamlarda edindikleri deneyimleri de dikkate alarak
kasabanın önemli sorunlarını bilimsel bir ortamda
tartışmaları
ve
[..] Tarım
• Hayvancılık
• Eğitim
• Göç
• Çevre Sorunları
• Altyapı
• Hidroelektrik santralı
• Çepni tarihi
• Tanıtım ve turizm
• Sosyal yapı ve değişim
• İnsan kaynaklarımız
*
Yorum:
Saygi deger hemserim;bizlerde size bu güzel bilgilerinizi ve calismalarinizi bizlerle paylastiginiz,aydinlatmaya calistiginiz icin size saygilarimizi sunuyoruz cok tesekür ediyoruz.Saglikli yasam dilegimizle...
Site Editörü Secatipek Demir
yakup ö
Bugün Tayyip Erdoğan için ne yaptınız?
“Hükümdar” Tayyip Erdoğan’ı dinledim gözlerim kapalı. Silivri’de sıcak, rutubet, zindan bir de Recep Tayyip Erdoğan…Ulu hükümdara gözü açık katlanamadım. Diyor ki;
“Ben her şeyi yapıyorum, siz de ey muhalefet ne düşünüyorsanız getirin bana söyleyin, ne öyle televizyonda orada burada boş boş konuşuyorsunuz. Konuşturuyorsunuz…”
Ge[..] Erdoğan’ın ardından ne demek istediğini anlatmak için onlarca “Erdoğan’ı anlama kılavuzu” devreye girip; “Aslında”, “Kastı”, “Demek istedi ki” gibi başlangıçlarla her şeyi bilen hükümdarı bize anlatıyorlar. Yoksa anlamak mümkün değil.
Muhalifi olduğum için Recep Tayyip Erdoğan tarafından zindanda, Silivri esir kampında tutulan biri olarak, bundan sonra iktidarın başına katkımı her sabah sorgulayacağım. Silivri’de onun zulmüyle yattığımı unutup, ayna karşısına geçip soracağım kendime:
“Bugün Recep Tayyip Erdoğan için ne yaptım? Terör sorununu çözmesi için proje ürettim mi? Ekonomik bataklıktan hükümdarı çıkarmak için ne yapacağız?
İşsizlik için önerim ne? Finansman açığını nasıl kapatacak? Et, süt, tahıl, ziraat, çiftçi, işçi, memur, açlık, yokluk, yoksulluk sorunları nasıl çözülecek? Yolsuzluk ve çürümüşlükten nasıl sıyıracaklar? Dış politika bataklığından ne yapıp çıkacaklar? Dokunulmazlıkları ömür boyu nasıl devam edebilir?
Bu ve benzeri konularda Tayyip Erdoğan’ı kurtarmak için ne yaptım?”
Hazret öyle istiyor. Bütün muhalifleri; onun, partisinin, iktidarının danışma kolları gibi olacağız. Bu rejimin adı da demokrasi olacak!
Tayyip Erdoğan, 12 Eylül referandumunda “Evet” diyeceksiniz, böylece daha özgür ve demokrat olacaksınız, diyor.
Yani topluca her sabah ayna karşısında kendimize “Bugün Recep Tayyip Erdoğan için ne yaptım” diye sorma, projelerinizi kendisine sunma özgürlüğü ve demokrasisi içinde yaşayacaksınız.
Ama “Hayır” derseniz, muhalefet ederseniz Ergenekon’a dâhil olursunuz. Cehennemlik olursunuz.
Yarışma meşhur. Eskiden iki kelime ile yapılıyordu: “Evet” ve “Hayır”.
12 Eylül’de sandık ortaya konunca; hükümdar oyundan “Hayır” kelimesini çıkarmak istiyor. Soruyor:
-AKP iktidarının ve böylece istikrarın korunmasına büyük Türkiye’nin yaratılmasına 12 Eylül’de ne diyeceksiniz?
AKP’li yüksek zevat bağırıyor:
“EVET”
[..] özgür, demokrat, millet iradesinin emrindeki hukuk yapılanmasına 12 Eylül’de ne diyeceksiniz?
“EVET”
[..] Eylül’de “Evet” demezseniz bunca yaptığımız yüzünüze, gözünüze dursun.
“EVET”
Türk[..] dinamosu muhalefeti olmuştur. Bugün bir yere geldiysek Cumhuriyet’in muhalefet etme, “Hayır” deme, karşı çıkma hakkı sayesinde geldik. Şimdi hayır demeyi yok eden, iktidara hep evet diyen, danışman muhalefeti yaratmaya çalışanları alkışlayacağız. Onlara “Evet” diyeceğiz.
İktidarın başının istediği herkesin salla baş olması. Topluca “Evet” diyeceğiz. Baş efendi rahatlayacak. Toplumun aklı, vicdanı, sorumluluğu, bilgeliği; cehaletin iktidarına ve cüretine teslim edilecek ve Türkiye, Anadolu buna “Evet” diyecek! Öyle mi?
Türkiye 12 Eylül 1980’de itildiği karanlığa da, bugün sürüklendiği bataklığa da var gücüyle en büyük çığlığıyla “Hayır” diyecektir.
Herkes, “Bugün Türkiye için ne yaptım?” diye soracak, kapı kapı dolaşacak, AKP’ye oy veren değerli yurttaşımıza gidecek, felaketi anlatacak, onlarla kucaklaşıp 12 Eylül’de “Hayır” diyerek 13 Eylül’de, Hayırlı günlerin gelmesine, başlamasına neden olacaktır.
Bugün birlik, güven ve dayanışma içinde cehaletin karanlığının yenilmesi için çalışma günüdür. Türkiye Aşkı ile vicdan sahibi yurttaşlar el ele, gönül gönüle 12 Eylül’de Hayırlı günleri getirecektir. 13 Eylül günü Hayırlı günlerin aydınlığı, Türkiye’nin üzerinde bir sevda güneşi gibi parlayacaktır.
Tuncay Özkan
Yeni Parti Genel Başkanı
20.07.2010
http:[..]